kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
LÜTFÜŞAH KELEKÇİLER


İçtihat Metni

Lütfüşah Kelekçiler tarafından
Türkiye aleyhine yapılan

3.DAİRE

4238/02 No.'lu başvurunun

KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN KARAR

KARAR TARİHİ:18 Mart 2008

OLAYLAR

Başvuran Lütfüşah Kelekçiler 1975 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir. AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından F. Gümüş tarafından temsil edilmiştir.


A. Davanın koşulları

Dava olayları, taraflarca sunulduğu şekliyle aşağıda olduğu gibi özetlenebilir.

11 Mart 1998 tarihinde, başvuran, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) isimli yasadışı silahlı örgütün faaliyetlerinde yer alma şüphesi ile yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.

15 Mart 1998 tarihinde, başvuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde bir hakim önüne çıkarılmış ve hakim tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 17 Mart 1998 tarihli bir iddianame ile, başvuranı, Türk Devleti'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik faaliyetlerde bulunmakla suçlamıştır. Başvuran, bilhassa, 1994 yılında, aralarında M.G. isimli bir şahsın hayatını kaybettiği ve I.K. isimli bir şahsın yaralandığı bir caminin de bulunduğu çeşitli binaların bombalanmasında yer almakla suçlanmıştır. Suçlamalar Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca yapılmıştır.

23 Mart 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başvuranın gıyabında görülen ilk duruşma, sanığın duruşmada bulunmasını sağlamak için alınması gereken tedbirler gibi usule ilişkin konuları ele almıştır. Bir sonraki duruşma tarihi 27 Nisan 1998 olarak belirlenmiştir.

27 Nisan 1998 tarihinde, mahkeme, hakkındaki tüm suçlamaları reddeden başvuranın ifadesini dinlemiştir. Başvuran, bilhassa, PKK üyesi olan rahmetli ağabeyinin kendisinden kimlik belgelerini aldığını ve bu süre zarfında adını ve kimliğini kullanmış olabileceğini belirtmiştir. Polise verdiği ifadeleri geri almış ve Cumhuriyet Savcısı'na verdiği ifadeleri kısmen doğrulamıştır. Örgüte değil evine götürmesi için ağabeyine yemek verdiğini ve örgüte yardımda bulunmadığı için 1994 yılında A.G. tarafından vurulduğunu bilhassa belirtmiştir. Sahte kimlik belgeleri ile yakalandığını, daha önce de iş bulmak ve askerlik hizmetinden kaçmak için Yunanistan'a gitmeye çalışırken yakalandığını kabul etmiştir. Başvuran, ayrıca, arama ve yakalama tutanaklarına ve olay yeri tatbikat tutanağına ilişkin ayrıntılı kayıtların doğruluğuna itiraz etmiştir. PKK'ya üyelik suçundan başka bir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan birkaç kişinin ifadeleri başvurana okunmuştur. Başvuran, aralarında ikisi akrabası olmak üzere bu kişilerden bazılarını tanıdığını kabul etmiş ve hakkında neden öyle ifadeler verdiklerini bilmediğini ifade etmiştir. Başvuranın temsilcisi, başvuranın, ağabeyi nedeniyle örgüte maddi olarak yardımda bulunduğunu, ağabeyinin ölümünden sonra bölgeden kaçtığını ve herhangi bir olayda yer almadığını belirtmiştir.

15 Haziran 1998 ve 16 Ağustos 1999 tarihleri arasında ilk derece mahkemesi düzenli olarak duruşmalar düzenlemiş ve bu duruşmalarda hakimler dava dosyasının tamamlanması ile bağlantılı olarak usule ilişkin çeşitli konularla ilgilenmişlerdir. Tanıklar hakkındaki cezai kovuşturmanın durumuna ilişkin bilgiler alınmıştır. Bu dönemde başvuran birçok duruşmaya katılmamıştır. Bu duruşmalardan birinde başvuranın avukatı, başvuranın bazı eylemlerinin TCK'nın 169. maddesi anlamında illegal örgüte yardım ve yataklık yapma olduğunu kabul ettiğini bildirmiştir. 24 Mart 1999 tarihli duruşmada olay yeri tatbikat tutanağının kayıtlarını tutan iki polis memurunun tanıklıklarının dinlenmesine karar verilmiştir ("polis memurları").

16 Ağustos 1999 tarihli duruşmada askeri hakim yerine atanmış olan sivil hakim ilk kez hazır bulunmuştur. Bir sonraki duruşmanın 11 Ekim 1999'da yapılması kararlaştırılmıştır.

11 Ekim 1999 ile 14 Kasım 2000 arasında birinci derece mahkemesi düzenli olarak duruşmalar gerçekleştirmiş, duruşmalarda hakimler davanın sonuçlandırılması ve özellikle de polis memurlarının tanıklıklarının dinlenmesinin sağlanmasıyla bağlantılı usuli konularla uğraşmışlardır. 30 Mayıs 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuran tanıklarla yüzleştirilmeyi talep etmiştir. Bu bağlamda, kimlik belgeleri ağabeyi tarafından çalınmış olduğuna göre, söz konusu eylemlerde bulunan kişinin başvuran mı yoksa ağabeyi mi olduğunu tanıkların teşhis edilebileceklerini iddia etmiştir. Mahkeme, bu tanıkların polise vermiş oldukları ifadeleri daha sonra geri almış oldukları ve dolayısıyla onların ifadelerini dinlemenin gereği olmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Polis memurlarının ifadeleri 12 Eylül 2000 tarihinde dava dosyasına eklenmiştir. Söz konusu duruşmada, başvuran tevsi tahkikat talebinde bulunmadığını ve bu polis memurlarının ifadelerini kabul etmediğini belirtmiştir. 24 Ekim 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin görüşlerini okumuştur. Başvuranın görüşlerini hazırlamak için yaptığı süre talebi mahkemece kabul edilmiştir.

14 Kasım 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, Cumhuriyet Savcısı önceki görüşlerini yinelemiştir. Başvuran ve temsilcisi nihai görüşlerini sunmuşlardır. Başvuranın temsilcisi başvuran hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve başvuranın bazı eylemlerinin, onun tarafından gerçekleştirilmiş olduğu farz edilse dahi, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmaktan ibaret olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Ayrıca, başvurana tanıklarla yüzleşme imkanı tanınmadığını kaydederek dava dosyasındaki tanık ifadelerine itiraz etmiştir. Başvuran, temsilcisinin görüşlerine katılmıştır. Ayrıca, sekiz sayfalık yazılı savunma görüşlerinden bölümler okumuştur. Aynı tarihte, mahkeme, PKK'ya üyelik suçundan başka bir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan kişilerin ifadelerinin ve olay yeri tatbikat tutanağının ayrıntılı kayıtlarının da dahil olduğu dava dosyasındaki delilleri dikkate alarak başvuranı iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiş ve müebbet hapis ile cezalandırmıştır. Bu karar 7 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır. Kararda başvuranın ve avukatının mahkemede bulunmadığı kaydedilmiştir. Yargıtay kararı 29 Mayıs 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi katipliğine ulaşmıştır.

Başvuranın temsilcisi Yargıtay kararının bir örneğini talep etmiş ve kararın örneği 22 Ekim 2001 tarihinde eline geçmiştir.

ŞİKAYETLER

Başvuran, AİHS'nin 5/3 maddesi uyarınca, uzun süre gözaltında tutulduğu konusunda şikayetçi olmuştur.

Başvuran, AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun olarak görülmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bağlı oldukları ve kendisini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakimin yer aldığı konusunda şikayetçi olmuştur.

HUKUK

Başvuran, AİHS'nin 5/3. maddesinde öngörüldüğü gibi, yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmadan uzun süre gözaltında tutulduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Söz konusu madde şöyledir:

"3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır."

Hükümet, AİHS'nin 35/1. maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının altı ay kuralına uymaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Başvuranın, AİHM başvurusunu, gözaltı süresinin sona erdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapmış olması gerektiğini ileri sürmüştür.

Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.

AİHM, AİHS kurumlarının yerleşik içtihadına göre, iç hukuk yolunun mevcut olmadığı durumda, altı ay süresinin AİHS ihlali oluşturduğu iddia edilen olayın tarihinden itibaren işlediğini; ancak, devam eden bir durum söz konusu olduğunda, altı ay süresinin ilgili durumun sonlandığı tarihten itibaren işlediğini yinelemiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Yüksektepe - Türkiye, no. 62227/00, 24 Ekim 2006 ve Özden Bilgin - Türkiye, no. 8610/02, 14 Haziran 2007).

AİHM, başvuranın gözaltındaki tutukluluk süresinin 15 Mart 1998 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar verilmesiyle birlikte sona erdiğini; öte yandan, bu şikayetin, AİHM'ye, 26 Kasım 2001 tarihinde, yani altı aydan uzun bir süre sonra, sunulmuş olduğunu belirtmiştir. Bu koşullarda, AİHM, Hükümet'in başvuranın altı ay kuralına uymadığı yönündeki itirazını kabul etmiştir. Başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

Başvuran, kendisini yargılayan Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bağlı oldukları konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, son olarak, hakkında başlatılan cezai kovuşturmanın süresinin aşırı olduğunu ileri sürmüştür. Bu şikayetini AİHS'nin 6/1 maddesine dayandırmıştır. Söz konusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:

6/1 Madde

"Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

Hükümet, AİHS'nin 35/1 maddesi uyarınca, başvuranın altı ay kuralına uymadığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetlerin, söz konusu mahkemenin kararını verdiği tarihten itibaren altı ay içinde AİHM'ye sunulmuş olması gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranın, kalan şikayetini, Yargıtay'ın karar verdiği tarihten itibaren altı ay içinde AİHM'ye sunmuş olması gerektiğini kaydetmiştir.

AİHM, Hükümet'in ilk konudaki itirazına ilişkin olarak, benzer davalarda bu tip iddiaları incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemiştir (bkz., özellikle, Özdemir - Türkiye, no. 59659/00, 6 Şubat 2003; Yavuzaslan - Türkiye, no. 53586/99, 22 Nisan 2004). AİHM bu davada yukarıda belirtilen davalardaki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir.

Hükümet'in ikinci konudaki itirazına ilişkin olarak, AİHM, söz konusu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının Yargıtay tarafından 7 Mayıs 2001 tarihinde onandığını ve 29 Mayıs 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi katipliğine gönderildiğini kaydetmiştir. AİHM başvurusunun 26 Kasım 2001 tarihinde, yani beş ay yirmi dokuz gün sonra, yapıldığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla, başvuru gerekli süre içinde yapılmıştır.

Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM, Hükümet'in itirazlarını reddetmiştir.

1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı

AİHM, askeri hakimin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayet hususunda, devamlı olarak, Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinde bulunan bu hakimlerin konumlarına ilişkin bazı yönlerinin, yönetimden bağımsızlıklarını şüpheli hale getirdiği kararını vermiştir (bkz., Incal - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar). AİHM, ayrıca, Öcalan - Türkiye kararında ([BD] no. 46221/99), askeri hakimin söz konusu cezai kovuşturma zarfında etkin olan ara kararlardan bir veya birden fazlasına katkısı olması durumunda, karar verilmeden önce kovuşturma zarfında askeri hakimin sivil hakimle değiştirilmesinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde müteakip işlemin başvuranın endişesini giderdiği saptanmadığı sürece, başvuranın ilk derece mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki haklı endişesini gidermediğini tespit etmiştir.

Bu davada, AİHM, başvuranın davasının, heyetinde askeri hakim bulunan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başladığını gözlemlemiştir. 16 Ağustos 1999 tarihinde, bu mahkemenin heyetinde yer alan askeri hakim sivil hakim ile değiştirilmiştir. Dolayısıyla, başvuran 14 Kasım 2000 tarihinde mahkum edildiğinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi üç sivil hakimden oluşmaktaydı.

AİHM, askeri hakimin, değiştirilmesinden önce, mahkemenin düzenli aralıklarla duruşma düzenlediği 23 Mart 1998 ve 16 Ağustos 1999 tarihleri arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunduğunu kaydetmiştir. Bu duruşmalarda, yerel mahkeme, başvuran ve savcının ifadelerini dinlemiş ve dava dosyasını tamamlamak amacıyla çoğunlukla ufak nitelikte usuli işlemler gerçekleştirmiştir. Ancak, yerel mahkeme tarafından bu duruşmalarda, özellikle başvuranın savunma haklarına yönelik olarak, önem arz eden bir ara karar alınmamıştır. Bu bağlamda, AİHM, askeri hakimin sivil hakim ile değiştirilmesinden sonra, yerel mahkemenin düzenli olarak duruşma düzenlemeye devam ettiğini, bu duruşmalar zarfında başvuran ve savcının ifadelerini dinlediğini ve muhtelif kararlar aldığını kaydetmiştir. Ayrıca, hem Cumhuriyet Savcısı hem de başvuranın nihai görüşleri üç sivil hakimden oluşan mahkeme önünde okunmuştur.

AİHM, askeri hakimin değiştirilmesinden önce ve sonra yürütülen usuli işlemlerin ayrı ayrı önemlerini göz önünde bulundurmuştur. AİHM, bu davada, askeri hakimin katılımıyla yürütülen hiçbir işlemin, askeri hakimin sivil hakim ile değiştirilmesinden sonra derhal yenileme gerektirmediğini tespit etmiştir. (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Kabasakal ve Atar - Türkiye, no. 70084/01 ve no. 70085/01, 19 Eylül 2006).

Davanın geneli karşısında, AİHM, bu davanın özel koşulları ışığında, kovuşturma zarfında askeri hakimin değiştirilmesinin, başvuranın ilk derece mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki haklı endişesini giderdiği görüşündedir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Osman - Türkiye, no. 4415/02, 19 Aralık 2006).

Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikayetinin, AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

Sivil hakimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikayet hususunda ise, AİHM, geçmişte benzer şikayetleri reddettiğini gözlemlemiştir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, İmrek - Türkiye, no. 57175/00, 28 Ocak 2003). AİHM, bu davada önceki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiştir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı da AİHS'nin 35/3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksundur ve 35/4 madde uyarınca reddedilmelidir.

2. Cezai kovuşturmanın uzunluğu

AİHM, göz önünde bulundurulması gereken sürecin başvuranın yakalandığı ve gözaltına alındığı tarih olan 11 Mart 1998'de başladığını ve Yargıtay'ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını onadığı tarih olan 7 Mayıs 2001'de sona erdiğini gözlemlemiştir. Dolayısıyla, dikkate alınan süreç iki aşamalı bir yargı için üç yıl iki ay sürmüştür.

Davanın toplam süresini inceledikten ve başvuran hakkındaki davanın karmaşık olduğunu ve davanın iki aşamalı yargıda görüldüğünü dikkate aldıktan sonra, AİHM, bu davada kovuşturma süresinin, bu süre ilk derece mahkemesinin polis memurlarının ifadelerini alamaması sonucu gereksiz yere uzamış olsa dahi, aşırı olmadığını değerlendirmiştir. Ayrıca, temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay dava hakkında altı ay içinde karar vermiştir. Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, bu davada, cezai kovuşturma süresinin AİHS'nin 6/1 maddesinin makul süre şartını aşmış olarak değerlendirilemeyeceği kararına varmıştır.

AİHM, başvurunun bu kısmının da AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHS'nin 29 maddesinin 3. paragrafı uygulanmasına devam edilmemeli ve başvuru reddedilmelidir.

Bu sebeplerle, AİHM oybirliğiyle başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA