kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MENTEŞE VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

AYRIMCILIK YASAĞI
ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI
İŞKENCE YASAĞI
ÖZEL HAYATIN VE AİLE HAYATININ KORUNMASI
YAŞAMA HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
MENTEŞE VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 36217/97)

KARAR (ÖZET ÇEVİRİ)
STRAZBURG
18 Ocak 2005

Bu karar Sözleşme'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır. Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.

USULİ İŞLEMLER

Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25. maddesi uyarınca, Abdullah Menteşe, Zühra Bozkuş, Hatun Demirhan, Mustafa Demirhan, Ayşe Harman ve Süleyman Maço adlarında altı Türk vatandaşı ("başvuranlar") tarafından Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan 12 Kasım 1994 tarihli başvurudan (no. 36217/97) kaynaklanmaktadır.

23 Mart 2004 tarihli kararıyla AİHM, Hükümet'in, başvuranların şikayetleri hakkında yürütülen cezai soruşturmaya ilişkin olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğini vurgulayan ön itirazını da davanın esaslarına ekleyerek başvuruyu kabul edilebilir bulmuştur.

OLAYLAR

I. DAVA ŞARTLARI

Lice doğumlu olan başvuranlar, şu an Diyarbakır'da yaşamaktadır.

Dava olaylarına ilişkin olarak taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.

A. Başvuranların iddiaları

Başvuranlar, 12 Mayıs 1994 gecesiyle 13 Mayıs 1994 gününün erken saatlerinde, Diyarbakır İlinin Lice İlçesine bağlı Yolçatı köyünün dışından gelen silah sesleri duymuştur. Sabah olduğunda askerler köye gelerek tüm köylülere köy camiinde toplanmalarını söylemiştir.

Başvuranlar daha sonra şu olayların olduğunu iddia etmektedir:

1. Abdullah Menteşe'nin ifadesi

Başvuran 12 Mayıs 1994 tarihinde ailesiyle beraber evindedir. Gece köyün dışından gelen silah sesleri duymuştur. 13 Mayıs günü, sabahın erken saatlerinde oğlu Kamil Menteşe sürüyü köyün dışına çıkarmak için evden ayrılmıştır. Askerler köye girince tüm köylülere köy camiinin yanında toplanmalarını emretmiştir. Onları bölgedeki PKK faaliyetlerine ilişkin sorguya çekmişlerdir.

Bundan sonra askerler köydeki evleri yakmaya başlamıştır. O sırada başvuranın oğlu köye dönmüş ve üç diğer köylü ile beraber askerler tarafından götürülmüştür. Geri kalan köylüler ile başvurana köyden ayrılmaları söylenmiştir. Köye geri geldiklerinde köylerinin yakılmış olduğunu görmüşlerdir. Ertesi gün başvuran Lice Cumhuriyet Savcısına ve askeri makamlara giderek oğlunun nerede olduğunu sormuştur. Ancak sorularına bir yanıt alamamıştır. Olaydan beş gün sonra, 17 Mayıs 1994'te, Kamil Menteşe, Sabri Akdoğan, Abdulvahap Maço ve Yusuf Bozkuş da dahil yirmi altı kişinin cesedi köyün yakınlarında bulunmuştur.

2. Zühra Bozkuş'un ifadesi

Başvuran ve ailesi Yolçatı köyünün Beğendik mezrasında yaşamaktadır. Başvuran 12 Mayıs 1994 günü ailesiyle beraber evindedir. Yaklaşık gece saat 11 civarında evlerinin yakınında silah sesleri duymuşlardır. Sesler sabah saat 5'e kadar devam etmiştir. 13 Mayıs sabahıbaşvuranın kayınbiraderi Yusuf Bozkuş hayvanları Yolçatı köyüne doğru götürmüştür. Aynızamanda başvuran ile çocukları mezrayı terk etmeye çalışmıştır. Başvuran uzaktan evinin yanmaya başladığını görmüştür. 13 Mayıs akşamı başvuran ve çocukları ormanda kalmış ve 14 Mayıs'ta, sabahın erken saatlerinde Lice'ye doğru yola çıkmışlardır.

Başvuran, 15 Mayıs 1994'te komşularından kayınbiraderi Yusuf Bozkuş'un, diğer altıköylüyle beraber Yolçatı köyünün yakınında güvenlik kuvvetleri tarafından tutuklandığınıduymuştur. Daha sonra Yusuf'un cesedinin bulunduğunu ve kardeşi Hasan Bozkuş tarafından teşhis edildiğini öğrenmiştir. Başvuran bir ay sonra köye dönmüş ve evinin yanmış olduğunu görmüştür.

3.Hatun Demirhan'ın ifadesi

Başvuran ve çocukları 12 Mayıs 1994 gecesi köydedir. Gece boyunca silah sesleri duymuşlardır. 13 Mayıs'ta, sabah saat 6'da askerler köye gelerek köylülere camiinin etrafında toplanmalarını söylemişlerdir. Daha sonra komutan askerlere evleri yakmaya başlamalarınıemretmiştir. Diğerleriyle beraber başvuranın evi de yakılmıştır. Başvuran Sabri Akdoğan, Abdulvahap Maço, Reşit Demirhan ve Kamil Menteşe'nin bir asker tarafından götürüldüğüne şahit olmuştur. Bir süre sonra başvuran sözkonusu kişilerin gittiği yönden silah sesleri duymuş ve daha sonra birkaç askerin o yönden köye döndüğünü görmüştür.

4. Mustafa Demirhan'ın ifadesi

Başvuran 12 Mayıs 1994 gecesi Yolçatı köyündedir. 13 Mayıs gününün erken saatlerinde, yaklaşık sabah 6 sularında, köy araçlar, panzerler ve bir helikopter ile gelen askerler tarafından sarılmıştır. Köylüler, cami etrafında toplanmaları emrini almış ve PKK etkinliklerine ilişkin sorguya çekilmiştir. Daha sonra askerler evleri yakmaya başlamıştır. Yaşları 60'ın altında olan erkeklere askerlerle beraber köyden çıkmaları söylenmiştir. Bu emrin ardından başvuranın 48 yaşındaki oğlu Reşit Demirhan ile Sabri Akdoğan ve Abdulvahap Maço askerler tarafından götürülmüştür. Başvuran olaydan iki gün sonra köye geri dönebilmiştir. Başvuranın oğlunun cesedi, daha sonra Sabri Akdoğan, Hasan Bayram, Mehmet İlkkaya, Yusuf Bozkuş, Fahri Bayram, Ramazan Bayram, Ekrem Bayram, Abdulvahap Maço ve Kamil Menteşe'nin cesetleri ile beraber köyün yakınlarında bulunmuştur.

5. Ayşe Harman'ın ifadesi

Başvuran, Yolçatı köyünde yaşamaktadır. Silah sesleri 13 Mayıs 1994 günü sabah 5 sularında kesilince başvuran köyden kaçmıştır. Kaçarken bir helikopterin köye indiğini görmüştür. Köyden duman çıktığına tanık olmuştur. İki hafta sonra köye döndüğünde evinin yanmışolduğunu görmüştür.

6. Süleyman Maço'nun ifadesi

Başvuran ve ailesi Yolçatı köyünün bir mezrasında yaşamaktadır. 12 Mayıs 1994 gecesi silah sesleri duymuşlardır. Silah sesleri kesilince başvuran ve ailesi Lice'ye gitmeye çalışmıştır. Ancak askerler tarafından durdurulmuşlar ve başvuranın oğlu olan Abdulvahap Maço askerler tarafından götürülmüştür. 15 Mayıs 1994 günü bazı köylüler, başvurana oğlu Abdulvahap Maço'nun diğer dört köylü, Reşit, Hasan, Yusuf ve Sabri ile birlikte ölü bulunduğunu bildirmiştir. Başvuran daha sonra Lice Cumhuriyet Savcısına ve Meclis liderine giderek olayıbildirmiştir. Ancak ikisi de ellerinden bir şey gelmeyeceğini belirtmiştir.

B. Hükümet'in iddiaları

Hükümet başvuranları iddialarını reddetmiştir. AİHM'ye 13 ve 14 Mayıs 1994 tarihlerinde, yine Lice İlçesine bağlı Dibek köyü yakınlarında bir silahlı çatışma yaşandığını bildirmiştir. Hükümet'e göre bu olay sırasında dört asker öldürülmüştür.

Hükümet, Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerine ilişkin soruşturmaları kapsayan dava dosyalarının tamamını iddialarına kanıt olarak sunmuştur.

15 Mayıs 1994'te Reşit Demirhan, Sabri Akdoğan ve Hasan Bayram'ın cesetleri Yolçatıköyünün yakınlarında bulunmuştur. Bir doktor ile Lice Cumhuriyet Savcısı tarafından üzerlerinde post mortem muayene yapılmıştır. Ceset üzerinde kurşun yaralarından başka bir ize rastlanmamıştır. Ölüm nedeni beynin kurşun ile parçalanması olarak belirlendiğinden, ceset üzerinde klasik bir otopsi yapılmasına gerek görülmemiştir.

16 Mayıs 1994'te köylüler Yolçatı köyü yakınlarında Abdulvahap Maço'nun cesedini bulmuştur. Doktor, Lice Cumhuriyet Savcısı ile birlikte bir post mortem muayene yapmıştır. Raporda, rigor motrisin gerçekleştiği ve cesette morarmalar görüldüğü belirtilmiştir. Doktor, ceset üzerinde kurşun yaralarından başka bir ize rastlanmamıştır. Ölüm nedeni kurşun ile beynin parçalanması olarak belirlendiğinden, Abdulvahap Maço'nun cesedi üzerinde klasik bir otopsi yapılmasına gerek görülmemiştir.
17 Mayıs 1994'te Yusuf Bozkuş ile Kamil Menteşe'nin cesetleri de köylüler tarafından Yolçatı köyünün çevresindeki dağların yakınında bulunmuştur. Doktor, Lice Cumhuriyet Savcısı'nın nezaretinde post mortem muayene yapmıştır.

Yusuf Bozkuş'un cesedine ilişkin raporda doktor, kurşun yaralarından başka bir ize rastlamamıştır.

Kamil Menteşe'nin cesedine ilişkin raporda rigor motrisin gerçekleştiği ve cesette morarmalar görüldüğü belirtilmiştir. Doktor, aynı zamanda, çeşitli kurşun yaralarının yanı sıra aşağıdakileri de saptamıştır:

-femur bölgesinde keskin bir cisim tarafından açılmış, 10 cm boyutlarında lateral bir yara;

-sağ pazuda keskin bir cisim tarafından açılmış, 8 x 3 cm boyutlarında bir yara;

-sağ kolda keskin bir cisim tarafından açılmış iki ayrı yara; - otopsideki bir haftalık gecikme yüzünden tespit edilmesi mümkün olmayan sebeplerle kayıp sağ kulak Doktor, hem Yusuf Bozkuş'un hem de Kamil Menteşe'nin kurşun yaralanmaları nedeniyle öldüğünü saptadığından cesetler üzerinde klasik bir otopsi yapmaya gerek görmemiştir.

Hükümet, bu cinayetleri işleyen kişinin bulunması için soruşturmalar açıldığını öne sürmüştür. Bu konuya ilişkin olarak, Lice Cumhuriyet Savcısı tarafından Jandarma Komutanına yazılan ve komutandan Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerine ilişkin bir soruşturma yürütülmesini isteyen birçok yazının kopyası AİHM'ye sunulmuştur.

Jandarma Komutanı da Cumhuriyet Savcısına, cinayeti işleyenlerin yerini ya da kimliklerini saptamanın mümkün olmadığını bildiren düzenli raporlar göndermiştir.

28 Aralık 1998 tarihinde Lice Cumhuriyet Savcısı, Kamil Menteşe ve Yusuf Bozkuşcinayetlerine ilişkin olarak iki köylü, Mehmet Baltan ve Ahmet Baltan'ın ifadelerini almıştır. Mehmet Baltan, verdiği ifadede, Yusuf Bozkuş ve Kamil Menteşe'yi tanımadığını ama Yolçatı köyünden birilerinin Mayıs 1994'te kaçırılıp öldürüldüğünü duyduğunu anlatmıştır. Yusuf Bozkuş ile Kamil Menteşe cinayetleri hakkında sorguya çekildiğinde ikinci tanık olan Ahmet Baltan, Kamil ve Yusuf'u tanıdığını söylemiştir. Bu iki köylünün ölü olarak bulunduğunu da bilmektedir. Ancak onları kimin öldürmüş olabileceğine ilişkin bir bilgisi yoktur.

31 Ocak 2000'de Lice Cumhuriyet Savcısı Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço cinayetlerini işleyen şahısların kimliğini belirlemenin mümkün olmadığına karar vermiştir. Bu nedenle cinayetleri işleyenler için yasal zaman aşımı olan yirmi yıl boyunca geçerli olacak sürekli bir arama izni çıkartmıştır.

Daha sonra, 16 Eylül 2001, 23 Mart 2002, 4 Eylül 2002, 10 Eylül 2002, 20 Aralık 2002 ve 4 Mart 2003 tarihlerinde Lice Jandarma Komutanlığı'na bağlı jandarma subayları Yolçatıköyüne giderek olay yerinde incelemelerde bulunmuştur. Verdikleri raporlarda olaylar hakkında yeni bir kanıt bulunamadığını ve faillerin kimliklerinin tespit edilemediğini belirtmişlerdir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

İlgili iç hukukla ilişkili olarak AİHM, Ergi/Türkiye (28 Temmuz 1998 tarihli karar, Karar ve Hüküm Raporları, 1998-IV, §§ 46-52) ve Menteş ve Diğerleri/Türkiye (28 Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VIII, §§ 36-50) davalarına atıfta bulunmaktadır.

HUKUK

I. HÜKÜMET'İN İTİRAZI

Hükümet, başvuranların tüm iç hukuk yollarını tüketmiş sayılamayacaklarını, zira cezai soruşturmaların halen Lice Cumhuriyet Savcısı önünde beklemekte olduğunu öne sürmüştür. Üstelik, başvuranların iç hukuk uyarınca kendilerine sunulan tüm yollardan faydalanmadıklarını da iddia etmiştir.

Başvuranlar, iç hukuk yollarını tüketmelerinin gerekli olmadığını, çünkü bunların yeterli ve etkili olmadıklarını belirtmiştir.
Soruşturmanın süresi dikkate alındığında, şikayetlerinin çözüme kavuşması olasılığının pek fazla olmadığını ileri sürmüştür.

AİHM, 23 Mart 2004 tarihli kararında sözkonusu cezai soruşturmanın AİHS uyarınca etkili olup olmadığı sorunu ile başvuranların şikayetlerin konusu arasında sıkı bir bağ olduğunu ve dolayısıyla bunun da esasa eklenmesi gerektiğini vurguladığını hatırlatır. Bu yaklaşım hala geçerlidir.

II. AİHS'NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranlar akrabalarının Mayıs 1994'te güvenlik kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü ve bu durumun AİHS'nin 2. maddesini ihlal ettiğini öne sürmüştür. Üstelik, yetkili makamların, akrabalarının ölümünü çevreleyen olaylarısoruşturmadaki başarısızlıklarından da şikayetçi olmuşlardır.

Hükümet, başvuranların iddialarının asılsız olduğunu belirtmiştir.

AİHS'nin 2. maddesi şöyledir:

"1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.

2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasadışışiddete karşı korunması için;

b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;

c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için."

A. AİHM'ye getirilen iddialar

1.Başvuranlar

Başvuranların dördü, yani Abdullah Menteşe, Zühra Bozkuş, Mustafa Demirhan ve Süleyman Maço, akrabalarının 13 Mayıs 1994 tarihinde Yolçatı köyünde düzenlenen bir operasyon sonrasında güvenlik kuvvetleri tarafından kasten öldürüldüğünü iddia etmektedir. Bununla ilişkili olarak, operasyondan sonra altmış yaşın altındaki tüm erkeklerin bir asker tarafından köyden uzaklaştırıldığını ve daha sonra yirmi altısının köyün yakınlarında ölü olarak bulunduğunu belirtmişlerdir. Cinayetlerin doğrudan tanığı olmasa da birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranlar, bu kişiler canlı olarak en son görüldüklerinde güvenlik kuvvetlerinin denetimi altında oldukları için ölümlerinden yetkili makamların sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmektedir.

Üstelik, başvuranlardan biri, Hatun Demirhan, askerlerin erkekleri götürdüğü yönden gelen silah sesleri duyduğunu söylemiştir.

Başvuranlar, bu olaylara dayanarak akrabalarının ölümünün Devletin sorumluluğunda olduğunu öne sürmektedir.

Dört başvuran, yetkili makamların akrabalarının öldürülmesine ilişkin etkili ve yeterli bir soruşturma yürütmede başarısız olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, kendilerinden ya da olaya karıştığı iddia edilen güvenlik kuvvetlerinden ifade alınmamış olmasına dikkat çekmektedirler. Yerel soruşturma on yıldan uzun süredir hiçbir gelişme olmadan beklediği için, Devlet'in, akrabalarının ölümüne ilişkin yeterli bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü ihlal ettiğine karar verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

2.Hükümet

Hükümet tüm bu iddialara karşı çıkarak güvenlik kuvvetlerinin bu insanların öldürülmesine karıştığı ithamlarını reddetmektedir.

Başvuranların anlattıkları olayları ispat edemediğini ve iddialarını destekleyen hiçbir kanıt getiremediğini belirtmektedir.

Dolayısıyla başvuranlar iddialarınışüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlamayı başaramamıştır.

Yerel soruşturmaya ilişkin olarak, Hükümet AİHS uyarınca getirilen yükümlülüğün sonuç değil, araç sağlama yükümlülüğü olduğunu hatırlatmaktadır. Başvuranların öldürülmesinden hemen sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından bir yerel soruşturmanın başlatıldığını ve bu soruşturmanın halen devam etmekte olduğunu iddia etmektedir. Dava makamlardan kaynaklanan bir nedenle kesintiye uğramamıştır. Başvuranların akrabalarının öldürülmesinden sorumlu kişileri bulmak için 31 Ocak 2000'de Lice Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından sürekli bir arama emri çıkartılmıştır. Jandarmalar 2001 ile 2003 yılları arasında olay yerinde altı incelemede bulunmuştur. Dolayısıyla, Hükümet, yetkili makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın AİHS'nin getirdiği şartlara uygun olduğunu ileri sürmektedir.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

1. Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun öldürülmesine dair.

2. madde ile getirilen korumanın önemi ışığında, AİHM yaşama hakkının ihlal edilmesi suçlamalarını büyük bir dikkatle incelemeli ve yalnızca Devlet temsilcilerinin davranışlarınıdeğil, tüm şartları göz önüne almalıdır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Orhan/Türkiye, sayı25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).

AİHM Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerine yol açan olayların ihtilaflı biçimlerde anlatıldığına dikkat çeker. Başvuranlar, akrabalarının güvenlik kuvvetleri tarafından öldürüldüğünü öne sürerken Hükümet bu iddialarıreddetmektedir.

Kanıtları değerlendirirken AİHM, "herhangi bir şüpheye yer bırakmayan" kanıt standardından yararlanmaktadır. Bu kanıt, yeterince güçlü, açık ve uyumlu akıl yürütmelerin ya da olaylara ilişkin benzer tahminlerin bir araya gelmesiyle elde edilebilir (bkz. İrlanda/İngiltere, 18 Ocak 1978 tarihli karar, seri A sayı 25, s. 65, § 161, Avşar/Türkiye, sayı 25657/94, § 282, AİHM 2001-VII, ve Ülkü Ekinci/Türkiye, sayı 27602/95, §§ 141-42, 16 Temmuz 2002).

Buna göre, AİHM taraflarca sunulan mevcut kanıtlara dayanarak karar vermek zorundadır (bkz. en son hüküm, Çaçan/Türkiye, sayı 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Bu nedenle, AİHM ortaya çıkan sorunları, sözkonusu davada sunulan belgesel kanıtların, özellikle de Hükümet tarafından dava hakkında yürütülen soruşturmalara ilişkin iletilen belgelerin ve tarafların yazılı görüşlerinin ışığında inceleyecektir.

AİHM, Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerini çevreleyen olayların açık olmadığına dikkat çeker. Bir taraftan, yerel soruşturmadaki kusurların, olayların tam olarak hangi şartlar altında meydana geldiğine ilişkin değerlendirme yapılmasını engellediğine dikkat çekilmiştir (bkz. aşağıdaki 53-56. paragraflar). Dolayısıyla, neler olduğunun saptanmasında büyük katkısı olacak maddi kanıtların hiçbiri yerel soruşturma sırasında toplanamamıştır. Üstelik, başvuranların olaylara ilişkin ifadeleri tanıklar veya diğer maddi kanıtlar tarafından ikna edici bir şekilde desteklenmemekte, olayların tam olarak nasıl gerçekleştiğini belirlemek için yeterince kesin bilgi içermemektedir.

Dolayısıyla AİHM, elindeki verilere dayanarak dört ölümü çevreleyen olayları tam olarak saptayamamaktadır. Bu dört kişinin gerçekte ölüm şekli, spekülasyonlara ve tahminlere dayanan bir konu olarak kalmıştır. Bu nedenle, AİHM, Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun, başvuranların iddia ettiği gibi, kasten ya da dikkatsizlik sonucu güvenlik kuvvetleri tarafından öldürüldüğüne hiçbir şüpheye yer kalmayacak şekilde karar vermek için yeterli olgusal ve kanıtsal temel bulunmadığı kanısındadır.

Bu nedenle, AİHS'nin 2. maddesi ihlal edilmemiştir.

2.Soruşturmanın yetersiz olduğu iddialarına dair

AİHM, içtihatlarına göre, AİHS'nin 2. maddesi uyarınca getirilen yaşamı koruma yükümlülüğünün, Devlet'in 1. maddede ortaya konulan "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanımaya" ilişkin görevi ile birlikte ele alındığında, bireylerin güç kullanımı sonucunda ölmeleri halinde bir tür etkili resmi soruşturma yürütülmesini gerektirdiğini hatırlatır. (bkz., mutatis mutandis, McCann ve Diğerleri/İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A sayı 324, s. 49, § 161 ve Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-I, s. 329, § 105). Bu soruşturmaların ana amacı, yaşamı koruyan ulusal yasaların etkin bir şekilde uygulanmasınıve Devlet'in temsilcilerini ya da kurumlarını ilgilendiren durumlarda, kendi sorumluluklarıaltında meydana gelen ölümler nedeniyle bunlardan hesap sorulabilmesini sağlamaktır. Farklıdurumlarda farklı tür soruşturmalar bu amaçlara ulaşılmasını sağlayabilir. Ancak, hangi tür soruşturma kullanılırsa kullanılsın, yetkili makamın olayın dikkatine sunulmasından sonra kendi kendisine harekete geçmesi şarttır. Resmi bir şikayette bulunmayı ya da soruşturma işlemlerine başlanması için sorumluluk almayı en yakın akrabanın inisiyatifine bırakamaz (örneğin bkz. mutatis mutandis, İlhan/Türkiye [BD], sayı 22277/93, § 63, AİHM 2000-VII).

Ayrıca soruşturma, bu tür davalarda kullanılan kuvvetin, sözkonusu şartlar altında meşru olup olmadığını belirleyebilme (örneğin bkz. yukarıda anılan Kaya, s. 324, § 87) ve sorumlularısaptayıp cezalandırabilme (Oğur/Türkiye [BD], sayı 21594/93, § 88, AİHM 1999-III) anlamında da etkili olmalıdır. Bu sonuca değil, araca yönelik bir yükümlülüktür. Yetkili makamlar olayla ilgili kanıtları elde etmek için gereken makul önlemleri almalıdır; bu kanıtlara, inter alia, tanık ifadeleri, adli tıp kanıtları ve gerektiğinde yaralanmaların tam ve kesin bir kaydı ile ölüm nedenini de kapsayan klinik bulguların objektif analizini içeren bir otopsi de dahildir (otopsilere ilişkin olarak, örneğin bkz., Salman/Türkiye [BD], sayı 21986/93, § 106, AİHM 2000-VII; tanıklara ilişkin olarak, örneğin, Tanrıkulu/Türkiye [BD], sayı23763/94, § 109, AİHM 1999-IV; adli tıp kanıtlarına ilişkin olarak örneğin, Gül/Türkiye, sayı22676/93, § 89, 14 Aralık 2000). Soruşturmadaki ölüm nedeninin ya da sorumlu kişinin belirlenebilmesini engelleyen bir kusur, bu standardı karşılayamama riskinin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Aynı zamanda, bu bağlamdan, bir ivedilik ve makul takip şartının bulunması gerektiği de anlaşılmaktadır (bkz. Yaşa/Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, raporlar 1998-VI, ss. 2349-40, §§ 102-4, Çakıcı/Türkiye [BD], sayı 23657/94, §§ 80-7 ve 106, AİHM 1999-IV, yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109 ve Mahmut Kaya/Türkiye, sayı 22535/93, §§ 106-7, AİHM 2000-III). Belirli şartlar altında bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen bazı engeller ya da zorluklar olabileceği kabul edilmelidir. Ancak, genel olarak, ölümcül kuvvet kullanımı söz konusu olduğunda yetkili makamların ivedilikle harekete geçmesi, halkın hukukun üstünlüğüne duyduğu güvenin korunması ve yasadışı davranışlara iştirak edildiği ya da hoşgörü gösterildiği görüntüsünün engellenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. (genel olarak, bkz. McKerr/İngiltere, sayı 28883/95, §§ 108-15, AİHM 2001-III, ve yukarıda anılan Avşar, §§ 390-95).

Sözkonusu davanın koşullarına döndüğünde AİHM, Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerine ilişkin farklı yerel soruşturmalar açıldığına dikkat çekmektedir. Ancak bu soruşturmaların yürütülmesinde çarpıcı eksikler vardır.

Bu bağlamda, AİHM, suç mahallindeki ilk incelemenin 2001 yılında, olaydan neredeyse yedi yıl sonra yapıldığına dikkat çeker (bkz. yukarıdaki 31. paragraf). Bu nedenle olay yerinden, olanların saptanmasında büyük faydası olabilecek maddi kanıtların toplanması mümkün olmamıştır. Üstelik Lice Sağlık Ocağı'ndaki doktor da cesetler üzerinde ölüm nedenini belirlemek için dış muayeneler yapmakla yetinmiştir. Vücutlardaki kurşun giriş ve çıkışdeliklerinin verilmesine rağmen, doktor, raporlarında ölümlerin tahmini zamanını saptamamışve kurbanlar ile ateş eden kişi ya da kişiler arasındaki yaklaşık mesafeyi belirtmemiştir. Son olarak, doktor Kamil Menteşe'nin vücudundaki farklı türdeki yaralar için bir açıklama getirmemiştir (bkz. yukarıdaki 27. paragraf). Üstelik, dava dosyasından cesetlerden çıkartılan kurşunların balistik incelemeye gönderilmediği anlaşılmaktadır. Böyle bir incelemenin olayda kullanılan silah ya da silahların tipini belirlemede yararlı olacağı açıktır.

AİHM, ayrıca, halihazırda on yıldan uzun bir süredir beklemekte olan soruşturmaların somut sonuçlar verecek gibi görünmediğine de dikkat çekmektedir. Hükümet, davanın halen Cumhuriyet Savcısı önünde beklediğini iddia etse de bir ilerleme kaydedildiğini gösteren bir belge sunamamıştır.

Davanın yukarıda anlatılan geçmişi göz önüne alındığında, AİHM, yerel makamların Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerine ilişkin hızlı ve yeterli bir soruşturma yürütmediği kanısına varmıştır. İlgili makamların bu konudaki temel sorumluluklarını ihmal ettiğine karar vermiştir. Daha önceki kararlarda da belirtildiği gibi (örneğin bkz. yukarıda anılan Kaya, § 91, yukarıda anılan Yaşa, § 104 ve yukarıda anılan Ergi, § 85), 1990'larda Türkiye'nin güneydoğusundaki güvenlik meseleleri bağlamında can kaybının trajik ve sık karşılaşılan bir durum olduğu ve bunun kanıt arama sürecini aksatabileceği gerçeğini de dikkate almıştır. Yine de, anılan bu şartlar, yetkili makamların 2. madde tarafından kendilerine verilen etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü göz ardıetmesi için bir gerekçe olamaz.

Bu şartlar altında, AİHM, başvuranların kullanabileceği ceza hukuku yollarının, yürütülmekte olan soruşturmaların gidişi üzerinde önemli bir etkisi olacağına ikna olmamıştır. Bu nedenle başvuranların, ilgili ceza hukuku yollarını tüketme gereksinimine uyduğu kabul edilmelidir.

Dolayısıyla AİHM, Hükümet'in itirazının iç hukuk yollarının tüketilmemesine dayanan kısmını (bkz. yukarıdaki 33-35. paragraflar) reddederek birinci, ikinci, dördüncü ve altıncıbaşvuranlar için AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

III. ÖLÜMLERE İLİŞKİN OLARAK AİHS'NİN 3 VE 8. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI

Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranlar akrabalarının öldürülmesine ilişkin olarak AİHS'nin 3 ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerine ilişkin olayların ve belirsiz şartların sonucunda duygusal azap yaşadıklarını öne sürmüşlerdir. Sözkonusu hükümler şöyledir:

Madde 3

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

Madde 8

"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

"2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir."

Hükümet iddiaları reddetmiştir.

AİHM, yukarıdaki (bkz. yukarıdaki 47-49. paragraflar), başvuranların akrabalarının ölümüne ilişkin olarak herhangi bir Devlet temsilcisinin, doğrudan ya da dolaylı biçimde suçlanmasının mümkün olmadığı kararını hatırlatır. Bu nedenle, başvuranların iddia ettiği gibi bu hükümlerin ihlal edildiği kararına varmayı gerektirecek olgusal bir temel bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, AİHM, başvuranların akrabalarının öldürülmesine ilişkin olarak AİHS'nin 3. ve 8. maddelerinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

IV. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar evlerini ve köylerini terk etme zorunda bırakılmalarının özgürlük ve kişisel güvenlik haklarını ihlal ettiğini öne sürmüşlerdir. AİHS'nin atıfta bulunulan 5 § 1 maddesi şu şekildedir:

"Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz."

AİHM, AİHS'nin 5 § 1 maddesindeki temel hedefin, özgürlüklerin Devlet tarafından keyfi bir şekilde kısıtlanmasını engellemek olduğunu hatırlatır.

Sözkonusu davada, başvuranlar hiçbir zaman tutuklanmamış veya alıkonulmamış ya da özgürlükleri başka bir şekilde kısıtlanmamıştır. Başvuranların, evlerini kaybetmeleri sonucunda düştükleri güvensiz kişisel şartlar AİHS'nin 5 § 1 maddesinde öngörülen kişisel güvenlik kavramına uymamaktadır ( bkz. Kıbrıs/Türkiye [BD], sayı 25781/94, § 228, AİHM 2001 IV; yukarıda anılan Çaçan, §§ 69-70).

Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, AİHS'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

V. KÖYÜN YAKILMASINA İLİŞKİN OLARAK, AİHS'NİN 3 VE 8. MADDELERİİLE 1 No.'LU PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI

Başvuranlar, köylerinden zorla çıkarılmalarına ilişkin olarak AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir. Aile evlerini yakan güvenlik kuvvetlerinin davranışları nedeniyle psikolojik olarak zarar görmüşlerdir. AİHS'nin 8. maddesi uyarınca, mallarının yok edilmesinden şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, 1 No.'lu Protokolün 1. maddesi uyarınca, evlerinin yok edilmesinin ve köyden zorla çıkartılmalarının mallarından rahatça faydalanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. AİHS'nin 3 ve 8. maddeleri yukarıdaki 59. paragrafta verilmiştir; 1 No.'lu Protokolün 1. maddesinin ilgili kısımları ise şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygıgösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararasıhukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek… için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

Hükümet, başvuranların iddialarının asılsız olduğunu iddia etmiştir.

AİHM, olayların nasıl meydana geldiğine ilişkin bir ihtilaf bulunduğuna dikkat çeker. Bu bağlamda, tarafların sunduğu kanıtlara dayanarak karar vermesi gerektiği görüşündedir (bkz. Pardo/Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A sayı 261-B, s. 31, § 28).

AİHM, Hükümet'in, başvuranların evinin yok edilmesiyle bir ilişkisi olmadığını iddia ettiğine dikkat çeker. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranların köyünde 13 Mayıs 1994'te ya da bu tarihin yakınlarında hiçbir askeri operasyon düzenlenmediğini belirtmiştir. AİHM'nin kanaatince, başvuranlar tarafından sunulan belgeler, olayların kendi anlattıklarışekilde gerçekleştiğini kanıtlamak için yeterli prima facie kanıt içermemektedir. AİHM'ye, olay sırasında Yolçatı köyünde bulunan diğer köylülerden alınan ifadeler sunulmamıştır. Üstelik, işlemlerin hiçbir aşamasında başvuranların yerel makamlara mallarının yok edildiği iddialarına ilişkin bir şikayette bulunmadığı anlaşılmaktadır.

AİHM, olayın üzerinden on yıldan uzun bir süre geçmesinin ardından, anlatılan olaylara ilişkin olarak özellikle başvuranların evlerinin nasıl ve kim tarafından yıkıldığına ilişkin tutarsızlıkları çözüme kavuşturacak bir konumda olmadığı kanısındadır. İddia edildiği gibi güvenlik kuvvetlerinin başvuranın evine ve mülküne zarar verdiğine gerekli derecede kanıt oluşturacak yeterli, tutarlı ve güvenilir delil bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, başvuranların evlerine ve mallarına gelen zarardan Devlet'in sorumlu olduğuna yönelik şikayetler kanıtlanamamıştır ve yukarıdaki hükümlerin ihlal edildiğine karar verilmesi mümkün değildir.

VI. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, ayrıca, Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerinin veya evlerinden zorla çıkartılıp aile evleri ve mallarının yakılmasının etkili bir şekilde soruşturulmadığından şikayetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, AİHS'nin 6 § 1 maddesine aykırı olarak bir mahkemeye çıkma haklarının ellerinden alındığını öne sürmüşlerdir. Sözkonusu maddenin ilgili kısımlarışu şekildedir:

"Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar,… konusunda karar verecek… bir mahkeme tarafından davasının…hakkaniyete uygun… olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

AİHM, başvuranların AİHS'nin 6 § 1 maddesi uyarınca yaptığışikayetlerin temelinde, yerel makamların, adı geçen ölümlere ve mala zarar verilmesine ilişkin etkin bir cezai soruşturma açmamasının yattığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla, AİHM'nin kanısınca, başvuranların 6. maddenin ihlaline yönelik şikayetlerini, AİHS'nin 13. maddesi uyarınca Sözleşmeci Devletlerin altında bulunduğu AİHS ihlallerine ilişkin etkili bir hukuk yolu sağlama yükümlülüğü ile bağlantılı olarak incelemek daha uygun olacaktır (diğerlerinin yanı sıra bkz. yukarıda anılan Kaya, s. 329, § 105 ve Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-VI, s. 2286, § 93).

Bu nedenle AİHM, AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar vermeyi gerekli görmemektedir.

VII. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, AİHS uyarınca bulunduklarışikayetlere yönelik etkili bir hukuk yolu olmadığınıiddia etmişlerdir. Yerel makamlar, şikayetlerini ciddi bir incelemeye tabi tutmadığı için, mahkemeye başvurma hakkından yararlanamadıklarını öne sürmüşlerdir.
Hükümet, yerel soruşturmalarda bir kusur olmadığını savunmuştur.

AİHM içtihatları, yerel iç hukuk tarafından bir şekilde korunması gereken AİHS hak ve özgürlüklerinin esasının uygulanabilmesini sağlayacak ulusal seviyede bir hukuk yolunun mevcudiyetinin AİHS'nin 13. maddesi ile güvence altına alındığını belirtir. Dolayısıyla 13. maddenin etkisi AİHS uyarınca getirilen "savunulabilir iddia" esası ile ilgilenecek ve uygun tazmin sunacak bir iç hukuk yolu oluşturulmasını gerektirmektir; ancak Sözleşmeci Devletlerin, bu hüküm uyarınca AİHS yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerine ilişkin bir miktar takdir hakkı bulunmaktadır. 13. maddenin getirdiği yükümlülüğün kapsamı, başvuranın AİHS uyarınca yaptığışikayetin doğasına bağlı olarak değişebilir. Yine de 13. maddenin öngördüğü hukuk yolu kanunen olduğu kadar pratikte de "etkili" olmalı, özellikle de kullanımı ilgili Devletin yetkili makamlarının hareketleri ya da ihmalleri yüzünde adil olmayan bir şekilde engellenmemelidir (bkz. yukarıda anılan Aksoy, s. 228, § 95; Aydın/Türkiye, 25 Ekim 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VI, ss. 1895-96, § 103; yukarıda anılan Kaya, ss. 329-30, § 106, Dulaş/Türkiye, sayı 25801/94, § 65, 30 Ocak 2001; ve Yöyler/Türkiye, sayı 26973/95, § 87, 24 Temmuz 2003).

Hayatın korunması hakkının taşıdığı önem göz önüne alındığında, 13. madde, gerektiğinde tazminat ödenmesinin yanı sıra, yaşama hakkının ihlalinden sorumlu kişilerin saptanıp cezalandırılmasına yol açabilecek ve şikayetçinin soruşturma sürecine etkin bir şekilde erişebilmesini sağlayan yolları da kapsayan kapsamlı ve etkili bir soruşturmayı de gerekli kılmaktadır (bkz. yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107).

AİHM, başvuranların, yerel soruşturmalarının etkisizliğinin iki farklı yönü nedeniyle şikayetçi olduklarına dikkat çeker: birincisi akrabalarının öldürülmesine, ikicisi de mallarının yakıldığıiddialarına yöneliktir. Dolayısıyla 13. maddeyle ilişkili şikayetleri iki kısımda incelemek uygun olacaktır.

A. Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun öldürülmelerine ilişkin

Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranlar şikayetleriyle ilişkili olarak etkili bir hukuk yollarının olmadığından şikayetçi olmuştur. Bu bağlamda, uygun bir soruşturmanın yapılmaması nedeniyle akrabalarının öldürülmesine dair şikayetlerini etkili bir hukuk yoluna götürme hakkından mahrum edildiklerini öne sürmüşlerdir.

Hükümet, yetkili makamlar tarafından yürütülen soruşturmalarda bir kusur bulunmadığınıiddia etmiştir.

Sözkonusu davada sunulan kanıtlar ışığında AİHM, Devlet temsilcilerinin, başvuranın kardeşinin öldürülmesinde rol oynadıklarının, ya da başka bir şekilde bundan sorumlu olduklarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlandığına karar vermemiştir (bkz. yukarıdaki 47-49. paragraflar). Ancak bu durum, daha önceki davalarda da olduğu gibi, 2. maddeye ilişkin şikayetin, 13. madde açısından "savunulabilir" bir iddia teşkil etmesini engellememektedir (bkz. Boyle ve Rice/İngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar, Seri A sayı 131, 2. 23, § 52; yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107; ve yukarıda anılan Yaşar, s. 2442, § 113). Bu bağlamda, AİHM'ye göre; birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların akrabalarının kanunsuz bir adam öldürmenin kurbanı oldukları ve dolayısıyla bu başvuranların AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine yönelik "savunulabilir bir iddiada" bulunabilecekleri tartışma konusu değildir.

Dolayısıyla yetkili makamların, başvuranların akrabalarının hangi şartlar altında öldürüldüğüne yönelik etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktaydı. Ancak 13. maddenin 2. madde ile getirilen soruşturma yapma yükümlülüğünden daha geniş kapsamlışartlarını (bkz. yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107) karşılayabilecek bir soruşturma yapılmamıştır (bkz. yukarıdaki 53-58. paragraflar). Bu nedenle, AİHM birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların akrabalarının ölümüne ilişkin etkili bir hukuk yolundan, dolayısıyla da tazminat talebi gibi diğer hukuk yollarından mahrum bırakıldıklarına karar vermiştir.

B. Başvuranların mülklerinin yok edilmesine ilişkin

AİHM, sözkonusu davada sunulan kanıtlara dayanarak, başvuranların evlerinin ve mülklerinin iddia edildiği gibi güvenlik kuvvetleri tarafından yok edildiğinin, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanamadığına karar verdiğini hatırlatır (bkz. yukarıdaki 68-73. paragraflar).

AİHM içtihatlarına göre, 13. madde yalnızca bir kişinin bir AİHS hakkının ihlali nedeniyle mağdur olduğuna dair "savunulabilir bir iddiası" olması halinde geçerlidir (bkz. yukarıda anılan Boyle ve Rice, § 52; ve Matyar/Türkiye, sayı 23423/94, § 154, 21 Şubat 2002). Başvuranların olgusal iddialarının kanıtlanamadığı göz önüne alındığında, AİHS'nin 13. maddesi bu davada uygulanamaz ve bir ihlal kararı verilemez.

VIII. AİHS'NİN 2, 3, 6, 8 VE 13. MADDELERİ VE 1 No.'LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİİLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE AİHS'NİN 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, Kürt kökenli olduklarından ayrımcılığa maruz kaldıklarını ve bu durumun AİHS'nin 2, 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.'lu Protokolün 1. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde AİHS'nin 14. maddesini ihlal ettiğini öne sürmüştür. 14. madde şöyledir:

"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."

AİHM, kendisine sunulan kanıtlar ışığında başvuranların iddiasını incelemiş ancak asılsız olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla AİHS'nin 14. maddesi ihlal edilmemiştir.

IX. AİHS'NİN 18. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuranlar, şikayetçi oldukları müdahale veya kısıtlamaların AİHS'ye uymayan nedenlerle uygulandığını iddia etmiştir. AİHS'nin aşağıda yer alan 18. maddesine atıfta bulunmuşlardır:

"Bu Sözleşmenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir."

AİHM, bu iddiayı da kendisine sunulan kanıtların ışığında incelemiş ve asılsız bulmuştur. Dolayısıyla bu hükmün ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

X. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Maddi Tazminat

Maddi tazminat başlığı altında birinci, dördüncü ve altıncı başvuranlar ölen akrabalarının çocuklarının okul masrafları için tazminat talep etmiştir. Bu bağlamda, Kamil Menteşe'nin dört, Mustafa Demirhan'ın beş ve Süleyman Maço'nun bir çocuğu olduğunu belirtmişlerdir. Dolayısıyla ilk başvuran 6.316 Euro (EUR) karşılık gelen 12.000.000.000 Türk Lirası (TRL), dördüncü başvuran 30.000.000.000 TRL (15.822 EUR karşılığı) ve altıncı başvuran 6.000.000.000 TRL (3.164 EUR karşılığı) tazminat talep etmiştir.

Hükümet başvuranların iddialarını reddetmiştir.

AİHM, AİHS'yi ihlal ettiğine karar verilen konu -etkili bir soruşturmanın yokluğu- ile bu başvuranlar tarafından talep edilen maddi tazminat arasında bir sebep-sonuç ilişkisi görememiştir. İçtihatlarında yer alan ilkeler uyarınca bu başlık altındaki talepleri tamamen reddeder. (bkz. Buldan/Türkiye, sayı 28298/95, 113, 20 Nisan 2004; ve Önen/Türkiye, sayı22876/93, § 115, 14 Mayıs 2002).

B. Manevi tazminat

Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların her biri, akrabalarının ölümü sebebiyle çektikleri psikolojik sıkıntı nedeniyle toplam 60.000 EUR manevi tazminat talep etmiştir.

Hükümet, bu talebin aşırı olduğunu öne sürmüştür.

AİHS'nin 2. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği kararıyla ilişkili olarak AİHM yetkili makamların Kamil Menteşe, Yusuf Bozkuş, Reşit Demirhan ve Abdulvahap Maço'nun ölümlerini etkili bir şekilde soruşturamamasının birinci, ikinci, dördüncü ve altıncıbaşvuranlar için önemli bir sıkıntı ve üzüntü kaynağı oluşturduğuna dikkat çekmektedir. Bu nedenle AİHM, tarafsız bir değerlendirme neticesinde, manevi tazminat olarak birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların her birine, her türlü vergiden muaf olmak üzere 15.000'er EUR manevi tazminat ödenmesine ve bu meblağın ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek sözkonusu başvuranların Türkiye'deki banka hesaplarına yatırılmasına karar vermiştir.

C. Mahkeme masrafları

1. Başvuranlar davalarını AİHS kurumları huzuruna getirebilmek için yaptıkları masraflar için 18.019,81 EUR'a eşdeğer, toplam 12.604 İngiliz Sterlini talep etmiştir.

2. Hükümet bu meblağın aşırı ve temelsiz olduğunu öne sürmüştür.

3. Tarafsız bir değerlendirme neticesinde ve sunulan iddiaların ayrıntılarını da göz önüne alarak, mahkeme masraflarına ilişkin olarak AİHM, birinci, ikinci, dördüncü ve altıncıbaşvuranların tamamına her türlü katma değer vergisinden muaf olmak üzere toplam 10.000 EUR tazminat ödenmesine; bu meblağın adil tazmin taleplerinde belirtildiği şekilde İngiliz Sterlinine çevrilerek başvuranların temsilcilerinin İngiltere'deki banka hesabına yatırılmasına karar vermiştir.

D. Gecikme faizi

103. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.

YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,

1. Hükümet'in ön itirazının reddine;

2.Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların, akrabalarının ilgili Devletin temsilcilerinin sorumluluğu altında öldürüldüğü iddialarına ilişkin olarak, AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;

3.İlgili Devletin yetkili makamlarının birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranın akrabalarının öldüğü şartlara ilişkin yeterli ve etkili bir soruşturma yürütememesi nedeniyle AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;

4. Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların akrabalarının ölümüne ilişkin olarak, AİHS'nin 3 ve 8. maddelerinin ihlal edilmediğine;

5 AİHS'nin 5 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Başvuranların AİHS'nin 6 § 1 maddesi uyarınca yaptığışikayetlerin incelenmesine gerek bulunmadığına;

7. Başvuranların mülklerinin yok edildiği iddialarına ilişkin olarak, AİHS'nin 3 ve 8. maddeleri ile 1 No.'lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;

8. Birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların akrabalarının ölümüne dair şikayetlerine ilişkin olarak, AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;

9. Başvuranların mülklerinin yok edildiğine dair şikayetlerine ilişkin olarak, AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine;

AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;

11.AİHS'nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;

a) Sorumlu Devletin, Sözleşme'nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde,

i) birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranların her birine, Türkiye'deki banka hesaplarına ödeme günündeki kur üzerinden ulusal para birimine dönüştürülerek yatırmak üzere miktara yansıtılabilecek vergilerle birlikte 15.000'er EUR (onbeşbin Euro) manevi tazminat;
ii) birinci, ikinci, dördüncü ve altıncı başvuranlara, adil tazmin taleplerinde belirtildiği şekilde başvuranların temsilcilerinin İngiltere'deki banka hesaplarına ödeme günündeki kur üzerinden İngiliz Sterlinine dönüştürülerek yatırmak üzere mahkeme masrafları için toplam 10.000 Euro (onbin Euro) ödemesine,

b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;

4. Başvuranın diğer adil tazmin taleplerinin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

Karar İngilizce çıkmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 § 2 ve 3. bentleri uyarınca 18 Ocak 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA