kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
GÜZEL (ZEYBEK)- TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İŞKENCE YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
GÜZEL (ZEYBEK)- TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:71908/01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
5 Aralık 2006

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 71908/01 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Asiye Güzel Zeybek'in (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 2 Temmuz 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından E. Kanar ve Y. Başara tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

DAVA KOŞULLARI

Başvuran 1970 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

A. Başvuranın yakalanması ve aleyhinde başlatılan ceza davası

Başvuran, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından yasadışısilahlı örgüt olan Marksist Leninist Komünist Parti'ne yönelik olarak başlatılan operasyon çerçevesinde (MLKP) 22 Şubat 1997 tarihinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.

Başvuran, 23 Şubat 1997 tarihli yazılı ifadesinde sözkonusu örgüt bünyesinde yürüttüğü faaliyetleri belirtmiştir.

Gureba Hastanesi doktoru tarafından düzenlenen 27 Şubat 1997 tarihli sağlık raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.

2 Mart 1997 tarihinde başvuranın ifadesi alınmıştır.

3 Mart 1997 tarihinde başvuranla, gözaltına alınan diğer kişiler arasında bir yüzleştirme tutanağı hazırlanmıştır.

İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.

6 Mart 1997 tarihinde başvuranın tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi ve Ceza Kanunu'nun 168 § 1. maddesine dayanarak 18 Mart 1997 tarihli bir iddianameyle, yasadışı silahlı örgüt yönetmek suçundan başvuran aleyhinde ceza davası açmıştır.

Savcılık 31 Temmuz 1997 tarihli esasa ilişkin iddianamede olayların tekrar değerlendirilmesini ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi ve Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca başvuranın yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiştir.

Başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) önünde gerçekleştirilen 8 Ekim 1997 tarihli duruşmada gözaltında verdiği ifadesini reddetmiştir.

Başvuran aynı gün sunduğu savunma layihasında, sosyal eğilimli bir gazetenin yazıişleri müdürü olduğunu belirtmiştir.

Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada kendisine vurulduğunu ve hakaret edildiğini ifade etmiştir. Başvuran, ters ve düz askıya asıldığını, sorgulamayı gerçekleştiren Bayram Kartal isimli şahsın emri ile tecavüze uğradığını ve gözlerinin bağlı olması sebebiyle bunları kimin yaptığını göremediğini iddia etmiştir. Başvuran, gözaltından sorumlu kişiler hakkında şikayetçi olduğunu belirtmiştir. İstanbul Tıp Fakültesi psikoterapi servisine nakledilme talebinde bulunmuştur. Başvuran gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından faydalanamadığını ve yaşadığışok nedeniyle ne doktora, ne savcıya ne de hakime yaşadıklarını anlatamadığını belirtmektedir. Başvuran ifadeleri imzalamak zorunda kaldığını ve dosyada yer alan yüzleştirme tutanağının aksine hiç kimse ile yüzleştirilmediğini iddia etmiştir.

Başvuranın avukatı 11 Şubat 1998 tarihli duruşmada, şikayetini yinelemiş ve gözaltından sorumlu olan kişilerin ifadesinin alınmasını talep etmiştir. Sözkonusu iddialarıdestekleyecek hiçbir sağlık raporu bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın avukatının bu talebi reddedilmiştir.

27 Mart ve 29 Mayıs 1998 tarihli duruşmalarda başvuran iddialarını yinelemiş. Bu iddialar Mahkeme tarafından reddedilmiştir.

Başvuran, 24, 29 Temmuz ve 4 Ağustos 1998 tarihlerinde, İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri merkezinde görev yapan üç doktordan oluşan bir kurul tarafından muayene edilmiştir. Bu üç muayene sonucunda hazırlanan sağlık raporunda 1997 yılının Şubat ayında yaşanan travmatik olayın etkisinde olduğu belirtilmiştir. Bu olayla ilgili yapılan görüşmeler sırasında başvuranın kaygılı olduğu, yaşanan travmadan bahsedildiğinde kaçma eğilimde olduğu belirtilmiştir. Başvuranda aynı zamanda genel isteksizlik ve psikopatolojik belirtiler tespit edilmiştir. Başvuranın olayla ilgili kabuslar gördüğü ve bunun korkuya neden olduğu belirtilmiştir. Başvuran bu durumu kaygılı bir şekilde ve ağlayarak anlatmıştır. Belirli bir konu üzerinde dikkat toplama güçlüğü yaşamaktadır. Doktorlar travma sonrası stres bozukluğu-kronik form tanısını koymuşlardır.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı 16 Kasım 1998 tarihinde, ayakları için gördüğü tedavi ile ilgili olan sağlık raporunu Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevketmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu raporu okumuş ve dava dosyasına eklemiştir.

17 Şubat 1999 tarihli duruşmada başvuran iddialarını yinelemiştir. Başvuran, İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından hazırlanan ve gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı kötü muamelelerle ilgili olan sağlık raporunu DGM'ye sunmuştur. Başvuran aynı zamanda, sağlık sorunları nedeniyle tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuştur. DGM, başvuranın talebini reddetmiştir.

Gebze Cezaevinde bulunan başvuran 16 Ağustos 1999 tarihinde, muayene edilmek üzere Çapa Tıp Fakültesi'ne sevkedilmiştir.

Şahika Yüksel isimli doktor 31 Ağustos 1999 tarihli reçetesinde başvuranın, 5 Ekim 1999 tarihinde psikiyatrik muayenesinin yapılmasını talep etmiştir.

Başvuran, 1 Aralık 1999 tarihli duruşmada gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını ve ifadeleri zorla imzaladığını yinelemiştir. Başvuran, neredeyse bir buçuk yıldır psikoterapik tedavi gördüğünü belirtmiştir. Başvuran aynı zamanda, "gözaltında bir tecavüz öyküsü" isimli bir kitapta gözaltında kendisine yapılan kötü muameleleri anlattığını belirtmiştir.

DGM, 11 Şubat 2000 tarihli duruşmada İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından düzenlenen sağlık raporunu dava dosyasına eklemiştir.

DGM, 21 Haziran, 28 Ağustos ve 3 Kasım 2000, 24 Ocak, 18 Nisan ve 29 Haziran 2001 tarihli duruşmalarda başvuranın tutuksuz yargılanma talebini ve gözaltından sorumlu polislerin ifadelerinin alınması talebini reddetmiştir.

Başvuran, 27 Mart 2002 tarihinde DGM önünde savunma layihasını sunmuştur.

DGM, 16 Ekim 2002 tarihli bir kararla, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi ve Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir.

Yargıtay,15 Ocak 2004 tarihinde temyizine gidilen kararı bozmuştur.

Dava halen İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülmektedir.

B. Diğer sanıkların kötü muamele yapıldığına ilişkin şikayetleri üzerine başvuranın gözaltından sorumlu polis memurları aleyhinde başlatılan ceza davası

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranla birlikte yargılanan diğer sanıklar tarafından yapılan şikayet üzerine ve Ceza Kanunu'nun 243. maddesine dayanarak 4 Temmuz1997 tarihinde, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir, Necip Tükenmez, Şaban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları aleyhinde iddianame sunmuştur.

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 1997 tarihli duruşmada şikayetçilerden biri olan Gönül Karagöz'ü dinlemiştir. Gönül Karagöz, duruşmada hazır olan ve kendisine elle tacizde bulunan ve cinsel içerikli hakaretlerde bulundukları iddia edilen Bayram Kartal, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz'u teşhis etmiştir. Aynı duruşma sırasında, şikayetçi olan Sultan Arıkan isimli diğer bir kişi de kendisine kötü muamelede bulunan üç polis memurunu teşhis etmiştir. Diğer şikayetçi Arif Çelebi ise başvurana bu polisler tarafından tecavüz edildiğini belirtmiştir. Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir, Mecit Tükenmez, Şaban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurları avukatları olmadan ifade vermeyi reddetmiş ve kendilerine süre tanınmasını talep etmişlerdir.

7 Mayıs 1998 tarihli duruşmada, Bayram Kartal, Sedat Selim Ay, Yusuf Öz, Erdoğan Oğuz, Zülfikar Özdemir, Şaban Toz ve Bülent Toramanoğlu isimli polis memurlarıkendilerine isnat edilen fillere itiraz etmişlerdir.

Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz 1998 tarihinde başvuranı dinlemeye karar vermiştir.

Başvuran, 2 Ekim 1998 tarihli duruşmada gözleri bağlı bir şekilde üç polis memuru tarafından sorgulandığını belirtmiştir. Ters ve düz askıya asıldığını daha sonra ise Bayram Kartal isimli polis memurunun emri ile kendisine tecavüz edildiğini ifade etmiştir. Yaşadığıtravma nedeniyle, ifadesini tamamlayamadığını belirtmiştir. Arif Çelebi isimli şahıs, başvuranın cezaevinde bulunduğu sırada tecavüz olayını kaleme aldığını belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın, iddiaları ile ilgili olarak şikayette bulunma özgürlüğüne sahip olduğunu ve bu konu ile ilgili olarak kendisine bir sağlık raporunun sunulması halinde bu iddiayı inceleyeceğini belirtmiştir. Aynı duruşma sırasında, Bayram kartal isimli polis memuru başvuranın iddialarını reddetmiştir. Sedat Selim Ay isimli polis memuru, gözaltısüresinin bitiminde başvuranın bir doktor tarafından muayene edildiğini hatırlamıştır.

Başvuran, 23 Kasım 1999 tarihli duruşmada, Zülfikar Özdemir hariç gözaltından sorumlu Bayram Kartal, Erdoğan Oğuz ve Yusuf Öz isimli polis memurlarını teşhis etmiştir.

AİHM, davanın seyri ile ilgili olarak bilgi sahibi değildir.

C. Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuranın gözaltından sorumlu polis memurları res'en açılan kamu davası

Cumhuriyet Savcısı, başvuranın tecavüze uğradığı iddiaları ile ilgili olarak kamu davası açıldığını Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na 30 Aralık 1998 tarihinde bildirmiştir. Buna ek olarak, Hürriyet gazetesinin "gözaltında bir tecavüz öyküsü" isimli makalenin yer aldığı 12 Aralık 1998 tarihli bir nüshasını göndermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, Arif Çelebi ile birlikte örgüte üye olan diğer kişilerin de, sekiz polis memuru hakkında kötü muamele yaptıkları gerekçesiyle şikayetçi olduklarını belirtmiştir.

Ceza Kanunu'nun 243. maddesi uyarınca, 4 Temmuz 1997 tarihli iddianamede bu polisler hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ekim 1998 tarihli duruşmasında davayı incelemiş ve başvuranı tanık sıfatı ile dinlemiştir. Bununla ilgili olarak başvuran, gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını ve kendisine tecavüz edildiğini belirtmiştir. 10 Aralık 1998 tarihli duruşmada, başvuranın avukatıİstanbul Tıp Fakültesi tarafından hazırlanan tarihsiz bir sağlık raporunu sunmuştur. İstanbul Ağır Mahkemesi'nin 2 Mart 1999 tarihli kararından sonra Cumhuriyet Savcısı, iddia edilen tecavüz olayı ile ilgili olarak bir soruşturma başlatabilmesi için 30 Aralık 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'nıbilgilendirmiştir.

24 Mayıs 1999 tarihinde, Gebze Cumhuriyet Başsavcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde on üç gün boyunca gözaltında tutulduğunu belirtmiştir. Başvuran burada kendisine kötü muamele yapıldığını ifade etmiştir. Başvuran iki defa doktor tarafından muayene edildiğini fakat polislerin yanında olması sebebiyle doktorlara bir şey söyleyemediğini belirtmiştir. Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı olaylar hakkında ne Savcılığa ne de hakime herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Başvuran, DGM'deki ilk duruşma sırasında bununla ilgili olarak şikayetçi olmuştur. Başvuran, İstanbul Tıp Fakültesi'ne sevkedildiğini fakat bu tarihte vücudundaki izlerin geçtiğini ifade etmiştir. Başvuran, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında şikayetçi olacağını beyan etmiştir.

Fatih Cumhuriyet Savcısı, 2 Haziran 1999 tarihinde Bayram Kartal ve Yusuf Öz isimli polis memurlarının ifadesini almıştır. Polis memurları, başvuranın iddialarını reddetmiştir.

Fatih Cumhuriyet Savcısı, aynışekilde başvuranın iddialarını reddeden Erdoğan Oğuz isimli polis memurunun ifadesini almıştır.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 10 Haziran 1999 tarihli talebi üzerine 13 Aralık 1999 tarihinde, altı doktorun yer aldığı bir kuruldan oluşan İstanbul Adli Tıp Kurumu başvuranı ve konu ile ilgili olarak hazırlanan sağlık raporlarını incelemiştir. Kurulun, başvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği gözaltısırasında düzenlenen sağlık raporu ve İstanbul Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen sağlık rapor ışığında başvuranın iddiaları ile ilgili olarak kararını vermesi gerekmekteydi. Kurul tarafından düzenlenen 27 Şubat 1997 tarihli sağlık raporunda, başvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumu raporunda da aynışekilde başvuranın vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Kurul, İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından düzenlenen ve tarihi belirsiz olan sağlık raporunda, başvuranın belirttiği şekilde bir travma yaşayan kişilerde gözlemlenen belirtiler gösterdiği, ilaç kullandığı ve tedaviye devam etmesi gerektiği belirtilmiştir. Kurul, ilgili kişinin 15 Kasım 1999 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiğini, jinekolojik muayene olmayı reddettiğini ve yapılan dış muayenenin hiçbir şiddet ve darp izini ortaya koymadığını belirtmiştir. Kurul, dava konusu olayların meydana geldiği tarihten neredeyse iki buçuk yıl sonra dile getirilen tecavüz iddiasına rağmen ve jinekolojik muayeneyi reddettiğinden dolayı tecavüze uğradığının tespit edilememesi nedeniyle, başvuranda travmadan kaynaklanan fiziksel bir iz ve yaraya rastlanmadığına karar vermiştir. Kurul, başvuranın iddia ettiği şekilde bir travma yaşayıp yaşamadığının tespit edilebilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu tarafından psikolojik muayeneden geçirilmesini talep etmiştir.

İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bölüm Başkanı, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 29 Şubat 2000 tarihli talebine cevap olarak, başvuranın 1998 yılının Haziran ve Aralık ayında muayene edildiğini 1 Mart 2000 tarihinde belirtmiştir. 29 Temmuz 1998 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda Prof. Dr. Şahika Yüksel'in imzası yer almaktadır.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 Mart 2000 tarihinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan, başvurana kötü muamelede bulunduğu ve tecavüz ettiği iddia edilen Bülent Toramanoğlu isimli polis memurunun ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

Aynı gün Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan başvurana kötü muamelede bulunduğu ve tecavüz ettiği iddia edilen Necip Tükenmez isimli polis memurunun ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 Mart 2000 tarihinde Sedat Selim Ay isimli polis memurunun ifadesini almıştır. Sedat Selim Ay, Yusuf Öz ve Erdoğan Oğuz isimli polis memurlarının sorguyu yapıklarını beyan etmiştir.

Yine aynı tarihte Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, başvuranın sorgusuna katılmadığınıbeyan eden Şaban Öz isimli polis memurunun ifadesini almıştır.

Yine aynı tarihte Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, Zülfikar Özdemir isimli polis memurunun ifadesini almıştır. Zülfikar Özdemir, başvuranın sorgusuna katılmadığını beyan etmiştir.

Antalya Emniyet Müdürlüğü 29 Mart 2000 tarihinde, Bülent Toramanoğlu'nun ifadesini almıştır. Bülent Toramanoğlu, başvuranın iddialarını reddetmiş ve başvuranın pişmanlık yasasından faydalanmayı talep ettiğini belirtmiştir. Başvuranın bu talebi kabul edilmiş ve Kırklareli Cezaevi'ne sevkedilmiştir. Altı ay sonra, mensup olduğu örgütün baskıları sonucu itirafçı statüsünden vazgeçmiş ve tecavüz iddialarını desteklemiştir.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 7 Nisan 2000 tarihinde, Necip Tükenmez isimli polis memurunun ifadesini almıştır. Necip Tükenmez isimli polis memuru, başvuranın iddialarınıreddetmiş ve başvuranın yakalanmasında görev aldığını fakat sorgusu sırasında orada olmadığını belirtmiştir.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı 26 Nisan 2000 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan başvuranın muayene edilmesini ve 21 Şubat 1997 ve 6 Mart 1997 tarihlerinde meydana geldiği iddia edilen tecavüz olayından kaynaklanan psikolojik bir travma yaşayıp yaşamadığının tespit edilmesini talep etmiştir.

İstanbul Adli Tıp Kurumu 14 Ağustos 2000 tarihinde, 15 Kasım 1999 ve 26 Nisan 2000 tarihlerinde başvuranın muayene edilmesinden sonra raporunu sunmuştur. Doktorlar 24 Temmuz 1998 tarihinde başvuranın ilk kez kronik form tanınsa uyan Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaşadığına kanaat getirmiştir. 15 Kasım 1999 ve 26 Mayıs 2000 tarihlerinde gerçekleştirilen muayeneler bu belirtilerin artık bulunmadığını ortaya koymuştur. Doktorlar, İstanbul Tıp Fakültesi tarafından başvuranın gözaltında bulunduğu sırada tecavüze uğradığı iddiaları ile ilgili olarak ifade edilen ve saptanan belirtilerin, gözaltında ya da cezaevinde bulunduğu sırada yaşamış olabileceği başka bir travmanın ardından ortaya çıkmışolabileceğini belirtmiştir.

Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı, 22 Eylül 2000 tarihinde Gebze Cezaevinde bulunan Gönül Karagöz'ün ifadesini almıştır. Gönül Karagöz, başvuranla birlikte aynı dönemde gözaltına alındığını, başvuranı bir hücrede iken gördüğünü, Ahmet Haşim Baran isimli bir polis memurunun başvuranın bulunduğu hücreye girmek istediğini fakat ismini bilmediği 1 m 70 cm boylarında, kumral ve otuzlu yaşlarda olan başka bir polis memurunun "hesabınıgördüm" diyerek bu polisin hücreye girmesini engellediğini ve cezaevinde iken başvuranın tecavüze uğradığını öğrendiğini belirtmiştir.

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Ekim 2000 tarihinde muhakemenin men'i kararıvermiştir. Gerekçelerinde, başvuranın yasadışı bir örgüte üye olmak suçundan 22 Şubat 6 Mart 1997 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltına alındığını, 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporunda başvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığının belirtildiğini, 2 Ekim 1998 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi'nde tanık olarak dinlendiğini ve başvuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini belirtmiştir. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisine sevkedilmesinden sonra düzenlenen ve tarih belirtilmeyen sağlık raporunda başvuranın bir travmaya maruz kaldığı ifade edilmiştir. Adli Tıp Kurumu Kurulu tarafından düzenlenen 13 Aralık 1999 tarihli sağlık raporunda, başvuranın tecavüze uğradığını ya da fiziksel bir travmaya maruz kaldığını ortaya koyabilecek bulguların teşhis edilmediği belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu Kurulu tarafından 14 Ağustos 2000 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda, başvuranın yaşadığı travmanın, gözaltında ya da tutuklu bulunduğu sırada meydana gelebilecek bir olay sonrasında ortaya çıkmış olabileceği, bunun da tespit edilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı aynı zamanda, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan Muhabbet Çelik isimli şahsın ifadesinin başvuranın iddiaları ile çelişkili olduğunu belirtmektedir, bu nedenle Savcılığa göre bu iddialar ciddiyetten uzak olup inandırıcı nitelikte değildir.

Başvuran, 10 Kasım 2000 tarihinde muhakemenin men'i kararına itiraz etmiştir.

Soruşturma dosyasında yer alan unsurlara ve karar gerekçelerini dikkate alan Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Aralık 2000 tarihli bir kararla yasalara ve mevzuata uygun olduğunu belirterek muhakemenin men'i kararını onamıştır.

Bu karar, 3 Ocak 2001 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.

HUKUK AÇISINDAN


I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada AİHS'nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir.

Hükümet, başvuranın kararı kanun yararına temyiz etmemesi sebebiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmekte ve bu nedenle başvurunun kabuledilemez olduğunu belirtmektedir.

Başvuran bu iddiaya karşı çıkmakta ve bu başvuru yolunun kullanılabilir bir başvuru yolu olmadığını belirtmektedir.

AİHM, Türk Hukuku tarafından tanınan kanun yararına temyiz başvurusunun olağandışı bir başvuru yolu olduğunu belirtmektedir. Esasında yalnızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu başvuru yolunu kullanma hakkına sahiptir ve bu ancak Adalet Bakanlığı'nın resmi izni ile mümkündür. Bu nedenle sözkonusu başvuru yolu yargılanabilir kişilere doğrudan açık değildir. Sonuç olarak, genel kabul görmüş uluslar arası hukuk kurallarıdikkate alındığında, AİHS'nin 35 § 1. maddenin gerekliliklerinin yerine getirildiğine karar verilebilmesi için bu başvuru yolunun kullanılmış olması gerekmemektedir (Öztürk-Türkiye, no: 22479/93). Bu nedenle AİHM bu itirazı reddetmektedir.

Hükümet aynı zamanda altı ay kuralının ihlal edildiğini ve bu nedenle başvurunun kabul edilemez olduğunu belirtmektedir.

Hükümet'e göre, Savcılığın muhakemenin men'i kararını onayan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'nın 5 Aralık 2000 tarihli kararı, 14 Aralık 2000 tarihinde başvurana temyiz edilmiş ve başvuran ancak 2 Temmuz 2001 tarihinde AİHM'ye başvurmuştur.

Başvuran, bu kararın 3 Ocak 2001 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini ileri sürmektedir.

AİHM, dava konusu kararın tebliğnamesinin tartışma götürmez bir şekilde bu kararın 3 Ocak 2001 tarihinde başvurana tebliğ edildiğini ortaya koyduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle bu itirazı reddetmektedir.

AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır. AİHM başvurunun başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini tespit etmedir. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygundur.

B. Esas Hakkında

Hükümet, başvuranın gözaltında uğradığını iddia ettiği kötü muamelelerin hiçbir sağlık raporu ile desteklenmediğini belirtmektedir. Gureba Hastanesi'nde muayene edilen başvuran tecavüze uğradığını muayene sırasında belirtmemiştir.

Düzenlenen sağlı raporunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir. Yine aynışekilde başvuran, 6 Mart 1997 tarihli tecavüze uğradığını muayene sırasında da belirtmemiştir. Adli Tıp Kurumu'nun 13 Aralık 1999 tarihli sağlık raporunda başvuranın tecavüze uğrayıp uğramadığının tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Başvuranın yaşadığı travmanın, tutuklu bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kalma korkusundan ya da başka bir travmadan kaynaklanmasının mümkün olduğunu belirtilmiştir.

Başvuran, Hükümet'in iddialarına karşı çıkmaktadır. Başvuran yaşadığı utançtan dolayı ne Savcılığa ve hakime ne de ailesine tecavüze uğradığını söyleyebildiğini belirtmektedir. Başvuran bu olayla ilgili olarak "Gözaltında bir tecavüz öyküsü" isimli bir kitap yazmıştır. İstanbul DGM'de verdiği 8 Ekim 1997 tarihli ifadesinde yaşadıklarını dile getirmiştir. Başvuran İstanbul Tıp Fakültesi Psikoloji servisinde muayene edilme talebinde bulunmuş ve bu talebi Mahkeme tarafından reddedilmiştir. Başvuran, talebinin kabul edilmesi ile neler yaşadığının ortaya konulabileceğini belirtmektedir. Başvuran, gözaltında yaşadıklarının dışında travmaya neden olabilecek başka hiçbir olay yaşamadığınıbelirtmektedir. Başvuran, İstanbul Adli Tıp Kurumu raporunun bir yıl sonra düzenlenmişolması sebebiyle İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından düzenlenen olaylara yakın olan ilk raporun dikkate alınması gerektiğini açıklamaktadır. Başvuran Adli Tıp Kurumu'nun Adalet Bakanlığı'na bağlı olduğunu belirtmektedir.

AİHM, AİHS'ye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Hüsniye Tekin-Türkiye, no: 50971/99, 25 Ekim 2005, Martinez Sala ve diğerleri-İspanya, 2 Kasım 2004, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993, ve Erdagöz-Türkiye, 22 Ekim 1997, Derleme Kararlar ve Hükümler). AİHM, iddia edilen olayların tespiti için "her türlü makul şüphenin ötesinde" kriterinden yararlanmaktadır, bu türden bir delil yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluşabilir (İrlanda-Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, ve Labita-İtalya, no: 26772/95).

AİHM, başvuranın AİHS'nin 3. maddesine aykırı olarak kötü muameleye maruz kaldığını belirmesi nedeniyle, gözaltı koşullarının başvuranla Hükümet arasında anlaşmazlığa yol açtığını tespit etmektedir.

Mevcut davada, gözaltı sırasında ve gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen 27 Şubat ve 6 Mart 1997 tarihli sağlık raporlarında başvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir. AİHM, gözaltı sırasında işlendiği iddia edilen bir tecavüz olayıile ilgili olarak, kişinin içinde bulunduğu durum sebebiyle olaya ilişkin delil sunmasının kolay olamayabileceğini kabul etmektedir (Zeynep Avcı-Türkiye, no: 37021/97, 6 Şubat 2003 tarihli karar). Bununla birlikte AİHM, başvuranın iddiaları ile ilgili olarak ancak Ağır Ceza Mahkemesi'nde tanık sıfatı ile dinlendiği 2 Ekim 1997 ve savunma lahiyasını DGM'ye sunduğu 8 Ekim 1997 tarihlerinde yetkili makamlara bilgi verdiğini tespit etmektedir. Bununla ilgili olarak, her ne kadar başvuran şokta olması sebebiyle ne savcıya ne hakime ne de kendisini muayene eden doktora gözaltında yaşadıklarını anlatabildiğini ifade etse de, konuyla ilgili olarak yetkili makamlara bilgi vermek için yaklaşık dokuz ay beklemesi ilginç bir durum arzetmektedir.

Esasında, dosyada yer alan unsurlardan hareketle, başvuranın 6 Mart 1997 tarihinde tutuklu olarak yargılanmasına karar verilmiş ve başvuran cezaevinde görevli sağlık yetkililerine iddiaları ile ilgili olarak herhangi bir bilgi vermemiş, 8 Ekim 1997 tarihinden önce başka bir doktor tarafından muayene edilme talebinde bulunmamıştır.

AİHM, tutuklu yargılanmasına karar verilmesinden sonra başvuranın 24 ve 29 Temmuz ve 4 Ağustos 1998 tarihlerinde üç defa İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi'nde çeşitli doktorlar tarafından ve aynı zamanda 13 Aralık 1999 ve 14 Ağustos 2000 tarihlerinde İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiğini de tespit etmektedir. Hiç kuşkusuz, ilgili kişi görüşlerinde Adalet Bakanlığı'na bağlı olan Adlı Tıp Kurumu tarafından verilen rapora itiraz etmekte ve bu şekilde dolaylı olarak raporun dayanağını tartışma konusu yapmaktadır. Bununla ilgili olarak AİHM, başvuranın yetkili makamlara başvurarak bu raporun dayanaktan yoksun olduğunu dile getirme hakkına sahip olduğunu hatırlatmaktadır oysa başvuran bu yolu kullanmamıştır.

AİHM ayrıca, bir travma yaşayıp yaşamadığının tespit edilebilmesi amacıyla başvuranın tekrar muayene edildiğini tespit etmektedir. Adli Tıp Kurumu, bununla ilgili olarak gözaltı sırasında düzenlenen sağlık raporlarını ve İstanbul Üniversitesi Hastanesi tarafından düzenlenen raporları dikkate alarak iki adet sağlık raporu düzenlemiştir. Bu noktada bu raporlar, gözaltından kaynaklanabilecek bir travma yaşandığı savını ortaya koysa da, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığını ve bilhassa tecavüze uğradığını ortaya koymamaktadır.

AİHM takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemiştir. AİHM, elinde bulunan unsurların, başvuranın gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığı ve tecavüze uğradığıiddiaları ile ilgili olarak bu türden bir sonuca götürebilecek türden deliller sunmadığıkanaatindedir. Bununla birlikte, ulusal mahkemelerin konu ile ilgili olarak hızlı bir şekilde soruşturma başlatmamış olması ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

AİHM, yukarıda yer alan tespitler ışığında ve her türlü makul şüpheciliğin de ötesinde, başvuranın yaşadığını iddia ettiği kötü muameleler nedeniyle AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşamamaktadır.

II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, AİHS'nin 3. maddesine ilişkin şikayetlerini dile getirebileceği etkili bir başvuru yolundan mahrum bırakıldığını iddia etmekte ve AİHS'nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatine varmıştır. AİHM başvurunun başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle çelişmediğini tespit etmedir. Bu nedenle başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygundur.

B. Esas Hakkında

Hükümet, başvuranın iddialarına karşı çıkmaktadır.

AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin iç hukukta AİHS ile sağlanan temel hak ve özgürlüklere ilişkin başvuru imkanının varlığını garanti altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm iç hukukta yetkili ulusal mahkemenin AİHS'ye dayalışikayetin içeriğini incelenmesini sağlayacak bir başvurun varlığını ve Savunmacı Devletler sözü edilen hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir payından yararlansalar dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. Bununla birlikte, bu maddede öngörülen başvuru, hukukta olduğu kadar uygulama da "etkili" olmalı, özellikle kullanımıSavunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır. Bununla birlikte bu düzenleme, yalnızca AİHS uyarınca savunulabilir olan şikayetler için geçerli olmaktadır (Bkz. Boyle ve Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar).

Mevcut davada AİHM, dosyada yer alan unsurların başvuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye uğradığı sonucunu ortaya çıkarmak için yeterli olmadığıkanaatindedir. Bununla birlikte bu durum, şikayetin 3. madde bakımında savunulabilir bir şikayet niteliğini ortadan kaldırmamaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Boyle ve Rice kararı). AİHM'nin esasa ilişkin kararı sözkonusu şikayet ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütme zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır (Bkz., Baltaş-Türkiye, no: 50988/99, 20 Eylül 2005 tarihli karar).

AİHM, DGM'ye sunulan 8 Ekim 1997 tarihli savunma layihasında başvuranın gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü muamele yapıldığı iddialarını dile getirdiğini not etmektedir. Başvuran aynışekilde, Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nin psikoterapi servisinde muayene edilme talebinde bulunmuş ve bu talebi reddedilmiştir. Sorgusunu yapan polis memurunu da ismen belirtmiştir. Başvuran daha sonra, 11 Şubat, 27 Mart ve 29 Mayıs 1998, 21 Haziran, 28 Ağustos ve 3 Kasım 2000, ve 24 Ocak, 18 Nisan ve 29 Haziran 2001 tarihlerinde gözaltından sorumlu olan polis memurlarını ifadelerinin alınmasını talep etmişher defasında bu talebi reddedilmiştir. Başvuran ancak 24 Temmuz 1998 tarihinden itibaren üç doktordan oluşan bir kurul tarafından muayene edilmiştir. Başvuran, 17 Şubat 1999 tarihli duruşmada DGM'ye bir sağlık raporu sunmuştur. Mahkeme, 11 Şubat 2000 tarihli duruşmada, İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisi tarafından düzenlenen sağlık raporunu dava dosyasına eklemiştir. Mahkemenin, ilgili kişinin iddiaları ve bu sağlık raporlarının sonuçlarını üzerinde bir değerlendirme yapmaksızın davanın esasına ilişkin karar vermesi ilginç bir durum arzetmektedir. Halbuki Mahkeme ve yetkili Savcılık, başvuranın iddiaları ile ilgili haberdar idi, bu iddialarla ilgili olarak yalnızca 30 Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından kamu davası açılmıştır ve bu da başvuranın "Gözaltında bir işkence öyküsü" isimli kitabı ile ilgili bir makalenin yayınlanmasından sonra olmuştur. Savcılık, iddiaların gerçekliğinin tespit edilebilmesi amacıyla res'en bir ceza soruşturması başlatmıştır. Hiç kuşkusuz, kamu davasının açılmasından ve olayların meydana geldiği tarihten birkaç sene sonra başvuran sağlık muayenesinden geçirilmiştir.

Esasında AİHM, bu tür iddialarla ilgili olarak ivedi ve özenli olma zorunluluğunun açık olduğunu hatırlatmaktadır. Soruşturmanın özel bir durumda seyrini engelleyebilecek zorlukların ya da engellerin olabileceği kabul edilebilmektedir. Bununla birlikte, 3. maddeye aykırı kötü muamele iddiaları ile ilgili soruşturma yürütülmesi sözkonusu olduğuna, yetkili makamların ivedilikle hareket etmesi, eşitlik ilkesi uyarınca kamunun güvenini korumak ve yasadışı eylemler konusunda suç ortaklığı yapıldığı ve hoşgörü gösterildiği kanısının oluşmasını engellemek için temel nitelikte değerlendirilebilir (Bkz., mutatis mutandis, Zengin-Türkiye, no: 46928/99, 28 Ekim 2004 ve Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00). Aynı zamanda, başvuranın iddiaları ile ilgili olan soruşturma, başvuranın iddialarını yetkili mercilere bildirmesinden yalnızca on dört ay sonra başlatılmıştır.

Başvuranın gözaltından sorumlu polis memurlarının ifadesi ancak üç sene sonra alınmıştır. Polis memurlarından bazıları istinabe yoluyla dinlenmiştir.

Sonuç olarak, yukarıda ifade edildiği şekilde soruşturmada tespit edilen eksiklikler ve gerekli özenin ve dikkatin gösterilmemiş olması, başvuranın savunulabilir şikayetleri ile ilgili olarak 13. madde uyarınca ulusal makamların derinlemesine bir soruşturma yürütmedikleri kanaatine neden olmaktadır. Sonuç olarak, AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, maddi tazminat olarak 20.000 Euro, manevi tazminat olarak da 100.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.

AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine kanaat getiren AİHM, başvuran tarafından talep edilen maddi tazminatın reddedilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.

AİHM, 13. maddenin ihlal edildiği dikkat alındığında, başvurana manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.

AİHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak başvurana 5.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran masraf ve harcamalar için 8.948 Euro talep etmektedir. Talebini ise aşağıdaki şekilde detaylandırmaktadır:

-Avukatlık ücret tarifesini ve AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için İstanbul Barosu'nun ücret tarifesini sunarak bu harcamalar için 14.300 Yeni Türk Lirası(yaklaşık 7.700 Euro);

-Ulusal mahkemeler nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için 3.300 Y.T.L. (yaklaşık 1.777 Euro).

-Tercüme, posta, telefon ve kırtasiye masrafları için 875 Y.T.L. (yaklaşık 471 Euro).

Hükümet bu taleplerin desteklenmediğini belirtmektedir.

AİHM, dosyada yer alan unsurlar dikkate alındığında başvuranın talep ettiği rakamlarıyalnızca kısmi olarak belgelendirdiğini tespit etmektedir. AİHM, yerel mahkemeler nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için dile getirilen talebi reddetmekte ve AİHM nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için 3.000 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1.Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;

1.AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;

2.AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;

4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL.'ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 5.000 Euro (beş bin) masraf ve harcamalar için 3.000 Euro (üç bin) ödenmesine;

b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;

3. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA