kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ÇELEPKOLU - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

ÇELEPKOLU - TÜRKİYE DAVASI

4. DAİRE

(Başvuru no: 41975/98)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ:27 Kasım 2007

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 41975/98 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Mehmet Sıddık Çelepkolu'nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 30 Nisan 1998 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu avukatlarından Mesut Beştaş ve Meral Beştaş tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1952 doğumludur. Olayların meydana geldiği dönemde Siirt ili Eruh İlçesine bağlı Yedi Yaprak köyünde tarım ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile uğraşmaktaydı. Başvuran şu an Konya'da ailesi ile birlikte ikamet etmektedir.

A. Başvuranın tutuklanması ve gözaltına alınması

1. İhtilaflı olaylar

Başvuranın gözaltına alınmasıyla birlikte gelişen olayların koşulları ihtilaf konusunu oluşturmaktadır.

a. Başvuran açısından

Başvuran 21 Kasım 1997 tarihinde Eruh'ta alışveriş yaptığı sırada bir köy korucusuna rastlar ve köy korucusu kendisini Jandarma Komutanlığı'na götürmek durumunda olduğunu söyler. Köy korucusu başvurana Eruh Jandarma Karakolu'na kadar eşlik eder.

Başvuran daha sonra PKK ile olan bağlantısı ve itirafçı N. Sadun tarafından aktarılan olaylar hakkında sorgulanmış, daha sonra Siirt Jandarma Karakolu'na götürülmüştür.

b. Yetkililerin aktardığı şekliyle

Suriye asıllı terörist N. Sadun 9 Temmuz 1997 tarihinde pişmanlık yasasından yararlanmak amacıyla güvenlik güçlerine teslim olmuştur. Adı geçen 18 Temmuz'da resmen tutuklanmış, jandarmaya PKK'nın bölgede sürdürdüğü terörist eylemler hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir.

2 Ekim 1997'de askeri bir operasyona haberci olarak katılan N. Sadun bu operasyon sırasında firar etmiş, 16 Kasım'da yeniden yakalanmıştır. N. Sadun bölgede aktif durumdaki PKK'lı teröristlerin maskelerini düşürmek amacıyla güvenlik güçlerine yardım edebileceğini söylemiştir.

Bunun üzerine Jandarmalar 22 Kasım 1997 tarihinde N. Sadun'u Yedi Yaprak köyüne götürmüşlerdir, adı geçen burada başvuranı teşhis etmiştir. Başvuran zor kullanılarak saat 9 sularında yakalanmıştır.

Yakalama tutanağında başvuranın imzası yer almamaktadır.
2. Sonrasındaki olaylar

Siirt Jandarma Komutanı'nın talebi üzerine saat 10'da başvuran Siirt Devlet Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçmiştir. Yapılan muayenede başvuranın vücudunda "darp ve yaralanma" izine rastlanmamıştır.

Sağlık kontrolünün ardından başvuran Jandarma karakoluna götürülmüş ve burada saat 15'e doğru gözaltına alınmıştır.

Başvuran saat 16.10'da adli tıp uzmanı tarafından yeniden muayene edilmiş, adli tıp uzmanı başvuranın burnunda ve dizlerinde "bir iki gün öncesinde oluşmuş", iyileşen çizikler tespit etmiş fakat herhangi bir "yaralanma veya darp" izine rastlamadığını belirtmiştir. Başvuranın bulantı şikayeti üzerine bulantı giderici bir ilaç vermiş ve bir gastroenterologa görünmesi için sevk yazmıştır.

Siirt Devlet Hastanesi'nde gastroenterolog olmadığından bu muayene yapılamamıştır.

Aynı gün daha sonra Eruh Cumhuriyet Savcısı, Siirt Jandarma Komutanının talebi üzerine başvuranın gözaltı süresini 26 Kasım 1997'ye kadar dört gün daha uzatmıştır.

26 Kasım 1997'de Siirt Jandarma Komutanı'nın talebi üzerine Sulh hakimi başvuranın gözaltı süresinin 1 Aralık 1997'e dek uzatılmasını kararlaştırmıştır.

Başvuran 29 Kasım 1997 tarihinde Jandarmaya on sayfalık bir ifade imzalamış ve 1989 yılından beri Kürt Devleti düşüncesinin kendisini çektiğini, PKK militanlarına lojistik destek sağladığını itiraf etmiştir.

Aynı gün N. Sadun içlerinde başvuranın da bulunduğu 10 kişi ile yüzleşmiş ve başvuranın Şorej'e bağlı silahlı milisin bir üyesi olduğunu söylemiştir. Başvuran Sadun'un yalan söylediğini, silahı olmadığını belirtmiştir.

Başvuran 1 Aralık 1997'de saat 13.00'e doğru gözaltı süresinin sonunda sağlık kontrolü için Adli tıp kurumuna gönderilmiştir.

Adli tıp kurumu tarafından hazırlanan raporda sağ gözkapağında oluşan morluk dışında "darp veya yara" izine rastlanılmadığı ifade edilmiştir. Adli tıp doktoru karın bölgesinde gözlenen aşırı hassasiyetin daha detaylı incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Daha önce olduğu gibi devlet hastanesinde gastroenterolog olmadığından bu tetkik gerçekleştirilememiştir.

Aynı gün başvuran Cumhuriyet Savcısının karşısına çıkmış, Türkçeyi iyi konuşamadığı anlaşılınca çevirmen aracılığıyla verdiği ifadesinde suçlamaları reddetmiş ve itiraflarının kendisinden baskı altında alındığını iddia etmiştir.

Sulh hakimi karşısına çıkarılan başvuran 29 Kasım 1997 tarihinde vermiş olduğu beyanları yalanlamış, bunları "baskı" altında verdiğini iddia etmiştir. Hakim isnat edilen suçun ciddiyet derecesine dayalı olarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.

16 Aralık 1997'de başvuran ve kendisiyle birlikte tutuklanan üç kişi tutuklama kararına itiraz etmişlerdir.
26 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı başvuranı terör örgütü PKK'ya yardım ve yataklık etme suçu ile itham etmiş ve TCK'nın 169. maddesine dayalı olarak mahkumiyetini talep etmiştir. Savcı başvuranın jandarmadaki itiraflarını, itirafçı N. Sadun'un beyanlarını ve yüzleştirme ve kimlik tespiti tutanaklarını delil mahiyetinde sunmuştur.

Başvuranın katılmadığı 26 Şubat 1998 tarihli ilk duruşmada avukatı Mesut Baş müvekkilinin tahliyesini talep etmiştir.

Başvuran 26 Mart'taki duruşmada masum olduğunu ileri sürerek, daha önce vermiş olduğu bütün ifadeleri yalanlamış ve N. Sadun'u hiç tanımadığını beyan etmiş, jandarmadaki itiraflarını işkence altında verdiğini öne sürmüştür.

Duruşma sonunda başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir.

28 Mayıs 1998 tarihli duruşma sırasında başvuranın avukatı kötü muamele iddialarını yinelemiş ve mahkemenin Savcılıktan bu suçlamayı soruşturmasını istemesini talep etmiştir.

Hakimler duruşma tutanağında başvuranın avukatının ratione loci yetkisi olan Siirt Savcılığı'na resmi bir şikayette bulunabileceğini belirtmişlerdir.

DGM 2 Mart 2001 tarihli bir karar ile 4616 sayılı Af Kanunu gereğince başvuran hakkındaki hükmün beş yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.

Taraflardan hiçbir temyiz başvurusu yapılmadığından bu hüküm nihai hale gelmiştir.

B. Başvuranın şu anki durumu

Serbest kalmasının ardından jandarmanın ve köy korucularının baskısından çekinen başvuran Yedi Yaprak köyünü terk ederek Konya'ya yerleşmiştir. Bu zamandan beri fakru zaruret içinde yaşayan başvuran sosyal güvencesi de olmadığından kendini tedavi ettiremediği gibi kırılan burnunu bile yaptıramamıştır.

HUKUK

I. DAVANIN KONUSU

Başvuran AİHS'nin 5. maddesinin 1 c) ve 3. paragraflarına uygun olarak tutuklanmasını haklı çıkarır koşulların yer almayışından ve özellikle kendisine uygulanan gözaltı süresinin aşırılığından şikayetçi olmaktadır.

Ayrıca AİHS'nin 3. maddesine göndermede bulunan başvuran jandarmanın uyguladığı kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran AİHS'nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesi başlığı altında şikayetlerini dile getirebileceği etkili başvuru yollarının bulunmadığından yakınmaktadır.

II. AİHS'NİN 5. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A. Tarafların görüşleri
Hükümet Brogan vd.-Birleşik Krallık kararına (A serisi no: 145-B, s. 29-30) atıfta bulunmakta ve sözkonusu tutuklama kararının başvuranın PKK ile olan bağlantısını ortaya koyan ciddi şüphelere dayandığını savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda özellikle N. Sadun'un ifadelerine dikkat çekmektedir.

Hükümet bu başvuru koşullarında gözaltı süresinin uzunluğu ile ilgili olarak, gözaltı süresinin uzatılmasının olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan yasaya uygun olduğunu ve başvurana atfedilen şüphelerin doğru olup olmadığının tespiti için gerekli olduğunu belirtmektedir.

Başvuran N. Sadun'un 26 Kasım 1997 tarihinde pişmanlık uygulamasından yararlanarak vermiş olduğu ifadesinin beş gün öncesinde yapılan tutuklama işlemini hiçbir şekilde haklı çıkaramayacağını ileri sürmektedir. Ayrıca başvuranın avukatları 19 Temmuz 2000 tarihli savunmalarında tutuklamanın ulusal yetkililerin öne sürdükleri gibi 22'sinde değil, 21 Kasım 1997'de yapıldığına Eruh köyü sakinlerinin tanıklık ettiklerini belirtmektedirler.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM öncelikli olarak başvuranın yakalanma tarihine ilişkin çelişkili tarihlerin yer aldığını not etmektedir. Resmi kayıtlara göre 22 Kasım 1997 olan tarih başvurana göre 21 Kasım'dır.

Bu konuya açıklık getirmek açısından 22 Kasım 1997'de ikinci kez gerçekleştirilen sağlık kontrolü sonuçları önem taşımaktadır; nitekim, başvuranın burun ve diz hizasında tespit edilen lezyonların "bir iki gün öncesinde oluşmuş" eski izler olarak tanımlanması prima facie başvuranın iddialarını doğrulamaktadır. 21 Kasım 1997'de tutuklandığını iddia eden başvuran kendisine yapılan kötü muameleler arasında başının duvara vurulduğunu, burnunun kırıldığını, yerde sürünme sonucu dizlerinde sıyrıklar oluştuğunu saymıştı .

Buna karşın, bu husus Hükümetin iddiasını çürütmeye yetmemektedir. Bunun için, başvuranın avukatlarının AİHM'nin 21 Haziran 2005'te yaptığı talep üzerine başvuranın burnunun kırıldığına ilişkin en azından bir delil başlangıcı sunmaları gerekirdi. Oysa ki avukatlar ne bu talebe ne 10 Ekim 2005'te yapılan tekide cevap vermişlerdir.

Başvuranın avukatları müvekkillerinin sosyal bir güvenceden yararlanmaması nedeniyle daha önce yeni tıbbi bir delil sunacak durumda olmadıklarını bildirmişlerdir. Fakat bu açıklama delil olarak istenen röntgen filminin maliyetinin düşük ve çekiminin güç olmayışı nedeniyle yerine getirilmesinin zor olmadığı dikkate alındığında, AİHM'yi ikna etmeye yetmemektedir. Üstelik AİHM, avukatların 19 Temmuz 2000 tarihli savunmalarında yer vermelerine karşın, başvuranın jandarmalar tarafından 21 Kasım 1997 tarihinde götürüldüğünü gördüğünü söyledikleri Eruh köylülerinin tanıklıklarına hiçbir şekilde başvurmaya çalışmadıklarını şaşkınlıkla karşılamaktadır.

Yukarıda yapılan saptamalar dikkate alındığında, başvuranın gözaltı süresinin 22 Kasım 1997 tarihinde başlayıp, Siirt Sulh Hakimi önünde çıkarıldığı 1 Aralık 1997 tarihinde sona erdiğini belirtmek gerekir.

Dikkate alınması gereken sözkonusu dönem dokuz gündür. AİHM daha önceki kararlarda adli denetim olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltı süresinin AİHS'nin 5/3. maddesi bağlamındaki zaman kısıtlamalarının dışına çıktığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen Brogan vd. kararı ve Sar vd.-Türkiye kararı, no: 74347/01, 5 Aralık 2006).
Hükümetin bu noktadaki argümanlarına ilişkin mahkemenin yerleşik içtihadını hatırlatmak yeterlidir: ulusal yetkililer, şüphelileri, yerel mahkemelerin ve nihai olarak da AİHM'nin her türlü kontrolünün dışında, yakalamak ve gözaltına almak için örgütlü veya terörist nitelikli suçlarda polis soruşturmalarına bağlı sorunların arkasına sığınamaz (Bkz. sözü edilen Brogan vd. kararı, Murray-Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, Sakık vd.-Türkiye kararı, 26 Kasım 1997 ve son olarak Evrim Çiftçi-Türkiye kararı (no:2), no: 39449/98, 25, 26 Nisan 2007).

Bu nedenle, AİHM AİHS'nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. Bu tespit ışığında ve dava dosyasının bütünü göz önüne alındığında AİHM, 5/1. madde hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.

III. AİHS'NİN 3. VE 13. MADDELERİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A. Tarafların görüşleri

1. Hükümet

Hükümet ön görüşlerinde başvuranın kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğu itirazında bulunmaktadır.

2. Başvuran

Başvuran özellikle ilk raporun aksine, her ne kadar nedenlerini ve ciddiyet derecesini yüzeysel olarak incelese de, takip eden diğer iki sağlık raporunun alarm verici düzeyde ciddi sağlık sorunlarını ortaya koyduğuna dikkat çekmektedir. Başvurana göre gastroenterologa görünme talebini reddeden yetkililerin bu davranışı 3. maddeye aykırı bir muameleyi teşkil etmektedir.

Usul bakımından, başvuran davasından sorumlu hakimler karşısında şikayetlerini dile getirmek için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini ileri sürmektedir. Başvuran Siirt Cumhuriyet Savcısının olduğu kadar Sulh hakiminin de sağlık raporlarındaki kötü muamele izlerini görmemelerine imkan olmadığını, fakat kendisine bu konuda soru sormaya gerek görmediklerini ifade etmektedir. Başvuran, hakimin hatta, söylediklerinin duruşma tutanağına kaydedilmesi talebini reddettiğini eklemektedir.

Başvurana göre kendisini sadece savcılığa yönlendirmekle yetinen dava hakimlerinin tutumu da 13. madde uyarınca etkili başvuruda bulunma hakkına yönelik bir ihlali oluşturmaktadır.

Bütün bu olup bitenler üzerine umutsuzluğa kapılan başvuran, ayrıca resmi olarak başka bir şikayette bulunmamıştır.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM başvuranın gözaltı süresine ilişkin dies a quo değerlendirmeleri ışığında, 22 Kasım 1997 tarihli ikinci raporda yer alan lezyonların oluşumu da dahil, bundan öncesinde meydana gelen olayları incelemeye gerek görmemektedir. AİHM bunun yanı sıra, iç hukukta başvuran tarafından konu edilmeyen 1 Aralık 1997 tarihli ve sağ göz kapağında morarma ve karın bölgesindeki aşırı duyarlığı ortaya koyan üçüncü raporu not etmektedir.

Başvuran mide bulantısından gözaltının başlangıcından beri şikayetçi olduğundan bu konuda bir sonuca varmak mümkün değildir. Aynı şekilde gözkapağında gözlemlenen tek bir morarma ile ilgili belirgin bir sonuca varmak da imkânsızdır.

Başvuranın AİHM önünde dile getirdiği (dövüldüğü, elbiselerinin çıkarıldığı, saçlarının ve kıllarının çekildiği, ayak parmaklarına ve jenital bölgesine iki kez elektrik verildiği, soğukta aç olarak bırakıldığı, üzerine soğuk su sıkıldığı ve kafasının suya sokularak tutulduğu) iddialar ulusal mahkemeler önünde dile getirdiklerinin ötesine geçmektedir.

AİHS'nin 3. maddesine göre geçerli bir delil yeterli derecede kuvvetli, çürütülemeyen karineler demetinden oluşabiliyorsa da bu tür ifadelerin kendi başına hiç bir ağırlığı yoktur. (Bkz. örneğin, Karataş-Türkiye (no:2) no: 39825/98, 14 Haziran 2007, Gürü Toprak-Türkiye no: 39452/98, 20 Şubat 2007 ve Mehmet Faruk Kaplan-Türkiye kararları, no: 24932/94, 19 Eylül 2000).

Başvuranın öne sürdüğü iddiasını destekleyebilecek durumda olup olmadığına ilişkin AİHM, gözaltında bulunan kişilerin zayıf durumlarını ve, özellikle yetkili makamların şikayetlerini dikkate almadığı durumlarda, maruz kaldıkları kötü muamele iddialarını kanıtlamalarının güçlüğünü dikkate aldığını özellikle hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında sözü edilen Gürü Toprak ve Mehmet Faruk Kaplan kararları).

Mevcut başvuruda, 26 Şubat 1998 tarihinden itibaren deneyimli avukatlar tarafından savunulan ve 26 Mart'ta serbest kalan başvuran, öne sürdüğü iddialarına dayanak gösterme yükümlülüğünden kaçınamaz ve adli tıp uzmanlarının ilgisizliği, daha etkili tıbbi inceleme eksikliği ve hakimlerin kayıtsızlığı, hatta kötü niyeti gibi argümanların arkasına sığınamaz.

AİHM, şahsi durumu M. S. Çelepkolu'dan farklı olmayan, aynı durumdaki kişilerin ileri sürdüğü benzer iddiaları daha önce reddettiğini belirtmektedir (Bkz. diğer birçokları arasında Gündoğdu no: 49240/99, 28 Eylül 2000, Koç no: 24937/94, 14 Kasım 2000, Ekinci no: 24947/97, 2 Eylül 2003, Çindemir no: 31250/96, 8 Mart 2005 ve Yalın no: 40533/98, 4 Nisan 2006).

Bu davada vardığı bu sonuçtan farklı bir sonuca varmasını sağlayacak olayların ve açıklamaların olmaması karşısında, AİHM başvuranın iddialarının yeterli dayanağının bulunmadığı sonucuna varmaktadır.

İki tıbbi rapora rağmen başvuranın bir gastroenterolog tarafından muayene edilmemiş olması, bir tutuklunun sağlığının, özellikle de gerekli tedavinin yapılarak uygun bir şekilde gözetilmesi yükümlülüğü çerçevesinde 3. madde açısından bir sorun olarak ortaya çıkabilirdi. (Bkz. diğerleri arasında, Hüseyin Yıldırım-Türkiye no: 2778/02, 3 Mayıs 2007 ve Farbtuhs-Letonya no: 4672/02, 2 Aralık 2004 ve diğer atıfta bulunulanlar). Fakat başvuran hiçbir zaman muayene yapılmamasının sonuçlarından zarar gördüğünü bir şekilde dile getirmemiştir.

AİHM, 3. madde alanına giren bir muamele iddiasını ortaya koyabilecek unsurların bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
Başvuran ve/veya avukatları çekilen sıkıntılar hususunda yetkili mahkemeler nezdinde sağlam dayanak oluşturmaksızın 13. madde uyarınca "etkili soruşturma" beklentisi içine giremezler.

Bu çerçevede AİHS'nin 13. maddesiyle birlikte ve ayrı olarak 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran 5.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu miktarların kanıtlanmamış ve aşırı olduğunu belirterek karşı çıkmaktadır.

AİHM, dosyada maddi zararın açıkça mevcut olmadığına itibar ederek bu yönde bir tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir. Manevi tazminat ile ilgili olarak, hakkaniyete uygun ve 5/3. maddenin ihlalinin tespiti ışığında başvurana 2.500 ödenmesine karar vermektedir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran yargı gider ve masrafları için toplam 5.350 Euro talep etmektedir. Bunun dağılımı şu şekildedir:

- iç hukuktaki yargı giderleri için 1.000 Euro;
- sekreterya ve büro giderleri için 700 Euro;
- saati 100 Euro'dan otuz altı saat ve yarım güne denk düşen 3.650 Euro tutarında avukatlık ücreti.

Hükümet bu miktarlara itiraz etmiş ve bunların herhangi bir kanıtlayıcı belge ile ispat edilmediğini belirtmektedir.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Bottazzi-İtalya kararı, no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya no: 37645/97, 1 Ekim 2002).

Başvuranın öne sürdüğü miktarlar kanıtlayıcı bir belge ile desteklenmemiştir, AHM bu talebi reddetmektedir, AİHM ayrıca başvuranın Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 739 Euro'luk bir meblağı aldığını not etmektedir.

C. Gecikme Faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. AİHS'nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine;

2. AİHS'nin 5/1. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

3. AİHS'nin 13. maddesiyle birlikte ve ayrı olarak 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. a) AİHS'nin 44 / 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflardan muaf olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.TL.'ye çevrilmek üzere, Savunmacı Hükümetin başvurana 2.500 (iki bin beş yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 27 Kasım 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA