kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
HACI ZEKİ UZUN - TÜRKİYE


İçtihat Metni

HACI ZEKİ UZUN - TÜRKİYE

2.DAİRE

(Başvuru no. 11564/02)

KARAR

KARAR TARİHİ:27 Mart 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 11564/02 başvuru numaralı davanın nedeni T.C. vatandaşı Hacı Zeki Uzun'un ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 21 Mart 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından A. Bingöl ve G. Kartal tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Bir jinekolog olan başvuran 1956 doğumludur ve İzmir'de ikamet etmektedir.

Yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK'ya (Kürdistan İşçi Partisi) yönelik bir soruşturma zarfında, söz konusu örgüte üyelikten sanık birkaç tutuklu ve itirafçı bir mahkum, başvuranın örgüte yardım sağladığını söylemiştir.

19 Ekim 1999 tarihinde, saat 18:30 civarında, başvuran, muayenehanesinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran, personeli ve hastaları önünde aşağılayıcı bir şekilde yakalandığını ve polis arabasında kendisine küfür edildiğini ve dövüldüğünü iddia etmiştir.

20 Ekim 1999 tarihinde, başvuranın evi ve muayenehanesi aranmıştır. Başvuran, polis memurlarının, arama sırasında, kendisine küfretmeye, tehdit etmeye ve aşağılamaya devam ettiklerini ileri sürmüştür.

Hükümet, başvuranın gözaltında tutulma süresinin ilk olarak 21 Ekim 1999 tarihinde savcı tarafından iki gün daha uzatıldığını, daha sonra 23 Ekim 1999 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görevli bir hakim tarafından üç gün daha uzatıldığını belirtmiştir.

Başvuran, gözaltındayken kötü muamele gördüğünü iddia etmiştir. Bilhassa, kendisine elektrik şoku verildiği, nefessiz bırakıldığı, dövüldüğü ve tehdit edildiği konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, gözaltında tutulma süresinin ilk üç gününde kendisine yemek ve ilaç verilmediğini ve uyumasının engellendiğini iddia etmiştir.

25 Ekim 1999 tarihinde, başvuranın tanıklığı ilk olarak Cumhuriyet Savcısı ve daha sonra İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görevli bir hakim tarafından dinlenmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi başvuranın tahliyesine karar vermiştir.

Başvuranın şikayeti üzerine, İzmir Cumhuriyet Savcısı, olaylara yönelik bir soruşturma başlatmıştır. 26 Kasım 1999 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcısı, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiştir. İddia makamı, kararında, başvuran tarafından tanık olarak sunulan kişilerden hiçbirinin başvuranın olaylara ilişkin ifadesini doğrulayamadığını, başvuranın iddia edilen failleri teşhis edemediğini ve olaylardan on beş gün sonra 11 Kasım 1999'da aldığı sağlık raporu hariç 19 Ekim 1999, 23 Ekim 1999 ve 25 Ekim 1999 tarihli sağlık raporlarından hiçbirinde kötü muameleye dair fiziksel bir bulgunun yer almadığını kaydetmiştir. Başvuran bu karara itiraz etmemiştir.

Başvuran hakkında yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmak suçundan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde başlatılan cezai kovuşturma 23 Mayıs 2000 tarihinde başvuranın beraatıyla son bulmuştur.

HUKUK

I. AİHS'NİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, gözaltında tutulma süresinin AİHS'nin 5/3 maddesine aykırı olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir.

"Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır."

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, AİHM'den, başvuruyu, AİHS'nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına uymadığı gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın gözaltında tutulma süresi hakkında Ceza Kanunu'nun 128/4 maddesi, 2845 sayılı Kanun'un 13/2 maddesi ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 297-304 maddeleri uyarınca itirazda bulunabileceğini ileri sürmüştür. Ayrıca, 466 sayılı Kanun uyarınca kanun dışı yakalanmış ve tutuklanmış olma karşılığı tazminat talebinde bulunabileceğini iddia etmiştir.

Başvuran, Hükümet'in bu başlık altındaki iddiaları ile spesifik olarak ilgilenmemiştir.

AİHM, geçmişte benzer davalarda Hükümet'in ön itirazını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemiştir (bkz., özellikle, Ayaz ve Diğerleri - Türkiye, no. 11804/02, 22 Haziran 2006; Hacı Özen - Türkiye, no. 46286/99, 12 Nisan 2007; Keklik ve Diğerleri - Türkiye, no. 77388/01, 3 Ekim 2006; Ferhat Berk - Türkiye, no. 77366/01, 27 Temmuz 2006). AİHM, söz konusu davada, bu başvurulardaki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir.

Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, Hükümet'in ön itirazını reddetmiştir.

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

1. Tarafların görüşleri

Hükümet, başvuranın gözaltında tutulma süresinin olay sırasında yürürlükte olan yerel mevzuat ile tamamen uyumlu olduğunu ileri sürmüştür. Ancak, Türk hukuku uyarınca belirlenen tutukluluk sürelerinde daha sonra AİHM içtihadına uygun olarak değişiklik yapıldığını belirtmiştir.

Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.

2. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM, başvuranın gözaltında tutulma süresinin altı günden biraz az sürdüğünü gözlemlemiştir. Brogan ve Diğerleri - İngiltere davasında (29 Kasım 1988 tarihli karar), yargı denetimi olmaksızın dört gün altı saat süren gözaltında tutulma süresinin, her ne kadar amacı teröre karşı toplumu genel olarak korumak olmuşsa da, AİHS'nin 5/3 maddesinin katı süre kısıtlamalarının dışına çıktığı kararını vermiştir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan Keklik ve Diğerleri).

Brogan davasında ortaya konan ilkeler ışığında, AİHM, başvuranın, suçlandığı eylemler her ne kadar ciddi olsa da, yargı müdahalesi olmaksızın o kadar uzun süre gözaltında tutulmasının gerekli olduğunu kabuledilebilir bulmamıştır.

Dolayısıyla, AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.

II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ

Başvuran, başvuru formunda ve sonraki görüşlerinde, ayrıca, AİHS'nin 3., 5., 6. ve 8. maddeleri uyarınca şikayetçi olmuştur. Bilhassa, yakalanması ve gözaltında tutulması esnasında kötü muamele gördüğü, kendisini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde görülmediği, evinin kanun dışı bir şekilde arandığı ve telefon hatlarının kanun dışı bir şekilde dinlendiği konularında şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, yakalanma şekli nedeniyle yakalanmasının kanun dışı olduğunu ve yakalanma nedenlerinin kendisine hemen bildirilmediğini iddia etmiştir. Son olarak, basın tarafından ön soruşturmanın yayınlanması sonucunda masumiyet karinesine ilişkin hakkının ihlal edildiğini ve yerel mahkemenin kendisinin sunduğu tanıkların ifadelerini dinlemediğini ileri sürmüştür.

Hükümet bu şikayetlerin kabuledilebilirliğine ilişkin birtakım itirazlarda bulunmuştur.

Ancak, AİHM, bu itirazları incelemeyi gerekli görmemiştir. Zira, AİHM, elindeki tüm belgeler ışığında, başvuranın yukarıda genel hatlarıyla belirtilmiş olan görüşlerinin, AİHS veya Protokollerinde ortaya konan hak ve özgürlüklere ilişkin bir ihlal oluşturmadığı görüşündedir.

AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

Sözleşme'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, toplam 50.000 Euro maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.

AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir. Diğer taraftan, AİHM, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurana, 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran, ayrıca, hem yerel mahkemelerde hem de AİHM'de yapılan mahkeme masraflarına karşılık 10.000 Euro talep etmiştir.

Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.

AİHM İç Tüzüğü'nün 60. maddesi uyarınca başvuranın bu talebini doğrulayamadığı gerekçesiyle AİHM tazminat ödenmemesine karar vermiştir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1. Başvuranın gözaltında tutulma süresinin uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir olduğuna; başvurunun kalanının kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS'nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 1.000 Euro (bin Euro) ödenmesine;

b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 27 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA