kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
AMAÇ VE OKKAN - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

AMAÇ VE OKKAN - TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru no: 54179/00 ve 54176/00)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

KARAR TARİHİ: 20 Kasım 2007

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 22 Temmuz 1999 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca iki başvuru yapılmıştır.

On iki T.C. vatandaşı Kamile, Ümmettin, İnan, Asiye, Mültezim, Cindi, Sakin, Besra, Veli, Zülfi, Murat, Sadi Amaç ve tüm Amaç ailesi adına 54179/00 başvuru numarası ile başvuru yapılmıştır. Başvuranlar sırasıyla 1949, 1970, 1972, 1976, 1976, 1978, 1980, 1982, 1984, 1987, 1989 ve 1991 doğumludur.

Altı T.C. vatandaşı Kıfaye, Cahit, Bilen, İkram, Müyesser ve Haşim ve tüm Okkan ailesi adına 54176/00 başvuru numarası ile başvuru yapılmıştır. Başvuranlar sırasıyla 1974, 1990, 1992, 1994, 1995 ve 1997 doğumludur.

Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde (AİHM) Diyarbakır barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranların hepsi Diyarbakır'da ikamet etmektedir. 54179/00 numaralı başvuru Diyarbakır ili Kulp ilçesine bağlı Aygün köyü yakınlarına döşenen mayının patlaması sonucu 15 Temmuz 1997 tarihinde ölen Raif Amaç'ın eşi ve çocukları tarafından yapılmıştır.

54176/00 numaralı başvuru ise aynı kazada ölen köy korucusu Nurullah Okkan'ın eşi ve çocukları tarafından yapılmıştır.

15 Temmuz 1997 tarihinde Raif Amaç, Nurullah Okkan ve diğer köylüler evlerine traktör ile gidip gelmekteydiler; meydana gelen patlamanın hemen ardından jandarma ekipleri olay yerine gelmiş, yaralı yedi kişi helikopterle Diyarbakır askeri hastanesine götürülerek tedavi altına alınmıştır. Jandarmalar olay yerinin krokisini çizerek olay yeri tutanağı hazırlamışlar, bomba parçalarını incelemeye almışlar ve görgü tanıklarının ifadelerine başvurmuşlardır.

Jandarma tarafından hazırlanan tutanağa göre mayın düzeneği mutfak tipi gaz kullanılarak hazırlanmıştır.

Kulp Cumhuriyet Savcısı resmi bir soruşturma başlatmıştır. Aynı gün Raif Amaç için otopsi düzenlenmiş, hazırlanan otopsi raporunda adı geçenin ölüm nedeninin dış etkenlere bağlı yaralanmalardan ve kanamadan ileri geldiği belirtilmiştir.

Dosya Nurullah Okkan adına düzenlenmiş bir otopsi raporunu içermemektedir.

Savcı, 1997 Ağustos ayında birçok görgü tanığını dinlemiştir.

28 Eylül 1997 tarihinde Kulp Cumhuriyet Savcısı Raif Amaç'ın ölümüyle ilgili olarak meydana gelen olaylarda terör bağlantısı olduğuna itibar ederek ratione materia bakımından yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı'na göndermiştir.
30 Ekim 1997 tarihinde DGM Savcısı da benzer kararı Nurullah Okkan'ın ölümü hakkında vermiştir.

Diyarbakır DGM Savcısı bu davaların birleştirilmesine karar vermiştir.

Amaç ailesi 7 Haziran 1998 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na yazmış oldukları mektupla yirmi dört milyar TL maddi, yirmi dört milyar TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur (kırk sekiz milyar TL o dönemde yaklaşık 192.000 USD'ye karşılık gelmektedir; asgari ücret ise 35.437.500 TL ve yaklaşık 140 USD'dir).

İdare tarafından hiçbir yanıt alamayan Amaç ailesi aynı miktarlar için Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde (Mahkeme) tam yargı davası açmışlardır. Adli yardım talebi de buna dahildir.

Okkan ailesi de sözü edilen miktarların yarısı tutarındaki tazminat talebiyle aynı davayı açmıştır.

Mahkeme 22 Ekim 1998 tarihinde adli yardım talebini reddetmiş, gerekçe olarak ise Danıştay yerleşik içtihadına göre bir avukat aracılığıyla temsil edilen bir başvuranın ödeme kabiliyetinin olmadığını ileri süremeyeceğini ifade etmiştir.

Mahkeme 9 Kasım 1998 tarihinde Amaç ailesine otuz gün içinde 432 milyon TL tutarındaki yargı giderini ödemesi çağrısında bulunmuştur (bu miktar yaklaşık 880 USD'dir ve o dönemde asgari ücret 190 USD'dir).

Mahkeme 4 Şubat 1999 tarihinde çağrısını yinelemiş, başvuranlar 8 Mart 1999 tarihinde yazmış oldukları bir yazıyla bu miktarları ödeyecek maddi durumlarının olmadığını belirtmişler ve AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunarak Mahkemenin reddettiği adli yardım talebini yeniden incelemesini istemişlerdir.

Mahkeme 16 Nisan 1999 tarihinde davanın açılmamış sayılması kararını vermiştir.

Başvuranlar 24 Mayıs 1999 tarihinde temyize gitmişlerdir. Danıştay 19 Haziran 2001'de temyiz, 12 Haziran 2002'de ise tashih başvurusunu reddetmiştir.

Bu arada, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı çeşitli tarihlerde güvenlik güçlerinden ölüm olayı zaman aşımına uğrayana dek çalışmalarını sürdürmelerini ve üç aylık raporlarını hazırlamalarını talep etmiştir. Düzenlenen kimi belgeler eylemin yasadışı terör örgütü PKK tarafından yapıldığı sonucuna götürmektedir. Bazı raporlarda ise PKK üyelerinin sorgulamalarında bu davayı açığa kavuşturacak bilgiler vermediği bilgisi Cumhuriyet Savcısı'na sunulmaktadır.

Başvuranların talepleri üzerine Cumhuriyet Savcısı 14 Ocak ve 20 Temmuz 1999 tarihlerinde mayının infilak etmesine ilişkin hiçbir failin bulunamadığı ve ceza soruşturmasının halen devam ettiği bilgisini vermiştir. Nisan 2006'da soruşturma dosyası halen Savcı önünde bulunmaktaydı.

Belirtilmeyen bir tarihte yetkililer Kifaye Okkan adına Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'ndan aylık bağlanması önerisini getirmişler fakat adı geçen bu öneriyi reddetmiştir.

Başvuranlar belirtilmeyen bir tarihte iç hukuktaki mahkemeler nezdinde 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun'a istinaden tazminat talebinde bulunmuşlardır.

ŞİKAYETLER

AİHS'nin 2. maddesini ileri süren başvuranlar yakınlarının ölümüne yol açan mayının güvenlik güçleri tarafından döşenmiş olabileceğini iddia etmekte, bu şekilde gerçekleşmese bile yakınlarının hayatını kaybettiği yol üzerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını sağlamayan Devletin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini öne sürmektedirler. Başvuranlar son olarak yetkililerin mayını yola döşeyen ve şu ana dek cezasız kalan kişilerin kimliklerinin tespitini sağlayacak etkili bir soruşturma yürütmediklerinden şikayetçi olmaktadır.

AİHS'nin 6/1. maddesine atıfta bulunan başvuranlar yetkili bir mahkeme karşısına çıkma hakkından yoksun bırakıldıklarını, adli yardım taleplerinin Diyarbakır idare mahkemesi tarafından reddedilmesi doğrultusunda aşırı miktardaki yargı giderleri nedeniyle tazminat davası açamadıklarını ve başvurularının takipten kalktığını iddia etmektedirler.

HUKUK

I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

Davaların olaylar ve esas bakımından benzer sorunları ortaya koyduğu dikkate alındığında AİHM bunların birleştirilerek tek bir başvuru altında incelenmesine karar vermiştir.

II. KABULEDİLEBİLİRLİĞE DAİR

Hükümet, İdare mahkemesinin davanın esası hakkındaki mütalaasını tamamlamadığı halde AİHM'ye başvuran başvuranlar nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuranlar 16 Nisan 1999 tarihli kararın ardından yeni bir dava açma olanağına sahipti.

Hükümet 54176/00 numaralı başvuru ile ilgili olarak AİHM'nin İçyer-Türkiye kararındaki içtihadından hareketle 5223 sayılı Kanun'a istinaden tazminat talebinde bulunulması ışığında başvurunun reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Başvuranlar bu konuda görüş bildirmemişlerdir.

AİHM Hükümetin argümanının 6. maddeye dair şikayetin davanın esasına olmayıp özü itibariyle bir mahkemeye erişim sözkonusu olduğunda kabul göreceğini ifade etmektedir. 6/1. madde herkesin medeni haklar ve yükümlülüklerinden ileri gelen her türlü itirazının yetkili bir mahkeme karşısında tanınması hakkını güvence altına almaktadır. Bu "mahkemeye başvuru hakkı" medeni hak açısından bir mahkemeye erişim hakkının sadece bir yanını oluşturur. Bunun yanı sıra, 6. maddenin 1. paragrafında yer alan diğer güvencelerden de yararlanma olanağını tanıyan bir yanı da mevcuttur. Hakkaniyete uygun, açık ve ivedi olma koşulu yargılamanın yokluğunda bir yarar sağlamamaktadır. Zira medeni hak açısından hukukun üstünlüğü ilkesi mahkemelere erişim hakkı olmadan tahayyül edilemez (Bkz. Kreuz-Polonya kararı, no: 28249/95).

2. madde sözkonusu olduğunda yapılan itirazın daha olumlu değerlendirilmesi mümkün olamamaktadır; AİHM'nin birçok defa dile getirdiği üzere, ölümle sonuçlanan hallerde failin tespitini ve sorumluların cezalandırılması sağlayacak bir soruşturmanın yürütülmesi yükümlülüğü basit bir tazminata hükmedilmesi ile giderilemez (Bkz. Kamer Demir vd.-Türkiye kararı, no: 41335/98, 19 Ekim 2006). Mademki bahse konu İçyer kararındaki - ki bu kararda terörist eylemlerin meydana geldiği bölgede kalan mülkiyet hakkından yararlanmanın yasak olduğu temel itirazı yer almaktadır - koşullarla benzerlikler taşımıyor, 54176/00 numaralı başvuruda yapılan itirazın bu bağlamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle Hükümetin itirazı reddedilmektedir.

Tarafların sunmuş oldukları görüşler ışığında AİHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe tespit etmemiştir. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

III. AİHS'NİN 2. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar yakınlarının ölümüne yol açan mayının yetkililer tarafından yerleştirilmiş olabileceğini iddia etmekte, ayrıca güvenliklerinin sağlanmadığını öne sürmektedirler. Başvuranlar son olarak ceza soruşturmasının tamamlanmadığından yakınmakta ve bu bağlamda AİHS'nin 2. maddesine göndermede bulunmaktadır.

Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta, yola yerleştirilen mayının mutfaklarda kullanılan gazın bir şişeye yerleştirilerek imal edilen ve PKK'nın başvurduğu bir yöntem olduğunu savunmaktadır. Kaza yetkililerin savunma amaçlı mayınla koruma sağlayabilecekleri güvenlik bölgesinde değil, karayolu üzerinde meydana gelmiştir. Hükümet son olarak, yetkili makamların benzer bir tehlike karşısında bölge sakinlerini uyardıklarını belirtmektedir. Bu nedenledir ki otuz kadar kişinin önündeki bir grup aynı yolu yaya olarak geçmiştir. Bu insanlar yolun güvenli olduğunu haber etmişlerdir. Ayrıca yolu kontrol etmek için traktör önünde giden yedi sekiz kişilik bir köy korucusu da vardı. Yetkili merciler bu tür bir kazanın önüne geçmek için gerekli bütün tedbirleri almışlardır.

A. Maddi bakımdan

AİHM dava dosyasında yer alan belgeler ve özellikle Hükümetin etkili adli soruşturmalara ilişkin sunmuş olduğu unsurlar ve taraflarca sunulan görüşler ışığında ortaya çıkan sorunları ele alacaktır.

2. madde AİHS'nin öncelikli maddeleri arasında yer alır ve Avrupa Konseyi'ni şekillendiren demokratik toplumların temel değerlerinden birini teşkil eder. 2. maddenin güvencesi altındaki bu korumanın önemine vakıf AİHM yaşam hakkına yönelik şikayetleri büyük bir titizlikle ele alarak görüşünü bu çerçevede oluşturacaktır (Bkz. Fatma Kaçar-Türkiye kararı, no: 35838/97, 15 Temmuz 2005).

Başvuranların yakınları yola yerleştirilen ve mutfak gazından yapıldığı sanılan bir mayının patlaması sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. Kaza terörist eylemlerin yaşandığı bir bölgede meydana gelmiştir.

AİHM, davanın koşulları ve sunulan delilleri dikkate aldığında yetkililerin yola mayın döşediği iddiasının güvenilir emarelerden çok varsayımların ve spekülasyonların ötesine geçemediğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin mutatis mutandis, Hamiyet Kaplan vd.-Türkiye kararı, no: 36749/97, 13 Eylül 2005).

AİHS'nin 2/1. maddesinin ilk cümlesi Devlet'i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuki düzende kendi yargısına tabi kişilerin yaşam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz. Osman-Birleşik Krallık kararı, 28 Ekim 1998).

AİHM, Hükümetin bölge halkının olası tehlikelere karşı uyarıldığı görüşünü teyit eder şekilde köylülerin sıklıkla ve temkinle bu yolu kullandıklarını gözlemlemektedir. İlk grup yaya olarak gitmiş ve köylülere yolun güvenli olduğunu söylemiştir. Köylüler bunun üzerine köy korucularıyla -Devletin görevlendirdiği kişilerdir- birlikte traktörle ve yaya olarak geçmişlerdir ki, bu nokta da bir kez daha yolun güvenli olduğunun kanıtıdır (köy korucularının görevleri hakkında, bkz. İhsan Bilgin-Türkiye kararı, no: 40073/98, 27 Temmuz 2006).

Bireyin korunması için önleyici nitelikte birtakım pratik önlemler alma pozitif yükümlülüğü yetkili makamlara katlanılmaz veya aşırı bir yük getirmeyecek şekilde yorumlanmalıdır. Zira yaşama yönelik her türlü tehdit yetkili makamları bu tehdidin gerçekleşmesine engel olmak için AİHS açısından somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Tanrıbilir-Türkiye kararı, no: 21422/93). Yetkili makamların bölge sakinlerini tehlikeden haberdar etmeleri ve köy korucuları tarafından alınan tedbirler sözü edilen yükümlülük bakımından dava koşullarında yeterli sayılmaktadır.

AİHM mevcut başvuruda yetkililerin mayınlardan arındıracağı ve bölgeye girişin engellenmesini gerektirecek özel bir alanın bulunmadığını gözlemlemektedir (Bkz. mutatis mutandis Hatice Evcil-Türkiye kararı, no: 6260/99, 6 Nisan 2004).

AİHM, başvuranların yakınlarının yaşamlarını yitirdiği üzüntü verici bu kazanın meydana gelmesinde Devlete yüklenebilecek hiçbir sorumluluğun olmadığını kaydetmektedir.

AİHS'nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmemiştir.

AİHM bununla birlikte, ulusal hukukta genel anlamıyla objektif yükümlülüklere ilişkin benimsenen hükümlerin benzer şartlarda hayatlarını kaybeden mağdur yakınlarının dile getirecekleri tazminat talepleri karşısında Devletin yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sonuç şeklinde yorumlanmaması gerektiğine itibar etmektedir.

B. Usul bakımından

Başvuranlar yetkililerin mayını yerleştiren kişilerin kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak etkili bir soruşturmayı sürdürmediklerinden ve bu kişilerin şimdiye kadar cezasız kalmasından yakınmaktadırlar.

Hükümet usul bakımından yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin belirlenmesi için bir sonuç elde etmenin şart olmadığını savunmaktadır. Hükümete göre zanlıların tespitine götürecek her türlü yöntem kullanılmıştır.

AİHM, yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün bir kişi hayatını kaybettiğinde resmi bir soruşturmanın başlatılmasını zorunlu kıldığını hatırlatır. Böyle bir soruşturmanın asıl amacı bu hakkın güvence altına aldığı yasaların etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu amaçların gerçekleştirilmesine olanak tanıyan hangi tür soruşturma yöntemi olursa olsun, mağdur yakınları olmasa da yetkililer dikkatlerine sunulan bir durumu resen incelemek durumundadır (Bkz. Paul ve Audrey Edwards-Birleşik Krallık kararı, no: 46477/99).

Ölüm olayı ile ilgili yürütülen bir soruşturmanın etkili sayılabilmesi sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına bağlıdır. Bu noktada izlenen yöntemlerin sonucu değil, bunlara nasıl ulaşıldığı önemlidir; yetkililer olaya ilişkin elde edilen delillere makul erişimin sağlanması için gerekli önlemleri almak durumundadır (Bkz. Yaşaroğlu-Türkiye kararı no: 45900/99, 20 Haziran 2006).

AİHM yetkili mercilerin- önce jandarmaların sonra savcının- kazanın meydana geldiği gün hemen olay yerine intikal ettiklerini not etmektedir. Olayın nasıl meydana geldiğinin varsayımsal olarak değerlendirilmesi açısından olay yeri krokisi çizilmiş ve olay yeri tutanağı hazırlanmış, bomba parçaları toplanmış, görgü tanıkları dinlenilmiş ve Raif Amaç'ın ölüm kaynağının tespiti için otopsi gerçekleştirilmiştir.

Yetkililer davanın aydınlanması için gerekli tüm tedbirleri almış görünmektedir.

Soruşturma ön inceleme aşamasının ötesindedir. Yetkililer faili bilinmese de terörist bir örgütle ilgili inceleme başlatmışlardır. Güvenlik güçleri cinayet davası zamanaşımına uğrayıncaya dek üçlü raporlarını tamamlamayı sürdürmüşlerdir.

AİHM ayrıca, soruşturmanın etkinliğine ilişkin asgari kriteri karşılayan incelemenin niteliğinin ve derecesinin davanın koşullarına bağlı olduğu düşüncesindedir. Bu koşullar ilgili olguların tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının uygulamadaki gerçeklerine bakılarak değerlendirilir. Ortaya çıkabilecek durumların çeşitliliğini, yalnızca soruşturmaya ilişkin işlemler listesine veya basitleştirilmiş diğer kıstaslara indirgemek mümkün değildir (Bkz. diğerleri arasında, sözü edilen Fatma Kaçar kararı).

Başvuranlar açısından bakıldığında ise, adı geçenler soruşturmanın failin kim olduğunun bulunmasına yetmediği iddiasını öne sürmekle yetinmişlerdir. AİHM soruşturmanın etkinliğinde ortaya çıkan ve yetkililere yüklenilebilecek bir boşluğun oluştuğu yorumunu getirememektedir.

Dava dosyası Kıfaye Okkan için düzenlenen otopsi raporunu içermemektedir. Taraflar adı geçenin varlığını da yokluğunu da dile getirmemiştir. Sonuç itibariyle AİHM bu husus üzerinde durmayacaktır.

AİHM, soruşturma dosyasında yer alan unsurlar ve taraflarca soruşturma hakkında sunulan bilgiler ışığında, katil zanlısı ve/veya zanlılarının kimliklerinin tespit edilememesinde başvuranların yakınlarının öldürülmesi olayını çevreleyen koşullarda yetkililerin etkisiz ve pasif kaldıkları sonucuna varılamayacağını kaydetmektedir (Bkz. mutatis mutandis Sabuktekin-Türkiye kararı, no: 27243/95).

Bu nedenle AİHS'nin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmemiştir.

IV. AİHS'NİN 6. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar maddi durumlarının iyi olmaması sebebiyle yargı sürecine değin giderlerin aşırılığından yakınmakta ve adli yardım taleplerinin İdare mahkemesi tarafından reddedilmesi ile bir mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar bu çerçevede AİHS'nin 6/1. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.

AİHM yargılama giderlerinin başvuranın ödeme kabiliyeti ve sözkonusu kısıtlamanın yapıldığı süreç aşaması da dahil davanın özel koşulları ışığında değerlendirildiğini hatırlatarak bu unsurların ilgilinin mahkemeye erişim hakkından yararlanıp yararlanamadığının saptanması açısından belirleyici faktörler olduğunu eklemektedir (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).

Mevcut başvuruda, başvuranlar yaklaşık 880 USD tutarında yargı masrafı yapmışlardır. Başvuranlar tarafından yaklaşık 192.000 USD tazminat talep edildiği dikkate alındığında bu miktarın aşırı olduğu söylenemez. Bununla birlikte, yakınlarının ölümüyle bir gelirden yoksun kalan başvuranlar için olayların meydana geldiği dönemdeki uygulamayla en az dört asgari ücret tutarındaki bu miktar kayda değer bir rakamdır.

İdari mahkeme adli yardım talebini reddetme gerekçesi olarak bir avukat aracılığıyla temsil edilen başvuranların yargı gider ve masraflarını ödemelerinin olanaksız oluşunu ileri süremeyeceklerini kaydetmiştir. Mahkeme bu argümana dayanarak Danıştay'ın yerleşik içtihadına atıfta bulunmuştur.

AİHM nezdinde İdare mahkemesinin kararı bu noktada yerinde alınmış bir karar değildir. Bu hüküm ile avukat bulundurma hakkından yararlanma gibi basit bir hususa dayanarak başvuranların yeterli kaynaklara sahip olduğu varsayılmış, ilgililerin gerçek mali durumu dikkate alınmaksızın bir değerlendirme yapılmıştır (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).

Adli yardım talebinin reddedilmesi kararının başvuranları davalarının bir mahkemede görülmesi olanağından tümüyle yoksun bıraktığını belirtmek gerekir. Ayrıca bu tür bir kısıtlama ilk derece mahkemesi önündeki sürecin öncesinde getirilmiştir. Benzer bir karar itiraza ve temyize elverişli değildir (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).

AİHM bu başvuruya benzer koşullardaki davaları incelediğini hatırlatır (Bkz. sözü edilen Bakan kararı ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı, no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AİHM daha önce almış olduğu bu sonuçlardan ayrı tutulmasını gerektirecek hiçbir unsurun ve argümanın yer almadığını gözlemlemekte ve AİHS'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

V. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN

AİHS'nin 41. maddesine göre "Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil tatminine hükmeder."

AİHM sekreteryasından bildirildiği halde başvuranlar adil tatmine değin hiçbir görüş bildirmemiştir. Başvuranlar tazminat ve yargı giderleri için bir tutar dile getirmemişlerdir.

AİHM sonuç itibariyle, 60/2. ve İçtüzüğünün 3. maddesine uygun olarak adil tatmin başlığı altında bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir (Bkz. Mehdi Zana-Türkiye kararı, no: 29851/96, 26 Mart 2001).

AİHM, AİHS'nin 6/1. maddesi ile güvence altına alınan bir mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesinde, prensip olarak en uygun tazminin başvuranların talepleri doğrultusunda davalarının zamanında yeniden görülmesini sağlamak olduğunu hatırlatır (Bkz. aynı anlamda sözü edilen Mehmet ve Suna Yiğit kararı).

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvuruların birleştirilmesine;

2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;

3. AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;

4. AİHS'nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA