kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MEHMET GÖCEKLİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

MEHMET GÖCEKLİ - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no:71813/01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

KARAR TARİHİ: 21 ARALIK 2006

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 71813/01 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Mehmet Göcekli'nin (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 15 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından A. Kuru tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

1970 doğumlu başvuran, başvuruyu yaptığı sırada Nazilli Hapishanesinde tutulu idi.

Başvuran 14 Mart 1995 tarihinde, bir siyasi parti binasının 30 kişi tarafından basılması üzerine İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvuran yasadışı silahlı örgüt DHKP/C'ye mensup olmakla suçlanmıştır.

Başvuran, gözaltı süresi boyunca sessiz kalma hakkını kullanmış ve ifade vermemiştir.

Başvuran 21 Mart 1995 tarihinde, öncelikle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı önünde DHKP/C adına, bu siyasi parti binasına yapılan baskını düzenlemediğini ileri sürmüştür.

Aynı gün başvuran DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıştır. Yedek hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

Cumhuriyet Başsavcısı 11 Nisan 1995 tarihinde, biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan DGM önünde başvuran hakkındaki iddianamesini sunmuştur. Özellikle başvuranı yasadışı silahlı çeteye mensup olmakla itham etmiş ve Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 168§2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddeleri gereğince mahkum edilmesini istemiştir.

Biri askeri olmak üzere üç hakimden oluşan DGM, 17 Aralık 1996 tarihli kararla başvuranı kendisine atılı olaylardan suçlu bulmuştur.

Yargıtay 25 Aralık 1997 tarihli kararla, davanın birbirleriyle bağlantılı konularla ilgili görülmekte olan diğer bazı davalarla birleştirilerek incelenmesi için 17 Aralık 1996 tarihli kararı bozmuştur.

Oluşumunda bir askeri hakimin bulunduğu DGM, 11 Haziran 1998 tarihli kararla davayı yeniden inceledikten sonra başvuranı, yasadışı silahlı çeteye mensup olma suçunu öngören TCK'nın 168§2 maddesi uyarınca on dört yıl yedi ay hapis cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay, 8 Mart 1999 tarihli kararla, başvuranın da aralarında bulunduğu sanıkların ileri sürdüğü temyiz gerekçelerinin dayanağının bulunduğuna kanaat getirerek, özellikle yeterli soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını yeniden bozmuştur. Dava DGM önüne geri gönderilmiştir.

22 Haziran 1999 tarihli ve 4390 sayılı Kanun hükümleri gereğince 13 Temmuz 1999 tarihli duruşmadan sonra DGM, sadece hukuk hakimlerinden oluşmuştur.

DGM 27 Ocak 2000 tarihli kararla, Yargıtay'ın belirttiği yönde soruşturmayı tamamladıktan sonra, başvuranı 11 Haziran 1998 tarihli kararla verilen aynı cezaya çarptırılmıştır.

Yargıtay 20 Aralık 2000 tarihli kararla, 27 Ocak 2000 tarihli kararı onamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden İzmir DGM'nin, AİHS'nin 6. maddesi uyarınca, bünyesinde askeri hakim bulunmasından dolayı tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olamayacağını ileri sürmektedir.

Başvuran ayrıca bu mahkeme ve Yargıtay önündeki yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığını belirtmektedir. Bu bağlamda başvuran gözaltı sırasında avukat yardımından faydalanamadığını iddia etmektedir. Ayrıca başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinden hemen haberdar edilmediğinden şikayetçi olmaktadır.

Bu bağlamda başvuran, AİHS'nin 6§1 ve 3 -b ve -c maddesini ileri sürmektedir.

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998) ve elinde bulunan unsurları gözönünde bulundurarak, başvuranın,DGM'nin bağımsız olmamasına ve gözaltında avukat yardımından faydalanamamasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesinden dolayı DGM önündeki yargılamanın adil olmamasına dair şikayetleri esastan incelenmelidir. Sonuç olarak AİHM şikayetlerin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesine ters düşmediğini tespit etmektedir.

B. Esas Hakkında

1. DGM'nin Tarafsız ve Bağımsız Olmaması Hakkında

Hükümet, anayasal değişiklikle beraber DGM bünyesinde bulunan askeri hakimin, hukuk hakimi ile değiştirildiğini hatırlatmaktadır.

Başvuran iddialarını yinelemiştir.

AİHM, Öcalan kararında, kısmen de olsa askeri hakimden oluşan mahkeme önüne bir sivilin çıkarılması durumuna özel bir ihtimam gösterdiğini ve böyle bir durumun mahkemelerin demokratik toplumda uyandırması gereken güven duygusunu ciddi bir şekilde etkilediğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Daha sonra yargılamanın, soruşturma, davanın görülmesi ve karardan oluşan üç aşamasının her birinde itiraz edilen mahkemenin, yasama ve yürütme kuvvetlerinden bağımsız olması gerektiğinin altını çizerek, askeri hakimin ilgili ceza davasında daha sonra geçerli olacak adli muamelelerin bir ya da birkaçında yer alması durumunda, mahkeme önünde sürdürülen yargılamanın bu şüpheleri yeterince ortadan kaldırdığını ortaya koymadığı sürece, sanık makul olarak yargılamanın tamamının yasal olup olmaması hakkında şüphe duyabilir. Daha da açık söylemek gerekirse, askeri hakimin bir sivil aleyhindeki davada, bir usul muamelesine katılmasının davanın ayrılmaz bir parçasını oluşturması, yargılamanın tamamının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yürütüldüğü izleniminden yoksun bırakmaktadır.

Bu davada, AİHM, 11 Nisan 1995 tarihinde, iki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan DGM önünde başvuran aleyhinde bir ceza davasının açıldığını tespit etmektedir. 13 Temmuz 1999 tarihinde askeri hakimin hukuk hakimi ile değiştirilmesinden önce -kovuşturmaların başlatıldığı tarihten yaklaşık dört yıl sonra-, tanıkların dinlenmesi, bazı olayların video kayıtlarının incelenmesine ayrılan esas hakkındaki birçok duruşma yapılmış ve çok sayıda usul muamelesi gerçekleştirilmiştir. Askeri hakim yerine gelen hukuk hakimi, daha sonra tekrarlanmayan bu usul muamelelerini olduğu gibi geçerli saymıştır (a contrario Ceylan-Türkiye, no: 68953/01, 30 Ağustos 2005 ve Yılmaz-Türkiye, no: 62230/00).

AİHM, Hükümet'in, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının dayandığı esasa ilişkin usul muamelelerinin askeri hakimin hukuk hakimi ile değiştirilmesinden sonra yinelendiğini ortaya koymadığını not etmektedir.

Bu koşullarda mevcut dava adıgeçen Öcalan davasından farklı değildir. Dolayısıyla AİHM yargılama sona ermeden askeri hakimin değiştirilmesinin başvuranın kendisini yargılayan mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmasına ilişkin makul şüphelerini ortadan kaldırdığını kabul edemez.

Dolayısıyla AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ederken DGM'nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.

2. Cezai Yargılama Usulünün Hakkaniyeti Hakkında

Hükümet ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.

AİHM, benzer birçok davada tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya konulan mahkemenin, her halükarda yargısına tabi kişilere adil yargılanmayı sağlayamayacağına kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır.

AİHM, başvuranın davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi hakkının ihlal edildiği tespitini gözönünde bulundurarak, gözaltı sırasında avukat yardımından faydalanamaması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden dolayı DGM önündeki yargılamanın adil olmadığına dair şikayetleri incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında Çıraklar).

II. DİĞER ŞİKAYETLER HAKKINDA

Başvuran AİHS'nin 6. maddesi ile beraber 5, 6, 10, 11 ve 14. maddeleri uyarınca yapmış olduğu diğer şikayetleri sunmaktadır.

Hükümet, ihlalin bulunmadığını ileri sürmekte ve AİHM'den başvuranın şikayetlerinin kabuledilemez ilan edilmesini rica etmektedir.

Başvuran, cezai yargılamanın beş yıl dokuz ay altı gün sürdüğünü gözlemlemektedir. Adli makamların bu tutumu tartışma götürmemektedir. Sözkonusu süre boyunca DGM ve Yargıtay, her biri üç kez hükme varmış ve yüksek mahkeme başvuranın temyiz başvuruları çerçevesinde müdahalede bulunmuştur. AİHM birçok sanığın çok sayıdaki şiddet olayından yargılandığı karmaşık bir davanın sözkonusu olduğunu not etmektedir. Başvuran cezai yargılamada yetkili makamlara atılacak herhangi bir boşluğun bulunduğunu ortaya koymamıştır. Mahkemeler, senede bir defa karar verme gibi bir ritimde çalışmışlardır.

Başvuran, 3713 sayılı Kanun uyarınca mahkum edilen kişilerin, cezanın infazı ve şartlı salıverilme rejimi konularında müşterek hukuka tabi olanlara nazaran daha az elverişli bir muameleye tabi olmalarından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS'nin 14. maddesi ile birlikte 6. maddesini ileri sürmektedir. AİHM, mevzuatın kabul ettiği ciddiyete göre farklı türden suçlar arasında yapılan ayrımın, AİHS'ye aykırı olmamasına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Gerger-Türkiye, no: 24919/94).

Başvuran 5§2 maddesini ileri sürerek, gözaltı sırasında yakalanma nedenleri hakkında kendisine bilgi verilmemesinden şikayetçi olmaktadır. AİHM, başvuranın bu konuda başvuruda bulunmadığını gözlemlemektedir. Uygun iç hukuk yolunun bulunmaması savında, altı aylık süre, başvuruda belirtilen suç unsuru eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Bu davada başvuranın gözaltı süresi 21 Mart 1995 tarihinde sona ermiştir. Halbuki başvuru 15 Haziran 2001 tarihinde yapılmıştır. Buradan şikayetin AİHS'nin 35§1 maddesi uyarınca geç yapıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Başvuran, Hükümet'in görüşlerine cevaben ifade ettiği görüşlerinde, tutuklu yargılanma süresinin uzun olduğu gerekçesiyle 5§3 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

AİHM, başvuranın 17 Şubat 2006 tarihli mektubunda dile getirdiği AİHS'nin 5§3 maddesine dair şikayetin gecikmeli yapıldığını ve AİHS'nin 35§4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini tespit etmektedir.

Başvurana göre, gazeteci olarak bir gösteriye katılması, AİHS'nin 10 ve 11. maddeleri dikkate alınmaksızın, mahkumiyet kararının temelini oluşturmuştur. AİHM, başvuranın görüşlerini açıkladığı yada toplantıya katıldığı gerekçesiyle değil, TCK'nın 168§2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddeleri uyarınca ve yasadışı silahlı çeteye mensup olduğu gerekçesiyle mahkum edildiğini tespit etmektedir. Bu nedenle, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı, 10 ve 11. maddeleri bakımından haklarına müdahale olarak değerlendirilemez (Bkz. diğerleri arasında, Kılıç-Türkiye, no: 41956/98 ve Şirin-Türkiye, no: 47328/99).

AİHM, elinde bulunan unsurların tümünü gözönünde bulundurarak ve dile getirilen iddiaları görmek için yetkili olduğundan dolayı, başvuranın şikayetlerinin ihlal edilmediğini tespit etmektedir. Buradan başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35§1, 3 ve 4 maddesi uyarınca kabuledilemez ilan etmek yerinde olacaktır.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Maddi ve Manevi Tazminat

Başvuran maddi tazminat olarak 39.235 Euro ve manevi zarar olarak 30.000 Euro istemektedir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM, dava koşullarında ihlal tespitinin manevi zarar konusunda yeterli adil tazmin oluşturduğuna kanaat getirmektedir (Çıraklar).

AİHM, bu davada olduğu gibi, bir kimse AİHS'nin şart koştuğu tarafsızlık ve bağımsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde, ilgilinin talebi üzerine usul işlemlerinin yeniden başlatılması ve yeniden yargılanma, tespit edilen ihlalin düzeltilmesi için ilke olarak uygun yolu oluşturmaktadır (Öcalan ve Gençel).

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 7.500 Euro istemektedir.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönünde bulundurarak yapılan bütün masraflar için başvurana 1.000 Euro ödenmesinin uygun olduğuna kanaat getirmektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. DGM'nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile bu mahkeme önündeki yargılamanın adil olmamasına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;

2. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;

3. DGM'nin tarafsız ve bağımsız olmamasından dolayı AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

4. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin esastan incelenmesine gerek olmadığına;

5. İşbu kararın kendisinin manevi zarar için yeterli adil tazmin oluşturduğuna;

6. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuran, masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro'nun miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA