kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
OSMAN-TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
OSMAN/TÜRKİYE (Başvuru no. 4415/02)

KARAR
STRAZBURG
19 Aralık 2006

Sözkonusu karar AİHS'nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.

USULİ İŞLEMLER

Davanın nedeni, Suriye vatandaşı Abdülmenaf Osman'ın ("başvuran"), 2 Kasım 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığıbaşvurudur (başvuru no. 4415/02).

OLAYLAR

DAVA OLAYLARI

Başvuran, 1965 doğumludur ve halen Gaziantep Cezaevi'nde gözaltında tutulmaktadır.

13 Mart 1993'de Kürdistan İşçi Partisi (PKK) adıyla anılan yasadışı bir örgüte üye olduğundan şüphe edilmesi nedeniyle Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polis memurlarınca gözaltına alınmıştır.

13 Nisan 1993'de Savcı ve polise verdiği ifadeleri tekrar ettiği soruşturma hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Hakim, başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiştir.

26 Nisan 1993'de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranın da dahil olduğu 38 sanık aleyhinde bir iddianame sunmuştur. Başvuranı, Devlet'in birliğini bozma amaçlı eylemlere dahil olmakla ve ulusal toprağın bir kısmını, Devlet'in kontrolünden çıkarmakla suçlamıştır. Mahkeme'den başvuran hakkında Ceza Kanunu'nun 125. maddesine uygun olarak hüküm vermesini istemiştir.

18 Haziran 1999'da Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi askeri hakiminin yerini, sivil bir hakim almıştır.

12 Mart 2002'de üç sivil hakimden oluşan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı suçlu bularak Ceza Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca ölüm cezasına çarptırmıştır. Daha sonra ölüm cezası, müebbet hapse çevrilmiştir.

1 Ekim 2002'de Yargıtay, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararınıonamıştır.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, kendisini yargılayan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde askeri bir hakimin mevcut olması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil şekilde yargılanmadığı hususunda şikayette bulunmuştur. Ayrıca, aleyhinde başlatılan cezai takibatların süresinin, AİHS'nin 6 § 1. maddesinde öngörülen "makul süre" gereğini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiştir:

"Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ... olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A. Kabuledilebilirlik

1. Yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı

Hükümet, 18 Haziran 1999 tarihli 4388 no.lu Kanun'la, Sözleşme gereklerine uymak için Devlet Güvenlik Mahkemeleri kürsülerinden askeri hakimleri çıkarmak üzere düzenlemeler yapılmış olduğunu ileri sürmüştür.

Askeri bir hakimin yerini, cezai takibat sürecinde yürürlükte kalan ara kararların verilmesinde mevcut olması durumunda, hüküm verilmeden önceki hukuki işlemler sırasında sivil bir hakimin alması; DGM'nin izlediği prosedür; başvuranın kendisini yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin kaygılarını giderene kadar bu kaygıların yok olmasını sağlamaz. Bu nedenle AİHM sürekli olarak, Devlet Güvenlik Mahkemeleri üyeleri olarak görev alan askeri hakimlerin belirli statülerinin, sorumlu idari makamdan bağımsız karar vermelerini sağlamadığı sonucuna varmıştır (bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 68; Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VII, § 39).

Sözkonusu davada AİHM, 1999 senesi Haziran ayında mahkemeden çıkarılmasından önce askeri hakimin, 51 duruşmada görev aldığını belirtmektedir. Ancak, dava dosyasında bulunan belgelerden, bu duruşmalar boyunca Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin, özellikle başvuranın savunma haklarına ilişkin önemli bir ara karar vermemiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda AİHM askeri hakimin, sivil bir hakimle değiştirilmesinden sonra yere mahkemenin, esaslara ilişkin 18 duruşmaya baktığını ve başvuranın yeni mahkeme tarafından dinlenmiş olduğunu gözlemlemiştir. Bu nedenle, AİHM dava özel koşulları altında hukuk işlemler sona ermeden önce askeri hakimin, mahkemeden çıkarılmasının, başvuranın mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin kaygılarını bertaraf ettiği sonucuna varmıştır (bkz. Kabasakal ve Altar/Türkiye, no. 70084/01 ve 70085/01, §§ 33-36, 19 Eylül 2006).

Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikayetinin temelden yoksun olmasınedeniyle, AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.

2. Hukuki işlemlerin uzunluğu

AİHM, başvuranın cezai takibatın süresine ilişkin şikayetinin, AİHS'nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Başvurunun kabuledilmez olduğu sonucuna varmak için başka bir gerekçe olmadığı kanısındadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.

B. Esaslar

Hükümet, sanıkların sayısı, davanın karmaşıklığı ve başvuranın itham edildiği suçun niteliği gözönüne alındığında mevcut dava işlemlerinin süresinin makul olmadığı kanısına varılamayacağını ileri sürmüştür. Ayrıca, birçok kez mahkeme huzuruna çıkmayarak başvuranın dava işlemlerinin uzamasına katkıda bulunduğunu iddia etmiştir.

AİHM, gözönüne alıncak sürenin, başvuranın polis tarafından gözaltına alındığı 13 Mart 1993'de başlamış ve Yargıtay'ın kararı ile 1 Ekim 2002'de bitmiş olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle dava işlemleri, iki yargı aşaması için dokuz yıl altı aydan fazla sürmüştür.

AİHM; dava işlemlerinin uzunluğunun makul olup olmadığının; özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu ve başvuran için risk altında bulunan durumlar olmak üzere mahkeme içtihatınca oluşturulan kriterlere atfen davanın koşullarıışığında değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır.

AİHM, başvuranın birçok kez mahkeme huzuruna çıkmadığını gözlemlemiştir. Ancak, başvuranın bazı duruşmalarda bulunmamasının, dava işlemlerinin uzun sürmesini haklıçıkardığı kanısında değildir.

AİHS'nin 6 § 1. maddesinin, Taraf Devletler'e mahkemelerinin, davaların makul bir süre içerisinde karar bağlanması da dahil olmak üzere sözkonusu hükmün herbir gereğini karşılayabilecekleri şekilde yasal sistemlerini düzenleme görevi getirdiğini hatırlatan AİHM, başvuranı yargılayan mahkemenin, işlemleri hızlandırmak için daha sıkın önlemler uygulamasının gerekli olduğu kanısındadır. Bu nedenle, sözkonusu davanın, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin gereken titizlikle hareket etmemesi nedeniyle gereksiz yere uzamış olduğu sonucuna varmıştır.

Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, başvuran aleyhine başlatılan cezai takibatın, 6 § 1. maddede öngörülen makul süre gereğine uygun olduğunun kabul edilemeyeceği kanısındadır.

Dolayısıyla sözkonusu madde ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, maddi tazminat için 15,000 Euro, manevi tazminat için 25,000 Euro tazminat talep etmiştir.

Hükümet, bu iddialara itiraz etmiştir.

AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bir bağlantıgörmediği için bu talebi reddetmiştir. Ancak, başvuranın yalnızca ihlal bulgusu ile yeterli derecede telafi edilemeyecek bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir. Dava koşullarınıve içtihatını gözönüne alan AİHM, başvurana manevi zarar için 4,500 Euro tazminat verilmesine karar vermiştir.

B. Mahkeme Masrafları

Başvuran ayrıca yerel mahkemeler ve AİHM huzurunda yaptığı masraflar için 3,337 Euro tazminat talep etmiştir.

Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.

Kendisine sunulan delilleri gözönüne alan ve adil gerekçelere dayanarak değerlendirmede bulunan AİHM, başvurana yaptığı masraflar için 1,000 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığımarjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1.Şikayetin cezai takibatın uzunluğuna ilişkin kısmının kabuledilebilir ve kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;

2. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;

3. (a) sorumlu Devletin başvurana, kararın AİHS'nin 44 § 2. maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk Lirası'na çevrilmek ve tüm vergi ve harçlardan muaf olmak üzere, aşağıda kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:

(i) manevi tazminat için 4,500 Euro (dört bin beş yüz Euro);
(ii) mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);

(b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü olduğuna karar vermiş,

5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.

İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. Maddesi'nin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 19 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA