kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
GÜZEL ERDAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

GÜZEL ERDAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI

3. DAİRE

(Başvuru no: 37483/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

KARAR TARİHİ: 21 Ekim 2008

İşbu karar Sözleşme'nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

USUL

T.C. vatandaşı Güzel Erdagöz (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 23 Ağustos 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 37483/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.

Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından A. Bingöl ve G. Kartal tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuran 1930 doğumlu olup Kars'ta ikamet etmektedir ve çiftçilikle uğraşmaktadır.

Başvuranın adı nüfus kaydına 1933 yılında "Güzel" olarak kaydedilmiştir.

Başvuran adının Devletin bütün yasal kayıtlarında aynı şekilde yazılmamış olması nedeniyle çiftçilere verilen tarım destek kredisini alamamıştır. Başvurana göre yazılışı "Gözel" olan adı 1989 yılında tapu kaydında doğru yazılmış, ancak bu vesile ile adının nüfus kayıtlarına yanlış geçirildiğini anlamıştır.

Başvuran 17 Eylül 2001 tarihinde Susuz Asliye Hukuk Mahkemesi'nde (Mahkeme) isim tashihi talebiyle dava açmıştır. Başvuran nüfus kayıtlarında "Güzel" olarak yer aldığının tersine adının "Gözel" olduğunu ve yakın çevresinin kendisine "Gözel" diye hitap ettiğini öne sürmüştür. Başvuran adının ya yanlışlıkla ya da yetkililerin kendisine bildirmeden yaptığı bir değişiklikle "Güzel" olarak yazıldığını ifade etmiştir.

Başvuran bu talebini desteklemek üzere başvurulabilecek tanıkların isimlerini vermiş ve adının "Gözel" olarak kaydedildiği tapu kayıt sicilinin bir örneğini sunmuştur.

Mahkeme ilk olarak başvuranın jandarmaya tarafından aranan biri olup olmadığının araştırılmasını istemiştir. Böyle bir durumun olmadığı bilgisini edinen Mahkeme il milli eğitim müdürünü bilirkişi olarak tayin etmiştir.

Bilirkişi 5 Ekim 2001 tarihli duruşma sırasında Türk Dil Kurumu'nun yayınladığı Türkçe sözlükte yer aldığı şekliyle "güzel" kelimesinin imlasının doğru olduğunu, "gözel" kelimesinin ise Türkçe sözlüklerde yer almayan fakat yöresel bir kullanım olduğunu belirtmiştir.

Aynı duruşmaya başvuran tarafından çağrılan ve aynı zamanda aile çevresi ve komşuları olan tanıklar başvuranı hep "Gözel" ismiyle tanıdıklarını beyan etmişlerdir.

Mahkemenin özellikle bilirkişi incelemesini dikkate alarak aynı gün verdiği kararda yasal bir dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın talebi reddedilmiştir.

Başvuran bu karara karşı 5 Aralık 2001 tarihinde temyize başvurmuştur. Temyiz talebinde başvuran yakın çevresi tarafından "Gözel" adıyla hitap edildiğinin tanıklarca da doğrulanmasına karşın talebinin reddedilmesinin yasalara ve uluslararası antlaşmalara aykırı olduğunu iddia etmiştir.

Yargıtay 1 Nisan 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

Başvuran 16 Ağustos 2002 tarihinde Yargıtay'a giderek karar düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Başvuran nüfus kaydına gerçek adı olan "Gözel" adıyla kaydedilmesinin AİHS'den kaynaklanan bir hakkı olduğunu, AİHS'nin de iç hukukta yasa değerinde olduğunu belirterek dosyasının yeniden incelenmesini istemiştir.

Yargıtay 14 Ekim 2002 tarihinde aldığı nihai bir kararla yasal herhangi bir düzenlemeye atıfta bulunmaksızın başvuranın bu talebini reddetmiş ve adıgeçeni 10.120.000 TL. karar düzeltme red harcı ile 54.520.000 TL. (yaklaşık 35 Euro) para cezası ödemeye mahkum etmiştir.

Başvuran 4 Aralık 2002 tarihinde bu cezayı ödemiştir.

HUKUK

I. İHTİLAFIN KONUSUNUN VE OLAYLARIN OLUŞTURULMASI

AİHM öncelikle her iki tarafın görüşlerini incelemesinin ardından bu başvuruya neden olan olaylara ilişkin müteakip noktaları açıklığa kavuşturmalıdır.

Başvuran aslen Kürtçe olan adının İdare tarafından "türkçeleştirildiğinden" şikayetçi olmaktadır. Başvuran bu bağlamda olayların da kaynağını teşkil eden iki varsayımda bulunmaktadır. Birincisine göre "Gözel" olan ismi en baştan itibaren nüfus müdürlüğü kayıtlarına sehven "Güzel" olarak geçirilmiştir. İkinci varsayıma göre ise, ismi doğru kaydedilmiş, bilahare kendi hilafına değiştirilmiştir. Her halükarda, başvuran adının nüfus kayıtlarına geçirilmesindeki imla hatasından ancak 2001 yılında haberdar olmuş ve bu yazım hatasının düzeltilmesi için asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır.

Hükümet, başvuranın nüfus kaydına 1933 yılında "Güzel" adıyla kaydedildiğini ve bu kaydın herhangi bir değişikliğe uğramadığını ifade etmiş, nüfus kaydının bir örneğini sunmuştur.

AİHM başvuran tarafından öne sürülen iki varsayımın doğruluğunu teyit edecek her türlü delilin yokluğunda, olayın başlangıcının, tezini belgelerle destekleyen Hükümet'in sunduğu şekilde meydana geldiğine itibar etmektedir. AİHM, bu durumda başvuranın isminin değiştirildiğine ilişkin şikayetini kabul etmemektedir.

Başvuranın itiraz ettiği hatanın kaynağı ne olursa olsun AİHM, başvuranın isim tashihi talebiyle açmış olduğu davayı reddeden hukuk mahkemesi önündeki sürece dayanan olaylar üzerinde durulması gerektiğini kaydetmektedir.

AİHM başvuranın bir yanda hukuk mahkemesi tarafından talebinin haksız yere reddedildiğinden, diğer yanda açtığı davadan bir şey elde edemeyerek para cezası ödemeye mahkum edildiğinden şikayetçi olduğunu not etmektedir.

Hükümet başvuranın ödemesine hükmedilen para cezasının CMUK'un eski 442. maddesinde yer alan hükmünden ileri gelen karar düzeltme harcı olduğunu ifade etmektedir.

AİHM dava dosyasında başvuranın ödemesi gereken harç ile AİHS'nin 8. ve 14. maddeleri gereğince yapmış olduğu şikayetler arasında doğrudan bir bağ olduğunu gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını not etmektedir. AİHM bu durumu olayların incelenmesi açısından göz önüne almayacaktır.

AİHM ortaya konulan olayların incelenmesinden başvuranın isim tashihi talebiyle açtığı ve talebinin reddi ile sonuçlanan hukuk davası üzerinde duracaktır.

II. AİHS'NİN 8. MADDESİYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

AİHS'nin 8. maddesine göndermede bulunan başvuran adının nüfus kaydında yazıldığı şekline ilişkin isim tashihi başvurusundan sonuç alamadığından şikayetçi olmaktadır.

Başvuran Kürt kökenli olan isminin "türkçeleştirilmesi" çerçevesinde AİHS'nin 14. maddesi uyarınca dil, etnik köken ve kürt ulusal azınlığı aidiyetine dayalı bir ayrımcılığa maruz kaldığını öne sürmektedir.

A. Kabuledilebilirlik hakkında

Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi, AİHM'nin ratione temporis ve ratione personae yetkisizliği gibi üç bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.

1. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı

Hükümet başvuranın adının nüfus kaydında değiştirildiği varsayımını ve yapılan bu işlem dolayısıyla ayrımcılığa maruz kaldığı iddiasını ulusal merciler önünde dile getirmediğine itibar etmektedir. Hükümete göre başvuran iç hukuk yollarını tüketmiş sayılmamaktadır.

Başvuran adının Kürtçe kökenini ileri sürerek davasını savunamayacağını, çünkü o dönemde yürürlükte bulunan mevzuat gereğince Kürtçe isimlerin kullanılmasının yasak olduğunu ileri sürmektedir.

AİHM öncelikle incelediği ihtilafın ismin değiştirilmesine değil mahkeme sürecine ilişkin olduğunu tekrarlar.

Öte yandan, AİHM başvuranın yakın çevresi tarafından "Gözel" adı ile tanındığını belirttiğini, ayrıca Yargıtay önünde AİHS'ye atıfta bulunduğunu saptamaktadır.

AİHM nezdinde bu unsurlar başvuranın AİHS'nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 8. maddesinde yer alan haklarını en azından özü itibariyle dile getirdiği sonucuna varması açısından yeterli sayılmaktadır.

2. Ratione temporis bakımından yetkisizlik itirazı

Hükümet başvuranın adının 1933 yılında nüfus kayıtlarına kaydedilmesine dayalı olarak öne sürülen iddialarla ilgili AİHM'nin ratione temporis bakımından bu başvuruyu incelemeye yetkili olmadığına itibar etmektedir.

AİHM, bu başvuruyla ilgili inceleyeceği hususun, Yargıtay'ın 14 Ekim 2002 tarihli kararı ile sona eren mahkeme süreci ile sınırlı olduğunu belirlediğini hatırlatır. AİHM bu durumda ratione temporis yetkisi olduğunu vurgular.

3. Ratione personae bakımından yetkisizlik itirazı

Hükümet başvuranın adının kaydedildiği 1933 yılından bu yana yetkililer tarafından hiçbir surette değiştirilmediğini, herhangi bir müdahale olmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle başvuran AİHS'nin 8. maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olduğunu iddia edemez.

Yukarıda dile getirilen gerekçeler ışığında AİHM Hükümet tarafından yapılan itirazı reddetmektedir.

AİHM, ayrıca başka kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.

B. Esasa dair

1. Tarafların görüşleri

a) Başvuran

Başvuran öncelikle adının Gözel olduğunu ve bu nedenle tapu kayıtlarına adını bu şekilde beyan ettiğini belirtmektedir. Başvuran otuzlu yıllarda doğumların evde gerçekleşmesi nedeniyle nüfus kayıt işlemlerinin gecikmeli olarak yapıldığını, yeni doğan bir çocuğun ismi kaydedilirken ailelerin sözlü beyanda bulunduklarını ve kayıt işleminin belediye memuru tarafından gerçekleştirildiğini dile getirmektedir. Başvuran adının yazılışında imla hatası yapıldığını 2001 yılında fark ettiğini, bunun üzerine isim tashihi davası açtığını sözlerine eklemektedir. Başvuran ilgili mahkemenin bir ismin farklı kökenlerinin de olabileceği ihtimali üzerinde durmaksızın bu kelimenin yalnızca Türkçe imlasının doğru olup olmadığını dikkate alarak isim tashihi talebini reddettiğinin altını çizmektedir. Başvuran ayrıca bilirkişinin bu kelimenin kökeninin Kürtçe olduğunu dile getirmeksizin kelimenin yöresel kullanımını veya lehçesini tespit etmekle yetindiğini öne sürmektedir.

b) Hükümet

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın doğduktan üç yıl sonra 1933 yılında nüfus müdürlüğü kayıtlarına "Güzel Akanaraz" (adı ve soyadı) ile kaydedildiğini ifade etmektedir. Başvuran 1942 yılında evlendiğinde eşinin soyadını (Erdagöz) almış, fakat ismini Güzel olarak kullanmaya devam etmiştir. Hükümet nüfus kaydının bir örneğini sunmakta ve bu kayda göre başvuranın isminde herhangi bir değişikliğin yapılmadığını belirtmektedir.

Hükümet başvuranın AİHS'nin 8. ve 14. maddeleri ile güvence alınan hakların herhangi bir surette ihlaliyle mağduriyetinin bulunmadığını savunmaktadır.

Hükümet Boulgakov-Ukrayna kararının (no: 59894/00, 11 Eylül 2007) 43. maddesinde sözü edilen ilkeleri hatırlatır. Hükümet Mentzen-Letonya no: 71074/01 ve Lidija Kuhareca-Letonya no: 71557/01, 7 Aralık 2004 kararlarına atıfta bulunarak başvuranın haklarına yönelik herhangi bir ihlalin sözkonusu olmadığını vurgulamaktadır.

2. AİHM'nin değerlendirmesi

Mevcut başvurunun AİHS'nin 8. maddesi alanına girdiği konusunda taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. AİHM de aynı fikirdedir. AİHM bunun yanı sıra Mahkemenin daha önce de birçok kez gerçek kişilerin ad ve soyadlarına ilişkin itirazlarını 8. maddenin "özel hayat" olduğu gibi "aile hayatı" açılarından da uygulama alanına girdiğini kabul ettiğini hatırlatır (Bkz. Burghartz-İsviçre kararı 22 Şubat 1994, Stjerna-Finlandiya, kararı 25 Kasım 1994, Guillot-Fransa kararı 24 Ekim 1996, Szokoloczy-Syllaba ve Palffy de Erdoed Szokoloczy-Syllaba-İsviçre kararı no 41843/98, 29 Haziran 1999; Bijleveld-Hollanda kararı, no 42973/98, 27 Nisan2000; Taieb dite Halimi-Fransa kararı, no 50614/99, 20 Mart 2001 ; G.M.B. et K.M. -İsviçre kararı, no 36797/97, 27 Eylül 2001 ; Šiškina ve Šiškins -Letonya kararı, no 59727/00, 8 Kasım 2001, Petersen-Almanya kararı, no 31178/96, 6 Aralık 2001, Johansson-Finlandiya kararı, no 10163/02, AİHM 2007 ... ; Boulgakov- Ukrayna, no 59894/00, 11 Eylül 2007). Bu durumda başvurunun konusu AİHS'nin 8. maddesinin uygulanma alanına girmektedir.

b) Davanın pozitif yükümlülük veya müdahale içerip içermediği hakkında

AİHM öncelikle mevcut başvurunun bir nüfus memurunun ebeveynlerin çocukları için seçmiş olduğu ismi vermeyi reddetmesi (Bkz. Guillot-Fransa kararı, 24 Ekim 1996) veya yabancı dildeki bir soyadının fonetik olarak yazılmasına (ör. Mentzen-Letonya 71074/01) ilişkin daha önce ele aldığı başvurulardan farklılık gösterdiğini not etmektedir.

AİHM'ye göre ihtilaf konusu başvuranın isim tashihi talebine ilişkindir. Başvuranın isminin imlâsına ilişkin talebi, bunun ismin telaffuzunun yöresel bir kullanım olduğu ve Türkçe sözlükte yer almadığı gerekçesiyle hukuk mahkemelerince reddedilmesine dayandığına itibar etmektedir.

Türk yetkililerin başvurana adının yazılış şeklini değiştirmesine izin vermemesi, AİHM açısından, kişinin soyadının veya ismin değiştirilmesine zorlanmasından farklı olarak illa ki başvuranın özel hayatına müdahale olarak değerlendirilmez. AİHM'nin daha önce müteaddit defa dile getirdiği üzere, 8. maddenin asıl amacı güvence altına alınan hakkın kullanılmasında kamu erklerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumak ise de, buna ek olarak özel hayatın korunmasına saygı gösterilmesini sağlayacak pozitif yükümlülükler de getirebilmektedir.

AİHS'nin 8. maddesi bağlamında Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınırı kesin olarak tanımlamak mümkün değildir. Her halükarda uygulanabilecek ilkeler birbirine benzemektedir. Her iki halde de bir bütün olarak bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekir (Bkz. örneğin mutatis mutandis Stjerna-Finlandiya kararı, 25 Kasım 1994, sözü edilen Johansson kararı).

c) 8. madde ile bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında

AİHM incelenen alan itibariyle taraf devletlerin geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu hatırlatır. AİHM görevinin Türkiye'de isim değişikliği işlemlerinde uygulanan düzenlemenin daha elverişli hale getirilmesi için atacakları siyasi adımda Türk yetkililerin görevini üstlenmek değil, fakat yetkililerin bu yetkilerini kullanarak almış oldukları kararların AİHS açısından uygun olup olmadığını değerlendirmek olduğunu ifade eder (Bkz. sözü edilen Stjerna kararı ve diğerleri arasında Hokkanen-Finlandiya kararı 23 Eylül 1994 ve mutatis mutandis Handyside-Birleşik Krallık kararı, 7 Aralık 1976).

Bahse konu bu görev in abstacto olarak yasayı ve Türk yetkililerinin uygulamalarını denetlemek olmayıp, Bayan Erdagöz'e yapılan işlemlerin AİHS'nin ihlaline yol açıp açmadığının saptanmasına dayanmaktadır (Bkz. Olsson-İsveç kararı (no1) 24 Mart 1998, sözü edilen Johansson kararı).

Bir kişiyi ismini değiştirmeye iten ciddi nedenler olabileceğini göz önünde bulunduran AİHM, nüfusun eksiksiz olarak kaydedilmesi, kişisel kimlik saptaması ve/veya belli bir ismi taşıyanların belli bir aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerekleri uyarınca isim değiştirme imkanına yasal sınırlamalar getirilebileceğini tekrarlar.

AİHM, özel ve aile hayatına saygı hakkına getirilen kısıtlamanın "gerekli olup olmadığını" değerlendirmek için bilhassa yetkililer tarafından sunulan ve ulusal mahkemeler tarafından başvuruyu reddetmek için dayanılan gerekçeyi esas alacaktır. (Bkz. mutatis mutandis Ulusoy vd.-Türkiye kararı, no: 34797/03, 3 Mayıs 2007, Daroczy-Macaristan kararı no: 44378/05, 1 Temmuz 2008).

AİHM bu başvuruda, ulusal mahkemelerin ne yasal bir hükme, ne başvuran tarafından ileri sürülen meşru çıkar ile ihtilaf içinde olan özel veya kamu yararına atıfta bulunduğunu not etmektedir.

AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranın talebini reddetme gerekçelerinin esasen bu ismin Türkçe sözlükte bulunmaması olduğunu, başvuran tarafından dile getirilen diğer unsurların ve AİHS'nin 8. maddesi kapsamında yer alan menfaatlerin dikkate alınmadığını saptamaktadır.

AİHM ayrıca mahkemenin karar gerekçesinin açık bir mevzuat uygulamasına dayanmadığını not eder. AİHM bu bağlamda, 1587 sayılı Kanun'un 16. maddesinin lafzını Türkçe sözlükte yer almayan adların kaydedilmesine ilişkin genel bir yasak olarak yorumlamakta güçlük çekmektedir. Zaten böyle bir yasaklama sadece AİHS'nin 8. maddesi ile değil, aynı zamanda Türk adlarının çok çeşitli dilsel kökenleri olduğu gerçeği ile de bağdaşmaz.

AİHM mevcut başvurunun da ortaya koyduğu üzere, Türk Hukuku'nda isim tashihi taleplerine ilişkin kısıtlamalar konusunda yetkili makamların takdir yetkisinin genişliğinin ve uygulama esaslarının yeterince açıklıkla ifade edilmediğini ve Hükümetin bu tür kısıtlamaların uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek suistimallere karşı uygun koruma sağlayan hiçbir tedbirden bahsetmediğini not etmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Ulusoy vd. kararı, Birleşik Ilinden Makedonya Derneği-Bulgaristan kararı, no: 29221/95 ve 29225/95).

Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında AİHM, ulusal mahkemelerin, başvuranın talebine yönelik, açıkça belirlenmiş bir mevzuata dayanmayan ve yeterli ve uygun hiçbir gerekçesi olmayan red kararının "demokratik bir toplum için gereklilik" arz etmediği sonucuna varmaktadır.

Bu nedenle AİHS'nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

AİHS'nin 8. maddesine ilişkin yapılan tespit ışığında AİHM, 14. maddenin ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN

A. Tazminat

Başvuran uğradığı zararın karşılanması için 100.000 Euro maddi tazminat, 100.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca şikayetçi olduğu ihlalin de sonlanmasını talep etmektedir.

Başvuran öne sürdüğü maddi tazminat talebi ile ilgili çiftçilere sübvansiyon verilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamesininin eklerini ve kendisinin çok sayıda tarım arazisinin sahibi olduğunu gösterir kayıtları sunmaktadır.

Hükümet bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu savunmaktadır.

AİHM başvuranın maddi tazminat dayanağı olarak öne sürdüğü tarım sübvansiyonlarına ilişkin sürecin sonucu hakkında spekülasyonda bulunamayacağını belirtmekte ve bu talebi reddetmektedir.

AİHM buna karşın, başvuranın AİHS'nin ihlalini teşkil eden olaylar nedeniyle manevi zarara uğradığına itibar ederek ilgili unsurların tamamı ışığında ve hakkaniyete uygun olarak başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.

B. Yargılama masraf ve giderleri

Başvuran iç hukukta ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 20.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu talebini destekler mahiyette 105 YTL tutarındaki tercüme masrafını gösterir fatura ile İstanbul barosunun avukatlık ücret tarifesini sunmaktadır.

Hükümet bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu belirtmektedir.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvurana yargı giderleri başlığı altında toplam 1.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 14. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;

4. a) AİHS'nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ve yargı giderleri ve masrafları için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.


 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA