kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SEYITHAN AYDIN - TÜRKIYE


İçtihat Metni

Seyithan AYDIN - Türkiye

4.DAİRE

(Başvuru no. 71998/01)

Kabuledilebilirliğe İlişkin Karar

KARAR TARİHİ: 4 Mart 2008

OLAYLAR

Başvuran Seyithan Aydın 1969 doğumlu Türk vatandaşıdır ve İzmir'de yaşamaktadır. AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından S. Çetinkaya ve A. Terece tarafından temsil edilmiştir. Dava olayları, taraflarca sunulduğu şekliyle şöyle özetlenebilir:

1. Başvurana yapılan silahlı saldırı ve olaya ilişkin soruşturma
Somut başvuruya neden olan olaylar meydana geldiğinde başvuran Batman'da sağlık memuru olarak çalışmaktaydı. 4 Şubat 1992 günü evindeyken iki kişinin silahlı saldırısına uğramış, saldırganların birinin silahından çıkan üç mermi başvuranın karnına isabet etmiş ve onu ciddi şekilde yaralamıştır. Başvuran, 20 gün süreyle hastanede tedavi görmüştür.

Aynı tarihte polis memurları evin içi ve boş kovanların yerini gösteren bir olay yeri krokisi, olay raporu ve olay yerinde 6 kovan ve 3 merminin ele geçirildiğine dair bir tutanak düzenlemişlerdir. Polis memurları aynı zamanda başvuranı hastaneye götüren tanıkların ifadelerini almıştır. F.C. adlı tanık, başvuranın kendisine saldırganların yasadışı Hizbullah örgütü mensubu olduklarını söylediğini ifade etmiştir.

6 Şubat 1992 tarihinde polis başvuranın ifadesini almış, başvuran saldırganları tarif etmiş, faillerin adalete teslim edilmesini istemiş ve kimse ile arasında husumet bulunmadığını belirtmiştir.

10 Şubat 1992 tarihinde İlçe Kriminal Polis Laboratuarında balistik inceleme yapılmış ve mermilerin daha önceki saldırılarda kullanılan silahlardan çıkmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla olay, faili meçhul bir saldırı olarak kayda geçmiştir.

19 Şubat 1992 tarihinde Başkomiser, Batman Cumhuriyet Savcısı'na iletilmek üzere Batman Bölge Asayiş Şube Müdürlüğü'ne bir soruşturma raporu göndermiş, raporda başvuranın hayati tehlikeye maruz kaldığı ve faillerin henüz tespit edilemediğini belirtmiştir.

Aynı tarihte Batman Cumhuriyet Savcısı raporu almış, ancak olayla ilgili cezai soruşturma başlatmamış, sadece failler tespit edildiğinde soruşturma evrakının gönderilmesini talep etmiştir.

2. Başvuranın soruşturmaya ilişkin bilgi talebi
27 Ekim 2000 tarihinde başvuranın temsilcisi Batman Cumhuriyet Savcılığı'na verdiği dilekçe ile olaya ilişkin soruşturma hakkında bilgi verilmesini talep etmiştir.

Cumhuriyet Savcısı, Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve Cinayet Büro Amirliği'ne 3 Kasım 2000 tarihinde gönderdiği yazı ile o tarihe kadar yapılan soruşturma hakkında bilgi gönderilmesini talep etmiş, aynı gün bir başkomiser soruşturma evrakı ve faillerin tespit edilemediği bilgisinin yer aldığı raporu savcıya göndermiştir.

Savcı aynı zamanda Batman Emniyet Müdürlüğü'ne bir yazı göndermiş ve o tarihe kadar yürütülen soruşturma hakkında bilgi talep etmiştir. Emniyet Müdürlüğü cevabi yazısında soruşturmanın Cinayet Büro Amirliği tarafından yürütüldüğünü ve soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir. Savcı, 10 Kasım 2000 tarihinde Cinayet Büro Amirliği'ne gönderdiği bir yazı ile olayın failleri hakkında bir soruşturma başlatılmasını ve kendisine bilgi verilmesini talep etmiştir.
Savcı, aynı tarihte başvuranın temsilcisine bir yazı göndererek soruşturmanın halen devam ettiğini ve faillerin tespit edilemediğini ifade etmiştir.

3. R.D. adlı sanığın yakalanması ve yargılanması
6 Aralık 2001 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri, yasadışı Hizbullah örgütü mensubu olduğu şüphesiyle R.D. isimli şahsı yakalamış, R.D. polise verdiği ifadesinde yaptığı diğer eylemlerin yanında başvurana yapılan saldırıyı M.H. isimli şahısla birlikte gerçekleştirdiğini itiraf etmiştir.

7 Ocak 2002 tarihinde Batman Cumhuriyet Savcısı R.D. hakkında hazırladığı iddianamede sanığı anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etmekle suçlamıştır. Başvuranın adı, şikayetçilerden biri olarak kaydedilmiştir.

12 Mart 2002 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi R.D.'nin ifadesini almış, R.D. başvuranı tanımadığını ve sözkonusu saldırıda yer almadığını öne sürmüştür. 20 Kasım 2002 tarihinde başvuranın ifadesine başvurulmuş, başvuran kendisini kimin vurduğunu bilmediğini ifade etmiştir.

20 Şubat 2003 tarihinde R.D. hakkındaki dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'nde Hizbullah örgütü ile ilgili görülmekte olan 2000/171 no'lu dava ile birleştirilmiştir. Dava halen anılan mahkemede devam etmektedir.

ŞİKÂYETLER

Başvuran AİHS'nin 2., 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur.

AİHS'nin 2 ve 3. maddelerine dayanarak; kendisine yapılan silahlı saldırı sonucunda ciddi bedensel zarar görmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilmiş olmasından şikâyetçi olmuştur. Faillerin devlet tarafından dolaylı olarak desteklendiğini savunmuştur.

Başvuran AİHS'nin 13. maddesine dayanarak; kendisine yapılan silahlı saldırı hakkında yetkililerin etkili bir soruşturma yürütememiş olmaları nedeniyle etkili bir iç hukuk yolundan mahrum bırakıldığını ifade etmiştir.

HUKUK

Başvuran, AİHS'nin 2., 3. ve 13. maddelerine dayanarak kendisine yapılan silahlı saldırı sonucunda ciddi bedensel zarar gördüğünü ve şikayetlerine ilişkin olarak yetkililerin yeterli soruşturma yürütmemiş olmasından şikâyetçi olmuştur. Sözkonusu tarihte etkisiz oldukları gerekçesiyle iç hukukta hiçbir yolu takip etmediğini belirtmiştir.

Hükümet, sanıklar hakkındaki yargılamanın halen devam ediyor olması nedeniyle başvuranın tüm iç hukuk yollarını tüketmediğini ifade etmiştir. Ayrıca başvuranın altı ay kuralına da uymadığını iddia etmişlerdir. Başvuru saldırıdan 8 yılı aşan bir süre sonra yapılmıştır. Hükümete göre başvuranın 1992 yılından beri iç hukukta etkili yol bulunmaması ve başvuruyu 15 Ocak 2001 tarihinde yaptığı iddiası ışığında başvuru, altı aylık süreden sonra yapılmış kabul edilmelidir.
Mahkeme başvuranın iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine veya somut davada başvuranın iç hukukta başka yollar takip etme yükümlülüğünden kurtaracak özel koşulların bulunup bulunmadığına karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir. Başvuran, etkili yol bulunmadığı çıkarımında doğru olsa bile bu onu altı ay kuralına uymak yükümlülüğünden kurtarmaz.

Mahkeme öncelikle altı ay kuralının amacının hukuki güvenliği teşvik ve Sözleşme bağlamında hususlar ortaya çıkaran davaların makul bir süre içinde ele alınması olduğunu hatırlatır. Kural aynı zamanda ilgili makamlar ve diğer kişileri uzun bir süre boyunca belirsiz bir durumda kalmaktan korumalıdır (bkz. Bulut ve Yavuz - Türkiye, no. 73065/01 ve Bayram ve Yıldırım - Türkiye, no. 38587/97).

Mahkeme ayrıca iç hukuk yolu bulunmaması ya da bunların etkisiz olduğu kanısına varılması halinde altı ay kuralının prensipte şikâyetçi olunan olay tarihinden başlayacağını hatırlatır (bkz. Hazar vd. - Türkiye, no. 62566/00).

Ancak istisnai durumlarda, başvuranın önce mevcut olduğu görülen bir iç hukuk yolundan yararlanması ve ancak daha sonraki bir aşamada sözkonusu yolu etkisiz hale getiren koşulların farkına varması halinde özel bir değerlendirme yapılabilir. Böyle hallerde altı aylık sürenin başvuranın sözkonusu koşulların farkına vardığı, ya da farkına varmış olması gerektiği tarihten itibaren hesaplanması uygundur (bkz. Paul ve Audrey Edwards - İngiltere, no. 46477/99; Bulut ve Yavuz, yukarıda anılan).

Bu bağlamda başvuranların yakınlarının ölümleri hakkındaki devam eden soruşturmalarla ilgili birtakım davalarda Mahkeme, başvuranın bir hukuk yolunun etkili olmadığı şüphesini duymaya başlayabileceği ya da başlaması gerektiği süreyi incelemiştir (bkz. Şükran Aydın vd. - Türkiye, no. 46231/99; Bulut ve Yavuz, yukarıda anılan; Bayram ve Yıldırım, yukarıda anılan; Kıniş - Türkiye, no. 13635/04; Elsanova - Rusya, no. 57952/00). Mahkeme altı aylık sürenin ne zaman başladığını değerlendirmek amacıyla bir soruşturmanın ne zaman etkisiz hale geldiğini tespit için belli bir süre telaffuz etmekten kaçınmış olmasına rağmen böyle bir sürenin Mahkemece belirlenmesi her davanın koşullarına, başvuranlar tarafından gösterilen titizlik ve ilgi gibi diğer faktörlere ve sözkonusu soruşturmanın yeterliliğine bağlıdır.

Somut davada Mahkeme, yetkililerin saldırıdan hemen sonra faillerin bulunması amacıyla bir soruşturma başlatmış olduklarını dikkate alır. Bu bağlamda bir olay raporu ve olay yeri krokisi hazırlanmış ve başvuran da dahil olmak üzere birtakım tanıkların ifadesi alınmıştır. Mermiler ve kovanlar bir kriminal laboratuarında incelenmiş ancak bu bir sonuç getirmemiştir. Ancak taraflarca gönderilen belgelerden 19 Şubat 1992 tarihinden bu yana yetkililer tarafından anlamlı bir soruşturma yürütülmediği ve failler bulunana kadar konunun sadece dava dosyasında bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Bu arada, soruşturmada herhangi bir somut gelişme olmamasına karşın başvuran saldırıdan sonra polis memurlarına ifade vermek ve onlardan faillerin adalete teslim edilmesini istemek dışında tamamen pasif kalmıştır. Başvuran saldırıdan ancak sekiz yıl sekiz ay sonra, 27 Ekim 2000 tarihinde temsilcisi vasıtasıyla soruşturmanın sonuçları hakkında ilk defa bilgi talebinde bulunmuştur. Başvuranın belli bir dönem eylemsiz kalması sağlık durumuyla açıklanabilirken sözkonusu saldırının tek mağdurunun kendisi olması nedeniyle başvurandan iyileşmesini takiben en azından titizlik göstermesi ve soruşturmanın ilerleyişi hakkında bilgi sahibi olmak için gerekli girişimlerde bulunması beklenirdi. Başvuran sözkonusu dönemde mevcut iç hukuk yollarının etkisiz olması nedeniyle hiçbir yol takip etmediğini söylemiştir. Somut davada etkili hukuk yolu bulunmadığı farzedilse dahi başvuranın bu durumun, Mahkemeye başvurunun yapıldığı 15 Ocak 2001 tarihinden çok daha önce farkına varmış olması gerektiği değerlendirilmelidir. Dolayısıyla başvuran AİHS'nin 35/1. maddesine göre altı ay kuralına uymamıştır.

Son olarak başvurana saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen R.D. hakkındaki yargılamaya ilişkin olarak Mahkeme, R.D.'nin başvurana yapılan saldırıya karıştığını reddetmesi ve başvuranın soruşturma ile ilgili bilgilere erişmesini ve ceza mahkemelerinin aksi bir tespitine itiraz edebilmesini sağlamak üzere sözkonusu davaya müdahil olmaması nedeniyle bu yargılamanın altı aylık sürenin işleyişini durdurmadığını gözlemler.

Yukarıda anılanlar ve başvuranın altı ay kuralına uymasını engellemiş olabilecek özel koşulların varlığını destekleyememesi ışığında Mahkeme, başvurunun zamanında yapılmadığı ve AİHS'nin 35/3. ve 4. maddeleri uyarınca kabuledilemez olduğunu tespit etmiştir.

AİHS'nin 29/3. maddesinin uygulanmasına devam edilmemesi ve başvurunun reddi uygundur.

Bu nedenlerle Mahkeme oybirliğiyle

Başvuruyu kabuledilemez olarak ilan etmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA