kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BAŞTIMAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BAŞTIMAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no:74337/01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
5 ARALIK 2006

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 74337/01 başvuru no'lu davanın nedeni, Türk vatandaşıŞemsettin Baştımar, Şükrü Demirtaş, Ali Şahindal, Kenan Aygören ve Tekin Gencer'in (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 30 Ağustos 2001 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar, avukat yardımından faydalanarak, İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş Doğan tarafından temsil edilmektedirler.

OLAYLAR

Başvuranlar, sırasıyla 1969, 1967, 1972 ve son iki başvuran 1971 doğumludur.

1. Şemsettin Baştımar, Ali Şahindal, Kenan Aygören ve Tekin Gencer Hakkındaki Cezai Yargılama

PKK üyesi olmakla suçlanan başvuranlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından 5-7 Mayıs 1995 tarihleri arasında yakalanmışlardır. Başvuranlar bu örgüt adına birçok bombalı saldırı suçunu işlemekle itham edilmişlerdir.

Başvuranlar 17 Mayıs 1995 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmişler ve daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmışlardır. DGM yedek hakimi başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir.

Cumhuriyet Savcısı 30 Ekim 1995 tarihinde, Şemsettin Baştımar'ı eski Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 168 ve 125. maddelerinde öngörülen yasadışı bir örgüte mensup olma suçu ve diğerlerini de Devlet'in toprak bütünlüğüne zarar verme suçu ile itham etmiştir.

DGM, 26 Aralık 1995 ve 28 Ocak 1998 tarihleri arasında yapılan yedi duruşma sırasında, başvuranların da aralarında bulunduğu sanıkların beyanlarını dinlemiştir. DGM, aynı zamanda soruşturma aşamasında hazırlanan tutanakları imzalayan üç davacıyı ve beşpolisi dinlemiş ve istinabe yoluyla alınan beş polis ifadesini aldığını bildirmiştir. Bu duruşmalar sona erdiğinde, DGM, başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve "kendilerine isnat edilen suçun niteliği, delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak" tutuklu yargılanmalarına devam edilmesi kararı almıştır.

2. Şükrü Demirtaş'la ilgili Cezai Yargılama

Başvuran Şükrü Demirtaş, 10 Mart 1996 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından PKK'ya karşı yürütülen operasyonlar çerçevesinde gözaltına alınmıştır.

Başvuran 22 Mart 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Daha sonra yedek hakimin önüne çıkarılmıştır. Yedek hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

Cumhuriyet Savcısı 27 Mart 1996 tarihinde, eski TCK'nın 125. maddesine dayanarak, başvuranı Devlet'in toprak bütünlüğünü bozma suçuyla itham etmiştir.

DGM 19 Haziran ve 2 Aralık 1996 tarihleri arasında dört duruşma yapmıştır. Bu duruşmalar sırasında, ön soruşturma sırasında hazırlanan tutanakları imzalayan iki polisi dinlemiştir. Bu duruşmalar sona erdiğinde DGM, başvuranı "isnat edilen suçun niteliği, delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak" tutuklu yargılanmasına devam edilmesi kararı almıştır. DGM başvuranın üç duruşmaya katılmayı reddettiğini tespit etmiştir.

DGM, 17 Şubat 1997 tarihinde yargılamanın diğer başvuranların yargılaması ile birleştirilmesine karar vermiştir.

3. İki Yargılama Usulünün Birleştirilmesi

DGM, 14 Şubat 1997 tarihli duruşmada iki yargılama usulünün birleştirilmesine karar vermiştir.

DGM, 25 Mart 1997 ve 17 Mart 1998 tarihleri arasında yapılan yedi duruşma sırasında, altı polis ve on bir davacıyı dinlemiştir.

Bu duruşmalar sona erdiğinde başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve "isnat edilen suçun niteliği, delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak" tutuklu yargılanmalarına devam edilmesi kararı almıştır. 25 Mart 1997 tarihli duruşma sırasında, Tekin Gencer dışındaki diğer başvuranların mahkemeye çıkmayı reddettiğini tespit etmiştir. Cumhuriyet Savcısı 17 Mart 1998 tarihli duruşma sırasında davanın esası hakkındaki iddialarını sunmuştur.

Ali Şahindal'ın avukatı 21 Mayıs 1998 tarihinde savunmasını sunmuştur. DGM 6 Şubat 1998 tarihinde üniversite sınavlarına gireceği için Ankara Cezaevi'ne nakledilen Şemsettin Baştımar'a ve sağlık nedeniyle duruşmaya katılmayan Tekin Gencer'e Cumhuriyet Savcısı iddialarının tebliğ edilmesine karar vermiştir. DGM sözkonusu savunmalarınıhazırlamaları için başvuranlara süre tanımıştır.

Tekin Gencer, 21 Temmuz 1998 tarihli duruşmada, savunmasındaki iddialarınısunmuştur. DGM, savunmalarını hazırlamaları için diğer başvuranlara ve avukatlarına süre tanımıştır.

DGM, 24 Eylül ve 1 Aralık 1998 tarihli duruşmalarda başvuranların mahkemeye çıkmayı reddettiğini tespit etmiştir.

DGM, 18 Şubat 1999 tarihli duruşmada Kenan Aygören, Şükrü Demirtaş ve Tekin Gencer'in mahkemeye çıkmayı reddettiğini tespit etmiştir. DGM, Ali Şahindal'a savunmasınıhazırlaması için süre tanımıştır. Şemsettin Baştımar savunmasını sunmayı reddetmiştir. DGM, mahkemeye çıkmayan başvuranlara, mahkemeye çıkmayı reddetmelerinin doğuracağısonuçlar konusunda uyarmıştır.

Şemsettin Baştımar 4 Mayıs 1999 tarihli duruşmada, savunmasını sunmuş ve Ali Şahindal ise savunmasını kısmen sunmuştur.

Bu duruşma sona erdiğinde DGM, Şükrü Demirtaş ve Kenan Aygören'e savunmalarını sunmak için ve Ali Şahindal'a savunmasının geri kalan kısmını sunması için ek süre tanımıştır. DGM, Tekin Gencer'i, mahkemeye çıkmayı reddetmesinin savunma hakkını reddetmek olarak değerlendirileceği konusunda uyarmıştır.

Başvuranlar, 8 Temmuz 1999 tarihinde Öcalan davasında verilen hükme itiraz etmişler ve Öcalan'ın sunduğu savunmaya aynen katıldıklarını bildirmişlerdir. Bu duruşma sonunda DGM, Kenan Aygün'e yazılı savunmasını sunmak üzere son kez süre tanımıştır.

21 Eylül 1999 tarihli duruşmada sadece Tekin Gencer ve avukatı mahkemeye gelmiştir. DGM kendilerine savunmalarını hazırlamaları için süre tanımıştır.

7 Aralık 1999 tarihli duruşmada Şükrü Demirtaş savunmasını okumuştur. Kenan Aygören avukatı ile görüşemediğini ve dolayısıyla savunmasını hazırlayamadığını belirterek ek süre istemiştir. DGM bu talebi ve Tekin Gencer'in avukatının talebini kabul etmiştir.

Kenan Aygören, 2 Mart 2000 tarihli duruşmada yazılı savunmasının hazırlanması için ek süre istemiş ve DGM de bu talebi kabul etmiştir.

Ali Şahindal'ın avukatı, 25 Mayıs 2000 tarihinde savunmasındaki iddialarınısunmuştur. DGM Kenan Aygören'in sağlık nedeniyle duruşmaya katılmadığını tespit etmiş ve kendisine ve Tekin Gencer'in avukatına yazılı savunmanın hazırlanması için ek süre tanımıştır.

DGM, 1 Ağustos 2000 ve 19 Nisan 2001 tarihleri arasında yapılan beş duruşma sırasında, Kenan Aygören'e üç kez süre tanımıştır. Kenan Aygören ise sağlık gerekçesiyle iki duruşmaya katılmamıştır. Diğer başvuranlar esasa ilişkin savunmalarını yinelemişlerdir.

DGM, 21 Temmuz 1998 ve 19 Nisan 2001 tarihleri arasında yapılan on beşduruşmanın sonunda, başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve "isnat edilen suçun niteliği, delilerin durumu ve dosya içeriğini gözönüne alarak" tutuklu yargılanmalarına devam edilmesi kararı almıştır.

DGM, 17 Mayıs 2001 tarihinde eski TCK'nın 168§2 maddesine dayanarak Şemsettin Baştımar'ı on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmış ve tutuklu yargılandığı süreyi dikkate alarak serbest bırakılmasına karar vermiştir. DGM diğer başvuranları ise eski TCK'nın 125. maddesi uyarınca idam cezasına çarptırmıştır. Bu ceza ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir.

Yargıtay 11 Şubat 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14 Ekim 2005 tarihinde yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, Şemsettin Baştımar aleyhinde verilen hapis cezasını altı yıl üç ay hapis cezasına indirmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 5§3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, tutuklu yargılanma sürelerinden şikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda başvuranlar AİHS'nin 5§3 maddesini ileri sürmektedirler.

Hükümet, ulusal mahkemelerin başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamıhakkındaki kararlarını gerekçelendirdiklerini ileri sürmektedir. Böylece DGM, soruşturmaların devam etmesi ve kaçma ya da dava konusu yasadışı örgüt tarafından başvuranların kaçırılması tehlikesinin, serbest bırakılma taleplerinin reddedilmesi için yeterli delil oluşturduğuna kanaat getirmiştir. Hükümet buradan, başvuranların tutukluluk hallerinin devamının gerekli olduğu ve DGM'nin bu yönde dile getirilen talepleri reddetmek için yetkili olduğu sonucunu çıkarmaktadır.

Başvuranlar, Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedirler.

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun öngördüğü gibi ulusal mahkemeler önünde tutuklu yargılanmalarına devam edilmesine başvuranların itiraz etmediklerini savunmaktadır.

Başvuranlar, DGM'nin bir çok kez yineledikleri serbest bırakılma taleplerini sistematik olarak reddettiğine dikkati çekmektedirler.

AİHM, AİHS'nin 35§1 maddesi uyarınca, genel olarak bilinen uluslararası hukuk ilkelerinden anlaşıldığı üzere iç hukuk yolları tüketildikten sonra kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Bu kural öncelikle, kendi olanakları ve ulusal hukuk düzeni içinde Savunmacı Devlet'e dava konusu durumu telafi etme yetisini verme gerekliliğine dayanmaktadır. Bu kuralın amacı, Devletler'e aleyhlerinde iddia edilen eksiklikleri giderme olanağını vermektir. Ancak bu kural otomatik olarak uygulanmamakta ve kati niteliği bulunmamaktadır. Bu kurala riayet edilip edilmediğini kontrol ederken, dava koşullarının gözönünde bulundurulması gerekir (Bkz. Van Oosterwijck-Belçika, 6 Kasım 1980).

AİHM, bu hükmün "esneklik" ve "aşırışekilcilikle hareket etmeyerek" uygulanmasıgerektiğini kabul etmektedir (Bkz. Cardot -Fransa, 19 Mart 1991 tarihli karar). Başvuranın, daha sonra AİHM önünde dile getirmeyi düşündüğü şikayetlerini öncelikle ulusal mahkemeler önünde "en azından esası bakımından ve iç hukukta belirtilen süre ve koşullarda" ortaya koyması yeterlidir (Bkz. Castells-İspanya, 23 Nisan 1992 tarihli karar ve Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar).

Bu bağlamda AİHM, başvuranların mahkeme önündeki şikayetin konusunun ulusal yargılama sırasında incelendiğini gözlemlemektedir. Her duruşma sonunda, talep üzerine yada ex officio karar veren DGM, başvuranların tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Bu koşullarda AİHM, ulusal mahkemelerin aşırı olan tutukluluk haline son verme ve böylece aleyhlerinde iddia edilen eksiklikleri önleme yada giderme olanağının bulunduğuna kanaat getirmektedir (bkz. Acunbay-Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00).

Dolayısıyla AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmektedir. AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile ters düşmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla şikayeti kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.

B. Esas Hakkında

AİHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırınıgeçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düşen bir görev olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi gözönünde bulundurularak, kişisel özgürlüğe saygı kuralı istisnasını ve serbest bırakılma taleplerini itiraz ettikleri kararlarında gözönünde bulundurmayı haklı gösterecek gerçek bir kamu menfaati gerekliliğini ortaya koyacak ve ortadan kaldıracak nitelikteki bütün koşulları incelemeleri gerekir. Esas itibariyle sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve başvurularında ilgililerin belirttiği reddedilmeyen olaylara dayanarak, AİHM, AİHS'nin 5§3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).

Bu bağlamda, yakalanan kişiyi bir suçu işlemekle itham etmenin geçerli nedenlerinin var olmaya devam etmesi, tutukluluk halinin devamının uygun olma sine qua non (olmazsa olmaz) koşuludur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli değildir. Dolayısıyla AİHM, adli makamlar tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklıgöstermeye devam edip etmediğini ortaya koymalıdır. Bu gerekçeler "uygun" ve "yeterli" olduğu takdirde, AİHM bunun üzerine yetkili ulusal makamların "yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini araştırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında Ali Hıdır Polat-Türkiye, no: 61446/00).

Bu davada, başvuranların tutukluluk hali sırasıyla 10 Mart 1996 (birinci başvuran) ve 5, 6, 7 Mayıs 1995 (diğer başvuranlar) tarihlerinde başlamış ve DGM'nin 17 Mayıs 2001 tarihli kararıyla sona ermiştir. 5§3 maddesinde belirtilen dönemin sonu "ilk derece mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün"'dür (Labita-İtalya, no: 26772/95). Tutuklu yargılama süresi, Şükrü Demirtaş için yaklaşık olarak beş yıl iki ay ve diğer başvuranlar için altı yıldır.

Dosya unsurlarından, DGM'nin başvuranların sürekli yeniledikleri serbest bırakılma taleplerini reddettiği ve "atılı suçun niteliği yada sınıflandırılması", "delillerin durumu" yada "dosya içeriği" gibi benzer hatta aynı tip yöntemlere dayanarak tutuklu yargılanmaya devam edilmesine karar verdiği ortaya çıkmaktadır.

Oysa AİHM'nin gözünde, "delillerin durumu" suçluluğun ciddi belirtilerinin var olduğunu ve var olmaya devam ettiğini belirttiği düşünülse ve genel olarak bu koşullar uygun etkenleri oluşturabilse de, bu davada sözkonusu koşullar, bu kadar uzun bir süre başvuranların tutuklu kalmaya devam etmesini tek başına haklı gösteremez (Ali Hıdır Polat).

Son olarak Hükümet'in başvuranların kaçması ya da yasadışı örgüt tarafından kaçırılması riskine ilişkin argümanları ulusal adli makamlar tarafından gözönünde bulundurulmamıştır (Bkz. Acunbay).

Dolayısıyla AİHS'nin 5§3 maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 5§4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, tutukluluk hallerinin devam etmesine itiraz etmek için başvuru yollarının bulunmadığından şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar AİHS'nin 13. maddesini ileri sürmektedirler.

AİHM bu şikayeti AİHS'nin 5§4 maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.

Hükümet, başvuranların eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun öngörmesine rağmen, tutukluluk hallerinin devam etmesine karşı itiraz etmediklerine dikkat çekmektedir.

Başvuranlar, şikayetlerini sunmak için iç hukukta hiçbir başvuru yolunun bulunmadığına kanaat getirmektedirler.

AİHM, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun uygun hükümlerine göre tutuklu yargılanma yada tutuklu yargılanmaya devam edilmesi kararına itiraz edilebileceğini not etmektedir. Böylece bir Ağır Ceza Mahkemesi, gördüğü cezai yargılama çerçevesinde sanıkların tutuklu yargılanmaya devam edilmesine karar verdiği durumda, bu karara başka bir Ağır Ceza Mahkemesi önünde itiraz edilebilir. DGM'nin kuruluş ve yargılama usullerine ilişkin 2845 sayılı Kanun'un 18. maddesi, bu mahkemelerin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun uygulanması sırasında Ağır Ceza Mahkemeleri gibi değerlendirildiğini belirtmektedir.

Bu davada AİHM, DGM'nin verdiği tutuklu yargılanma halinin devamı kararlarının hepsine itiraz edilebileceğini belirtmektedir.

Oysa başvuranlar, bu başvuru yolundan faydalanmaya çalışmamışlar ve bu bağlamda hiçbir açıklama yapmamışlardır.

AİHM, bu başvurunun başarısızlıkla sonuçlanacağı konusunda kesin yargıya varamaz ve başvuranların bu başvuru yolunu kullanmasını engelleyecek hiçbir unsur görmemektedir (Bkz. Köse ve diğerleri-Türkiye, no: 50177/99).

Buradan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ortaya çıkmaktadır. Başvuru AİHS'nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.

III.AİHS'NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, yargılama süresinde "makul süre" ilkesinin tanınmadığını iddia etmektedir. Başvuranlar AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

Hükümet, dava koşullarını gözönüne alarak, yargılama süresinin makul olmadığının düşünülemeyeceğine kanaat getirmektedir.

Hükümet, davanın karmaşıklığı ve başvuranların üzerine düşen görevlerin niteliğine vurgu yapmaktadır. Dava konusu cezai yargılama, on bir sanıkla ilgili olup, uzun yargılamaları gerektirmiştir.

Hükümet'e göre başvuranlar, birçok duruşmaya katılmayı reddederek, yargılamanın uzamasına neden olmuşlardır. Hükümet, ulusal makamlara atfedilecek hiçbir işlem yapılmayan bir dönemin bulunmadığını eklemektedir.

Başvuranlar Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedirler.

Değerlendirmeye alınacak dönem, başvuranların yakalanması ile başlamış ve Yargıtay'ın karar verdiği tarihte de sona ermiştir.

Dolayısıyla yargılama süresi, her iki mahkemede Şükrü Demirtaş için yaklaşık beş yıl on bir ay ve diğer başvuranlar için altı yıl dokuz ay sürmüştür.

AİHM, yargılama süresinin makul olma niteliği dava koşullarına göre ve özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu gibi AİHM içtihadının yer verdiği kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Pelissier ve Sassi-Fransa, no: 25444/94).

Mevcut dava hiç kuşkusuz oldukça karmaşıktı. Zira DGM birçok suçtan kovuşturulan, aralarında başvuranların da bulunduğu önce on, daha sonra on bir sanığa ilişkin yargılamayısürdürmek zorunda kalmıştır. Bu da olayların yeniden gözden geçirilmesi, delillerin toplanması ve sanıkların her birinin yapması gereken olayların tespiti için uzun süreli bir çalışmayı gerektirmiştir.

AİHM, başvuranların tutumunun eleştiriye açık olduğunu not etmektedir. Bu bağlamda esasa ilişkin taleplerin sunulması ve davanın esası hakkında DGM'nin karar verdiği tarih arasında yaklaşık üç yıl iki ay geçtiğini vurgulamaktadır. Bu uzun dönem esasen ve özellikle başvuranlardan bazılarının sürekli olarak mahkemeye çıkmayı reddetmesi ve sözkonusu başvuranların ve avukatlarının ek süre talepleri gibi tutumları ile açıklanmaktadır. AİHM, başvuranların tutumlarının Savunmacı Hükümet'e atfedilemeyecek nesnel bir unsur oluşturduğunu ve AİHS'nin 6§1 maddesi uyarınca makul sürenin aşılıp aşılmadığınıbelirlemek için gözönünde bulundurulduğunu hatırlatmaktadır (Wiesinger-Avusturya, 30 Ekim 1991 tarihli karar). Bundan dolayı yargılamanın bu kısmındaki gecikmeden sadece yetkililer sorumlu tutulamaz.

AİHM, adli makamların tutumu hakkında, sadece Devlet'e atfedilen yavaşlıklarla "makul süre" aşımı sonucuna varılabileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Gergouil-Fransa, no: 40111/98 ve Papachelas-Yunanistan, no: 31423/96).

Bu davada Şükrü Demirtaş 10 Mart 1996 tarihinde yakalanmış, 27 Mart 1996 tarihinde hakkında suçlamalarda bulunulmuş ve DGM önüne 19 Haziran 1996 tarihinden itibaren çıkarılmıştır. Diğer başvuranlar ise, 5-7 Mayıs 1995 tarihleri arasında yakalanmış, 30 Ekim 1995 tarihinde haklarında suçlamalarda bulunulmuş ve DGM önüne 26 Aralık 1995 tarihinden itibaren çıkarılmışlardır. Her iki yargılama 14 Şubat 1997 tarihinde birleştirilmiş ve 17 Mayıs 2001 tarihinde karar verilmiştir.

DGM, 26 Aralık 1995 tarihi ile 17 Mart 1998 tarihi arasında on dört duruşma yapmışve bu duruşmalarda başvuranlarla birlikte diğer sanıkların beyanlarını ve tanık olarak da on dört davacı ile on beş polisi dinlemiştir. Dört polisin ifadeleri istinabe yoluyla alınmıştır. Bu çalışma da, polislerin adreslerinin belirlenmesi ve ülkenin farklı bölgelerinde bulunan adli makamlara istinabenin gönderilmesini gerektirmiştir. Dava dosyaları birleştirilmeden önce Şükrü Demirtaş hakkında dört duruşma yapılmıştı. Bu duruşmalar sırasında başvuran ve tanıkların beyanları mahkemede dinlenmiştir. Yargılamanın bu kısmının incelenmesinden, ulusal makamlara atfedilecek faaliyetsiz geçen herhangi önemli bir dönemin olmadığı ortaya çıkmamaktadır.

AİHM, Cumhuriyet Savcısı iddianameyi sunduktan sonra DGM önündeki yargılamanın ikinci kısmı konusunda başvuranların bu yargılamanın uzamasına neden olduğunu ve mahkemeye çıkmayı reddetmelerinden dolayı ortaya çıkacak sonuçlar konusunda sanıklara birçok kez uyarıda bulunarak DGM'nin, yargılamanın hızlanması için bazı tedbirler aldığını not etmektedir. Yargıtay önündeki yargılamanın süresi (yaklaşık dokuz ay) hakkında eleştiri yapılamaz.

AİHM yargılama süresinin tamamını gözönünde bulundurarak, AİHS'nin 6§1 maddesi uyarınca "makul sürenin" aşılmadığı kanaatine varmaktadır.

Buradan bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu AİHS'nin 35§1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuranlar, maruz kaldıkları maddi ve manevi zarar adı altında 46.000 Euro istemektedirler.

Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen zarar arasında nedensellik bağının bulunmadığını gözlemlemekte ve bu talebi reddetmektedir.

Buna karşın AİHM, başvuranlar Şemsettin Baştımar, Ali Şahindal, Kenan Aygören ve Tekin Gencer'in her birine manevi zarar adı altında 4.000 Euro ve Şükrü Demirtaş'a 3.500 Euro ödenmesinin yerinde olacağına kanaat getirmektedir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuranlar, AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 17.800 Euro istemektedirler. Başvuranlar kanıt olarak İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği'nin avukatlık ücret çizelgesini sunmuşlardır.

Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.

AİHM içtihadına göre bir başvuran, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduklarıortaya konulduğu sürece masraf ve harcamaların ödenmesini sağlayabilmektedir. Bu davada ve elinde bulunan unsurları gözönüne alarak, mahkeme önündeki yargılama için 1.500 Euro'nun makul olduğuna kanaat getirmekte ve beş başvurana adli yardım adı altında Avrupa Konseyi'nin verdiği 701 Euro çıkarılarak kalan miktarın ortaklaşa ödenmesine kanaat getirmektedir.

C. Gecikme faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvuranların tutuklu yargılanma sürelerine ilişkin şikayet konusunda başvurunun kabuledilebilir, geri kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS'nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilmek üzere SavunmacıHükümet'in;

i. manevi tazminat için başvuranlar Şemsettin Baştımar, Ali Şahindal, Kenan Aygören ve Tekin Gencer'in her birine 4.000 (dört bin) Euro ve Şükrü Demirtaş'a 3.500 (üç bin beşyüz) Euro;
ii. masraf ve harcamalar için beş başvurana ortaklaşa 1.500 (bin beş yüz) Euro'dan adli yardım adı altında Avrupa Konseyi'nden alınan 701 (yedi yüz bir) Euro düşürülerek kalan miktarı;
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine,

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet'in, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü'nün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA