kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SAYGILI VE FALAKAOĞLU - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

SAYGILI VE FALAKAOĞLU - TÜRKİYE DAVASI

2. DAİRE

(Başvuru no. 39457/03)

STRAZBURG

KARAR TARİHİ: 21 Ekim 2008

İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.

USUL

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 39457/03 no'lu davanın nedeni Fevzi Saygılı ve Bülent Falakaoğlu adlı iki T.C. vatandaşının ("başvuranlar") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 12 Kasım 2003 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuranlar, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından K. T. Sürek, D. Avcı ve S. Mutlu tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar sırasıyla 1966 ve 1974 doğumludur ve İstanbul'da yaşamaktadır.

Birinci başvuran Fevzi Saygılı İstanbul'da yayınlanan Yeni Evrensel adlı gazetenin sahibi, ikinci başvuran Bülent Falakaoğlu ise yazı işleri müdürüdür.

Gazetenin 22 Şubat 2001 tarihli nüshasında yayımlanan "Kaçırma olayları arttı" başlıklı haberde HADEP Cizre İlçe Başkanı Mehmet Dilsiz'in jandarma komutanlığı tarafından tehdit edildiği, gerekçe gösterilmeden gözaltına alındığı belirtilmiş ve olayların sorumlusu olarak Şırnak Jandarma Alay Komutanı Albay L. E. gösterilmiştir. Gazetenin 7 Mart 2001 tarihli nüshasında ise "Cizre'de Yaşanan, Silopi için İpucu" başlıklı yazıda da kaçırılma olaylarına değinilmiş ancak L. E.'nin adı zikredilmemiştir.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı 25 Temmuz 2001 tarihli iddianamesinde başvuranlar ve sözkonusu yazıları kaleme alan Veli Büyükşahin'i terörle mücadelede görev alan kamu görevlisini silahlı terör örgütlerine hedef göstermekle suçlamış, sanıkların 3713 sayılı yasanın 6/1 maddesine göre cezalandırılmasını ve gazete hakkında 5680 sayılı yasanın ek 2/1 maddesinin tatbik edilmesini talep etmiştir.

İstanbul DGM, 9 Nisan 2002 tarihli kararında başvuranların sözkonusu ikinci haberle ilgili suçlamalardan beraatlerine karar vermiş ancak birinci haberin haber görünümü altında Albay L. E.'nin silahlı terör örgütlerine hedef gösterilmesi amacıyla kaleme alındığına karar vererek birinci başvuranı 757,080,000 TL, ikinci başvuranı ise 378,540,000 TL "ağır para cezası"na çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı kanunun Ek 2/1 maddesi gereğince sözkonusu gazetenin 3 gün süre ile geçici olarak kapatılmasına karar vermiştir.

Başvuranlar ve savcı kararı temyize götürmüş, temyiz dilekçesinde başvuranlar, Yargıtay'ın duruşma yapmasını istemiş, dava konusu haberin haber verme ve bilgilendirme niteliğinde bir "basın açıklaması" olduğunu, ayrıca verilen para cezasının aşırı olduğunu belirtmişler ve 5680 sayılı kanunun Ek 2/1 maddesinin uygulanmasından şikâyetçi olmuşlardır.

3 Temmuz 2003 tarihinde Yargıtay, birinci derece mahkemesi kararını duruşma yapmadan onamıştır.

HUKUK

I.AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar 3713 sayılı kanunun 6. maddesine dayanan mahkûmiyet ve cezalarının ve gazetelerinin geçici olarak kapatılmasının ifade özgürlüklerini ihlal etmesinden şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamdaki şikâyetlerini AİHS'nin 10. maddesine dayandırmışlardır.

A.Kabuledilebilirlik

AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, başvurunun başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B.Esas

1.Başvuranların 3713 sayılı kanunun 6/1 maddesine dayalı mahkûmiyet ve cezaları

(a)Tarafların görüşleri

Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin 10. maddenin 2. paragrafı kapsamında haklı bir müdahale olduğunu savunmuştur. Özellikle L.E.'nin sözkonusu makalede yansıtılış biçimine vurgu yapmışlar ve isminin makalede açıkça anılmasının terör örgütlerine hedef gösterme olduğunu ifade etmişlerdir. Hükümet, makale içeriğinin bölgede şiddete ve nefret cinayetlerine yol açabileceğini savunmuştur.

(b)AİHM'nin değerlendirmesi

AİHM, başvuranların mahkûmiyet ve cezalarının 10/1 madde ile korunan ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiğine dair taraflar arasında ihtilaf olmadığını kaydeder. Aynı zamanda bu müdahalenin hukuki olduğu ve 10/2 maddede belirtilen suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru bir amaca hizmet ettiği de tartışma konusu değildir. Bu davada tartışma konusu olan müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığıdır.

AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya koyduğu temel ilkeleri hatırlatır (bkz. özellikle Şener - Türkiye, no. 26680/95; İbrahim Aksoy - Türkiye, no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97; Lingens - Avusturya, A Serisi no. 103; Fressoz and Roire - Fransa [BD], no. 29183/95; Sürek - Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95 ve Kuli? - Polonya, no. 15601/02). Somut davayı da bu ilkeler ışığında inceleyecektir.

AİHM, dava konusu müdahaleyi, makalenin içeriği ve yayınlanmış olduğu dönemin koşulları dahil olmak üzere davanın tamamı ışığında incelemelidir. Özellikle tartışma konusu müdahalenin "ulaşılması hedeflenen amaç ile orantılı" ve ulusal makamların bunu haklı çıkarmak için gösterdiği gerekçelerin "ilgili ve yeterli" olup olmadığıdır. Mahkeme ayrıca ele aldığı davaların zeminini, özellikle de terörle mücadele ile bağlantılı sorunları dikkate alır (bkz. Üstün - Türkiye, no. 37685/02).

Ancak hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlette basının vazgeçilmez rolü unutulmamalıdır. Suç işlenmesinin önlenmesi ve asayiş ve üçüncü şahısların itibarının korunması gibi amaçlarla konulmuş bazı sınırların aşılmaması gerekse de siyaset ve halkı ilgilendiren diğer konularda bilgi ve fikir aktarmak basının görevidir. Basının özgürlüğü siyasi liderlerinin fikir ve tavırlarını öğrenmeleri ve haklarında bir kanaat oluşturmalarında halka sunulmuş en iyi araçlardan biridir (bkz. Castells - İspanya, A Serisi no. 236). Basın özgürlüğü aynı zamanda bir dereceye kadar abartı ve hatta tahrike izin verir (bkz. Prager and Oberschlick - Avusturya, A Serisi no. 313).

AİHM ayrıca düzenlenmiş olsun ya da olmasın, röportaj ve şahısların beyanlarına dayanan haberlerin basının "halkın gözcüsü" olma görevini yerine getirmesinde en önemli yol olduğunu hatırlatır. Başka bir şahsın sözlerinin yayılmasına yardımcı olduğu için bir gazetecinin cezalandırılması basının halkı ilgilendiren konuların tartışılmasına katkısına ciddi şekilde engel olacaktır ve bunu yapmak için çok geçerli nedenler bulunmuyorsa bu yola başvurulmamalıdır (bkz. örneğin Kuli? - Polonya, yukarıda anılan). Gazetecilerden başkalarını rencide ya da tahrik edebilecek ya da itibarını zedeleyebilecek beyanlara resmen ve sistematik olarak mesafeli durmaları yönünde genel bir koşul getirilmesi, basının güncel olaylar, görüşler ve fikirler hakkında bilgi verme rolüyle bağdaşmamaktadır (bkz. örneğin Thoma - Lüksemburg, no. 38432/97).

Somut dava koşullarına dönülecek olursa AİHM, dava konusu yazının Veli Büyükşahin adlı politikacının Türkiye'nin güneydoğusunda yaşanan kaybolma olayları hakkındaki sözleri ile ilgili olduğunu kaydeder. Makalede Büyükşahin, devleti sözkonusu kaybolma olaylarının sorumlularının bulunması için yeterince çaba sarf etmemekle eleştirmiştir. Aynı zamanda birtakım ciddi iddialar ortaya atmıştır. İlk olarak Albay L.E.'yi bir HADEP üyesini tehdit etmekle suçlamış, ikinci olarak da L.E.'nin başka iki HADEP üyesinin kaybolmasındaki muhtemel sorumluluğunu ima etmiştir. AİHM, DGM'nin sözkonusu yazının Albay L.E.'yi terör örgütlerine hedef göstermek amacıyla yazıldığı ve başvuranların bu yazının yayınlanmasından sorumlu oldukları kanaatine varmış olduğunu gözlemler.

AİHM, sözkonusu makaleyi incelemiştir. İlk olarak Türkiye'nin güneydoğusundaki kaybolma olaylarının şüphesiz halkı ilgilendiren bir konu olduğu kanısındadır. Ancak AİHM, Büyükşahin'in sözlerinin güvenlik güçlerinin, özellikle de Albay L.E.'nin görevlerini kötüye kullandığı iddiasını içerdiği ve bu ifadelerin, doğru değilse hakaret niteliğinde ve ilgilileri halkın gözünde küçük düşürebilecek sözler olduğunu kaydeder. Bu bağlamda AİHM, kamu görevlilerini, görevlerini yerine getirmelerini etkilemek ve halkın kendilerine ve makamlarına olan güvenini sarsmak için bilinçli olarak yapılan kırıcı, hakaret içeren ve küçük düşürücü saldırılardan korumanın zorunlu olabileceğini hatırlatır (bkz. Nikula - Finlandiya, no. 31611/96). Ne var ki AİHM, başvuranlar hakkındaki davanın konusunun hakaret değil Terörle Mücadele Yasası'na muhalefet olması nedeniyle bu hususun bu başvurunun konusu olmadığını kaydeder (bkz. Falakaoğlu ve Saygılı - Türkiye, no. 11461/03).

AİHM, ulusal mahkeme kararlarında belirtilen gerekçeleri incelemiş ve bunları aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı başvuranların ifade özgürlüğü haklarına müdahaleyi haklı çıkaracak kadar gerekli görmemiştir. İlk olarak AİHM, başvuranların mahkûm edilmesine yol açan gerekçelerde Albay L.E.'ye getirilen suçlamaların niteliğine dayanılmadığı veya herhangi bir özel önem atfedilmediğinin DGM kararından anlaşıldığını kaydeder (bkz. mutatis mutandis, Halis - Türkiye, no. 30007/96). İkinci olarak terörle mücadelede Albay L.E.'nin adı ve rolünün kamuoyu tarafından bilinip bilinmediği ve isminin ifşası nedeniyle gerçek bir tehlike ile karşı karşıya kalıp kalmadığı hususu dikkate alınmamıştır. Bu şekilde DGM, konumu itibariyle en azından kendi bölgesinde iyi tanınmış olabilecek bir albayın kimliğinin gizlenmesi ile isminin kamu yararına ifşa edilmesi arasında bir yarar muhasebesi yapamamıştır. Bu bağlamda AİHM, hakaret içeren bazı kısımlar haricinde makalenin, bir bütün olarak ele alındığında bir kamu görevlisine karşı şiddete teşvik ettiği ve dolayısıyla Albay L.E.'yi önemli bir fiziksel şiddet tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı şeklinde yorumlanamayacağını kaydeder (bkz. Koç ve Tambaş - Türkiye, no. 50934/99). AİHM'ye göre alınan tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesindeki temel unsurlar bunlardır.

Dava koşullarını bir bütün olarak göz önünde bulunduran AİHM, ulusal makamların takdir yetkisini de dikkate almakla birlikte, başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan şikâyet konusu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olduğunu göstermeye yetecek gerekçeye dayanmadığını tekrarlar. Bu tespit AİHM'nin başvuranların ceza hukukuna göre tayin edilen mahkûmiyet ve cezalarının hedeflenen amaçla orantılı olup olmadığının belirlenmesi için incelemeyi sürdürmesini gereksiz kılmaktadır.

Buna göre AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

2.5680 sayılı kanunun 2/1 maddesi uyarınca gazetenin geçici olarak kapatılması
Dava olayları, tarafların görüşleri ve yukarıda belirtilen 10. maddenin ihlalinin tespiti dikkate alındığında AİHM somut başvuruda dile getirilen temel hukuki sorunun incelenmiş olduğu kanaatindedir. Bu nedenle başvuranların 10. maddeye dayalı, kalan şikâyetine dair ayrı bir hüküm verilmesine gerek görmemektedir (bkz. örneğin Eser Ceylan - Türkiye, no. 14166/02; K.Ö. - Türkiye, no. 71795/01; Mehmet ve Suna Yiğit - Türkiye, no. 52658/99 ve Uzun - Türkiye, no. 37410/97).

II.AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülmemesinden şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda DGM'lerin yapısı ve DGM hakimlerinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bağlı olmalarından şikâyetçi olmuştur. Başvuranlar ek olarak Yargıtay'ın kararını gerekçelendirmemesinden ve duruşma yapmamasından şikâyetçi olmuşlardır.

AİHM, daha önce benzer şikâyetleri inceleyip reddettiğini hatırlatır (bkz. diğerlerinin yanı sıra Maçin - Türkiye (no. 2), no. 38282/02; Falakaoğlu - Türkiye, no. 77365/01 ve Emire Eren Keskin - Türkiye, no. 49564/99). AİHM somut davada daha önceki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel bir koşul görmemektedir. Dolayısıyla başvurunun bu bölümü, AİHS'nin 35/3 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.

III.AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A.Tazminat

Başvuranlar toplamda 2,496 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Bu miktar gazetenin 3 gün süreyle kapatılmasından doğan zararlar ve başvuranlar tarafından ödenen para cezalarını (sırasıyla 664 ve 332 Euro) içermektedir. Başvuranlar ek olarak 10,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

Hükümet miktarlara itiraz etmiştir.

AİHM, gazetenin geçici olarak kapatılmasına ilişkin olarak uğrandığı iddia edilen zararları, belge ibraz edilmemiş olması nedeniyle spekülatif ve dayanaksız olarak değerlendirerek reddeder. Ancak tespit edilen ihlal ve başvuranların ödemek zorunda kaldıkları para cezaları arasında bir illiyet bağı olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle başvuranlar tarafından talep edilen miktarın tamamının ödenmesine karar verir.

Ek olarak AİHM, başvuranların dava koşullarında belli bir miktar sıkıntı ve endişe yaşadıklarının kabul edilebileceği kanaatindedir. AİHS'nin 41. maddesinin gerektirdiği hakkaniyet temelinde bir değerlendirmeyle başvuranlara ortak bir miktar olarak 3,000 Euro ödenmesine hükmeder.

B.Yargılama masraf ve giderleri

Başvuranlar AİHM önündeki masraf ve harcamalar için 3,000 Euro ödenmesini talep etmişler, Hükümet miktara itiraz etmiştir.

Başvuranlar yaptıkları masraf ve harcamaları AİHM İç Tüzüğü'nün 60. maddesinin gerektirdiği şekilde kanıtlayamamış olmaları nedeniyle bu başlık altında ödeme yapılmamasına hükmeder.

C.Gecikme faizi

AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1.Başvuranların ifade özgürlüğüne müdahale edildiği iddiasına ilişkin şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;

2.Başvuranların mahkûmiyetleri ve cezalarına ilişkin olarak AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

3.Başvuranların AİHS'nin 10. maddesine dayalı şikâyetlerinin kalan kısmının ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına;

4.(a) Sorumlu Devlet'in başvuranlara, AİHS'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden yeni Türk Lirası'na çevrilerek:

(i) Saygılı'ya 664 Euro (altı yüz altmış dört Euro), Falakaoğlu'na 332 Euro (üç yüz otuz iki Euro) maddi tazminat;

(ii) ortaklaşa 3,000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat;

(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;

(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;

5.Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA