kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BÜLENT ÖZPOLAT- TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

KABUL EDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BÜLENT ÖZPOLAT- TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:39200/02)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
21 Kasım 2006

OLAYLAR

Başvuran, 1976 doğumlu Türk vatandaşı olup İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından S. Turgut tarafından temsil edilmektedir.

Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

9 Ekim 1996 tarihinde başvuran ve arkadaşı Marmara Üniversitesi kampusünde yakalanmıştır. Düzenlenen tutanakta, kaçmaya yeltenen başvuranı ve arkadaşını yakalamak için polislerin güç kullanmak zorunda kaldıkları belirtilmektedir.

Başvuran 10 Ekim 1996 tarihinde serbest bırakılmıştır. Başvuran, serbest bırakma tutanağına kendi el yazısıyla ifade vermeyi reddettiğini ve kötü muameleye maruz kalmadığını eklemiştir.

Başvuran, 11 Ekim 1996 tarihinde muayene edilmiştir. Muayene sonucunda alt çenede kırık tespit edilmiş ve iki hafta süreyle iş göremeyeceği belirtilmiştir.

Başvuran, 12 Ekim 1996 tarihinde Marmara Hastanesi'ne gitmiş ve iki gün hastanede kalmıştır.

Başvuran, 18 Ekim 1996 tarihinde yakalanmasından ve gözaltından sorumlu polisler hakkında Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunmuştur.

Kadıköy Adli Tıp Kurumu tarafından aynı gün düzenlenen raporda alt çenede kırık ve sırt bölgesinde kabuk bağlamış geniş çapta hafif yara tespit edildiği belirtilmiştir.

Başvuran, 25 Kasım 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada gözleri bağlı olduğundan kendisine kötü muamele yapan polislerin yüzünü görmediğini belirtmiştir. Başvuran aynışubede gözaltında bulunan başka bir kişinin ismini vermiştir.
Cumhuriyet Savcısı, 18 Kasım 1997 tarihinde başvuranın gözaltından sorumlu olan beş polisi kötü muamele yapmakla suçlamıştır.

Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi 18 Nisan 2000 tarihinde, suçluluklarını ortaya koyabilecek delillerin bulunmamasından dolayı polislerin beraat etmesine karar vermiştir. Mahkeme kararını verirken başvuranın, polislerin ve başvuranla birlikte gözaltına alınan ve gözlerinin baplı olduğunu, kötü muamele yapan polislerin yüzünü göremediğini belirten diğer şahsın ifadelerini dikkate almıştır.

Yargıtay, 16 Ocak 2002 tarihinde duruşma sonunda başvuranın avukatı tarafından yapılan temyiz talebini reddetmiştir.

Yargıtay kararı, Ağır Ceza Mahkemesi kaleminde bulunan dava dosyasına 15 Şubat 2002 tarihinde eklenmiştir.

Başvuran 3 Mart 2004 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi kalemine giderek sözkonusu kararın bir nüshasını almıştır.

ŞİKAYETLER

AİHS'nin 3. ve 13. maddesine atıfta bulunan başvuran, gözaltında bulunduğu sırada maruz kaldığı kötü muameleden şikayetçi olmakta ve şikayetlerini dile getirebileceği etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını ileri sürmektedir.

HUKUK AÇISINDAN

Hükümet altı ay kuralının ihlal edildiğini belirtmektedir. Hükümet'e göre, başvuran Yargıtay kararının Ağır Ceza Mahkemesi kalemine iletildiği tarihten itibaren altı aylık süre içerisinde başvurusunu yapmalıydı.

Başvuran, Yargıtay kararının kendisine tebliğ edilmediğini, karardan ancak 3 Mart 2004 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi'ne gittiğinde haberdar olduğunu belirtmektedir.

AİHM, iç hukuk kararının tebliğ edilmesi iç hukukta öngörülmediği durumlarda, kararın tarafların bilgisine sunulduğu ve tarafların kararın içeriğinden tam anlamıyla haberdar olabilecekleri tarihi değerlendirmeye almak uygun olacaktır. Bu nedenle AİHM, Yargıtay kararının ilk derece mahkemesi kalemine iletildiği tarihi dikkate almaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Evin Yavuz ve diğerleri-Türkiye (Karar), no: 48064/99, 1 Şubat 2005 tarihli karar, Tahsin İpek-Türkiye (karar), no: 39706/98, 7 Kasım 2000 tarihli karar ve Seher Karataş-Türkiye (karar), no: 33179/96, 13 Mart 2001).

AİHM mevcut davada 16 Ocak 2002 tarihli kararın, 15 Şubat 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi kaleminde tarafların bilgisine sunulduğunu halbuki başvurunun 6 Eylül 2002 tarihinde yani altı aydan uzun bir zaman sonra yapıldığını tespit etmektedir. Her ne kadar başvuran ancak 3 Mart 2004 tarihinde Yargıtay kararından haberdar olduğunu iddia ediyorsa da AİHM, ulusal mahkemelerde görülen davayı takip etme ve nihai iç hukuk kararının bir nüshasını daha erken elde edebilmek için gerekli özeni gösterme işinin başvuranın kendisine ya da avukatına düştüğü kanaatindedir. Bu durum Yargıtay'ın başvuranın talebi üzerine duruşma düzenlemiş olması kadar aşıkardır. Bu noktada, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun eski 324. maddesi uyarınca, Yargıtay kararı ilke olarak duruşma sonunda ya da bu duruşmayı takip eden bir hafta içerisinde açıklanmaktadır.

Başvuranın ya da avukatının kararın açıklandığı gün kararın tamamına ulaşamadıklarıvarsayılsa bile, en geç 15 Şubat 2002 tarihinde ilk derece mahkemesi kalemine iletilerek tarafların bilgisine sunulduğu tarihte bu kararın bir nüshasını alabilirlerdi (Bkz. aynı yönde Ali Okul-Türkiye (karar), no: 45358/99, 4 Eylül 2003 tarihli karar). Yukarıda yer alan ifadeler ışığında, gecikme tamamen başvuranın ve/ya da avukatının ihmalkarlığından kaynaklanmıştır ve altı aylık süre dosyanın Ağır Ceza Mahkemesi kalemine iletildiği günden itibaren işlemeye başlamıştır. AİHM bu kararından ayrılmasını gerektirecek bir neden görmemektedir.

Sonuç olarak AİHM, Hükümet'in itirazını kabul etmektedir. AİHM, başvurunun gecikmiş bir başvuru olduğu ve AİHS'nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.

Bu nedenle AİHS'nin 29 § 3. maddesinin uygulanmasına son verilmesi uygun olacaktır.

Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM,

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA