kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ŞINEĞU VD.-TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

ŞINEĞU VD.-TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru no:4020/07, 4021/07, 9961/07 ve 11113/07)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

KARAR TARİHİ:13 Ekim 2009

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4020/07, 4021/07, 9961/07 ve 11113/07) no'lu davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Zeki Şıneğu, Mahmut Kılıç, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey'in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne sırasıyla, 8 Ocak, 8 Ocak, 23 Şubat ve 26 Şubat 2007 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Kendi savunmasını üstlenen Zeki Şıneğu dışında, başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar, sırasıyla, 1973, 1973, 1971 ve 1974 doğumlu olup halen Diyarbakır Cezaevinde tutuklu bulunmaktadırlar.

Başvuranlar, yasadışı silahlı örgüt olan Hizbullah'a yönelik olarak düzenlenen operasyonlar çerçevesinde, 8 Mart 1995 (Abdurrahman Orhan), 10 Mart 1995 (Sait Özbey), 14 Mayıs 1995 (Zeki Şıneğu) ve 16 Ağustos 2000 (Mahmut Kılıç) tarihlerinde gözaltına alınmışlardır. Bilahare, başvuranlar, yakalanmalarından birkaç gün sonra yetkili hakim tarafından tutuklanmışlardır. Farklı tarihlerde düzenlenen iddianamelerle, savcılık, başvuranları, özellikle, yasadışı silahlı örgüt üyesi olmakla ve Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmekle suçlamıştır.

Mahmut Kılıç ile ilgili olarak, 10 Mart 2005 tarihli kararla, sözkonusu başvuran, ilk derece mahkemesinde, müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmiş ancak 18 Temmuz 2005 tarihinde, sözkonusu karar, Yargıtay tarafından bozulmuştur. 7 Aralık 2007 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum etmiştir. Buna karşın sözkonusu karar hakkında bir kez daha temyiz başvurusu yapılmıştır ancak dava halen Yargıtay önünde derdesttir.

Zeki Şıneğu, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey ile ilgili olarak, 31 Mart 2005 tarihli bir kararla, sözkonusu başvuranlar, ilk derece mahkemesinde müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmişlerdir. Buna karşın, 11 Aralık 2006 tarihinde, sözkonusu karar Yargıtay tarafından bozulmuştur. 9 Kasım 2007 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranlar yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmişlerdir. 19 Ocak 2009 tarihinde, Yargıtay tarafından esas hakimlerinin kararı onanmıştır.

Yakalanmalarından itibaren, adli makamlar, başvuranların serbest kalmalarına ilişkin yinelenen taleplerini her seferinde reddetmişler ve her seferinde, "atılı suçun niteliği", "delillerin durumu" ve "dosyanın içeriği" gibi neredeyse aynı gerekçelere dayanarak, başvuranların tutukluluk hallerinin devamlarına hükmetmişlerdir.

Dolayısıyla, esas hakimleri tarafından hükmedilen mahkumiyet kararına kadar başvuranların tutuklu bulunduğu ve Mahmut Kılıç hakkında başlatılan davanın, işbu kararın kabul edildiği tarihte, ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

HUKUK

I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

Olaylara ve esasa ilişkin ortaya koydukları sorun bakımından davaların benzerliğini dikkate alan AİHM, davaların birleştirilmesi gerektiğine kanaat getirmekte ve ortaklaşa olarak tek bir kararda incelenmesine karar vermektedir.

II. AİHS'NİN 5/3 ve 5/4 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, öncelikle, tutukluluk süresinin çok uzun olmasına karşı çıkmakta ve tutukluluk hallerinin yasallığına itiraz etmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını ileri sürmektedirler. Sözkonusu şikayetlerin düzenlenme şeklini dikkate alan AİHM, bu şikayetlerin AİHS'nin 5/3 ve 5/4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, bir yandan, başvuranların, tutukluluk sürelerinden kaynaklanan şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde esas bakımından dahi hiçbir zaman dile getirmediklerini diğer yandan eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 292, 297 ve 304 maddeleri uyarınca tutuklanma ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararlara itiraz etmediklerini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet'e göre, ayrıca, başvuranlar, kanuna aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere tazminat ödenmesi hakkındaki 466 sayılı yasa uyarınca, ulusal mahkemeler önünde, tazminat davası açabilirlerdi. Sait Özbey tarafından yapılan başvuru ile ilgili olarak, tutukluluğunun ilk döneminin, 31 Mart 2005 tarihinde, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sona erdiğini hatırlatan Hükümet, başvurunun 26 Şubat 2007 tarihinde yapılmasından dolayı, tutukluluğunun bu kısmı için tutukluluk süresi kapsamında yapmış olduğu şikayetin kabuledilemez olduğunu savunmaktadır.

Başvuranlar sözkonusu iddialara itiraz etmekte ve özellikle, her duruşmanın sonunda esas hakimlerinden serbest bırakılmalarını talep ettiklerine ve sözkonusu taleplerinin her seferinde ilk derece mahkemesi tarafından reddedildiğine dikkat çekmektedirler.

İlk itiraza ilişkin olarak, AİHM, daha önce benzer bir davada itirazı incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Koşti ve diğerleri- Türkiye, 74321/01, 3 Mayıs 2007). Tutukluluklarının yasallığına itiraz etme imkanı sağlayan AİHS'nin 5/4 maddesi uyarınca, Türk hukuk düzeninin, yargılanabilirlere, yargılama süresi hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını daha önce tespit etmiştir (Bağrıyanık-Türkiye, başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007).

466 sayılı yasa uyarınca tazminat başvurusunda bulunulmamasına ilişkin olarak, AİHM, mevcut davada incelenen şikayetlerin AİHS'nin 5/3 ve 5/4 maddesi kapsamında olduğunu oysa ki Hükümet tarafından ileri sürülen yöntemin, AİHS'nin 5/5 maddesi ile ilgili olan yasaya aykırı olarak tutuklanmalarda tazminat elde etme hakkına ilişkin olduğunu gözlemlemektedir (bkz. Barış-Türkiye, başvuru no: 26170/03, 31 Mart 2009).

Son olarak, Sait Özbey tarafından yapılan başvuru hakkındaki Hükümet'in argümanına ilişkin olarak, AİHM, Baltacı-Türkiye (başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006) ve Solmaz-Türkiye (başvuru no: 27561/02) kararlarında benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM, önceden ulaştığı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden görememekte ve dolayısıyla Hükümet'in itirazlarını reddetmektedir.

Ayrıca, AİHM, başvuruların bu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit edememektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.

B. Esasa ilişkin

AİHS'nin 5/3 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, özellikle, atılı suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı ve suçun tekrar riski göz önüne alındığında, başvuranların tutukluluk sürelerinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, kaçma riski, hukuka engel olma tehlikesi ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin de başvuranların, tutukluluk hallerinin devamını haklı kılmak için yeterli unsur olduklarına dikkat çekmektedir.

Dikkate alınacak tutukluluk döneminin belirlenmesine ilişkin yerleşik içtihadını göz önüne alan AİHM, (bkz. özellikle Solmaz ve Baltacı) Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey'in maruz kaldığı tutukluluk süresinin on yıl on bir aydan fazla, Zeki Şıneğu'nun tutukluluk süresinin on yıl on dokuz aydan fazla ve Mahmut Kılıç'ın tutukluluk süresinin altı yıl on bir aydan fazla olduğunu tespit etmektedir.

Önceden incelenen benzer durumlarda, AİHM, sözkonusu tutukluluk sürelerinin AİHS'nin 5/3 maddesine yönelik ihlal oluşturduğu kanaatine varmıştır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-Türkiye, başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu-Türkiye, başvuru no: 25324/02,

2 Şubat 2006 ve sözü edilen Bağrıyanık). Başvuranlara atılı olayların ciddiyetini, suçun tekrar riskini, hukuka engele olma tehlikesini ve ihtilaf konusu davaların karmaşıklığını kabul eden AİHM, içtihadı ışığında, mevcut davada aynı sonuca ulaşmıştır.

Bu durumda AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.

AİHS'nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, tutukluluğun yasaya uygunluğunun denetimi için öngörülen amaçlar uyarınca itiraz yolunun etkili olduğunu tekrar belirtmektedir. Bu bağlamda AİHM, geçmişte, benzer birçok davada, ceza mahkemelerinin -benzer davada olduğu gibi- basmakalıp gerekçelere dayanarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verdikleri koşulun, yalnızca AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmak için değil aynı zamanda bu tarz gerekçelere karşı çıkmak amacıyla kullanılacak itiraz yollunun başarılı olma şansının ne denli küçük olduğunun anlaşılması için de önemli unsurlardan biri olduğunu hatırlatmaktadır (Koşti ve diğerleri). Ayrıca müteaddit defalar, AİHM, hukuki bir nitelik taşımayan ve özgürlükten yoksun bırakmada kabul edilen usule ilişkin güvenceler sunmayan sözkonusu yargılamanın AİHS'nin 5/4 maddesinin gereklerine riayet etmediğine hükmetmiştir.

AİHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın çekişmeli olması gerektiğini ve iddia makamı ile tutuklu arasında her durumda "silahların eşitliğini" güvence altına alması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca kamuya açık olarak yapılması gereken sözkonusu yargılamaya başvuranın ve avukatının etkili bir biçimde katılımı sağlanmalıydı (bkz, Bağrıyanık; Cahit Demirel- Türkiye, başvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). İşbu davalarda ulaştığı sonuçlardan farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden göremeyen AİHM, AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonuna ulaşmıştır.

III. AİHS'NİN 6. ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, davalarının makul sürede görülmemesinden ve haklarında yürütülen ceza davalarının sürelerine itiraz etmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmayışından şikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda başvuranlar, AİHS'nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, nihai iç hukuk kararını elde etmeden başvurularını sundukları gerekçesi ile başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır. Hükümet'e göre, başvuru yapıldığı sırada, başvuruların tamamı vaktinden önce yapılmıştır.
Ayrıca Hükümet, başvuranların yargılama süreleri hakkındaki şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde en azından esas bakımından dahi sunmadıklarını belirtmektedir.

İlk itiraza ilişkin olarak ise, AİHM, sürenin çok uzun olmasından şikayet edilen bir yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın şikayetin niteliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir (Erhun-Türkiye, başvuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). İkinci itiraza ilişkin olarak, AİHM, Hükümet tarafından ortaya konan benzer bir itirazı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır (Tendik ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Bu itibarla AİHM, Hükümet'in itirazlarını reddetmektedir.

Sözkonusu şikayetlere ilişkin olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eden AİHM, başvuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.

B. Esas

Başvuranların yargılama süresi kapsamında yapmış oldukları şikayetlere ilişkin olarak, Hükümet, davaların karmaşıklığına, dosya sayısına, başvuranlar hakkında yöneltilen suçlamaların niteliğine, işlenen suçların, davadaki sanıkların, tanıkların, davacıların ve mağdurların sayısına oranla ve organize suçlara ilişkin davaların kendine özgü zorlukları göz önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığı kanaatine varılamayacağını belirtmektedir. Ayrıca Hükümet'e göre, ulusal mahkemeler, sözkonusu davanın seyrine ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.

Başvuranlar, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.

AİHM, yargılamaların, başvuranların yakalanması ile yani Abdurrahman Orhan için 8 Mart 1995, Sait Özbey için 10 Mart 1995, Zeki Şıneğu için 14 Mayıs 1995 ve Mahmut Kılıç için 16 Ağustos 2000 tarihinde başladığını tespit etmektedir.

AİHM, Abdurrahman Orhan, Sait Özbey ve Zeki Şıneğu hakkında açılan davanın, başvuranları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum eden ilk derece mahkemesinin kararının Yargıtay tarafından onandığı tarih olan 19 Ocak 2009 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Ancak AİHM, işbu kararın kabul edildiği tarihte, Mahmut Kılıç hakkında açılan davanın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu belirtmektedir.

Mevcut davada, iki dereceli yargıda, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey hakkında açılan ceza davası on üç yıl on ay, Zeki Şıneğu hakkında açılan ceza davası on üç yıl sekiz ay sürmüştür ve Mahmut Kılıç hakkında açılan dava ise dokuz yıl bir aydan fazla süredir halen devam etmektedir.

AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatır (bkz, diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).

Ayrıca AİHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılama boyunca başvuranların tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (Kalachnikov-Rusya, başvuru no: 47095/99, Gezici ve İpek - Türkiye, başvuru no: 71517/01, 10 Kasım 2005).

AİHM, özellikle, sanıkların, tanıkların, davacıların, başvuranların suçlandıkları suçların ve dosyanın sayısı nedeniyle, organize suçlara ilişkin yargılamaların belli bir karmaşıklığı olduğunu kabul etmektedir. Ancak, yalnızca sözkonusu karmaşıklık, dokuz yıl bir aydan on üç yıl on aya kadar süren yargılamaların uzunluğunu haklı kılamamaktadır.

Konuya ilişkin yerleşik içtihadını (bkz. sözü edilen Pélissier ve Sassi ve A.Yılmaz- Türkiye başvuru no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve mevcut dava koşullarını dikkate alan AİHM, yargılama sürelerinin çok uzun olduğu ve "makul sürede yargılanma hakkı" gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.

Bu itibarla, sözkonusu şikayet kapsamında AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

AİHS'nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, AİHM, Türk Hukuk düzeninin davalı ve davacılara, AİHS'nin 13. maddesi uyarınca ceza davalarının süresinin uzun olduğu hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını daha önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, Tendik ve diğerleri ve Vurankaya-Türkiye, başvuru no: 9613/03, 10 Mayıs 2007). AİHM, mevcut davada, ulaştığı sonuçtan farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememektedir.

Sonuç olarak AİHM, mevcut davada, başvuranların davalarının AİHS'nin 6/1 maddesi uyarınca makul sürede görülmesi hakkını elde etmeleri için iç hukukta başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

Maruz kaldıkları manevi zarar için, Mahmut Kılıç, 35.000 Euro, Zeki Şıneğu 40.000 Euro, Sait Özbey 50.000 Euro ve
Abdurrahman Orhan 55.000 Euro tazminat talep etmektedir. Ailelerinin kendilerini ziyarete gelmek için yaptıkları yol masrafları ve tutukluluk süresince kendilerinin yapmış oldukları masraflar için de başvuranlar miktar belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunmaktadırlar. Başvuranlar, yine miktar belirtmeden ve hiçbir belge sunmadan ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve giderleri için tazminat talebinde bulunmaktadırlar.

Hükümet, sözkonusu iddiaları reddetmektedir ve AİHM'yi sözkonusu talepleri reddetmeye davet etmektedir.

Maddi tazminata ve yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, AİHM, başvuranların, taleplerini İç Tüzüğün 60. maddesine uygun olarak düzenlemediklerini gözlemlemektedir, dolayısıyla başvuranlara tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karşın AİHM, hakkaniyete uygun olarak, Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan üç puanlık gecikme faizi ile birlikte başvuranlara izleyen miktarların manevi tazminat olarak ödenmesine hükmetmektedir: Mahmut Kılıç'a 5.500 Euro, Zeki Şıneğu, Sait Özbey ve Abdurrahman Orhan'ın her birine 12.500 Euro.

Ayrıca, işbu kararın kabul edildiği tarihte dokuz yıl bir aydan fazla bir süreden sonra ulusal mahkemeler önünde Mahmut Kılıç hakkındaki dava halen derdest olduğundan, AİHM, tespit edilen ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini gözeterek sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması olduğu kanaatindedir (bkz, mutatis, mutandis, Yakut-Türkiye, başvuru no: 9892/07, 8 Temmuz 2008 ve Batmaz-Türkiye, başvuru no: 34997/06, 1 Nisan 2008).

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvuruların birleştirilmesine,

2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;

3. AİHS'nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;

4. AİHS'nin 6/1 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine;

5. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, her türlü vergiden muaf tutularak, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından aşağıdaki miktarların manevi tazminat olarak ödenmesine:

i. Mahmut Kılıç'a 5.500 Euro (beş bin beş yüz Euro);

ii. Zeki Şıneğu, Sait Özbey ve Abdurrahman Orhan'ın her birine 12.500 Euro (on iki bin beş yüz Euro);

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA