kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ÖZERMAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

ÖZERMAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru no: 3197/05)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

KARAR TARİHİ:20 Ekim 2009

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (3197/05) no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşları Sevil Özerman, Ayşe Pınar Kayahan (Özerman) ve Adil Ahmet Özerman'ın (başvuranlar) 27 Aralık 2004 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından T. Asma tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar sırasıyla 1931, 1960 ve 1961 doğumludur. İlk başvuran Ankara'da diğer iki başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.

Başvuranlardan birinin eşi ve diğerlerinin babası olan Mustafa Özerman, 21 Mart 1981 tarihinde vefat etmiştir. 28 Mayıs 1981 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Mustafa Özerman'ın mirasının başvuranlara kaldığını belirten bir veraset belgesi vermiştir. Başvuranlar AİHM'ne toplam 9 455 m2 yüzölçümlü dört arsa tapusunun fotokopilerini sunmuştur.

A. Başvuranlara ait tapunun iptali ve Devlet Hazinesi adına tescil edilmesiyle ilgili yargılama süreci

1955 yılında, Kepezaltı (Antalya) Duraliler köyünde yer alan 266 Nolu parsel üzerinde bir kadastro çalışması yapılmıştır. Kadastro, söz konusu parseli orman alanı olarak vasıflandırmıştır. 237 özel kişiden oluşan bir grup, Orman Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bu parselin sahibi olduğunu iddia etmişlerdir. Kadastro, bu parselin bir bölümünü tapu siciline, aralarında Mustafa Özerman'ın da bulunduğu 237 özel kişi adına kaydetmiştir.

Belirtilmeyen bir tarihte, Orman Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve M.A. isimli bir kişi bu kararın özel kişilerden oluşan grup aleyhine iptali için Antalya Kadastro Mahkemesi önünde dava açmıştır.

Antalya Kadastro Mahkemesi 6 Mart 1997 tarihli kararında, planda " X " olarak işaretlenen, 11 031 m2 yüzölçümüne sahip olan ve 40320 paya bölünmüş kısmını, 280 payı Mustafa Özerman adına olmak üzere söz konusu özel kişilerin adına tescil etmiştir. Geriye kalan kısmın Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kaydedilmesi gerekmektedir.

Belirtilmeyen bir tarihte Yargıtay, kararın Mustafa Özerman'ın da aralarında bulunduğu özel kişiler adına tescil edilen parsellerle ilgili kısmını bozmuş ve geri kalan kısmını onamıştır.

İtiraz üzerine verdiği 21 Şubat 2002 tarihli kararda, tapu siciline Mustafa Özerman adına kaydedilen parsellerin planda " X " olarak işaretlenen kısımda bulunduğunu ve bu kısmın ormanlık alan olarak vasıflandırıldığını tespit eden Antalya Kadastro Mahkemesi, tapu sicilinde " X " olarak işaretlenen bu kısmı orman vasıflı alan olarak Devlet Hazinesi adına tescil etmiştir. Bu karar 27 Mart 2002 tarihinde ulusal bir gazetede yayınlanmış ve bu ilan taraflara tebligat olarak kabul edilmiştir. Taraflardan hiçbirinin temyize başvurmaması dolayısıyla, bu karar 11 Nisan 2002 tarihinde kesinleşmiştir.

B. Başvuranlara ait arazinin istimlak tazminatı ödenmeksizin kamulaştırılmasıyla ilgili yargılama süreci
Antalya belediyesi, 26 Nisan 1994 tarihinde Duraliler köyünde yer alan 1 446 064 m2 yüzölçümüne sahip bir arazinin istimlak bedeli olarak 14 460 640 milyon Türk Lirası (" TRL ") değerindeki meblağı bir banka hesabına yatırmıştır.

Sahibi olduğu taşınmazların kamulaştırılmasını ve tapu siciline kendi adına kaydedilmesini talep eden Antalya belediyesi, 14 Nisan 1995 tarihinde Orman Bölge Müdürlüğü, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve aralarında başvuranların da bulunduğu yüzlerce kişi aleyhine dava açmıştır.

Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi 3 Ağustos 1998 tarihli kararında, Antalya belediyesinin istimlak talebinin 114 909 m2 yüzölçümüne sahip bir bölümünü ormanlık alan olduğu gerekçesiyle reddetmiş ve geriye kalan 1 331 155 m2 yüzölçümüne sahip kısmın kamulaştırılma talebini kabul etmiştir. Mahkeme, kamulaştırılması kabul edilen kısmın tapu siciline Antalya belediyesi adına kaydedilmesine hükmetmiştir. Mahkeme, istimlak tazminatı için bir bedel belirlememiş ve belediyenin herhangi bir ödeme yapmasını emretmemiştir. Belediyenin istimlak konusu taşınmazların tapu senediyle ilgili kadastro mahkemesi önünde bir davanın görülmeye devam ettiğini bildirmesi üzerine mahkeme, karar gerekçesinde, belediyenin kamulaştırma uygulamasının ertelenmesi yönündeki talebin Danıştay tarafından reddedildiğini kaydetmiştir. Mahkeme, Kamulaştırma Kanunu'nun 16. maddesinin 3. fıkrasına göre, tapu senetleri üzerinde ihtilaf olsa bile belediyenin istimlak konusu taşınmazların tapu siciline kendi adına kaydedilmesini talep edebileceğini kaydetmiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü bu kararı temyize götürmüştür.

Yargıtay, 25 Ocak 2000 tarihli kararında Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararını onamıştır.

9 Nisan 2004 tarihinde Antalya belediyesi, başvuranların 5 Nisan 2004 tarihli taleplerine cevaben gönderdiği yazıda ihtilaflı arazinin Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi kararına uygun olarak tapu siciline kendi adına kaydedildiğini bildirmiştir. Belediye, söz konusu arazinin dava konusu olduğunu ; istimlak tazminatı tutarının Vakıflar Bankası'nda açılan bir hesapta bloke edildiğini ; ve istimlak bedelinin ancak kadastro mahkemesi talimat verdiği takdirde ilgili kişilere ödenebileceğini belirtmiştir.

26 Nisan 2004 tarihinde başvuranlar, Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 3 Ağustos 1998 tarihli kararına dayanarak belediyenin Vakıflar Bankası Antalya şubesinde açılan bir hesapta bloke edilen istimlak tazminatını ödemesini talep etmişler ve kadastro mahkemesinde bir davanın görülmekte olmasının ihtilaflı istimlak tazminatının ödenmemesi için bir bahane olamayacağını savunmuşlardır.

27 Nisan 2004 tarihinde Antalya belediyesi, istimlak tazminatının Vakıflar Bankası tarafından ödenmesi için başvuranların kadastro mahkemesinin bu yönde talimat verdiğini kanıtlamaları gerektiğini bildirmiştir.

24 Haziran 2004 tarihinde, başvuranlar yine Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararına dayanarak Vakıflar Bankası Antalya şubesinden arazileriyle ilgili istimlak tazminatını ödemesini talep etmişlerdir. Başvuranlar, kadastro mahkemesinde açılan karşı davayla ilgili iddialara karşı çıkmışlardır.

14 Temmuz 2004 tarihinde Vakıflar Bankası, başvuranların 24 Haziran 2004 tarihli taleplerine cevaben gönderdiği yazıda Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararında yazılanın aksine istimlak tazminatının şubelerinde açılan bir hesapta bloke edilmediğini bildirmiştir. Antalya belediyesinin sadece bir teminat mektubu sunduğunu belirten banka, bu teminat mektubunun nakit ödemeye dönüştürülebilmesi için bir mahkeme kararı gerektiğini, ancak mevcut durumda böyle bir kararın bulunmadığını bildirmiştir.

Başvuranlar, 4 Ekim 2004 tarihinde bir kez daha Antalya belediyesine başvurarak istimlak tazminatının ödenmesini talep etmişlerdir. Aynı gün, başvuranlar Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'ne bir mektup göndererek teminat mektubunun nakit ödemeye çevrilmesi talimatı veren bir karar alıp almadıklarını sormuşlardır.

Tarafların verdiği bilgilere göre, başvuranlar arazileriyle ilgili istimlak tazminatı ödemesini hâlâ alamamışlardır.

HUKUK

I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, tapu siciline kayıtlı tapu senetlerinin iptal edilerek Devlet adına tescil edilmesinden ve kaybettikleri mülk karşılığında 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin öngördüğü gibi herhangi bir tazminat almadıklarından şikâyetçi olmaktadır :

Hükümet, bu sava itiraz etmektedir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, ilk önce altı aylık süreye uyulmadığı (AİHS'nin 35. maddesinin 1. paragrafı) gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olduğunu iddia etmektedir. Hükümet, kadastro mahkemesinin başvuranların tapularının iptal edilmesi ve ihtilaflı taşınmazın tapu siciline Devlet Hazinesi adına kaydedilmesi yönündeki 21 Şubat 2002 tarihli kararının kesinleştiğini belirtmektedir. Oysa, başvuranlar başvuru dilekçelerini AİHM'ne 27 Aralık 2004 tarihinde, yani karar tarihi üzerinden altı aydan fazla bir süre geçtikten sonra vermişlerdir.

Hükümet, daha sonra başvuranların mağdur sıfatı olmayışına dayalı bir kabuledilemezlik iddiası dile getirmektedir. Bir taraftan, kadastro mahkemesinin kararına bakıldığında Mustafa Özerman'ın artık tapu senedinin bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
Diğer taraftan ise, Mustafa Özerman ile başvuranlar arasındaki akrabalık bağı kurulmamıştır. Hükümet, böyle bir durumda başvuranların bir veraset belgesi sunmaları gerektiğini kaydetmektedir.

Hükümet, ayrıca 3 Ağustos 1998 tarihli Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi kararında, başvuranların iddia ettiğinin aksine, bir istimlak tazminatı ödenmesi hükmü bulunmadığı hususuna AİHM'nin dikkatini çekmektedir. Mahkeme sadece, tapu senedi hakkı kadastro mahkemesi tarafından henüz belirlenmediği için başvuranlara ait olduğu ileri sürülen taşınmazın tapu siciline Devlet Hazinesi adına kaydedilmesine hükmetmiştir.

Başvuranlar, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır. Başvuranlar, bu bağlamda Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kendilerini Mustafa Özerman'ın mirasçıları olarak ilan eden ve bu yönde veraset belgesi veren 28 Mayıs 1981 tarihli kararına atıfta bulunmaktadır. Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde Mustafa Özerman'ın mirasçısı sıfatıyla hareket ettiklerini belirtmektedir. Öte yandan tapu senetlerinin fotokopisini sunan başvuranlar, başvuru konusunun Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi'nin tapularını iptal ederek söz konusu arazinin kendi mülkiyet hakları iptal edilerek Antalya belediyesi adına kaydedilmesine hükmeden 3 Ağustos 1998 tarihli kararından sonra kendilerine kaybettikleri bu taşınmaz karşılığında herhangi bir istimlak tazminatı ödenmemesi olduğunu hatırlatmaktadır. Başvuranlar, kesinleşen bu kararın yerine getirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kadastro mahkemesi önünde açılan davayla ilgili olarak ise başvuranlar, 21 Şubat 2002 tarihli kararın kendilerine hiçbir zaman tebliğ edilmediğini savunmaktadır.

Hükümetin altı aylık süreye uyulmadığı yönündeki iddiasına gelince, AİHM, kadastro mahkemesinin başvuranların tapu senetlerini iptal ederek arazinin tapu siciline Devlet Hazinesi adına kaydedilmesine hükmeden 21 Şubat 2002 tarihli kararının 11 Nisan 2002 tarihinde kesinleştiğini tespit etmektedir. Kadastro mahkemesi kalemi, kararın altına düştüğü notta bu kararın 27 Mart 2002 tarihinde tebliğ yerine geçmek üzere ulusal gazetelerden birinde ilan edildiğini kaydetmektedir. AİHM, bu kararın başvuranlara hiçbir zaman tebliğ edilmediği sonucunu çıkarmaktadır. Hükümet bu kararın başvuranlara doğrudan tebliğ edilemediğini kanıtlamadığı için ileri sürdüğü bu argümanın reddedilmesi uygun olacaktır.

Hükümetin başvuranların mağdur sıfatı bulunmadığı yönündeki itirazıyla ilgili olarak ise başvuranlar AİHM'ne Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 28 Mayıs 1981 tarihinde düzenlenen bir veraset belgesi sunmaktadır. Ayrıca AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranların Mustafa Özerman'ın mirasçıları olduğuna itiraz etmediklerini kaydetmektedir. Bu bakımdan, AİHM'nin kanaatine göre bu itiraz da reddedilmelidir.

AİHM, başvurunun AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.

B. Esasa ilişkin

Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet, Antalya belediyesi tarafından başka taşınmazlarla birlikte, tapu siciline Mustafa Özerman'ın adına kayıtlı taşınmaz için kamulaştırma kararı alındığında, kadastro mahkemesi önünde açılan davanın halen görülmekte olduğunu belirtmektedir.

Başvuranlar, kendi iddialarını yinelemektedir.

AİHM, mevcut davanın özünde yatan konunun, başvuranların taşınmazıyla ilgili olarak Antalya belediyesi tarafından açılan kamulaştırma davasının, başvuranların tapu senetlerine yapılan itirazla ilgili olarak kadastro mahkemesi önünde görülen ve 21 Şubat 2002 tarihinde sonuçlanan davayı beklenmeden 25 Ocak 2000 tarihinde neticelendirilmesi olduğunu not etmektedir.

AİHM, daha önce de 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine dayalı bir şikâyeti inceleme fırsatı bulduğunu ve tazminat verilmeden kamu yararına bir kamulaştırma yapılması durumunda bu hükmün ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Gaganuş ve diğerleri ilgili bölüm, prg. 26). AİHM ayrıca, bir başvuranın sahil güzergahı üzerinde (N.A. ve diğerleri ilgili bölüm, prg. 40-41) veya Devlete ait bir ormanlık alanda (Turgut ve diğerleri ilgili bölüm, prg. 91-92) bulunan taşınmazına ait tapu senedinin iptal edilip, herhangi bir tazminat ödenmeksizin Hazine adına tescil edilmesinde de aynı maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Tazminat düzeyinde ise AİHM, taşınmazın değerine göre makul bir tazminat ödenmeksizin bir mülkiyetin elden alınmasının genellikle 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi bağlamında kabul edilemeyecek orantısız bir ihlal oluşturduğunu kaydetmektedir (Türkiye aleyhine Aka davası, 23 Eylül 1998, prg. 50, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998 VI).

Mevcut davada AİHM, 1 No'lu Ek Protokol'ün birinci bendinin ikinci cümlesi anlamında başvuranların mülkiyet haklarına yönelik mülkten 'yoksun bırakma' olarak değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 86-88, ve N.A. ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 36-38).

AİHM, daha sonra başvuru konusu taşınmazın başvuranlara miras yoluyla geçtiğini not etmektedir. Diğer taraftan, kadastronun 1955 yılında yaptığı çalışma sonrasında ihtilaflı taşınmazın tapu siciline başvuranların mirasçısı olduğu Mustafa Özerman adına kaydedildiği görülmektedir. Bu nedenle, AİHM, Devlet Hazinesi adına tescil edilmeden önce tapu sicilinde kendi adlarına kayıtlı olan söz konusu taşınmaza ait tapunun edinimi ve geçerliliği konusunda başvuranların iyi niyetli olduğundan kuşku duymamaktadır.

Öte yandan AİHM, Antalya belediyesi tarafından açılan kamulaştırma davasının 25 Ocak 2000 tarihli Yargıtay kararıyla sona erdiğini hatırlatmaktadır. Bu tarihte, kadastro mahkemesi önünde açılan dava görülmeye devam ederken, başvuranlar kesinleşmiş kararın yerine getirilmesini talep etmişlerdir. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi, Kamulaştırma Kanunu'nun 16. maddesine uygun olarak, kadastro mahkemesi önünde görülen davanın sonuçlanmasını beklemeden içerisinde başvuranlara ait taşınmazın da bulunduğu mülklerin kamulaştırılmasına hükmetmiştir.

Bilahare AİHM, başvuranların mülklerinden bir yargı kararıyla yoksun bırakıldıklarını tespit etmektedir. Bu çerçevede AİHM, daha önce, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmemesi durumunda mülkten mahrum etmenin aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ve hiçbir tazminat ödenmemesi durumunun ise 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi anlamında ancak istisnai koşullarda meşruiyet kazanabileceğini ifade etmiştir (N.A. ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 41 ve Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 91, 8 Temmuz 2008). Mevcut davada, başvuranlar mülklerinin Hazine adına tescil edilmesi sonrasında hiçbir tazminat alamamışlardır. AİHM, Hükümetin hiçbir tazminat ödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai koşul öne sürmediğini kaydetmektedir.

Bu nedenle AİHM, başvuranlara tazminat ödenmemesinin, kamu yararının gerekleri ile kişinin haklarının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi başvuranlar aleyhine bozduğu kanaatindedir.

Bu durumda, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine dayalı şikâyetlerini dile getirebilecekleri etkin bir itiraz yolu bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuranlar, AİHS'nin ilgili bölümü aşağıdaki gibi kaleme alınan 13. maddesine atıfta bulunmaktadır:

Hükümet, bu sava karşı çıkmaktadır.

AİHM, bu şikâyetin yukarıda incelenen şikâyetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.

Bununla birlikte AİHM, Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle ilgili tespit bakımından, mevcut davada, AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine yer olmadığı kanaatine varmaktadır (Gaganuş ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 32).

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

Başvuranlar, maddi tazminat olarak kaybettikleri mal karşılığında 9 300 000 Euro (EUR) ve kazanç kaybı karşılığında 7 500 000 Euro talep etmektedir. Başvuranlar ayrıca, uğradıkları manevi zarar karşılığı olarak her biri için 10 000 Euro talep etmektedir.

Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.

Bu durumda AİHM, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi açısından tespit edilen ihlalin temelinde başvuranlara ait tapu senetlerinin iptali değil, uygun bir tazminat ödenmemesi yattığını kaydetmektedir (İtalya aleyhine Scordino davası (no 1) [GC], no 36813/97, prg. 255 ve devamı, CEDH 2006 V ve Türkiye aleyhine N.A. ve diğerleri davası (adil tatmin), no 37451/97, prg. 17-19, 9 Ocak 2007).

Yukarıdaki tespiti, elindeki bilgileri, söz konusu taşınmazın yüzölçümünü ve adil karar verme yükümlülüğünü dikkate alan AİHM, başvuranların hepsine birlikte, 170 000 Euro tutarında maddi tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.

Mevcut dava koşullarında AİHM, bir ihlalin tespit edilmiş olmasının başvuranların maruz kaldıkları manevi zarar için başlı başına adil bir tatmin oluşturduğu kanaatindedir.

Başvuranlar, yargılama masraf ve gideri olarak herhangi bir talepte bulunmamaktadır. Dolayısıyla AİHM, bu anlamda kendilerine ödeme yapılmasına yer olmadığını kaydetmektedir.

AİHM gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'ye Ek 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine ;

3. AİHS'nin 13. maddesine yönelik şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

4. İhlal tespitinin kendisinin başvuranların uğradığı manevi zararı gidermesi bakımından adil bir tatmini oluşturduğuna;

5. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa 170.000 (yüz yetmiş bin) Euro maddi tazminat ödenmesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA