kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
AKAGÜN - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
MÜLKİYET HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
AKAGÜN - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 71901/01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
5 Aralık 2006

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ( 71901/01) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Osman Akagün'ün (başvuran) 19 Şubat 2001 tarihinde Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde Şanlıurfa Barosu avukatlarından A. Elçi ve Ö. Kaysı tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVA KOŞULLARI

1941 doğumlu olan başvuran Şanlıurfa'da ikamet etmektedir.

Karaköprü'de ( Şanlıurfa ) yer alan bir arazinin ( 969 parsel sayılı ) sahibidir.

A. İlk Yargılama

Şanlıurfa Valiliği 12 Kasım 1975 tarihinde aldığı bir kararla başvurana ait araziyi Savunma Bakanlığı adına kamulaştırmıştır.

29 Eylül 1975 tarihinde değerlendirme komisyonu arazinin değerini 6 503,75 TL olarak belirlemiştir.

1 Nisan 1977 tarihinde sözkonusu meblağ başvuran adına Merkez Bankası Diyarbakır Şubesi'nde açılan bir hesaba yatırılmıştır.

Kamulaştırma ilanı 25 Nisan 1977 tarihinde Şanlıurfa'da yayınlanmakta olan yerel bir gazetede yayınlanmıştır.

Milli Savunma Bakanlığı kamulaştırılan taşınmazın Hazine adına tapu sicil kaydına geçirilmesi amacıyla bir dava açmıştır.

Başvurana ulaşılamaması nedeniyle 17 Haziran 1988 tarihinde Milli Savunma Bakanlığıtarafından başvuran aleyhinde açılan dava basın yoluyla tebliğ edilmiştir.

Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi 20 Aralık 1988 tarihinde başvuranın gıyabında aldığıkararla kamulaştırma sürecini gözönünde bulundurarak başvurana ait tapu sicil kaydını iptal etmiştir. Mahkeme sözkonusu taşınmazın tapu siciline Hazine adına kaydedilmesini emretmiştir. Başvuran kendisine herhangi bir tebligat yapılmaması sebebiyle bu işleme iştirak edememiştir.

Mahkemece alınan karar 22 Şubat 1989 tarihinde başvurana tebliğ edilmek üzere basın yoluyla yayınlanmıştır. Sözkonusu mahkeme kararı 24 Nisan 1989 tarihinde şekli kesin hüküm niteliği kazanmıştır.

24 Mayıs 1989 tarihinde dava konusu taşınmaz tapu siciline Hazine adına kaydedilmiştir.

B. İkinci yargılama

Başvuran 22 Temmuz 1998 tarihinde de facto kamulaştırma sebebiyle Milli Savunma Bakanlığı'na karşıŞanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bir tazminat davası açmıştır.

Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın değeri 14 099 140 011 TL [yaklaşık 58 010 Euro] olarak hesaplanmıştır.

8 Haziran 2000 tarihli kararla başvuranın talebi geri çevirilmiştir. 20 Aralık 1988 tarihli kararıesas alan Mahkeme, taşınmazın 1977 yılından beri değil 1974 yılından bu yana ordunun kullanımında olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme başvuran tarafından açılan davanın 2942 sayılı kanunun 38. maddesinde belirtilen zamanaşımı ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

19 Ekim 2000 tarihinde aldığı bir kararla Yargıtay de facto kamulaştırmanın 1974 yılında gerçekleşmiş olması nedeniyle 2942 sayılı kanunun 38. maddesi uyarınca kamulaştırma tazminatı davasının geçersiz hale geldiği gerekçesiyle verilen hükmü onamıştır.

1 Aralık 2000 tarihinde aldığı bir kararla Yargıtay karar düzeltme talebini geri çevirmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A. Kabuledilebilirliğe dair

1. Altı ay kuralına riayet

Hükümet, Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen başvuranın tapu senedinin iptaline ilişkin kararı ve sözkonusu arazinin tapu siciline Hazine adına kaydedilmesi emrinin AİHS'nin 35 § 1. maddesi bakımından nihai karar teşkil ettiğini savunmaktadır. Bu hüküm 24 Nisan 1989 tarihi itibariyle şekli kesin hüküm niteliği kazanmıştır. Ancak başvuran başvurusunu 19 Şubat 2001 tarihinde yapmıştır. Hükümet'e göre başvuran tarafından 22 Temmuz 1998 tarihinde açılan tazminat davası uygun bir başvuru yolu değildir.

AİHM, Akıllı - Türkiye davasında ( no: 71868/01, § 18, 11 Nisan 2006 ) buna benzer bir itirazı reddettiğini anımsatmaktadır.

AİHM başvuranın taşınmazın zilyetliğinin elinden çıkmasından değil herhangi bir tazminat elde etmeksizin tapu senedinin iptal edilmesinden şikayetçi olduğunu gözlemlemektedir. Bu bakımdan AİHM tazminat talebine ilişkin yargılama sürecinin 1 Aralık 2000 tarihinde Yargıtay tarafından verilen kararla son bulduğunu tespit etmektedir. Böylelikle AİHM başvuranın bu tarihten itibaren altı ay içinde başvurusunu sunmuş olması sebebiyle bu kuralı ihlal etmediğini takdir etmektedir.

Sonuç olarak AİHM Hükümet'in altı ay kuralına ilişkin olarak yaptığı itirazın reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.

2. İçhukuk yollarının tüketilmesine dair

Hükümet başvuranın tartışmalı kamulaştırma kararının iptaline karşı idare mahkemesi önünde ya da hukuk mahkemeleri önünde ek kamulaştırma tazminatı davası açma imkanının bulunduğunu savunmaktadır. Hükümet'e göre başvuran bu yollardan hiçbirine başvurmamıştır.

AİHM, adıgeçen Akıllıdavasında buna benzer bir itirazı daha önce reddettiğini anımsatır. Bir başvuran muhtemelen etkili ve yeterli olması beklenen bir içhukuk yolunu normal olarak kullanmış olmalıdır. Şayet başvuru yollarından biri kullanılmışsa, aynı amaca matuf bir başka yola başvurulması gerekli değildir ( bkz., sözgelimi, Patricia Raquel Alves - Portekiz, no: 19485/02, 9 Kasım 2004 ). AİHM, Türk hukukunca va'z edilen süreler içinde bir tazminat davası açmış olan başvuranın içhukuk yollarını tüketmesi için makul olarak kendisinden beklenen herşeyi yaptığı kanaatine varmıştır. Bu nedenle AİHM Hükümet tarafından dile getirilen içhukuk yollarının tüketilmediği yolundaki itirazı reddeder.

3. Mağdur niteliğinin bulunmayışı

Mübeccel Yıldırım ve Mükerrem Durman - Türkiye davasını (no: 9507/99, 3 Mayıs 2005) esas alan Hükümet, başvuranın arazisinin değerine tekabül eden bir kamulaştırma tazminatıelde ettiğini savunmaktadır. Bu nedenle başvuran 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. madddesi anlamında mağduriyet iddiasında bulunamaz.

AİHM Hükümet'in esas aldığı davanın aksine mevcut davada başvurana herhangi bir ödeme yapılmadığını ve başvuran tarafından açılan tazminat davasının ulusal mahkemelerece reddedildiğini tespit etmektedir. Bu nedenlerle AİHM Hükümet'in bu itirazını reddeder.

4. Sonuç

AİHM başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca mevcut başvuru herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmamaktadır. Bu gerekçelerle başvuru kabuledilebilirdir.

B. Esasa dair

Başvuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin dava konusu taşınmazından yoksun bırakılması işleminin 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinde dile getirilen ilkelere aykırıolduğunu iddia etmektedir.

Hükümet bu teze karşı çıkmaktadır.

AİHM 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin birbirinden farklı üç norm içerdiğini hatırlatır. "Birinci fıkranın ilk cümlesinde ifade edilen norm genel nitelikte olup mülkiyet dokunulmazlığına saygı ilkesini dile getirir; aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan norm mal ve mülkten yoksun bırakmaya ilişkin olup bunu belli şartlara bağlı kılar; ikinci fıkrada yer verilen üçüncü norm ise devletlere, diğerleri arasında, mülkiyetin kamu menfaatine uygun olarak kullanma hakkını tanır (...) Buna karşın burada birbirleri arasında ilişki olmayan kurallar sözkonusu değildir. İkinci ve üçüncü normlar mülkiyet hakkına saldırıya ilişkin örneklerle ilgilidir. Bu nedenle bu normlar birinci normda belirtilen ilkenin ışığında yorumlanmalıdırlar." ( bkz., diğerleri arasında, Akıllı, adıgeçen, § 27, James ve diğerleri - Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986 tarihli karar, § 37, ve Iatridis - Yunanistan, no: 31107/96, § 55 ).

AİHM kamulaştırma önlemi alınmadan önce dava konusu taşınmazın tapu senedinin başvurana ait olduğu hususunda taraflar arasında herhangi bir itilaf olmadığını tespit etmektedir. Başvuran sözkonusu tapu senetlerinden kamulaştırma işlemini müteakip mahrum bırakılmıştır. 24 Mayıs 1989 tarihinde başvurana ait taşınmaz tapu siciline hazine adına kaydedilmiştir.

Yetkili mahkeme başvuranın açtığı kamulaştırma davasını inceledikten sonra 2942 sayılı kanunun 38. maddesi uyarınca başvuranın talebini zamanaşımı gerekçesiyle geri çevirmiştir.

AİHM başvuran tarafından yapılan şikayetin bir benzerini daha önce incelediğini ve bu hususta 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği hükmüne vardığını hatırlatır (Akıllı, adıgeçen, §§ 33-35). Neticede AİHM 38. maddenin uygulanmasının başvuranı tapu senedinin iptali sonucunda bir tazminat elde etmesi bakımından her türlü imkandan mahrum bıraktığı kanaatini yinelemektedir. AİHM bu hususta bilhassa, bu türden bir müdahalenin, olayların meydana geldiği dönemde cari olan bir kanuna isnad edilmiş olsa dahi toplumun genel menfaatleri ile bireysel hakların korunması arasındaki adil dengeyi gözetecek nitelikte bir tazminat işlemi gerçekleştirilmediğinden, ancak keyfi olarak değerlendirilebileceğini ifade etmişti ( I.R.S. ve diğerleri, adıgeçen, §§ 50-56 ).

AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in halihazırda davayı farklı bir şekilde sonuçlanmasına yol açacak ne bir olgu ne de bir kanıt sunduğu kanaatine varmıştır.

Bu nedenlerle 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

AİHS'nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan başvuran ayrıca ulusal mahkemeler önünde yapılan yargılamanın süresinden şikayetçi olmaktadır.

Hükümet bu sava itiraz etmektedir.

AİHM ulusal mahkemeler önünde yapılan ilk yargılamanın 24 Nisan 1989 tarihinde sona erdiğini, ancak başvuranın 19 Şubat 2001 tarihinde başvurusunu sunduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle başvurunun bu kısmı altı ay kuralına riayet edilmemesi sebebiyle reddedilmelidir.

İkinci yargılamaya ilişkin olarak AİHM yargılamanın Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurunun sunulduğu 22 Temmuz 1998 tarihinde başladığını ve Yargıtay tarafından 1 Aralık 2000 tarihinde karar verilmesiyle son bulduğunu tespit etmektedir. Böylelikle yargılama iki mahkeme için iki yıl dört ay sürmüştür.

Dosya unsurlarının ışığında AİHM tartışmalı yargılama süresinin aşırı olmayıp "makul süre" ilkesine cevap verdiğini değerlendirmektedir.

Bu nedenlerle 6 § 1. madde ihlal edilmemiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sunulan 16 Şubat 1998 tarihli bilirkişi raporunu esas alan başvuran, taşınmazının değerinin 14.099.140.011 TL olarak hesaplandığını [yaklaşık 58.010 Euro] belirtmektedir. Başvuran bu tutarla birlikte AİHM'ye başvurunun yapıldığıtarihe kadar geçen süre için de faiz uygulanmasını talep etmektedir. Başvuran maddi tazminat olarak toplam 35 421 Euro, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zararın tazmini içinse 20.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet başvuranın bu taleplerine itiraz etmektedir.

Mevcut davanın konusu 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde tespitte bulunulmasına neden olan başvurana ait araziye yasalara aykırı bir şekilde el konulmasıolmayıp, uygun bir tazminatın bulunmayışıdır (Scordino - İtalya, no: 36813/97, I.R.S. ve diğerleri - Türkiye (adil tatmin), no: 26338/95, §§ 23-24, 31 Mayıs 2005).

Bu unsurları gözönünde bulunduran AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 30.000 Euro ödenmesinin makul olacağı hükmüne varmaktadır.

Mevcut dava koşullarında AİHM ihlal tespitinin manevi zararın tazmini için yeterli bir tatmin teşkil ettiği kanaatindedir.

B. Masraf ve harcamalar

Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4.324 Euro talep etmektedir.

Hükümet talep edilen rakama itiraz etmektedir.

Elindeki unsurları gözönünde bulunduran AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığıfaiz oranına üç puan eklenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE;

1.Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;

2.1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;

4.Mevcut kararın başlı başına yeterli bir adil tatmin teşkil ettiğine;

5.a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana maddi tazminat olarak

30.000 Euro (otuz bin) ve masraf ve harcamalar içinse 1.500 Euro ödenmesine;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA