kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
AYDOĞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE


İçtihat Metni

AYDOĞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE

2. DAİRE

(Başvuru no. 41967/02)

KARAR

STRAZBURG

KARAR TARİHİ: 2 Aralık 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

T.C. vatandaşları Hasan Aydoğan, Türkan Özen, Hüseyin İşeri, Süleyman Evren, Ünsal Varol ve Hüseyin Öztürk ("başvuranlar") tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 7 Ekim 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 41967/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.

Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinali ve Y. Başara tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvurunun yapıldığı zamanda, başvuranlar Aydoğan ve Özen, sırasıyla Tekirdağ ve Kütahya cezaevlerinde bulunmaktaydı. Diğer başvuranlar İstanbul'da ikamet etmekteydi.

DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi) isimli yasadışı silahlı örgütün eylemlerine yönelik olarak yürütülen bir operasyon zarfında, başvuranlar 22 ve 23 Ekim 1996 tarihlerinde yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır.

5 Kasım 1996 tarihinde, başvuranlar, hakim önüne çıkmışlar ve hakim tutuklanmalarına karar vermiştir.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 11 Kasım 1996 tarihli bir iddianamede, Aydoğan ve Özen'i devletin anayasal düzenini bozma girişiminde bulunmakla suçlamış ve Ceza Kanunu'nun 146/1 maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir. Çeşitli siyasi parti binalarına ve polis merkezlerine yapılan silahlı saldırılarda yer almak, Mehmet Ünlü'nün ölümünden sorumlu olmak ve başka iki kişiye bedensel hasar vermekle suçlanmışlardır. Diğer başvuranlar, yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık yapmakla suçlanmışlardır. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.

Belirli olmayan bir tarihte, başvuranlar hakkındaki cezai yargılama, bir askeri ve iki sivil hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başlamıştır.

1996 ve 1997 yıllarının muhtelif tarihlerinde, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk'ün tutuksuz yargılanmalarına karar verilmiştir.

18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa'da değişiklik yapılmış ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri heyetlerinde görevli askeri hakimler sivil hakimler ile değiştirilmiştir.

7 Temmuz 1999 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, askeri hakimin yerine geçmesi için atanan hakim, birinci derece mahkemesi heyetinde ilk olarak yer almıştır. Bu duruşmada, Cumhuriyet Savcısı, esasa ilişkin önceki görüşlerini sürdürmüştür. Aydoğan, esasa ilişkin görüşlerini okumuştur. Mahkeme, Özen'in avukatının, sanıklar hakkında devam etmekte olan diğer davaların sonuçları hakkında bilgi edinme ve görüşlerini hazırlamak için ek süre taleplerini kabul etmiştir.

10 Eylül 1999 ve 19 Ekim 2001 tarihleri arasında, mahkeme on bir duruşma düzenlemiştir. Bu duruşmalarda, hakimler, dava dosyasının tamamlanmasına ve bilhassa, temsilcilerinin sunmak için birkaç kez ek süre talep ettiği sanıkların nihai savunma ifadelerinin sağlanmasına ilişkin usuli konulara bakmışlardır. Mahkeme, başvuranların temsilcisini üç kez uyarmış ve 29 Kasım 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, davanın, başvuranların davanın esasına ilişkin nihai görüşlerini sunmamaları nedeniyle uzadığını belirtmiştir. Ancak, mahkeme, bir sonraki duruşmada, başvuranların temsilcisinin süre uzatma talebini kabul etmiştir. Avukat, güvenlik güçlerinin cezaevlerinde geniş çaplı operasyon yürütmeleri nedeniyle müvekkillerinin halen hayatta olup olmadıklarını bilmediğini belirtmiştir. 4 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranların temsilcisi, cezaevi yetkililerinin, temsilcinin üzerinde vekaletname olmadığı zaman müvekkilleriyle görüşmesine izin vermemek gibi davranışlarla savunmasını hazırlamasını güçleştirdiği konusunda şikayetçi olmuştur. Mahkeme, başvuranların avukatına, bu konuda Cumhuriyet Savcısı'na ve Adalet Bakanlığı'na şikayette bulunması için izin vermiştir. Bu süre zarfında, mahkeme, her duruşmanın sonunda, Aydoğan ve Özen'in tutukluluklarının devamına karar vermiştir.

19 Ekim 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasında bulunan delilleri inceledikten sonra, Aydoğan ve Özen'i iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiş ve ölüm cezasına çarptırmıştır. Dava dosyasındaki deliller, olay yeri tatbikatının ayrıntılı raporunu, arama ve yakalama tutanaklarını, adli tıp raporlarını, başka bir devlet güvenlik mahkemesinde yargılanan diğer kişilerin ifadelerini ve birkaç tanığın ifadelerini içermiştir. Mahkeme, diğer başvuranlar hususunda, 4616 sayılı Kanun'a uygun olarak kesin cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.

8 Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, Aydoğan ve Özen'in davalarını usul ve esas açılarından inceledikten sonra, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Karar, başvuranların avukatının duruşma talebinde bulunmuş olmasına rağmen duruşmaya katılmamış olduğunu göstermektedir. Mahkeme, diğer başvuranlar hususunda, ilk derece mahkemesinin kararının temyize açık olmaması nedeniyle temyiz başvurusuna izin vermemiştir.

24 Eylül 2002 tarihinde, Aydoğan ve Özen'in cezaları müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Sonraki gelişmelere ilişkin olarak taraflarca bilgi sunulmamıştır.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, kendilerini yargılayan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yazılı görüşünün kendilerine hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini ve böylece karşı iddialarda bulunma imkanından yoksun kaldıklarını belirtmişlerdir. Buna ek olarak, başvuranlar, cezai yargılamanın başlangıç aşamalarında avukat yardımından mahrum bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu iddialarını AİHS'nin 6. maddesine dayandırmışlardır. Söz konusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

...

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;

c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;"

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Aydoğan ve Özen'e ilişkin olarak, AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde şikayetlerinin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, şikayetlerin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.

AİHM, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk hususunda, cezai yargılamanın ertelemeden dolayı durdurulması halinde, kişinin, AİHS'nin 6. maddesi uyarınca davanın hakkaniyete uygun olarak görülmesi hakkının ihlali sonucu mağdur konumda olduğunu iddia edemeyeceğini yinelemiştir (bkz., Koşti ve Diğerleri - Türkiye, no. 74321/01, 3 Mayıs 2007). AİHM, başvuranların durumunun benzer olduğu görüşündedir. AİHM, 19 Ekim 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, 4616 sayılı Kanun uyarınca, başvuranlar hakkındaki kesin cezanın infazının ertelenmesi kararını vermiş olduğunu gözlemlemiştir. Dolayısıyla, AİHM, yargılamanın şartlı ertelenmesi nedeniyle, AİHS'nin 6. maddesi uyarınca yapılan şikayetlerin genel olarak gerektirdiği gibi yargılamayı bir bütün olarak değerlendirebilecek durumda değildir (bkz., Güneş - Türkiye, no. 38413/02, 1 Eylül 2005). AİHM, başvuranların yeni suçlamalarla karşılaşmadıkları ve böylece dava yeniden açılmadığı sürece, başvuranların, yargılamanın bu aşamasında, AİHS'nin 34. maddesi anlamı dahilinde mağdur konumda olduklarını iddia edemeyecekleri görüşündedir (bkz., Sincar - Türkiye, no. 46281/99, 19 Eylül 2002; F.A. - Türkiye, no. 36094/97, 1 Şubat 2005). AİHM, başvuranların bu başlık altındaki şikayetlerinin, AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

B. Esas

1. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı

Hükümet, 18 Haziran 1999 tarihli ve 4388 sayılı Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri heyetinde askeri hakim bulunmaması için değişiklikler yapıldığını belirtmiştir. Bu bağlamda, somut davada, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde yer alan askeri hakimin, başvuranların avukatı davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmadan önce zaten sivil hakim ile değiştirilmiş olduğunu ve başvuranların üç sivil hakimden oluşan bir devlet güvenlik mahkemesi tarafından mahkum edildiklerini işaret etmiştir.

Başvuranlar bu konuya özel bir yorumda bulunmamışlardır.

AİHM, devlet güvenlik mahkemeleri üyesi askeri hakimlerin statülerinin bazı yönlerinin yönetimden bağımsızlıklarını şüpheli kıldığı sonucuna sıklıkla varmaktadır (bkz., Incal - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar). AİHM, aynı zamanda, yukarıda anılan Öcalan - Türkiye kararında, askeri hakimin, ilgili cezai yargılamada geçerli olmaya devam eden ara kararlardan bir veya birden fazlasına katılması halinde, söz konusu yargılama zarfında karar verilmeden önce askeri hakimin sivil hakim ile değiştirilmesinin başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin endişesini gidermediği, bunun istisnasının DGM'de bilahare devam eden dava sürecinin bu endişeleri yeterince ortadan kaldıracak şekilde gerçekleşmesi olduğu kararını vermiştir.

Somut davada, AİHM, anayasal değişikliği müteakip, askeri hakimin sivil hakim ile değiştirildiğini ve Aydoğan ile Özen'in yeni oluşturulmuş DGM tarafından mahkum edildiğini kaydetmiştir. Ancak, başvuranların yargılamasının iki yılı aşkın bir süreyle üç sivil hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde devam etmesine rağmen, askeri hakimin değiştirilmesinin mahkemenin oluşumundaki kusuru gidermediğini gözlemlemiştir. Bilhassa, Hükümet'in sunduğu duruşma tutanağından, başvuranlar hakkındaki adli takibatın bütününün, askeri hakimin değiştirilmesi öncesinde zaten temin edilmiş olan ve mahkemenin daha sonradan mahkumiyet kararını dayandırdığı tanık ifadelerini içeren bilgilere dayandığı anlaşılmaktadır. Esasında, AİHM, askeri hakim sivil hakim ile değiştirildikten sonra başvuranların nihai savunma görüşleri haricinde, önem taşıyan başka hiçbir ifadenin veya delilin dava dosyasına alınmadığını ve üç sivil hakimden oluştuğu dönemde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın esasına ilişkin bir karar vermediğini değerlendirmiştir. Özetle, özellikle başvuranların savunma haklarına ilişkin olarak önemli ara kararların alındığı yargılamanın büyük kısmı, askeri hakimin devlet güvenlik mahkemesinden alınmasından önce gerçekleşmiş ve askeri hakim sivil hakim ile değiştirildikten sonra bu işlemlerin hiçbiri yenilenmemiştir.

Bu koşullarda, AHM, askeri hakimin değiştirilmesi öncesinde gerçekleşen adli muamelelerin önemini göz önünde bulundurarak, askeri hakimin değişmesinin, Aydoğan ve Özen'in mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki haklı endişelerini gidermediğini değerlendirmiştir (bkz., Hıdır Kaya - Türkiye, no. 2624/02, 9 Ocak 2007; karşıt olarak, Kabasakal ve Atar - Türkiye, no. 70084/01 ve no. 70085/01, 19 Eylül 2006).

Dolayısıyla, AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

2. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu

Dava olaylarını, tarafların görüşlerini ve 6. maddenin ihlali tespitini göz önünde bulunduran AİHM, AİHS'nin 6. maddesi uyarınca ortaya konana temel hukuki sorunu ele aldığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Aydoğan ve Özen'in bu hüküm uyarınca olan diğer şikayetlerine ilişkin ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığı kararına varmıştır (bkz., örneğin, Benli - Türkiye, no. 65715/01, 20 Şubat 2007; Getiren - Türkiye, no. 10301/03, 22 Temmuz 2008; Junkhe - Türkiye, no. 52515/99, 13 Mayıs 2008).

II. İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS İHLALLERİ

Başvuru evrakında, başvuranlar, ayrıca, tutukluluk sürelerinin 5/3 maddede öngörülen "makul süre" şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, AİHS'nin 6. maddesi uyarınca, yargılama süresinin aşırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, son olarak, İstanbul'dan uzak bir yerde tutuklu bulundurulmaları, avukatlarının cezaevinde aranması ve DGM'ler önünde yargılanan suçlara ilişkin cezai kovuşturma ve cezaların infazındaki farklar nedeniyle ayrım gördükleri konularında şikayetçi olmuşlardır. Ek olarak, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk, haklarındaki cezai kovuşturmanın ertelendiği ve bunun onları yargılanma ve beraat etme haklarından mahrum bıraktığı konusunda şikayetçi olmuşlardır.

Aydoğan ve Özen hakkındaki cezai kovuşturma süresine ilişkin olarak, AİHM, beş yıl altı ay süren yargılamanın toplam süresini inceledikten ve davanın karmaşıklığını, sanık sayısını, davanın iki yargı aşamasında görüldüğünü ve temyiz aşamasında önemli bir gecikmenin yaşanmadığını göz önünde bulundurduktan sonra, somut davadaki yargılama süresinin aşırı olmadığını değerlendirmiştir. AİHM, bu bağlamda, askeri hakim değiştirildikten sonra yargılama süresinin uzamasından, nihai savunma görüşlerini gerekli sürede teslim etmeyerek başvuranların kendilerinin de kısmen sorumlu olduğunu dikkate almıştır. Ek olarak, yargı makamlarının önemli atalet süreleri gösterdiklerini ispatlamamışlardır. AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

AİHM, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk'e ilişkin cezai kovuşturma süresine ilişkin olarak, söz konusu başvuranlar hakkındaki cezai kovuşturmanın, kovuşturmanın ertelenmesiyle birlikte 19 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini (bkz., bilhassa, Koç ve Tambaş - Türkiye, no. 46947/99, 24 Şubat 2005); ancak, bu şikayetin AİHM'ye 7 Ekim 2002 tarihinde, yani altı aydan uzun bir süreden sonra, sunulduğunu kaydetmiştir. AİHM, başvurunun bu kısmının altı ay kuralına uyulmaması gerekçesiyle AİHS'nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

AİHM, ayrıca, elindeki tüm deliller ışığında, başvuranların yukarıda belirtilen diğer iddialarının AİHS veya Protokollerinde ortaya konan hak ve özgürlüklerin ihlalini oluşturmadığını değerlendirmiştir. Başvurunun bu kısımlarının da AİHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları gereğince açıkça dayanaktan yoksun olarak reddedilmeleri gerektiği kararını vermiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Aydoğan ve Özen, cezaevinde bulundukları altı yıl süreyle yaşadıkları gelir kaybına karşılık olarak, toplam 38.000 Euro talep etmişlerdir. Ayrıca, toplam 40.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.

AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir.

AİHM, Aydoğan ve Özen'in maruz kaldığı her türlü manevi zarar için 6/1 maddenin ihlali tespitinin başlı başına yeterli tazminat teşkil ettiğini değerlendirmiştir (bkz., yukarıda anılan, Hıdır Kaya - Türkiye, no. 2624/02). AİHM, söz konusu davada olduğu gibi, bireyin, AİHS'nin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumda, istendiği takdirde, yeniden yargılamanın veya davanın yeniden açılmasının prensip itibariyle ihlali telafi etmenin uygun bir yolunu temsil ettiğini değerlendirir (bkz., yukarıda anılan Öcalan).

B. Yargılama masraf ve giderleri

İki başvuran Aydoğan ve Özen, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AİHM'de yapılan yargılama masraf ve giderlerine karşılık toplam 7.000 Euro talep etmişlerdir.

Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.

Başvuranlar Mahkeme İç Tüzüğü'nün 60. maddesinin gerektirdiği gibi yargılama masraf ve giderlerine ilişkin hiçbir gerekçe sunmadıkları için AİHM, bu başlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiştir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1. Aydoğan ve Özen'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın hakkaniyete uygun olarak görülmesi haklarına ilişkin şikayetin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilemez olduğuna;

2. Aydoğan ve Özen'in İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetlerine ilişkin olarak AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. Adı geçen başvuranların AİHS'nin 6. maddesi uyarınca olan diğer şikayetlerini ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;

4. Aydoğan ve Özen'in maruz kaldıkları her türlü manevi zarar için ihlal tespitinin başlı başına yeterli tazminat teşkil ettiğine;

5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Françoise Elens-Passos Françoise Tulkens
Katip Yardımcısı Başkan


 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA