kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
YARAR - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE
YARAR - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 57258/00)

KARAR
STRAZBURG
19 Aralık 2006

Bu karar, AİHS'nin 44 § 2 Maddesi'nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.

USULİ İŞLEMLER

Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Erol Yarar'ın ("başvuran"), İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. Maddesi uyarınca, 20 Mart 2000 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi'ne yaptığı başvurudur (başvuru no: 57258/00).

OLAYLAR

DAVA OLAYLARI

Başvuran, 1960 yılında doğmuş olup İstanbul'da ikamet etmektedir. Olayların olduğu sırada, başvuran MÜSİAD'ın1 başkanı konumundadır.

Başvuran, 4 Ekim 1997 tarihinde, MÜSİAD üyeleriyle yapılan bir istişare toplantısında, bir açılış konuşması yapmıştır.

Başvuran, bunun gizli bir oturum olduğunu ve gazetecilerin kabul edilmeyeceğini belirtmiştir. Öğle yemeği sırasında, T.Y. adında bir gazeteci başvurana yaklaşmış ve birkaç soru sormuştur. Başvuran bazı kısa cevaplar vermiştir.

5 Ekim 1997 tarihinde, Hürriyet Gazetesi, konuyla ilgili olarak "Tuhaf eleştiriler" başlıklı bir makale yayımlamıştır.

Bu arada, günlük gazetelerden diğer ikisi, konuyla ilgili olarak benzer makaleler yayımlamıştır. Başvuran, bu gazetelerin hikayeyi Hürriyet'ten aldıklarını iddia etmektedir.

13 Ekim 1997 tarihinde, Genel Kurmay İkinci Başkanı Sn. Ç.B., başvuranıİstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na ihbar etmiştir. Ç.B., başvuran aleyhinde suçluluk isnadında bulunulmasını talep etmiştir.

20 Ekim 1997 tarihinde, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'ndan başvuran aleyhinde yasal işlem başlatılmasını talep etmiştir.

30 Ekim 1997 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, ratione materiae (konu bakımından) yetkisi olmadığına karar vermiş ve dava dosyasınıİstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'na göndermiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, ratione loci (yer bakımından) yetkisi olmadığına karar vermiş ve dava dosyasını Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'na göndermiştir.

26 Aralık 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, makalenin yazarı T.Y. ile Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni aleyhinde cezai kovuşturma başlatmamaya karar vermiştir; çünkü, makalenin haber değeri olan bir olayla ilgili bilgi vermek amacıyla, herhangi bir yorum bulunmadan yayımlandığını düşünmüştür.

30 Nisan 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuranı dinlemiştir. Başvuran, Hürriyet'te yayımlanan sözleri söyleyip söylemediğini hatırlamadığını, çünkü toplantıda hazırlıksız konuştuğunu ve konuşmasının Türkiye'nin genel ekonomik durumunun bir eleştirisi olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, insanları nefrete ve düşmanlığa teşvik ettiği iddiasını reddetmiş ve kendisine okunan ifadelerin böyle yorumlanamayacağını belirtmiştir.

20 Mayıs 1998 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuran aleyhinde, başvuranı sınıf ve din ayrımcılığına dayanarak insanları nefrete ve düşmanlığa teşvik etmekle suçlayan bir dava açmıştır. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu'nun 312 § 2 Maddesi uyarınca başvuranın suçlu bulunmasını ve hüküm giymesini talep etmiştir.

Belirsiz bir tarihte, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde, başvuran aleyhinde cezai takibat başlatılmıştır.

1 Müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği

Mahkeme, çeşitli makamlardan başvuranın konuşmasının kaydedilip kaydedilmediğini araştırmasını istemiştir. Ankara Emniyet Müdürlüğü, yaptıkları araştırmaya göre, konuşmanın hiç kimse tarafından kaydedilmediğini mahkemeye bildirmiştir.

Çeşitli tarihlerde, mahkeme, tanıkların ifadesini dinlemiştir. A.F., başvuranın kovuşturma tarafından altı çizilen cümleleri sarf ettiğini duymadığını ifade etmiştir. R.A. ve M.A.H., başvuranın konuşmasının içeriğini hatırlamadıklarını belirtmiştir. Y.R.S., başvuranın mevcut ekonomik sorunlardan bahsettiğini ifade etmiştir. N.B., başvuranın yalnızca "it ürür, kervan yürür" cümlesini kullandığını hatırladığını belirtmiştir.

11 Mayıs 1998 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, T.Y.'yi dinlemiştir. T.Y., başvuranın konuşmasını kaydettiğini, ancak hiç itiraz talebi olmadığı için kaydı sildiğini ifade etmiştir. T.Y., on iki yıllık gazeteci olduğunu, yazıya hiçbir yorum eklemediğini ve başvuranın hala yazının tekzibini istemediğini belirtmiştir.

Takibat sırasında, başvuran aleyhinde yapılan suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, 20 Temmuz 1998 tarihli yazılı ifadesinde, kafa koparmakla ilgili hiçbir şey söylemediğini ve gazetecinin ya söylemediği bazı noktaları eklediğini ya da görüşmeleri sırasında kendisine söylediği sözleri değiştirip konuşmasının bir parçasıymış gibi görünmesini sağladığını ifade etmiştir.

Başvuran ayrıca, konuşmasının Hükümet'in ekonomik, siyasi ve sosyal politikalarınıeleştirdiğini belirtmiştir.

15 Şubat 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Milli Gazete'de çalışan bir gazeteci olan Ö.T.'nin tanık olarak ifadesini dinlemiştir. Ö.T., olayların gerçekleşmesinin üzerinden bir yıldan fazla süre geçtiği için, başvuranın konuşmasının içeriğini hatırlayamadığını ifade etmiştir. Ö.T., yazıMilli Gazete'de yayımlandığı zaman, MÜSİAD'ın basın irtibat memurunun kendisini çağırıp memnuniyetsizliğini ve başvuranın böyle bir konuşma yapmadığını söylediğini iddia etmiştir. Ö.T., basın irtibat memuruna tekzip göndermesini söylediğini belirtmiştir. Ö.T., hikayeyi öğle yemeğinde başvuranla konuştuğunu söyleyen T.Y.'den aldığını iddia etmiştir.

17 Mart 1999 tarihinde, T.Y., Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda vermişolduğu ifadeleri yinelemiştir. T.Y. ayrıca, başvuranla görüşme yapmadığını iddia etmiştir. Polisin kendisine kaseti sorduğunda, silinmiş olduğu için kasetin olmadığını söylediğini ifade etmiştir. Başvuran, gazetecinin ifadelerini kabul etmediğini belirtmiştir.

21 Nisan 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı sınıf ve din ayrımına dayanarak insanları nefret ve düşmanlığa teşvik etmekten dolayı suçlu bulmuş ve bir yıl hapis ve 3,000 Türk Lirası (TRL) para cezasına çarptırmıştır.

Mahkeme, başvuranın cezasının uygulanmasını, 647 sayılı Kanun uyarınca ertelemeye karar vermiştir.

Mahkeme, vermiş olduğu kararda, gazetecinin başvuranı suçlamak için hiçbir sebebi olmamasından ve başvuranın yazının tekzibini istememiş olmasından dolayı, gazetecinin vermiş olduğu ifadenin samimi olduğu kanaatine varmıştır. Mahkeme, gazetelerde benzer yazıların yayımlandığını belirtmiştir. Mahkeme, konuşmanın tamamını göz önünde bulundurarak, başvuranın toplumu inananlar ve inanmayanlar olmak üzere iki gruba ayırmışolduğuna karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın sekiz yıllık zorunlu eğitimden ve Ceza Kanunu'nun 163. Maddesi'nin yeniden dahil edilmesinden yana olanları inanmayanlar ve bunlara karşı olanları inananlar olarak düşündüğünü saptamıştır. Mahkeme, başvuranın bu iki grubu karşı karşıya getirdiği ve gerçek Müslüman toplulukların dini inançlarını kışkırttığıkanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranın toplumu inançlarına göre iki düşman gruba ayırmaya çalıştığı sonucuna varmıştır.

Ancak, mahkeme, yalanlanan konuşma kısıtlı sayıda kişiye, özel önemi olmayan bir günde yapıldığı için, konuşmanın halkın güvenliğini tehlikeye sokmadığını belirtmiştir.

6 Ekim 1999 tarihinde, Yargıtay, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını onaylamıştır.

Hükümet, AİHM'ye başvuranın sabıka kaydının silindiğini bildirmiştir.

HUKUK

I. KABULEDİLEBİLİRLİK

AİHM, başvurunun AİHS uyarınca, belirlenmesi esasların incelenmesini gerektiren olaylardan ve hukuktan kaynaklanan ciddi meseleleri ortaya çıkardığı kanısındadır. AİHM bu nedenle, AİHS'nin 35 § 3 Maddesi uyarınca başvurunun asılsız olmadığı sonucuna varmıştır. Başvurunun kabuledilemez olması için başka hiçbir gerekçe gösterilmemiştir.

II. AİHS'NİN 6. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran ilk olarak, kendisini yargılayan ve mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yargıçlar kurulunda bir askeri hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanmamaktan şikayetçi olmuştur. İkinci olarak, başvuran, aleyhindeki cezai takibatın Genel Kurmay İkinci Başkanı'nın talebi üzerine başlatıldığı için, mahkemenin Ordudan etkilendiğini iddia etmiştir. Başvuran son olarak, yalnızca kendisini suçlamada kişisel çıkarı bulunan gazetecinin ifadelerine dayanarak suçlu bulunduğunu iddia etmiştir. Başvuran, dayanak olarak AİHS'nin 6. Maddesi'ni göstermiştir:

"Herkes, … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı

AİHM, bu davadakine benzer sorunlar içeren çok sayıda davayı incelemiş ve AİHS'nin 6 § 1 Maddesi'nin ihlal edildiği kanısına varmıştır (bkz. Özel, yukarıda belirtilen, §§ 33-34; ve Özdemir / Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).
AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemektedir. Buna göre, AİHM, 6 § 1 Maddesi'nin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

B. Cezai takibatın adil olması

AİHM, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde yargılanma hakkının ihlal edildiğinin saptanmasını göz önünde bulundurarak, yerel mahkemeler huzurundaki cezai takibatın adil olup olmamasıyla ilgili diğer şikayetleri, AİHS'nin 6. Maddesi uyarınca incelemeye gerek olmadığı kanısına varmıştır (bkz. diğer makamlar arasında, Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları1998-IV, s. 1568, § 74).

III. AİHS'NİN 10. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, hüküm giymesinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuş ve AİHS'nin 10. Maddesi'ni ileri sürmüştür.

Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahalenin 10. Madde'nin ikinci fıkrası uyarınca haklı çıkarıldığını belirtmiştir. Hükümet, başvuranın cezası ertelendiği için, müdahalenin nisbi olduğunu ifade etmiştir. Hükümet son olarak, AİHM'nin hukuk sistemi ışığında, Ceza Kanunu'nun 312. Maddesi'nin, 19 Şubat 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4744 sayılı Kanun ile değiştirildiğini belirtmiştir.

Başvuran, iddialarını sürdürmüştür. Başvuran özellikle, söylemediği sözler yüzünden mahkum edildiğini ifade etmiştir. Başvuran, böyle bir konuşma yapmış olsa bile, bu konuşmanın sınıf ve din ayrımına dayanan nefret ve düşmanlığa teşvik oluşturmadığını iddia etmiştir.

AİHM, 10 § 1. Madde tarafından korunan, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleden şikayetçi olunan mahkumiyetin taraflar arasında tartışma konusu olmadığını belirtmektedir. Müdahalenin kanun tarafından öngörülmüş olduğuna ve 10 § 2. Madde'ye uygun olarak, meşru amaç veya amaçlar güdülerek karmaşanın, suçun önlenmesi veya başkalarının haklarının korunmasına da itiraz edilmemiştir. AİHM mutabık kalmıştır. Bu davadaki mesele, müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığıdır.

AİHM, 10. Madde'ye ilişkin kararlarında belirlenen temel ilkeleri yinelemektedir (bkz. özellikle, Karkın, yukarıda anılan, §§ 27-30; ve Gündüz / Türkiye, no. 35071/97, § 3741, ECHR 2003-XI). AİHM, söz konusu davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, konuşmanın içeriğini ve hangi bağlamda yapıldığını bir bütün olarak göz önünde bulundurarak, itiraz edilen müdahaleyi inceleyecektir. AİHM'nin, söz konusu müdahalenin "güdülen meşru amaçlarla orantılı" olup olmadığını ve bunu haklı çıkarmak için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin "konuyla ilgili ve yeterli" olup olmadığını saptaması gerekmektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Fressoz ve Roire / Fransa [GC], no. 29183/95, ECHR 1999-I). Ayrıca, verilen cezaların niteliği ve şiddeti, müdahalenin ölçüsünü değerlendirirken göz önünde tutulması gereken faktörlerdir (bkz. Skalka / Polonya, no. 43425/98, § 42, 27 Mayıs 2003).

AİHM, -olayların olduğu sırada MÜSİAD başkanı olması nedeniyle halkın tanıdığıbir kişi olan - başvuranın, MÜSİAD toplantısında yapmış olduğu ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından sınıf ve din ayrımına dayanarak nefret ve teşvik oluşturduğu düşünülen bir konuşma nedeniyle hüküm giydiğini belirtmektedir. Yerel mahkeme bu sonuca varırken, özellikle takibat tarafından altı çizilen bölümleri ileri sürmüştür (bkz. 16. paragraf).

AİHM, söz konusu konuşmayıHürriyet'te yer aldığışekliyle incelemiştir. Kovuşturma tarafından altı çizilen aşağıdaki cümleleri dikkate almıştır: "Bu, milletçe değiştirmeye çalışmanız gereken bir kafadır. Bütün bu gayretleri sarf ettikten sonra adam olmazsa koparılması gereken bir kafadır", "Bu konuyu Türkiye'nin gündemine getirenler mümin olamaz" ve ''Sünnet düğününü bile dini bir faaliyet diye cezalandırmak bir sünnetsizin işi olsa gerek". Konuşmadan alınan bu bölümlerin tek başlarına okunduğunda, dinsel hoşgörüsüzlüğe dayanan şiddete çağrı veya nefrete teşvik olarak yorumlanabileceği doğrudur. Ancak, AİHM'ye göre, yerel mahkemeler, herhangi bir okumada nefret veya şiddete teşvik olarak algılanamayabilecek olan bu sözleri, bir bütün olarak konuşma bağlamıiçinde değerlendirmemiştir (tezat olarak bkz., Sürek / Türkiye (no. 1) [GC], no. 26682/95, § 62, ECHR 1999-IV; ve Gerger / Türkiye [GC], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).

Ayrıca, söz konusu davada, başvuranın sonradan söylemediğini iddia ettiği yukarıdaki sözleri de içine alan başvuranın konuşmasını aktaran birimin basın olması nedeniyle, AİHM, yayımlanan yazıda yer alan her şeyden başvuranı sorumlu tutmanın mümkün olmadığıkanaatine varmıştır (bkz. Amihalachioaie / Moldova, no. 60115/00, § 37, ECHR 2004-III; ve Erbakan / Türkiye, no. 59405/00, § 67, 6 Temmuz 2006).

AİHM son olarak, başvurana verilen cezanın uygulanmasının ertelenmiş olmasına rağmen, başvuranın ağır bir ceza ile karşı karşıya kaldığını belirtmektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Halis / Türkiye, no. 30007/96, § 37, 11 Ocak 2005).
AİHM, buna karşı olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin başvuranı suçlu bulmak ve cezalandırmak için gösterdiği gerekçelerin, ilintili olmasına rağmen, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli görülemeyeceği kanısındadır.

AİHM, yukarıdaki düşünceleri göz önünde bulundurarak, başvuranın hüküm giymesinin güdülen amaçlarla orantısız olduğu ve bu nedenle "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığı sonucuna varmıştır. Buna göre, AİHS'nin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. Maddesi şöyledir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, manevi tazminat olarak, 100,000 ABD Doları (USD), (yaklaşık 83,104 Euro (EUR)) talep etmiştir.

Hükümet, bu talebi reddetmiştir.

AİHM, dava koşulları nedeniyle başvuranın sıkıntı altında bulunmuş olabileceğini düşünmektedir. AİHM, AİHS'nin 41. Maddesi'ne uygun olarak, adil bir değerlendirme yapmış ve başvurana manevi tazminat olarak 2,000 Euro ödenmesini uygun görmüştür.

B. Masraf ve Giderler

Başvuran ayrıca, AİHM ve yerel mahkemeler için yapmış olduğu masraf ve giderler için toplam 90,257 USD (yaklaşık 75,007 EUR) talep etmiştir. Başvuran, bu talebi destekleyici harç hesabı ve makbuz gibi belgeleri sunmuştur.

Hükümet, bu talebi reddetmiştir.

AİHM, yalnızca saptanan ihlal veya ihlallerle ilgili olarak gerçekten ve gerektiği şekilde yapılan ve miktar olarak makul olan masraf ve giderlerin, 41. Madde uyarınca telafi edilebileceğini yinelemektedir (bkz., örn., Şahin / Almanya [GC], no. 30943/96, § 105, ECHR 2003). AİHM ayrıca, AİHS'nin ihlal edildiğini saptadığı durumlarda, AİHM'nin başvuranın ihlalin önlenmesi veya düzeltilmesi için ulusal mahkemeler huzurunda yapmış olduğu masraf ve harcamaları telafi edebileceğini yinelemektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Zimmermann ve Steiner / İsviçre, 13 Temmuz 1983 tarihli karar, A Serisi no. 66, s. 14, § 36; ve Hertel / İsviçre, 25 Ağustos 1998 tarihli karar, Raporlar, 1998-VI, s. 2334, § 63). AİHM bu bağlamda, başvuranın taleplerini abartılı bulmuştur. Elde bulunan bilgilere ve yukarıdaki kriterlere dayanarak karar veren AİHM, başvurana masraf ve giderler için 3,000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuştur.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1.Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2.Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikayetle ilgili olarak, AİHS'nin 6. Maddesi'nin ihlal edildiğine;

3.Başvuranın diğer şikayetlerinin AİHS'nin 6. Maddesi uyarınca dikkate alınmasına gerek olmadığına;

1.AİHS'nin 10. Maddesi'nin ihlal edildiğine;

2.(a) davalı Devlet'in, başvurana, AİHS'nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aşağıdaki miktarları ödemesine (bu miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilecek);

i. Manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro);
ii. Masraf ve giderler için 3,000 Euro (üç bin Euro);
iii. Bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;

(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası'nın gecikme döneminde uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin ödenmesine karar vermiştir.

6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.

İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 19 Aralık 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77. Maddesi'nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA