kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
YURDATAPAN - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

YURDATAPAN - TÜRKİYE DAVASI

4. DAİRE

(Başvuru no. 70335/01)
KARAR

KARAR TARİHİ:8 Ocak 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 70335/01 no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşı olan Mehmet Şanar Yurdatapan'ın ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 1 Aralık 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından Nesrin Ulutürk-Keleş ve Londra'daki Kürt İnsan Hakları Projesi'nden Kerim Yıldız, Anke Stock ve Lucy Claridge tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1941 doğumludur ve İstanbul'da yaşamaktadır.

Alman "Der Spiegel" dergisinde yayınlanan makalesi nedeniyle yargılanan ünlü yazar Yaşar Kemal'in davasını takiben 1995 yılında "İfade Özgürlüğü İnisiyatifi" (İÖİ) adlı bir genel sivil itaatsizlik hareketi başlatılmıştır. Hareketin amacı ifade özgürlüğüne ilişkin kanun maddelerinin değiştirilmesiydi.

23 Temmuz 1999 tarihinde başvuran, üzerinde bir vicdani retçi olan Osman Murat Ülke'nin sözleri bulunan "Düşünce Özgürlüğü - No. 9" adlı broşürün bir kopyası olan "Düşünce Özgürlüğü - No. 38" adlı broşürü İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi binası önünde dağıtmıştır. Aynı tarihte İstanbul DGM Savcısına suç duyurusunda bulunarak Askeri Mahkeme tarafından yasaklanan bu broşürü yeniden yayınladığı için yargılanma talebinde bulunmuştur.

5 Ekim 1999 tarihinde askeri savcı Askeri Mahkemede başvuran hakkında işlem başlatmış, başvuranı Askeri Ceza Kanununun 58. maddesi ile bağlantılı olarak TCK'nın 155. maddesine aykırı olarak halkı askerlikten soğutmakla suçlamıştır.

23 Kasım 1999 tarihli duruşmada başvuran esasa ilişkin olarak askeri mahkemenin sorduğu tüm soruları yanıtlamayı reddetmiş, sivil bir şahsın askeri mahkemede yargılanmasının AİHS'nin 6. maddesine aykırı olduğunu ifade etmiştir. Mahkemenin adil yargılama yapabilecek bağımsız bir mahkeme olmadığını ve yargılamanın Anayasaya aykırı olduğunu savunmuştur. Yargılandığı TCK'nın 155. maddesinin AİHS'nin 10. maddesine aykırı olduğunu, sivil bir ceza mahkemesinde yargılanması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, daha önce yasaklanmış bir makaleyi yeniden yayınladığı için yasak yayınları nakletmenin başlı başına suç olarak düzenlendiği TCK'nın 162. maddesini ihlal ettiğini ve bu suçun cezasının asılsız yayın yapan yazarla aynı cezaya tâbi olduğunu iddia etmiştir.

Başvuran ayrıca TCK'nın 155. maddesinin Anayasanın 90 ve 152. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiş, görüşü dayanaksız bulan askeri mahkeme başvuranın talebini reddetmiştir.

1 Şubat 2000 tarihinde mahkeme, 1997 yılında İzmir Savaş Karşıtları Derneği'nde bir basın açıklaması yapan Osman Murat Ülke'nin TCK'nın 155. maddesine muhalefetten hüküm giydiğini belirterek başvuranın bu ifadeleri yeniden yayınlayarak yasayı çiğnemeyi amaçladığına hükmetmiştir.

Askeri mahkeme, Anayasanın 13. maddesine uygun olarak özgürlüklerin yasayla kısıtlanabileceğine hükmetmiştir. Ayrıca AİHS'nin 10/2. maddesine göre ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara tâbi olabileceğini ifade etmişlerdir.

Askeri mahkeme başvuranı Askeri Ceza Kanununun 58. maddesi ile bağlantılı olarak TCK'nın 155. maddesine göre halkı askerlikten soğutmaya çalışmaktan suçlu bulmuş, iki ay hapis ve para cezasına çarptırmıştır.

16 Mayıs 2000 tarihinde Askeri Yargıtay birinci derece mahkemesinin kararını iç hukuka uygun bularak başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.

Üsküdar Cumhuriyet Savcılığının talebi ile Askeri Yargıtay'ın kesin kararı başvurana 21 Temmuz 2000 tarihinde tebliğ edilmiştir.


HUKUK

I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, yargılamasını yapan Askeri Mahkemenin, tümü kendilerini atayan Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının emir ve talimatlarına tâbi iki askeri yargıç ve bir subaydan oluşması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmayışından şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda sivil bir vatandaş olarak askeri bir mahkemede yargılanmaması gerektiğini ifade etmiştir. Şikayetini AİHS'nin 6/1. maddesine dayandırmıştır.

A. Kabuledilebilirlik

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Hükümet, Türkiye'de sivillerin sadece istisnai durumlarda askeri mahkemelerde yargılandıklarını ifade etmiştir. Bu noktada başvuranın sadece askerlik hizmeti ile ilgili bir suçlamayla karşı karşıya olması nedeniyle askeri bir mahkemede yargılandığını savunmuşlardır. Ayrıca iç hukukun askeri mahkemelerin bağımsız ve tarafsızlığının korunması için gerekli güvenceyi sağladığını ifade etmişlerdir. Son olarak 4963 sayılı yasanın kabulü ile Türk hukukunun Sözleşme ile uyumlu olacak şekilde yeniden düzenlendiğine işaret etmişlerdir.

Başvuran iddialarında ısrar etmiştir.

Mahkeme, geçmişte aynı mağduriyetleri incelediğini ve Ergin (no. 6) (no. 47533/99) kararında AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini belirtir. Sözkonusu kararda Mahkeme, askerlik hizmeti aleyhinde propaganda yapmakla ilgili suçlarla itham edilen sivil bir kişi olarak yalnızca askeri personelden oluşan bir mahkemede yargılanan başvuranın davada taraf olarak nitelendirilebilecek olan ordunun bir parçası olan yargıçların huzuruna çıkmaktan endişe duymuş olmasını anlaşılır bulmuştur. Bu nedenle başvuran, Askeri Mahkemenin gereksiz yere taraflı düşüncelerden etkilenebileceği konusunda haklı bir endişe duyabilir. Bu nedenle başvuranın, sözkonusu mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin şüpheleri haklı olarak nitelendirilebilir (aynı karar).

Mahkeme somut davayı incelemiş ve yukarıda anılan davadaki tespitlerinden uzaklaşmak için özel neden görmemiştir.

Bu nedenle AİHS'nin 6/1. maddesi ihlal edilmiştir.


II. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran bir vicdani retçinin ifadelerinin yer aldığı broşürü basıp dağıtmaktan mahkûm edilip ceza almasının AİHS'nin 10. maddesi ile korunan ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmesinden şikâyetçi olmuştur.

A. Kabuledilebilirlik

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esas

Mahkeme TCK'nın 155. maddesine dayalı olarak aldığı mahkûmiyet ve ceza nedeniyle başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale edildiğinin açık ve taraflar arasında ihtilafsız olduğunu kaydeder. Ayrıca müdahalenin yasayla öngörülmüş olduğu ve toplumda kargaşayı önlemek gibi meşru bir amaca hizmet ettiği görüşündedir (bkz. Ergin (no. 6), yukarıda anılan). Bu nedenle Mahkeme dava ile ilgili incelemesini müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusu ile sınırlayacaktır.

Hükümet, Türkiye'de zorunlu askerlik hizmetinin ulusal ve kamu güvenliğinin korunması için gerekli olduğunu savunmuştur. Bu yükümlülük aleyhine yapılacak her eylem yasalara karşı gelmeye teşvik anlamına gelecektir. Bu bağlamda başvuranın vicdani retçi Osman Murat Ülke ile ilgili broşürü kamuya açık alanda dağıtarak başkalarını askerlik hizmetinden soğutmaya teşvik suçunu işlediğini belirtmişlerdir.

Başvuran Hükümetin görüşlerini reddetmiştir. Özellikle, broşürle bilgi yaymanın bilgi ve fikirlerin yayılması için barışçı ve demokratik bir yol olduğunu savunmuştur.

Mahkeme 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya koyduğu temel prensipleri hatırlatır (bkz. özellikle Şener - Türkiye, no. 26680/95; Öztürk - Türkiye [BD], no. 22479/93; Fressoz ve Roire - Fransa [BD], no. 29183/95). Mahkeme somut davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
Mahkeme dava konusu müdahaleyi broşürün içeriği ve hangi şartlarda dağıtıldığı dahil olmak üzere davanın tamamı ışığında incelemelidir. Özellikle sözkonusu müdahalenin "ulaşılmaya çalışılan meşru hedeflerle orantılı" ve müdahaleyi haklı çıkarmak amacıyla yetkililer tarafından ileri sürülen gerekçelerin "ilgili ve yeterli" olup olmadığına karar vermelidir (bkz. Koç ve Tambaş - Türkiye, no. 50934/99). Ayrıca verilen cezaların niteliği ve ağırlığı da müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken faktörlerdir (bkz. Skalka - Polonya, no. 43425/98).

Mahkeme somut davada başvuranın özellikle vicdani retçi Osman Murat Ülke'nin basın açıklamasının ve onun zorunlu askerlik hizmetini yapmayı reddetmesinin sebeplerinin yer aldığı bir broşür dağıtmaktan mahkûm edilmiş olduğunu gözlemler. Askeri Mahkeme, başvuranın bu broşürü dağıtarak başkalarını askerlik hizmetinden kaçmaya teşvik ettiğini değerlendirmiştir.

Mahkeme, sözkonusu broşürün içeriğini Düzgören - Türkiye (no. 56827/00) davasında verdiği kararda incelediğini anımsar. Bu nedenle "sözkonusu broşürde kullanılan ifadelerin askerlik hizmetine hasmane çağrışımlara yol açmış olmasına karşın bunların şiddeti, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı teşvik etmediği ve nefret söylemi olmadığına" karar verdiği davadaki mülahazalarını hatırlatır (bkz. Ergin (no. 6), yukarıda anılan; karşılaştır Sürek - Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95 ve Gerger - Türkiye [BD], no. 24919/94). Ek olarak fikirlerin ifade edildiği koşullar, potansiyel etkileri bakımından, barışçı bir aktivist olan başvuranın bir askeri kampta, kısa bir süre sonra Kuzey İrlanda'ya sevkedilecek olan askerleri firara teşvik eden bir broşür dağıttığı Arrowsmith davasındakinden ayrılabilir (bkz. Arrowsmith - İngiltere, no. 7050/75). Somut davada rahatsızlığa neden olan broşür İstanbul'da halka açık bir alanda dağıtılmıştır. Şekil ve içeriği itibariyle acil bir firara yol açmayı amaçlamamıştır. Mahkeme bunların alınan tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde en önemli etkenler olduğu görüşündedir.

Mahkeme son olarak başvuranın aldığı 2 ay hapsi ağır bir ceza olarak değerlendirmektedir.

Bu zemine göre Mahkeme Askeri Mahkeme tarafından sunulan gerekçelerin, alakalı olmalarına karşın, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli görülemeyeceği kanısındadır.

Yukarıdaki mülahazalar ışığında Mahkeme, başvuranın mahkumiyet ve cezasının güdülen amaçlarla orantısız olduğu ve bu nedenle "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığına hükmetmiştir. Bu nedenle AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."


A. Tazminat

Başvuran 79,864 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Bu miktarın mahkumiyeti sonucunda oluşan gelir kaybı ve ulusal yargılama sırasında ödenen masraf ve giderlere karşılık olduğunu ifade etmiştir. Manevi tazminat olarak ayrıca 40,000 Euro talep etmiştir.

Hükümet miktarlara itiraz etmiştir.

Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Öte yandan başvurana 2,000 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır (bkz. Düzgören, yukarıda anılan).

AİHM, sözkonusu davada olduğu gibi, bir kişinin AİHS'nin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkûm edilmesi durumunda, talep edilmesi halinde yargılamanın yeniden yapılması veya davanın yeniden açılmasının, prensipte ihlalin düzeltilmesi için uygun bir yol olduğu görüşündedir (bkz. Öcalan - Türkiye, no. 46221/99 [BD]).

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran ayrıca kendisini AİHM önünde temsil için Türk ve İngiliz avukatlar tarafından yapılan masraf ve giderler için sırasıyla 12,147.87 Euro ve 1,364.16 İngiliz Sterlini talep etmiştir.

Hükümet taleplere itiraz etmiştir.

AİHM'nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır (bkz. örneğin Sawicka - Polonya, no. 37645/97). Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve içtihadında yer alan ölçütleri göz önünde bulundurarak AİHM talep edilen yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak 1,500 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.

C. Gecikme faizi

AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

4. (a) Sorumlu Devlet'in başvurana, AİHS'nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden İngiliz Sterlini'ne çevrilerek başvuranın İngiltere'deki banka hesabına yatırılmak üzere:
(i) 2,000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;
(ii) 1,500 Euro (bin beş yüz Euro) yargılama masraf ve giderleri;
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;

5. Oybirliğiyle, adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2 ve 3. paragrafları uyarınca 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA