kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MEŞRURE SÜMER - TÜRKİYE


İçtihat Metni

MEŞRURE SÜMER - TÜRKİYE

3. DAİRE

(Başvuru no. 64725/01)

KARAR

KARAR TARİHİ:8 Nisan 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 64725/01 başvuru numaralı davanın nedeni T.C. vatandaşı Meşrure Sümer'in ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 21 Ocak 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Ceylan tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1920 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir.

A. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılama

26 Temmuz 1978 tarihinde, başvuran, üvey annesi S.C. ve üvey erkek kardeşi L.C. (bundan sonra her üçü de "taraflar" olarak anılacaktır) aleyhine Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açmış ve Çanakkale'nin Ezine ilçesinde bulunan birkaç arsa üzerindeki tapu kayıtlarının iptali isteminde bulunmuştur. Başvuran, kendisine miras kalmaması amacıyla, babasının, arsaları üvey annesine ve üvey kardeşine hileli satış yoluyla sattığını iddia etmiştir. Mahkeme başvuran lehinde karar vermiştir. Bu karar, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kanun bakımından yetkisizliği kararıyla Yargıtay tarafından bozulmuştur. Dosya 18 Şubat 1981 tarihinde Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi'ne geçmiştir. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi kendi hakkında madde bakımından yetkisizlik kararı vermiş ve dava dosyasını 22 Eylül 1983 tarihinde Ezine Kadastro Mahkemesi'ne göndermiştir.

Bu süre zarfında, 1980 yılında, Ezine ilçesinde kadastro tespiti yürütülmüş ve 220, 221 ve 223 numaralı parseller, mülkiyetini kimsenin kanıtlayamadığı gerekçesiyle Maliye Bakanlığı adına kaydedilmiştir. Başvuran, erkek kardeşi ve Orman Müdürlüğü, Kadastro Komisyonu'na itirazda bulunmuşlardır. Başvuran ve erkek kardeşi yukarıda belirtilen arsaların, 23 Ocak 1951, 4 Mayıs 1965 ve 7 Nisan 1972 tarihlerinde Tapu Sicili'nde babası adına kaydedilmiş olan 3, 4, 26, 5, 6, 25 ve 112 numaralı parsellere karşılık geldiğini ileri sürmüşlerdir. Komisyon madde bakımından yetkisizlik kararıyla 23 Ocak 1981 tarihinde dava dosyasını Ezine Kadastro Mahkemesi'ne göndermiştir.

Bu süre zarfında, S.C. ve Orman Müdürlüğü, söz konusu arsaların mülkiyetine ilişkin olarak Ezine Kadastro Mahkemesi'nde ayrı ayrı davalar açmışlardır.

Muhtelif tarihlerde, yukarıda belirtilen davalar, Ezine Kadastro Mahkemesi önünde aynı dava dosyasında birleştirilmiştir.

Bu süre içinde, L.C. vefat etmiş ve yargılamaya yasal mirasçıları katılmıştır. Belirli olmayan bir tarihte, S.C., mahkemeye, tartışma konusu arsalardaki tüm payını torunu T.C.'ye sattığını bildirmiştir.

8 Ekim 1997 tarihinde, Mahkeme, 221 ve 223 numaralı parsellerin tamamı ile 220 numaralı parselin bir bölümünün orman olduğu ve dolayısıyla Orman Müdürlüğü'nün adına kaydedilmesi gerektiği kararını vermiştir. Ayrıca, kalan arsanın başvuranın babasının adına kaydedilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.

1 Haziran 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruşma düzenlemiş ve Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 220 numaralı parselin bir bölümüne (yaklaşık 53.750 m²) ilişkin bölümünü onamıştır. Bu bağlamda, bilhassa, söz konusu alanın kırk ila yetmiş yaş arası kızıl çam ağaçları içerdiğini, devlet haritasında orman olarak gözüktüğünü ve söz konusu arsanın geçmişte mahkumiyetle sonuçlanan bir cezai kovuşturmanın konusunu oluşturduğunu kaydetmiştir. Dava dosyasında bulunan bilgilerin kalan arsaların mülkiyeti hakkında karar vermek için yeterli olmadığı gerekçesiyle kararın geri kalanı bozulmuştur.

23 Aralık 1999 tarihinde, dava ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.

15 Ocak 2002 tarihinde, ilk derece mahkemesi 53.750 m² bir alanın orman olduğuna, dolayısıyla Hazine adına kaydının yapılması gerektiğine ve 220 ve 221 sayılı parsellere dahil 100.000 m² arsanın ortaklaşa olarak taraflar adına kaydedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Ayrıca, 223 ve 221 sayılı parsellere dahil olan 166.050 m² alanın, tarafların zeytin ağaçları üzerindeki mülkiyetine ilişkin olarak Tapu Sicili'nde bir kayıtla birlikte, Hazine adına kaydedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Konu hakkında karar vermek için dava dosyasında bulunan bilgilerin yeterli olmadığı gerekçesiyle Yargıtay 30 Ocak 2003 tarihinde bu kararı bozmuştur.

Tarafların karar düzeltme talebi Yargıtay tarafından 1 Mart 2004 tarihinde reddedilmiştir.

26 Ekim 2007 tarihinde Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, bu kararın alındığı tarihte ilk derece mahkemesi önünde dava halen görülmekteydi.

B. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılama

7 Kasım 1990 tarihinde, başvuran, üvey annesi S.C. ve üvey kardeşi L.C. hakkında Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önünde kanunsuz işgal için ecrimisil davası açmıştır.

12 Kasım 1990 tarihinde tarafların gıyabında düzenlenen ilk duruşmada usule ilişkin konular yer almıştır.

12 Mart 1991 tarihinde düzenlenen duruşmada, taraflar delillerini sunmak için süre talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme taleplerini kabul etmiştir.

18 Haziran 1991 tarihinde, başvuranın avukatı ek bilgi sunmak için süre talep etmiştir. Mahkeme bu talebi kabul etmiştir. Bu süre, 22 Ekim 1991 tarihinde düzenlenen bir sonraki duruşmada, başvuranın avukatının söz konusu arsalara ilişkin bilgi sunmaması nedeniyle uzatılmıştır.

21 Ocak 1992 tarihinde düzenlenmesi kararlaştırılmış olan bir sonraki duruşma, tarafların mazeret göstererek katılmamaları gerekçesiyle ertelenmiştir. Mahkeme, 12 Mayıs ve 13 Ekim 1992 tarihlerinde iki duruşma daha düzenlemiştir.

9 Şubat 1993 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, mahkeme, başvuranın avukatının talebi üzerine, terekeye mümessil tayini hususunda davacıların Sulh Hukuk Mahkemesi'nde dava açmalarına izin vermiştir. Bir sonraki duruşma, sanıkların tazminat davasının mevcut davayla birleştirilmesini talep ettikleri 11 Mayıs 1993 tarihinde düzenlenmiştir.

28 Eylül 1993 tarihinde, mahkeme, aynı arsalara ilişkin olduğu gerekçesiyle Ezine Kadastro Mahkemesi önünde görülen davanın sonucunu beklemeye karar vermiştir.

Başvuranın avukatı, 28 Aralık 1993 ve 19 Nisan 1994 tarihlerinde düzenlenen sonraki iki duruşmada bulunmamıştır. Bu süre zarfında, mahkeme iki ayrı tazminat davasını birleştirmiştir. 6 Eylül 1994 tarihinde düzenlenen bir sonraki duruşmada, başvuranın avukatı duruşmada bulunmamıştır. Karşı taraf, Ezine Kadastro Mahkemesi önünde görülen davanın sonucunu beklemek için yargılamanın durdurulması talebinde bulunmuştur.

Başvuranın avukatı 24 Kasım 1994 tarihinde duruşmaya katılmış ve mahkemeye Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki davanın halen devam etmekte olduğunu bildirmiştir. 16 Şubat 2005 tarihinde düzenlenen bir sonraki duruşmada, avukat duruşmaya katılmamıştır.

16 Mayıs 1995 tarihinde düzenlenen duruşmada, başvuranın avukatının, arsa üzerindeki zeytin ağaçlarının değerine ilişkin olay yeri incelemesi talebi mahkemece reddedilmiştir. 13 Temmuz 1995 tarihinde, başvuranın avukatı, mevcut kovuşturmanın tartışma konusu taşınmazın mülkiyetine ilişkin değil; taşınmaz üzerindeki fiili zilyetlik nedeniyle tazminata ilişkin olduğunu ve bu nedenle Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki davanın sonucunu beklemenin gerekli olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme bu iddiayı reddetmiş ve davanın sonucunu beklemeye karar vermiştir.

17 Ocak 1995 tarihinde düzenlenen duruşmada, başvuranın avukatı ek belgeler sunmuştur.

26 Aralık 1995 ve 9 Temmuz 1997 tarihleri arasında, dava tarafların gıyabında ertelenmiştir.

8 Ekim 1997 tarihinde düzenlenen duruşmada, başvuranın avukatı, mahkemeye, Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki davanın halen devam ettiğini bildirmiştir.

28 Ocak 1998 ve 3 Kasım 1999 tarihleri arasında, dava tarafların gıyabında ertelenmiştir. 3 Kasım 1999 tarihinde, mahkeme, davanın, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 409/5 maddesi uyarınca yenileninceye kadar kayıttan düşmesine karar vermiştir.


22 Kasım 1999 tarihinde, başvuranın avukatının talebi üzerine dosya yeniden açılmıştır. 26 Ocak 2000 ve 6 Eylül 2000 tarihleri arasında, mahkeme, tarafların duruşmaya katılmamaları nedeniyle davayı ertelemiştir.

4 Ekim 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranın avukatı, mahkemeye, davalı tarafın avukatının vefat ettiğini bildirmiştir.

8 Kasım 2000 ve 28 Mart 2001 tarihleri arasında, mahkeme, başvuranın avukatının duruşmaya katılmayacağını bildirmesi üzerine duruşmaları ertelemiştir.


16 Mayıs 2001 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranın avukatı yeni atandığı için dava dosyasını incelemek üzere süre talebinde bulunmuştur. Mahkeme bu talebi kabul etmiştir ve bir sonraki duruşmanın 4 Temmuz 2001 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır.

4 Temmuz 2001 tarihinde, başvuranın avukatı, mahkemeden, Kadastro Mahkemesi'nde görülen davanın sonucunu beklemesini talep etmiştir. Mahkeme bu talebi kabul etmiştir.
10 Ekim 2001 ve 17 Temmuz 2002 tarihleri arasında görülmesi kararlaştırılmış olan duruşmalar, başvuranın avukatının duruşmalara katılmayacağını bildirmesi üzerine ertelenmiştir.

30 Ekim 2002 tarihinde, mahkeme, davanın, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 409/5 maddesi uyarınca yenileninceye kadar kayıttan düşmesine karar vermiştir. Zira, başvuran ve yasal temsilcisi duruşmaya katılmamışlardır. 19 Şubat 2003 tarihinde, mahkeme, başvuranın mahkemenin son kararından itibaren üç ay içinde yenileme talebinde bulunmamış olduğu gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, hukuki yargılamanın süresinin AİHS'nin 6/1 maddesindeki "makul süre" şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir:

"Herkes, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ... konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, AİHM'den, başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesinin gerektirdiği gibi iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmesini talep etmiştir. Zira, Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki dava halen devam etmekteydi ve Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki dava kayıttan düşürme kararı ile son bulmuştur.

Başvuran, Hükümet'in iddialarına genel hatlarıyla karşı çıkmıştır.

AİHM, geçmiş davalarda Hükümet'in benzer itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemiştir (bkz., özellikle, Tutar - Türkiye, no. 11798/03, 10 Ekim 2006; Ertürk - Türkiye, no. 15259/02, 12 Nisan 2005). AİHM, bu davada, yukarıda belirilen başvurulardaki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiş ve dolayısıyla Hükümet'in bu başlık altındaki itirazlarını reddetmiştir.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

1. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin

a) Dikkate alınması gereken süre

Hükümet, AİHM'den, yalnızca, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu önünde bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987 tarihinden sonra gerçekleşen yargılamayı dikkate almasını talep etmiştir.

AİHM, kovuşturmanın 6/1 madde tarafından ortaya konan "makul süre" şartını karşılayıp karşılamadığını değerlendirirken dikkate alınması gereken sürenin, başvuranın yedi arsaya ilişkin tapu iptal davası açtığı tarih olan 26 Temmuz 1978'de başladığını ve yerel mahkemeler önünde davanın halen devam etmekte olduğunu değerlendirmiştir. Dolayısıyla, kovuşturma, hali hazırda, yirmi dokuz yıldan fazla sürmüştür.

AİHM'nin zaman bakımından yetkisi ancak Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Komisyonu önünde bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987'den sonraki yirmi bir yıl iki aylık süreyi değerlendirmesine izin verir. Bununla beraber, Türkiye'nin söz konusu hakkı tanıdığı tarihteki kovuşturma durumunu dikkate almalıdır (bkz. Şahiner - Türkiye, no. 29279/95; Cankoçak - Türkiye, no. 25182/94 ve no. 26956/95, 20 Şubat 2001). O kritik tarihte, kavuşturma, hali hazırda, sekiz yıl altı aydan fazla sürmüştü.

b) Yargılama süresinin uygunluğu

Hükümet, bu davanın, arsaların tapusu konusunda uyuşmazlığa ilişkin karmaşık bir dava olduğunu ve bu nedenle yerel mahkemeler tarafından titiz bir inceleme gerektirdiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın avukatının, bazı duruşmalara katılmayarak ve ek süre taleplerinde bulunarak kovuşturma süresinin uzamasında etkili olduğunu belirtmiştir.

Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.

AİHM yargılama süresinin uygunluğunun, davanın şartları ışığında, AİHM içtihadında yer alan ölçütlerin ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuran ve ilgili mercilerin tutumunun ve başvuran için davada neyin tehlikede olduğunun dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler. (bkz. birçok içtihat arasında, Frydlender - Fransa [BD], no. 30979/96).

AİHM, hali hazırda yaklaşık olarak yirmi dokuz yıl sürmüş olan - ki bu sürenin yirmi bir yıl iki ayı AİHM'nin zaman bakımından yetkisi dahilindedir - yargılama süresince önemli ölçüde ertelemeler olduğunu değerlendirmiştir. AİHM, bu başvurudaki konuyla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (bkz., özellikle, Namlı ve Diğerleri - Türkiye, no. 51963/99, 5 Aralık 2006; Nalbant - Türkiye, no. 61914/00, 10 Ağustos 2006). Ne davanın karmaşıklığı ne de başvuranın avukatının tutumu davadaki ertelemeleri açıklamaya yeterlidir (bkz., örneğin, yukarıda anılan Namlı ve Diğerleri). Bu bağlamda, AİHM, AİHS'nin 6/1 maddesinin, Sözleşmeci Devletlere, kendi yargı sistemlerini, mahkemelerinin söz konusu hükmün bütün gerektirdiklerini karşılayacak şekilde düzenlemesi görevini yüklediğini öne sürmüştür; ki buna davalar hakkında makul bir sürede karar vermek de dahildir (bkz. yukarıda anılan Nalbant). AİHM, bu davadaki yargılama süresinin ancak yerel mahkemelerin davaya özen göstermemesi ile açıklanabileceği görüşündedir. Son olarak, AİHM, yerel kovuşturmada başvuran için tehlikede olan şeyin onun için büyük önem taşıdığını değerlendirmiştir.
AİHM, kendisine sunulmuş olan tüm belgeler ışığında ve konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, bu davada, yargılamanın haddinden fazla sürdüğü ve "makul süre" şartını karşılamadığı kanaatine varmıştır.

Dolayısıyla 6/1 madde ihlal edilmiştir.

2. Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin

Taraflar bu konuda belirli bir görüş sunmamışlardır.

AİHM, bu davada ortaya konan temel AİHS meselesinin 6/1 madde uyarınca Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılama süresi olduğunu belirtmiştir. Bu maddenin ihlal edildiğini tespit etmiş olan AİHM, Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılamanın haddinden fazla sürüp sürmediği hakkında ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir. Zira, Ezine Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki davanın Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki davanın sonucunu beklemek üzere durdurulduğu göz önüne alındığında söz konusu iki yargılama birbiriyle yakından ilişkilidir (bkz., Uzun - Türkiye, no. 37410/97, 10 Mayıs 2007).

II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ

En sonuncusu 10 Temmuz 2006 tarihli bir yazı olmak üzere muhtelif tarihlerde, başvuran, 1 No.'lu Protokol'ün 1. maddesine aykırı olarak zeytin ağaçlarının satışından yararlanma hakkı da dahil olmak üzere veraset haklarına haksız müdahale yapıldığı konusunda şikayetçi olmuştur. 30 Mart ve 15 Nisan 2002 tarihli yazılarda, başvuran, AİHS'nin 14. maddesine aykırı olarak, cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir.

Bu şikayetlerin usulüne uygun yapıldığı farz edilse dahi, AİHM, elindeki tüm belgelerin ışığında, bu şikayetlerin AİHS veya Protokolleri'nde ortaya konan hak ve özgürlüklerin ihlalini oluşturmadığı kararını vermiştir.

AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğu kararını vermiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

Sözleşme'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat, yargılama masraf ve giderleri

Başvuran yargılama süresinin sonucu olarak gördüğü zarara karşılık tazminat talep etmiş ancak miktarı AİHM'nin takdirine bırakmıştır. Ayrıca mülkiyet hakkına saygı gösterilmemesi sonucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. 5 Ağustos 2006 tarihli bir yazısında, başvuran, geçmiş yirmi sekiz yılda zeytin ağaçlarının verdiği ürünün satışından kendine düşen pay miktarı olarak 900.000 Amerikan Doları talep etmiştir.

Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.

AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Buna ek olarak, başvuran belirlenen süre içinde yargılama masraf ve giderlerine ilişkin tazminat talebinde bulunmadığı için, AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca tazminat ödenmemesine karar vermiştir. Diğer taraftan, AİHM, başvuranın, yargılama süresi nedeniyle tek başına ihlal tespitiyle yeterli olarak tazmin edilemeyecek sıkıntı ve gerilim gibi manevi zarar görmüş olduğu kanaatindedir. AİHM, davanın koşullarını ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvurana, 13.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.

AİHM, ayrıca, yargılama süresinin bu davada olduğu gibi haddinden fazla sürdüğü ve AİHS'nin 6/1 maddesinin "makul süre" şartına aykırı olduğu durumlarda, davanın müteakip olarak mümkün olan en kısa süre içinde incelenmesi ve karara bağlanmasının, esas itibarıyla, ihlale yönelik uygun bir tazmin yolu olarak kabul edildiğini değerlendirmiştir.

B. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1. Hukuki yargılamanın süresine ilişkin şikayetin kabuledilebilir; başvurunun geri kalanının kabuledilemez olduğuna;

2. Ezine Kadastro Mahkemesi önündeki yargılamaya ilişkin olarak AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. Başvuranın AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca olan kalan şikayetinin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına;

3. a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 13.500 Euro (on üç bin beş yüz Euro) ödenmesine;

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 8 Nisan 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA