kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MOLİN İNŞAAT - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
MÜLKİYET HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
MOLİN İNŞAAT - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no: 3 8424/97)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
11 OCAK 2005

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:3 8424/97) başvuru no'lu davanın nedeni Kollektif şirket olan Molin înşaat'ın (Başvuran Şirket) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (AİHK) 30 Eylül 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran şirket İstanbul'da avukat olan Baysal tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

Başvuran Molin İnşaat kollektif şirket olup merkezi İstanbul'dadır. Şirket inşaat alanında faaliyetlerini yürütmektedir.

Başvuran şirket ile Toplu Konut İdaresi arasındaki ihtilaflar Halkalı'daki (İstanbul) sosyal lojmanların inşaatı için yaptıkları inşaat sözleşmesinin infazı çerçevesinde meydana gelmiştir. Bu ihtilaflar özellikle Türkiye'deki mevcut enflasyona göre çalışma ücretlerinin ve çalışma süresinin artması hususundadır. Başvuran şirket, 1990 yılı Mart ayında faaliyetlerini durdurmuştur.

Başvuran şirket, l Ekim 1991 tarihli tahkimnameyle davanın tasfiye edilmesi amacıyla tahkim yoluna başvurmuşlardır. Hakem Mahkemesi 19 Şubat 1993 tarihinde kararım vermiştir. Yargıtay 17 Mart 1994 tarihinde, l Ekim 1994 tarihli tahkimnamenin yoklukla malûl olduğu gerekçesiyle verilen kararı bozmuştur.

Başvuran şirket, 6 Mayıs 1994 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yeniden usul işlemlerini başlatmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, çalışmaların tasfiye edilmesi sırasında tarafların hak ve yükümlülüklerini açıklamak amacıyla bilirkişi tayin edilmesi kararı almıştır.

Asliye Hukuk Mahkemesi 22 Mart 1995 tarihli kararla başvuran şirketin talep ettiği tazminatı İdare'nin kısmen ödemesi kararı vermiştir.

Yargıtay her iki Tarafın yaptığı temyiz başvurusunun ardından, 27 Kasını 1995 tarihli kararla, 22 Mart 1995 tarihli kararı, davaya ilişkin en az beş temel sorunun verilen sözkonusu kararın dayandığı bilirkişi raporuyla aydınlatılmadığı gerekçesiyle bozmuştur. Bu sorular Yargıtay kararında ayrıntılı olarak ortaya konulmuş ve dosyanın geri gönderildiği ilk derece mahkemesinin dikkatine sunulmuştur.

Başvuran şirket 22 Nisan 1996 tarihinde, 27 Kasım 1995 tarihli kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. Yargıtay bu talebi, 20 Mayıs 1996 tarihinde reddetmiştir.

Dosya hakkında kendisine tekrar başvurulan Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay'ın kararı bozma gerekçelerini gözönünde bulundurarak yeniden bilirkişi tayin edilmesi kararı verilmiştir.

18 Şubat 1997 ve 8 Nisan 1997 tarihli duruşmalar bilirkişi raporunun sunulmamasından dolayı ertelenmiştir.

Bilirkişi raporunu l Haziran 1997 tarihinde, raporunu sunmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi 4 Haziran 1997 tarihinde, tarafları yorumlarını sunmaya davet etmiştir.

Başvuran şirket 23 Haziran 1997 tarihinde, yaptığı başvurusunda bilirkişinin değiştirilmesini istemiştir.

15 Temmuz 1997 tarihli duruşma, 7 Ekim 1997 tarihinde savunmacı tarafın yorumlarını beklemek üzere 14 Ekim 1997 tarihine ertelenmiştir.

14 Ekim 1997 tarihli duruşmada başvuran, şirket ek bilirkişi istemiştir ve savunmacı taraf buna itiraz etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi bu talebi olumlu bulmuş, yeni bir bilirkişi tayin etmiş ve bir sonraki duruşma tarihini 14 Aralık 1997 olarak belirlemiştir.

14 Aralık ve 18 Şubat 1998 tarihli duruşmalar, bilirkişiler raporlarını sunmadıklarından dolayı ertelenmiştir.

Bilirkişiler 31 Mart 1998 tarihinde raporlarını vermişlerdir.

Başvuran şirket 28 Nisan 1998 tarihinde, yapılan duruşma sırasında bir önceki raporla çelişkili olduğu gerekçesiyle ek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Mahkeme ikinci bir ek bilirkişi tayin edilmesi kararı almıştır.

Başvuran şirket 4 Haziran 1998 tarihinde, mahkemeden yeni bilirkişiler tayin edilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın incelenmesini 8 Temmuz 1998 tarihli duruşmaya ertelemiştir. Duruşma hakimin değişmesinden dolayı önce 20 Ekim 1998 tarihine, daha sonra da 9 Aralık 1998 tarihine ertelenmiştir.

Bu son tarihte Asliye Hukuk Mahkemesi yeniden bilirkişi tayin etmiştir. 2 Mart 1999 tarihli duruşma bilirkişi raporları mahkemeye sunulmadığından dolayı ertelenmiştir.

Bu arada 22 Mart 1999 ve Nisan 1999 tarihlerinde iki ayrı bilirkişi raporu dosyaya konulmuştur.

Taraflar 28 Nisan 1999 tarihli duruşmada, sözkonusu raporları incelemek ve yasal süre olan otuz gün içinde cevap vermek amacıyla duruşmanın l Haziran 1999 tarihine ertelenmesini talep etmişlerdir.

l Haziran 1999 tarihinde tarafların talebi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi ek bilirkişi tayin edilmesi kararı almıştır.

13 Temmuz 1999 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişilerin başvuran şirketin muhasebesini kontrol etmesini istemiştir.

30 Eylül, 10 Kasım ve 9 Aralık 1999 tarihli duruşmalar iki bilirkişinin ek raporlarını sunmadıkları gerekçesiyle ertelemiştir.

Ek bilirkişi raporları 12 Aralık 1999 tarihinde dosyaya konulmuştur. Başvuran şirket bunlara itiraz etmiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesi 10 Şubat 2000 tarihinde tarafların on gün içinde ilave belgeleri (diğerleri arasında başvuran şirketin personel ve bakım harcamalarına ilişkin belgeler) sunması kararı almıştır.

Asliye Hukuk Mahkemesi, 22 Mart 2000 tarihinde bilirkişilerden birini değiştirmiş ve ek bir bilirkişi istemiştir.

25 Nisan 2000 tarihinde bilirkişiler .görevlerinden ayrılmış ve iki yeni bilirkişi tayin edilmiştir. 13 Haziran 2000 tarihinde yeni bir bilirkişi tayin edilmiştir.

19 Eylül 2000 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişilerin değiştirilmesine karar vermiş ve davanın incelenmesini 26 Kasım 2000 tarihine ertelenmiştir.

Bilirkişiler 19 Ocak 2001 tarihinde raporlarını vermişlerdir. Bu raporda bazı hataların bulunduğunu iddia eden Tarafların talebi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi ek bilirkişi tayin edilmesi kararı almıştır.

Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişilerin raporlarını sunmakta geç kalmasının ardından 27 Eylül 2001 tarihinde sona eren zorunlu süre saptamıştır. Bu tarihte yapılan duruşmada bilirkişiler ek raporlarını sunmuştur ancak imzaları eksiktir.

5 Ekim 2001 tarihli duruşmada uygun şekilde tamamlanan ek bilirkişi raporu dava taraflarına tebliğ edilmiştir.

22 Kasım 2001 tarihli kararla Asliye Hukuk Mahkemesi, İdare'nin, başvuran tarafından istenilen tazminatı kısmen ödemesi kararı almıştır.

Her iki taraf da temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 15 Nisan 2002 tarihli kararla ilk derece mahkemesinin aldığı kararı onamıştır.

Kararın düzeltilmesi amacıyla her iki tarafın yaptığı başvurular, 16 Eylül 2002 tarihinde Yargıtay tarafından reddedilmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran şirket, yargılama süresinde, AİHS'nin 6§1 maddesinin öngördüğü gibi "makul süre" prensibine riayet edilmediğini iddia etmiştir.

Hükümet bu sava itiraz etmiştir.

Gözönünde bulundurulması gereken dönem 6 Mayıs 1994 tarihinde, yani başvuran şirketin Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nde usul işlemlerini başlattığı tarihten itibaren başlamaktadır. 17 Mart 1994 tarihinden önceki dönemde, 22 Ekim 1996 tarihinde kabul edilemez olduğu bildirilen 23173/94 no'lu başvuru yapılmıştır ve bu dönem işbu başvurunun incelenmesinde gözönünde bulundurulamaz. Ayrıca 17 Mart 1994 tarihli Yargıtay kararından sonra başvurulan mahkemeler, aynı Yargıtay kararıyla yetkisi kabul edilmeyen hakem mahkemesinde yürütülen yargılamaya dayanarak karar veremez.

Gözönünde bulundurulması gerek dönem, 16 Eylül 2002 tarihinde son bulmuştur. Dolayısıyla bu dönem sekiz yıl dört ay ve dört mahkeme önünde sürmüştür.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğunu saptamıştır. Ayrıca şikayetin hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine aykırı düşmediğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla bu şikayetin kabul edilebilir olduğunu beyan etmek uygun olur.

B. Esasa ilişkin

Hükümet, hukuk davasının konusu ve sözkonusu ihtilafın spesifik verilerinden kaynaklanan davanın karmaşıklığı gözönünde bulundurulduğunda, değerlendirilecek olan yargılamanın genel süresi AİHS'nin 6§1 maddesinin gerekli kıldığı makul süre sınırlarını aşmadığını savunmuştur.

Başvuran bu sava itiraz etmiştir.

AİHM, yargılama süresinin makul niteliğinin, dava koşullarına göre ve içtihadının yer verdiği özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumuyla beraber ilgililerin davanın sonucuna ilişkin beklentileri gibi kriterler gözönünde bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatmıştır.

AÎHM, davanın farklı bir zorluğunun bulunmadığı ve başvuran şirkete hiçbir gecikmenin atfedilemeyeceği kanaatindedir. Ancak, mahkemenin tayin ettiği bilirkişilere verilen sürelere riayet edilememesinden kaynaklanan bir çok dönem olmuştur. AİHM, dava koşullan ışığında toplam sekiz yıl altı aylık sürenin, kendi içinde, AİHS'nin 6§1 maddesinin güvence altına aldığı "makul süre"nin gerekliliklerine cevap verdiğinin düşünülemeyeceğine kanaat getirmiştir.

Bu unsurlar, AlHM'nin, başvuran şirketin davasının makul süre içinde görülmediği sonucuna varması için yeterli olmaktadır. Dolayısıyla AİHS'nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'YE EK l NO'LU PROTOKOL'ÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Ayrıca başvuran şirket, ihtilaf konusu yargılamanın uzunluğunun 1 No'lu Protokol'ün güvence altına aldığı gibi mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.

Hükümet bu sava itiraz etmiştir.

AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayete bağlı olduğunu ve dolayısıyla kabul edilebilir ilan edilmesinin gerektiğini belirtmiştir.

AİHM, 6§ l maddesine ilişkin sonucu gözönünde bulundurarak bu konuda bu hükmün ihlalinin bulunduğunda incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. 19 Şubat 1991 tarihli Zanghi-İtalya kararı, seri A no:194-C, s.47, §23).

IH. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

AİHS'nin 41. maddesi gereğince,

A. Tazminat

Başvuran uğradığı maddi ve manevi zarar başlığı altında 28.697.188 euro (EUR) talep etmiştir.

AİHM, manevi zarar başlığı altında başvuran şirkete 4.800 EUR verilmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Comingersoll S.A.-Portekiz, no: 35382/97, 2000-IV).

B. Masraf ve Harcamalar

Ayrıca başvuran şirket, ulusal merciler ve AİHM'de yapılan masraf ve harcamalar için tazminat talebinde bulunmuştur.

Başvuran bunun için kesin bir rakam vermemiştir.

AİHM'nin içtihadına göre yapılan masraf ve harcamaların oranının gerçekliği, gerekliliği ve makul niteliği oluşmadığı takdirde bu masraf ve harcamalar başvurana geri ödenmez. Bu konuda elinde bulunan unsurlar ve yukarıda belirtilen kriterler gözönünde bulundurulduğunda AİHM hakkaniyete uygun hareket ederek 1.000 EUR tutarının makul olduğuna kanaat getirmiş ve başvurana ödenmesine karar vermiştir.

C. Temerrüt faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. 1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

2. 2. AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. 3. 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;

4. a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere manevi tazminat ve mahkeme masrafları için Savunmacı Hükümet'in 5.800 EURÖ'yu (beş bin sekiz yüz euro) başvurana ödemesine;

b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;

5.Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine oy birliğiyle karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 11 Ocak 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA