kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ VE DIĞERLERI - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ ve Diğerleri - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no: 40305/98)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ

OLAYLAR

Başvuranlar Sinan Tanrıkulu, Vedat Çetin ve Mahmut Şakar T.C. vatandaşı olup sırasıyla 1961, 1961 ve 1966 doğumludurlar. S. Tanrıkulu ve V. Çetin Diyarbakır'da, M. Şakar İstanbul'da ikamet etmektedir.

Başvuranlar başvuruyu kendi adlarına olduğu kadar yöneticisi oldukları İnsan Hakları Derneği adına da yapmaktadırlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından Sezgin Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedirler.

ŞİKAYETLER

Başvuranlar 14 Kasım 1997 tarihli ilk başvurularında Derneğin yöneticileri hakkında ceza soruşturması yürütülmesi nedeniyle 23 Mayıs 1997 ve 31 Mart 2000 tarihlerinde Derneğin faaliyetlerini askıya alan tedbirler şikayetçi olmaktadırlar.

1 Mart 2002 tarihli yazılarında, başvuranlar Olağanüstü Hal Kanunu'nun uygulanması nedeniyle Dernek faaliyetlerini askıya alan önlemlerden şikayetçi olmakta ayrıca, Olağanüstü hal uygulanmasını düzenleyen Kanun'un hiçbir itiraza elverişli olmadığının altını çizmektedirler.

Başvuranlar etnik kökenleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını iddia etmekte, bu bağlamda AİHS'nin 9., 10. ve 11. maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedirler.

Başvuranlar AİHS'nin 6 § 1. maddesine göndermede bulunarak, halka açık duruşma yapılmaması, savunma tarafının yazılı görüşlerinin dikkate alınmaması nedeniyle çekişmeli bir yargıya ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmediğini ve Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki hukuki yargılama usulünün hakkaniyetten yoksun bulunduğunu iddia
etmektedirler.

HUKUK AÇISINDAN

1. Başvuranlar, Derneğin faaliyetlerinin durdurulması nedeniyle yetkililerin haksız müdahalesine maruz kaldıklarından şikayetçi olmakta ve bu yönde AİHS'nin 9, 10, 11.maddesiyle birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 11. maddesiyle birlikte 14. maddesi alanına girdiğine itibar etmektedir (Bkz. örneğin Emek Partisi ve Şenol-Türkiye kararı, no: 39434/98, 7 Eylül 2004). AİHM, davanın iki kısımda incelenmesi gerektiğini belirtmektedir: ilki, sözkonusu Derneğin faaliyetlerinin askıya alındığı 23 Mayıs 1997'den 31 Mart 2000 tarihine dek olan süre; ikincisi
12 Mayıs 2000'den 11 Ağustos 2000'e ve 11 Ağustos 2000'den 11 Kasım 2000'e kadar olan süre.

A. Hükümetin itirazları

1. Başvuranların mağdur sıfatının bulunmayışı

Hükümet, başvuranların mağdur sıfatının bulunmadığını ifade ederek, 11 Kasım 2000 tarihinde Derneğin yeniden açıldığını ve ilk olarak başvuranların serbest bırakıldıklarını gözlemlemektedir. Başvuranlar sözü edilen dernek adına faaliyetlerini serbest olarak sürdürebilmişlerdir. Hükümet, başvuranların dernek kurma özgürlüklerine bir sınırlama getirmenin veya müdahalede bulunmanın sözkonusu olmadığını savunmaktadır. AİHM, bu sorunun davanın esasına bağlı olduğuna ve esastan incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.

2. İç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında

Hükümet 23 Mayıs 1997 ve 31 Mart 2000 tarihleri arasında askıya alınan ilk dönemle ilgili olarak, iç hukuk yollarının iki açıdan tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. İlk olarak, başvuru AİHM'ye yapıldığı sırada iç hukuk yollarının tüketilmediğini, ikinci olarak 5 Aralık 1997 tarihli karar hakkında kabuledilemezlik gerekçesiyle Danıştay nezdinde itiraz edilmediğini, oysa bu başvuru yolunun etkili olduğunu belirtmektedir.

Başvuranlar bu savlara karşı çıkmakta ve Danıştay'a yapılacak itirazın etkili bir başvuruyu oluşturmadığını iddia etmektedirler.

AİHM, Türk Hukuku'nda derneklerin faaliyetten alıkonulması işlemlerinin ve başvuru yollarının 2908 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile düzenlendiği, ardından 8 Temmuz 1997 tarihinde 54. maddenin değiştirildiği ve yapılan değişikliğin ardından bu madde hükümleri uyarınca Valilik tarafından derneklerin faaliyetlerinin askıya alınması kararlarına karşı Asliye hukuk mahkemelerinin yetkililerinin yeniden tanındığı tespitinde bulunmaktadır.

Bu çerçevede AİHM, Asliye hukuk mahkemesi'nin 28 Temmuz 1997 tarihli kararında Asliye hukuk mahkemesinin bu alanda yeniden yetkili kılındığı 8 Temmuz 1997 tarihli ve 2908 sayılı Kanun'un 54. maddesinde öngörülen değişikliğin ardından İdare mahkemesi'nin yetkililerinin bu mahkemeye geçtiği tespitini yapmaktadır. Bu koşullar çerçevesinde AİHM, başvuranların makul olarak başvurabilecekleri etkili yegane başvuru yolunun Asliye hukuk mahkemesi nezdinde olacağına ve İdare mahkemesi'nde açacakları davadan muaf tutulacaklarına itibar etmektedir.

Başvuranların yerel mahkemeler önünde görülen davanın sonucunu beklemelerinin gerekli olup olmadığı sorusuna gelince, AİHM bu başvuruların son aşamasının başvurunun yapılmasından çok az bir zaman sonra gerçekleşmiş olması konusunu hoşgörüyle karşılayabilmesinin mümkün olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Fakat bu durum kabuledilebilirlik kararını verdiği tarihten önce olmalıdır. (Bkz. Ringeisen-Avusturya kararı, 16 Temmuz 1971 ve Yüksel-Türkiye kararı, 40154/98, 2 Aralık 2003).

AİHM bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmektedir.

3. Altı ay kuralına riayet edilmemesi

12 Mayıs 2000 tarihinden 11 Ağustos 2000'e ve 11 Ağustos 2000'den 11 Kasım 2000 tarihine dek askıya alınan ikinci döneme ilişkin AİHM, iç hukukta AİHS'nin ihlalini öne sürebilecek bir fiili ortaya koyacak hiçbir başvuru yolunun bulunmadığını hatırlatarak, altı ay kuralının ilke olarak suçu teşkil eden fiilin tamamlandığı tarihten itibaren başladığını ifade etmektedir
(Bkz. Walker-Birleşik Krallık kararı, no: 34979/97). Mevcut başvuruda, AİHM, Olağanüstü hal bölge valisinin kararıyla, başvuranlarla birlikte 12 Mayıs 2000 ve 11 Kasım 2000 tarihleri arasında derneğin faaliyetlerinin durdurulması ile alınan önlemlerin hukuki bir denetim konusunu teşkil etmediği tespitini yapmaktadır.

Bu koşullar çerçevesinde, AİHM altı ay kuralının 11 Kasım 2000 tarihinden itibaren başladığına itibar etmektedir. Başvuranların bu şikayeti ilk kez 1 Mart 2002 tarihinde dile getirilmiş olup, AİHS'nin 35 §§ 1. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden altı ay kuralına uyulmadığı itirazı reddedilmektedir.

B. Esas hakkında

Hükümet, 23 Mayıs 1997 ve 31 Mart 2000 tarihleri arasında derneğin faaliyetten alıkonulmasının 2908 sayılı Kanun'un 54. maddesi ile öngörüldüğünü ve suçun önlenmesi, ulusal güvenliğin ve emniyetin sağlanması, kamu düzeninin korunması gibi birçok meşru amacı izlediğini savunmaktadır. Olayların meydana geldiği dönemde Türkiye'nin güneydoğusunda hüküm süren duruma dikkat çeken Hükümet askıya alma tedbirinin derneğin yöneticileri hakkında başlatılan ceza süreci sonuçlanıncaya dek geçerli olduğunu, bu kişilerin serbest bırakılmalarını takiben derneğin yeniden faaliyetlerini kaldığı yerden sürdürdüğünü
ortaya koymaktadır. O halde alınan önlem izlenen meşru amaçlarla orantılıdır.

Başvuranlar bu tespitlere karşı çıkmaktadır. Başvuranlar derneğin faaliyetlerinin askıya alınmasının ve derneğin yerel şubelerinde bulunan yayınlar nedeniyle ceza davası sürecinin başlatılmasının AİHS'nin 10. ve 11. maddelerinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir. AİHM, mevcut durumda, bölücü bir örgüt yanlısı propaganda yapan dernek yöneticileri
hakkında başlatılan ceza sürecinin devam ettiği dönemde sözkonusu derneğin faaliyetlerinin askıya alındığını hatırlatmaktadır. AİHM, başvuranların şikayetçi olduğu durumun Asliye ceza mahkemesinin 11 Mayıs 1999 tarihinde haklarında vermiş olduğu beraat ve ilgililerin isteği üzerine 31 Mart 2000 tarihinde derneğin yeniden faaliyetlerine devam etmesi kararı ile
giderildiğini hatırlatmaktadır.

Bu bağlamda, başvuran dernek dile getirilen bu süre zarfında faaliyetlerinin nasıl etkilendiğine açıklık getirmemiştir. Başvuran dernek, özellikle olayların mevcudiyetinin ve kapatılma döneminde kaçan fırsatların derneğin gelecekteki aktivitelerinde telafi
edilemeyecek hangi etkileri bıraktığını ortaya koymamaktadır (Bkz. Erol ve diğerleri-Türkiye kararı, 37350/97, 27 Ocak 2004).

AİHM, dernek yöneticileri hakkında başlatılan ceza davası sürecinin uzunluğunun eleştirilebilir bir yanı olmadığına ve faaliyette bulunamadıkları dönemde dernek kurma özgürlüklerine yönelik, özü itibariyle de olsa, bir müdahalede bulunulduğu hususunu
başvuranların yetkililere yükleyemeyeceğini belirtmektedir.

Son olarak, alınan önlem sonucu itibariyle insan haklarının korunması alanında faaliyet gösteren derneğin üyelerine ve yöneticilerine genel bir kısıtlama getirmemektedir. Tüzel kişi olarak bu alanda faaliyet gösteren derneğin adının kullanımını yasaklayan bir kısıtlama sözkonusudur.

Bu koşullar çerçevesinde, başvuranlar artık AİHS'nin 34. maddesi uyarınca, dernek faaliyetlerinin kesintiye uğraması nedeniyle Sözleşme ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri süremezler.

Bu nedenle, AİHM 11. maddeye yönelik yapılan şikayetin dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 35 § 3. ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.

AİHS'nin 11. maddesiyle birlikte 14. maddesi bakımından ayırıcı hiçbir sorun ortaya konmamaktadır.

Başvuranlar, Diyarbakır Asliye hukuk mahkemesi önündeki hukuk sürecinin valiliğin almış olduğu kararın geçerli olması, halka açık duruşma yapılmaması ve savunma tarafının görüşlerinin alınmaması ölçüsünde hakkaniyete uygun olmadığını iddia etmektedir. Başvuranlar bu noktada AİHS'nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet 6. maddenin bu noktada uygulanabilirliğine karşı çıkmaktadır. Hükümet, her iki iddia ve çekişmeli yargı talepleri açısından Asliye hukuk mahkemesindeki sürecin «onama» nitelikte olduğunu ve bir ihtilafı içermediğini savunmaktadır. Valilik kararıyla bütünlük oluşturması ve idari nitelikte olması ölçüsünde Asliye hukuk mahkemesinin onama kararı
valiliğin bu konuda almış olduğu kararın geçerlilik koşuludur. Hükümete göre, 6 § 1. madde açısından bir ihtilaf sözkonusu olsa bile bu medeni bir hak için geçerli değildir.

Başvuranlar iddialarını yinelemektedir.

AİHM, 6. maddenin bu hususa uygulanıp uygulanmadığı sorununu ayrıca ele almayı gerekli görmemektedir (Bkz. APEH Üldözötteinek Szövetsege ve diğerleri-Macaristan kararı, no: 32367/96 ve Erol ve diğerleri kararı). 6. maddenin uygulanabilir olduğu, önceki idari sürecin ve Asliye hukuk mahkemesindeki çekişmesiz yargının 6. maddede yer alan gereklilikleri
karşılamadığı var sayılsa bile, başvuran derneğin davası, aynı madde ile garanti altına alınan çekişmeli yargı güvencelerini sağlayan tam yetkili hukuk organı Asliye hukuk mahkemesi tarafından yeniden hukuki denetime tabi tutulmuştur. (Bkz. mutatis mutandis, Albert ve Le Compte-Belçika kararı, 10 Şubat 1983).

Bu durumda AİHM, başvurunun bu bölümünün AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle kabuledilemez olduğuna kanaat getirmektedir.

Bu gerekçelere dayalı olarak, AİHM, oybirliğiyle,

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA