kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
DÜZGÖREN - TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
DÜZGÖREN - TÜRKİYE (Başvuru no. 56827/00)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
9 Kasım 2006

İşbu karar AİHS'nin 44 § 2. Maddesi'nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Davanın nedeni, Türk vatandaşı Koray Düzgören'in ("başvuran"), İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("AİHS") 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 15 Ekim 1999 tarihinde yapmış olduğu 56827/00 no'lu başvurudur.

Başvuran, Londra'da bulunan Kürt İnsan Hakları Projesi'nden A. J. Stock, M. Muller, T. Otty ve J. Gordon tarafından temsil edilmiştir.

AİHM (İkinci Daire), 28 Eylül 2004 tarihinde, başvuruyu kısmen kabuledilemez olarak beyan etmiş ve askeri mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edildiği ve etkili başvuru yollarının bulunmadığı iddialarıyla ilgili şikayeti, Hükümet'e bildirmeye karar vermiştir. AİHM, AİHS'nin 29 § 3. Maddesi uyarınca, başvurunun esaslarını, kabuledilebilirliğiyle aynı anda incelemeye karar vermiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN OLAYLARI

1947 doğumlu başvuran Londra'da ikamet etmektedir.

Gazeteci olan başvuran, 1 Nisan 1998 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin dışında, vicdani redci O.M.Ü. ile ilgili broşür dağıtmıştır. Başvuran, ayrıca, broşürü, suç işlediği için aleyhinde dava açılması gerektiğini ifade eden bir dilekçe ile beraber Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'na da sunmuştur.

"Düşünme özgürlüğü - düşünce suçuna karşı girişim" başlıklı broşür, O.M.Ü.'nün 1 Eylül 1995 tarihinde yaptığı basın açıklamasını içermektedir. O.M.Ü., bu basın açıklamasınedeniyle daha önce suçlu bulunup, mahkum olmuştur. Broşürün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

Ön ve Son Söz:

"Biz, aşağıda imzası olan yayıncılar, içeriklerinden tümüyle bağımsız olarak, katılıp katılmadığımız sorusunu dikkate almaksızın, hatta kimimiz bazı satırlara katılmadığımız halde, her türlü düşüncenin özgürce ifade edilebilmesini savunmak amacıyla, bu "mahkum" metinlerin kamuoyuna iletilmesine aracılık ediyoruz..."

O.M.Ü.'nün basın açıklaması:

"İyi günler, Bugünkü basın toplantısınıİzmir Savaş Karşıtları Derneği düzenlemedi. Bu toplantının sorumluluğu yalnızca bana aittir. Bildiğiniz gibi Ankara Genelkurmay Mahkemesi önünde görülen ve "halkıaskerlikten soğutma" suçunu işlediğim iddia edilen dava 29 Ağustos tarihinde sonuçlandı.

…

Yargı yoluyla bizimle başa çıkamayan ordu, bu biçimde savaş karşıtlarınıkamuoyu gözü önünden kaçırabileceğini sanıyor. Her şeyden önce ben asker kaçağı değilim, "Vicdani Redci"yim. Ne askerlik yapmayı, ne de kaçmayı düşünüyorum. Kaçmam için hiçbir neden yok, çünkü insanların askere gitmeme hakkını saklanıp gizlenmeden kullanabilmeleri gerektiğini savunuyorum.
Askerlik Şubesi'nde bana verilen … askerlik cüzdanınışimdi burada sizlerin gözleri önünde yakacağım…

Ben asker değilim ve asla olmayacağım. Elbet götürüleceğimin farkındayım, ama götürülene kadar, artık kaç gün sürerse, yaşantımın akışında hiçbir değişiklik olmayacak. Beni zorla götürmek amacıyla burada bulabilirler. Ancak kışlada sonuna kadar direneceğimin ve hiçbir şekilde askerlik yapmayacağımın altını tekrar çiziyorum."

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 1 Nisan 1998 tarihinde, başvuranın ifadesini almış, başvuran burada dilekçesinin içeriğini yinelemiştir. Başvuran, yukarıda sözü edilen broşürü basıp, dağıtarak, O.M.Ü.'nün mahkum olduğu suçun aynısınıişlediğini savunmuştur. Broşürün içeriğine katıldığını ifade etmiştir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, vicdani redcilere atıfta bulunan kararları bulunduğuna işaret etmiştir. Broşürün halkı askerlikten soğutma veya firar etmeye teşvik etme amacında olmadığını iddia etmiştir. Ek olarak, Hollanda'da, vicdani redcilerin askerlik yapmadığını, bunun yerine kendilerine diğer işlerin verildiğini belirtmiştir. Gelecekte belki bunun Türkiye'de de gerçekleşeceğini ifade etmiştir. Başvuran, amacının, Türkiye'de zorunlu askerlik hizmetinin kaldırılmasını sağlamak olduğunu söyleyerek savunmasını bitirmiştir.

4 Haziran 1998 tarihinde, Ankara Genelkurmay Başkanlığı savcısı, başvuranı halkıaskerlikten soğutmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Askeri Savcı, başvuranın, Türk Ceza Kanunu'nun 155. Maddesi ile Askeri Ceza Kanunu'nun 58. Maddesi uyarınca suçlu bulunup cezalandırılmasını talep etmiştir.

Başvuran, belirlenemeyen bir tarihte, Ankara Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nde yargılanmaya başlamıştır.

Yargılama sırasında, başvuran, önceki savunmasını yinelemiştir. Özellikle, ifade özgürlüğünün savunucusu olduğunu ileri sürmüş, mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını reddetmiştir.

Mahkeme, 9 Mart 1999 tarihinde, başvuranı suçlu bulmuş, iki ay hapis ve 1.520.000 Türk Lirası (olayların gerçekleştiği sırada 3.5 Euro) para cezasına mahkum etmiştir. Kararın gerekçesinde mahkeme, davayı Anayasa ve iç hukuka uygun olarak ele alma yetkisi bulunduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, askeri mahkemelerin olağandışımahkemeler olduğu sonucuna varan herhangi bir kuralı olmadığını belirtmiştir. Esaslara ilişkin olarak, mahkeme, başvuranın, O.M.Ü.'nün mahkumiyetine neden olan basın açıklamasını içeren broşür dağıtarak, bu broşürü Cumhuriyet Savcısı'na sunarak, Cumhuriyet Savcısı'ndan dava açmasını isteyerek, eylemlerinin kasti olduğu ve suçu bilerek ve isteyerek işlediği kanısına varmıştır.

Mahkeme, Anayasa'nın 25. ve 26. Maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10 § 2. Maddesi ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 29 § 2. Maddesi'ne dayanarak, ifade özgürlüğü ile özgürce fikir yaymanın mutlak hak olmadığınıbeyan etmiştir. Mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerine atıfta bulunarak, başvuranın suçlandığı hükümlerin, ülkenin bütünlüğüne, ulusal güvenlik ve bağımsızlığa yönelik tehditleri ortadan kaldırma amacını gütmekte olduğunu belirtmiştir.

Mahkeme, Türk Ceza Kanunu'nun 155. Maddesi'nin uluslararası hukuka uygun olduğunu ve başvuranın davasının, Türk Ceza Kanunu'nun 155. Maddesi kapsamı içinde olduğunu gözlemlemiştir.

Başvuran, 9 Nisan 1999 tarihinde, Askeri Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde, başvuran, Avrupa İnan Hakları Sözleşmesi'nin 6. ve 10. Maddeleri'ne dayanarak, askeri mahkeme tarafından yargılanmaması gerektiğini ve gerçekleştirdiği eylemin suç olarak değerlendirilemeyeceğini iddia etmiştir.

Askeri Yargıtay, 25 Mayıs 1999 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nin kararını onamıştır. Mahkeme, kararında, iç hukuk ile AİHM'nin içtihatlarına atıfta bulunarak, askeri mahkemelerin başvuranı yargılamakta görevli ve yetkili olduklarına karar vermiş, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nin verdiği kararın yasalara uygun olduğu sonucuna varmıştır.

Başvuran, hapse girmemek için, 17 Temmuz 1999 tarihinde Türkiye'yi terk etmiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, kendisini yargılayan Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nin, Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'nın atadığı ve bu kurumların emir ve talimatlarına bağlı olan iki askeri hakim ve bir subaydan oluştuğu gerekçesiyle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak değerlendirilemeyeceğinden yakınmıştır. Bu bağlamda, başvuran, sivil bir kimse olarak, askeri bir mahkeme tarafından yargılanmaması gerektiğini savunmuştur. Başvuranın dayandığı AİHS'nin 6 § 1. Maddesi'nin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:

"Herkes … kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A. Kabuledilebilirlik

AİHM, bu başvurunun, AİHS'nin 35 § 3. Maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, başvurunun diğer bakımlardan da kabuledilemez olmadığını, dolayısıyla kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.

B. Esaslar

Hükümet, Türkiye'de sivil bir kimsenin, ancak istisnai durumlarda askeri mahkemede yargılandığını belirtmiştir. Bu noktada, Hükümet, başvuranın, askerlik hizmeti ile ilgili bir suçla suçlanması nedeniyle askeri mahkeme huzurunda yargılandığını savunmuştur. Hükümet ayrıca, iç hukukun askeri mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığını garantiye almak için gerekli koşulları sağladığını belirtmiştir. Son olarak, Hükümet, 4963 Sayılı Kanun'un kabulü ile T.C. Mevzuatının, AİHS'ye uygun hale getirmek amacıyla değiştirildiğine işaret etmiştir.

Başvuran iddialarını sürdürmüştür.

AİHM, aynı tür mağduriyeti geçmişte incelediğini ve Ergin - Türkiye (no.6, 47533/99, § 54) kararında, AİHS'nin 6 § 1. Maddesi'nin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydetmektedir. Bu kararda, AİHM, yalnızca askerlerden oluşan bir mahkeme tarafından yargılanan, askerlik hizmeti aleyhinde propaganda yapmak ile ilgili suçlardan sorumlu tutulan bir sivil olarak, başvuranın, davaya taraf biçiminde tanımlanabilecek ordu mensubu hakimler huzuruna çıkma konusunda endişeli olmasının anlaşılabilir olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle, başvuran, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nin, taraf olmasının getirdiği yükümlülüklerden, olmaması gerektiği halde etkilenmesinden haklı olarak endişe edebilir. Sonuç olarak, başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile ilgili şüpheleri, tarafsız olarak bakıldığında haklı olarak değerlendirilebilir (ibid).

AİHM, bu davayı incelemiş ve yukarıda belirtilen davada elde ettiği bulgulardan sapmasına neden olacak hiçbir ayrıntı bulamamıştır.

Bu nedenle AİHS'nin 6 § 1. Maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 10. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, broşür yayınlayıp dağıtmaktan suçlu bulunup, mahkum edilmesinin, AİHS'nin 10. Maddesi'nin sağladığı ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur. AİHS'nin 10. Maddesi'ne göre:

"1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.

2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazıbiçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir."

A. Kabuledilebilirlik

AİHM, bu şikayetin, AİHS'nin 35 § 3. Maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, başka bakımlardan da kabuledilemez olmadığını, bu nedenle kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini kaydeder.

B. Esaslar

AİHM, Türk Ceza Kanunu'nun 155. Maddesi uyarınca suçlu bulunup, mahkum edilmesinin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale olduğunun, açık olduğunu ve taraflar arasında anlaşmazlık teşkil etmediğini kaydeder. Ayrıca, müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü ve düzensizliğin önlenmesi gibi meşru bir amaç güttüğü kanısındadır (yukarıda anılan, Ergin (no.6), § 28). Bu nedenle, AİHM, davayı, müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna indirgeyerek inceleyecektir.

Hükümet, Türkiye'de zorunlu askerlik hizmetinin, ulusal güvenlik ve kamu güvenliğini korumak için gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, yasalarca öngörülen bu zorunluluğa karşı gerçekleştirilecek herhangi bir eylemin, yasalara karşı gelmeye teşvik etmek olacağınıifade etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın, vicdani redci OM.U. ile ilgili broşürü kamusal alanda dağıtarak, halkı askerlikten soğutma suçu işlediğini kaydetmiştir.

Başvuran, Hükümet'in argümanlarını reddetmiştir. Özellikle, broşür aracılığıyla bilgi yaymanın, bilgi ve fikir yaymak için barışçıl ve demokratik bir yol olduğunu ileri sürmüştür.

AİHM, 10. Madde ile ilgili kararlarında belirtilen genel ilkelerini yineler (özellikle bkz. Şener - Türkiye, 26680/95, Öztürk - Türkiye [BD], 22479/93 ve Fressoz ve Roire - Fransa [BD], 29183/95). AİHM, bu davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.

AİHM, şikayet konusu müdahaleyi, broşürün içeriği ve dağıtıldığı koşulları da göz önüne alarak, davanın tamamının ışığında görmelidir. Özellikle, sözkonusu müdahalenin "güdülen meşru amaçlarla orantılı", ulusal makamların bu müdahaleyi haklı göstermek için ileri sürdüğü nedenlerin ise "ilintili ve yeterli" olup olmadıklarına karar vermesi gerekmektedir (bkz. Koç ve Tambaş - Türkiye, 50934/99). Ayrıca, verilen cezaların niteliği ve şiddeti de, müdahalenin orantılılığını tayin etmede göz önünde bulundurulacak etmenlerdendir (bkz. Skalka - Polonya, 43425/98).

AİHM, bu davada, başvuranın, özellikle, vicdani redci O.M.U.'nun, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddetmesinin nedenlerini anlattığı basın açıklamasını içeren bir broşür dağıtmaktan suçlu bulunduğunu gözlemler. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, başvuranın, bu broşürü dağıtarak halkı askerlikten soğuttuğuna karar vermiştir.

AİHM, sözkonusu broşürün içeriğini incelemiştir. Şikayet konusu metinde kullanılan sözcüklerin, metinde askerlik hizmeti ile ilgili düşmanca bir çağrışım yapmasına karşın, bu sözcüklerin, şiddete, silahlı direnişe ya da ayaklanmaya teşvik etmediğine, nefret söylemi olmadığına karar vermiştir (bkz. Ergin (no. 6), § 34, karşıt karar Sürek - Türkiye (no. 1) [BD], 26682/95, Gerger - Türkiye [BD], 24919/94). Ek olarak, düşüncelerin açıklandığı koşullar, düşüncelerin olası etkileri ile ilgili olarak, Arrowsmith davasından ayırt edilebilir. Arrowsmith davasında, pasifist aktivist olan başvuran, kısa süre sonra Kuzey İrlanda'ya gönderilecek birliklerin bulunduğu bir askeri kamptaki askerleri firar etmeye teşvik eden bir broşür dağıtmıştı (bkz. Arrowsmith - İngiltere, no. 7050/75). Bu davada, rahatsızlık veren broşür, İstanbul'daki bir kamusal alanda dağıtılmıştır. Broşür, ne biçimi ne de içeriği itibarıyla, derhal askerden kaçmaya yönlendirmeyi amaçlamıştır. AİHM, bunların, tedbirin gerekliliğinin tayin edilmesinde önemli etmenler olduğu görüşündedir.

Son olarak, AİHM, iki ay hapis cezası başta olmak üzere, başvurana verilen cezanın sert olduğu kanısındadır.

Bu gerçekler karşısında, AİHM, Askeri Mahkeme'nin ileri sürdüğü nedenlerin, ilintili olmalarına karşın, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli olarak değerlendirilemeyecekleri kanısındadır.

Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, başvurana verilen mahkumiyet ile cezanın, güdülen amaçlarla orantısız olduğuna ve bu nedenle "demokratik bir toplumda gerekli" olmadığına karar vermiştir. Buna göre, AİHS'nin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NIN 13. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, mağduriyetine ilişkin olarak, AİHS'nin 13. Maddesi kapsamında etkili başvuru yollarından yoksun bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Bu Madde'ye göre:

"[Bu] Sözleşme'de tanınmışolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmışda olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."

AİHM, AİHS'nin 13. Maddesi kapsamındaki çarenin, mutlaka başarıyla sonuçlanacak bir çare olacağı anlamına gelmediğini, yalnız, şikayetin esaslarını inceleme yetkisi bulunan bir makamın önündeki erişilebilir bir çareden ibaret olduğunu yineler (bkz. The Islamic Republic of Iran Shipping Lines - Türkiye, 40998/98). Bu davada, AİHM, ulusal mahkemelerin, başvuranın şikayetlerinin kabuledilebilirliğini, AİHS'nin 13. Maddesi'nde belirtilen amaçlar doğrultusunda etkili başvuru yolları sağlayacak kadar yeterli derecede incelemiş olmasından tatmin olmuştur. Başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır ve 35 § 4. Madde'ye uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. Maddesi'ne göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, maddi zararı için 60.000 Amerikan Doları (USD) (yaklaşık 46.207 EUR) talep etmiştir. Başvuran, bu miktarın, mahkumiyetinin ardından işten çıkarılmadan önce Kanal 8'de aldığı yıllık maaşa tekabül ettiğini belirtmiştir. Ayrıca başvuran, 5.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.

Hükümet tazminat miktarlarına itiraz etmiştir.

AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında nedensellik ilişkisi bulamamaktadır. Bu nedenle bu talebi reddeder. Diğer yandan, AİHM, manevi tazminat olarak başvurana 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

AİHM, bir kimsenin, bu davada olduğu gibi, AİHS'nin bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edilmesi halinde, talep edildiği takdirde yeniden dava açılması veya davanın yeniden görülmesinin, esas itibariyle ihlalin telafi edilmesi için uygun bir yol olduğu kanısındadır (Öcalan - Türkiye, 46221/99 [BD]).

B. Mahkeme masrafları

Başvuran, avukatları ile başvurunun yapılmasına yardım eden Kürt İnsan HaklarıProjesi'nin (KHRP) yaptığı mahkeme masrafları için 7.520 İngiliz Sterlini (GBP) (yaklaşık 10.750 EUR) talep etmiştir.

Hükümet miktara itiraz etmiştir.

AİHM, yalnız gerekli olduğu için ve gerçekten yapılan ve meblağ olarak makul olan mahkeme masraflarına ilişkin olarak ödeme yapılmasına karar verebilir (örn. bkz. Sawicka - Polonya, 37645/97). Elindeki bilgilere dayanarak yaptığı değerlendirme sonucunda ve içtihadında yer alan ölçütleri gözönünde tutarak (bkz. özellikle yukarıda anılan Ergin (no. 6), § 64), AİHM, başvurana, yapıldığı iddia edilen mahkeme masrafları için 1.500 EUR tazminat ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme faizi

AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığımarjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Askeri Mahkeme'nin bağımsız ve tarafsız olmadığı ve başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale edildiği iddialarına ilişkin olarak, şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının ise kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 6 § 1. Maddesi'nin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 10. Maddesi'nin ihlal edildiğine;

4. (a) Sorumlu Devlet'in, aşağıdaki miktarları, AİHS'nin 44 § 2. Maddesi'ne göre, nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden İngiliz Sterlini'ne çevirerek, başvuranın İngiltere'de bulunan ve kendi belirleyeceği banka hesabına yatırmasına:

i. 2.000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;
ii. mahkeme masrafları için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro);
iii. yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;

(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.

4. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanınıreddetmiştir.

İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. Maddesi'nin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 9 Kasım 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA