kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ALI KAYA VE VEYSEL DİRİ TARAFıNDAN


İçtihat Metni

Ali KAYA ve Veysel DİRİ tarafından

2. DAİRE

Türkiye aleyhine yapılan 60813/00 ve 61317/00 no'lu başvuruların

KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN KARAR
(11 Aralık 2007)

OLAYLAR

Başvuranlar, sırasıyla 1964 ve 1955 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir. AİHM'de, İstanbul Barosu'na bağlı Ö. Kılıç, O. Ergin, ve A. R. Aydın isimli avukatlar tarafından temsil edilmişlerdir.

A. Davanın Koşulları

Taraflarca sunulduğu şekliyle, davanın koşulları şöyle özetlenebilir.

Başvuranlar, olayların meydana geldiği tarihte Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği ("Dernek") üyesi idiler.

Dernek, 17 Kasım 1996 tarihinde, 4. kurultayını düzenlemiş ve bazı kişiler siyasi nitelikli konuşmalar yapmışlardır. Bu toplantıda ikinci başvuran, yönetim kurulu üyesi seçilmiştir.

Bunun ardından, Fatih Cumhuriyet Savcılığı, Dernek başkanı ve sekiz yönetim kurulu üyesi hakkında, suçun işlendiği tarihte, siyasi nitelikli açıklamalarda bulunmak ve bunlara izin vermek suretiyle Derneğin kurulma amacına ters hareket ettikleri gerekçesiyle çeşitli tarihlerde iddianameler düzenlemiştir. Suçlamalar, 2908 sayılı Kanun'un 76. Kısmı çerçevesinde yöneltilmiştir.

İkinci başvuran, o tarihte yönetim kurulu üyesi olmadığından kendisine yönelik suçlamada bulunulmamıştır.

18 Kasım 1998 tarihinde, Fatih Asliye Ceza Mahkemesi, Dernek başkanı ile sekiz yönetim kurulu üyesini, üzerlerine atılı suçtan mahkûm etmiştir. Buna ek olarak, 2908 sayılı Kanun'un 76/1. Kısmı uyarınca Derneğin feshedilmesi talimatını vermiştir.

Derneğin 27 Aralık 1998 tarihinde yapılan 5. kurultayında, ikinci başvuran tekrar yönetim kurulu üyesi seçilmiştir.

19 Kasım 1999 tarihinde, birinci başvuran, başka bir üyenin istifası üzerine, yönetim kurulu üyesi seçilmiştir.

28 Ocak 2000 tarihinde, her iki başvuran da Dernek yönetim kurulu üyesi idi.

14 Şubat 2000 tarihinde, Yargıtay'da yapılan duruşmada, birinci derece mahkemesinin Dernek başkanı ve yönetim kurulu üyelerinden birisine ilişkin kararını onanmış, diğer yönetim kurulu üyelerine ilişkin kararı ise bozulmuştur.

Bu sırada, Derneğin feshi Yargıtay kararı ile kesinleşmiş olduğundan, Derneğin varlıklarına el konulmuş ve Hazine'ye devredilmiştir.

3 Nisan 2000 tarihinde, Fatih Asliye Ceza Mahkemesi, Yargıtay'ın karar gerekçelendirmesine paralel olarak diğer sanıkları beraat ettirmiştir.

23 Mayıs 2000 tarihinde, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Müdürlüğü'nün talebi üzerine, Derneğin adının Dernek Kayıtlarından silinmesini onaylamıştır.

ŞİKÂYETLER

Başvuranlar, AİHS'nin 10. ve 11. maddeleri kapsamında, üyeleri ve yöneticileri oldukları Derneğin haksız olarak fesih edilmesinin ve yönetim kurulu üyeleri olarak kendilerine uygulanan beş yıl başka bir derneğe katılma yasağının, ifade ve dernek kurma özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Dernekler Kanunu'nun belirli maddelerinin, yukarıda anılan haklarına demokratik olmayan ve kanunsuz müdahalede bulunduğunu belirtmişlerdir.

Ayrıca, AİHS'nin 13. maddesi çerçevesinde, 2908 sayılı Kanun'un demokratik olmayan bu hükümlerinin gözden geçirilmesi ve iptalini talep etmelerine olanak tanıyacak etkili bir iç hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuşlardır.

HUKUK

Başvuranlar, üyeleri ve yöneticileri oldukları derneğin haksız olarak feshedilmesinin ve yönetim kurulu üyeleri olarak kendilerine uygulanan beş yıl başka bir derneğe katılma yasağının, ifade ve dernek kurma özgürlüklerini ihlal ettiğini, Dernekler Kanunu'nun bazı hükümlerinin demokratik olmadığını, kanunsuz olduğunu ve bu hükümlerin gözden geçirilmesini ve iptalini talep etmelerine olanak tanıyacak etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. AİHS'nin, 10., 11., ve 13. maddelerine atıfta bulunmuşlardır.

AİHM, başvuranların şikâyetlerinin, ilgili kısımları aşağıda belirtilen 11. ve 13. maddeler kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır:

11. madde

"1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, … haklarına sahiptir.

2.Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, … amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir."

13. madde

"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."

A.Tarafların görüşleri

Hükümet öncelikle, başvuranların AİHS'nin 34. maddesi kapsamında mağdur olduklarını iddia edemeyeceklerini belirtmiştir. Bu açıdan, 2908 sayılı Kanun'un 4. ve 16. Kısımlarında yer alan yasağın başvuranlar için geçerli olmadığını, Derneğin feshinden doğrudan etkilendiklerini ortaya koyan herhangi bir kanıt sunamadıklarını ifade etmiştir. Hükümet, ikinci olarak ise, başvuranların, şikâyetlerini yerel makamlara götürmediklerinden dolayı iç hukuk yollarını tüketmediklerini belirtmiştir.

Esasa ilişkin olarak, Hükümet, başvuranların dernek kurma özgürlüklerine müdahale edilmediğini ifade etmiştir. Öte yandan, AİHM'nin bir müdahale olduğunu tespit etmesi halinde de, bunun, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla ve yasayla sınırlanmış olduğu kanaatinde olduğunu ifade etmiştir. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu, zira Derneğin yönetici üyelerinin bilinçli olarak Dernekler Kanunu'nun hükümlerine uygun hareket etmediğini belirtmiştir. Son olarak, Hükümet yeni Dernekler Kanunu'nun, 2908 sayılı Dernekler Kanunu'nu tamamen iptal ettiğine işaret etmiştir.

Başvuranlar, Derneğin fesih edildiği tarihte yönetim kurulu üyeleri olduklarını ve iddia edilen AİHS ihlallerinin mağduru olduklarını ileri sürmüşlerdir. İç hukukta, mağduriyetleri bağlamında hiçbir etkili hukuk yollarının bulunmadığını öne sürmüşlerdir.

Esasa ilişkin olarak, başvuranlar, Derneğin fesih edilmesinin ve kendilerine uygulanan ve başka bir derneğe beş yıl üye veya başkan olamama yasağının, dernek kurma özgürlüklerine haksız ve orantısız bir müdahale teşkil ettiğini ifade etmişlerdir.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM, başvuranların AİHS'nin 34. ve 35/1. maddeleri bağlamında mağdur olup olmadıklarının ya da iç hukuk yollarını tüketip tüketmediklerinin belirlenmesinin gerekli olmadığı, zira AİHS'nin 11. ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin her hal ve karda, izleyen nedenlerden dolayı kabuledilemez olduğu kanısındadır.

Bu dava, Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği'nin fesih edilmesi ve bunun etkileri ile ilgilidir. Bu bağlamda, AİHM, başvuranların Derneğin fesih edilmesi ve etkili iç hukuk yolunun bulunmamasına dair genel şikâyetlerinin, AİHM tarafından daha önce Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği - Türkiye (no. 61353/00, 10 Ekim 2006) davasında incelenenlerle temelde aynı olduğunu gözlemler. AİHM, başvuranların bu şikâyetlerle bağlantılı "konuyla ilgili yeni bilgi" sunmadığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, AİHM, başvurunun bu kısmının, daha önce AİHM tarafından incelenen konuyla temelde aynı olduğundan, AİHS'nin 35/2 (b) ve 35/4. maddeleri uyarınca kabuledilemez olduğu kanısındadır (bkz örneğin, Alabay ve Güzel - Türkiye, no. 41334/98, 31 Ocak 2006).

Başvuranların dernek yönetim kurulu üyesi pozisyonlarına da atıfta bulunmuş olmalarına karşın, AİHM, dava dosyasında sözkonusu tarihte başvuranların bu pozisyonda olduklarını kesin olarak ortaya koyan hiçbir şey bulunmadığını, bununla ilgili en son belgenin 28 Ocak 2000 tarihli olduğunu ve bunun da Yargıtay kararının birkaç hafta öncesi olduğunu not eder. Aynı şekilde, Derneğin feshedilmesinin ardından başka bir derneğe üye veya yönetici olma girişiminde bulunup engellendiklerini veya 30 Temmuz 2003 tarihinde kadar sözkonusu hükümlerde değişiklik yapılana kadar, kendilerine uygulanan herhangi bir yasaktan dolayı kişisel endişe ve sıkıntı yaşadıklarını ortaya koymamışlar ve hatta iddia bile etmemişlerdir (bkz. örneğin, mutatis mutandis, Dudgeon - İngiltere, 22 Ekim 1981). Başvuranların şikayetleri derneğin feshedilmesine odaklı olduğundan, ki bu hususla ilgili olarak yukarıda anılan Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği - Türkiye davasında AİHS'nin 11. maddesine haksız müdahale olduğu tespit edilmiştir, AİHM, bu koşullarda başvuranların, farklı veya daha fazla müdahaleye maruz bırakıldıklarını ortaya koydukları hususunda ikna olmamıştır. Buna göre, başvurunun bu kısmı dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları bağlamında reddedilmesi gereklidir.

Yukarıda anlatılanların ışığında, bu davada AİHS'nin 29. maddesinin 3. paragrafının uygulanmasına devam edilmesi uygun değildir.

Bu gerekçelere dayanarak, AİHM oybirliğiyle

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA