kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
YÜKSEKTEPE - TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
CEZALARIN KANUNİLİĞİ
DİN VİCDAN VE DÜŞÜNCE HÜRRİYETİ
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
ÖZEL HAYATIN VE AİLE HAYATININ KORUNMASI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
YÜKSEKTEPE - TÜRKİYE (Başvuru no. 62227/00)

KARAR
STRAZBURG
24 Ekim 2006

Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.

USUL

Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Yılmaz Yüksektepe ("başvuran") tarafından, 14 Ekim 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurudan (no. 62227/00) kaynaklanmaktadır.

Başvuran, İstanbul Barosu'na bağlı avukat C. Toraman tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVA OLAYLARI

Başvuran 1958 doğumludur ve Almanya'da yaşamaktadır.

Başvuran inşaat mühendisiydi ve bir şirkette ortaktı. Ayrıca, boş zamanında, İslami Hareket Örgütü adında bir yasadışı örgütün faaliyetlerine yönelik yürütülen bir operasyon zarfında, başvuran, A.A. ile birlikte 28 Kasım 1995 tarihinde başvuranın evinden çıkarken yakalanmış gözaltına alınmıştır. Yakalama tutanağı, polis memurlarının, sözkonusu örgüte üye olduğundan şüphelenilen A.A.'yı takip ettiklerini ortaya koymuştur.

Aynı tarihte, başvuranın evi aranmıştır. Yapılan aramaya ve polis memurlarıtarafından düzenlenen ve başvuran ve eşi tarafından imzalanan yakalama tutanağına göre, polis, yasadışı veya suç kanıtlayan bir şeye rastlamamıştır.

28 Kasım ve 11 Aralık 1995 tarihleri arasında, başvuran sorgulanmış birkaç şüpheliyle yüzleştirilmiştir. Başvuran, bu süre içinde dövüldüğünü ve kendisine elektrik şoku verildiğini iddia etmiştir.

11 Aralık 1995 tarihinde, başvuran, Bursa Adli Tıp Kurumu'nda görevli bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muameleye dair herhangi bir ize rastlamamıştır. Rapor, başvuranın, sol gözünde olan bir çizikten ve elektrik şoku verilmiş olmaktan şikayetçi olduğunu belirtmiştir.

Aynı tarihte, başvuran, Cumhuriyet Savcısı'nın huzuruna çıkartılmıştır. Başvuran, hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve nezarette vermiş olduğu ifadeleri baskı altında vermişolduğunu iddia etmiştir. Başvuran, daha sonra, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde bir hakimin huzuruna çıkartılmıştır. Hakim, başvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiştir.

27 Aralık 1995 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuran ve diğer iki şüpheli hakkında bir iddianame sunmuş ve başvuranı, çalıntı arabalar için sahte ruhsat ve plaka düzenlemek ve daha sonra onları satmak yoluyla İslami Hareket Örgütü'ne maddi yardım sağlamakla suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, başvuranın, Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üye olmaktan mahkum edilmesini ve cezalandırılmasını talep etmiştir.

Belirli olmayan bir tarihte, başvuran diğer iki sanık hakkındaki cezai işlemler, İstanbul devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başlamıştır.

İşlemler sırasında, başvuran hakkındaki suçlamaları yalanlamıştır. Özellikle, dava dosyasındaki belgelerin gerçek olduğuna itiraz etmiş ve bazılarının yerine başka belgelerle değiştirildiklerini iddia etmiştir. Bu iddiasına destek olarak, diğer şeylerin yanı sıra, arama ve tutuklama tutanağının yırtıldığını ve bu nedenle polisin yenilerini düzenlediğini ve başvuranıeşinin adının altına imza atmaya zorladığını iddia etmiştir. Esaslara ilişkin son görüşlerinde, başvuran, aynı zamanda, polis nezaretindeki ifadeleri imzalamaya zorlandığını belirtmiştir.

9 Eylül 1996 tarihinde, başvuran serbest bırakılmıştır.

13 Şubat 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı, Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmaktan mahkum etmiş ve onu beş yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Kararında, mahkeme, diğer şeylerin yanı sıra, sözkonusu örgüte üye olarak değerlendirilebilmek için başvuranın, örgütün silahlıveya silahsız herhangi bir faaliyetinde yer aldığına dair bir delilin mevcut olmadığınıkaydetmiştir. Ancak, mahkeme, başvuranın, A.A. ile olan mali ilişki yoluyla örgüte yardımda bulunduğunu bilmediği konusunda ikna olmamıştır.

22 Nisan 1998 tarihinde, başvuran bu kararı temyiz etmiştir. Başvuran, temyiz dilekçesinde, bilhassa, temel alınan polis belgelerinin gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür. Bu hususta, Bursa polisi tarafından düzenlenen belgelerin İstanbul polisi tarafından yırtıldığıve yerine başka belgelerin konduğunu ifade etmiştir. Başvuran, ayrıca, polis tarafından düzenlenen belgeleri imzalamaya zorlandığını iddia etmiştir. Son olarak, polisin, evinde, siyasi İslam'a ilişkin tek bir kitap bile bulmadığını belirtmiştir.

15 Nisan 1999 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararının başvurana ilişkin olan kısmını onamış ve kararın geri kalanını bozmuştur.

Hükümet, AİHM'ye, 9 Şubat 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılıKanun'a uygun olarak başvuranın cezasını ertelemeye karar verdiğini bildirmiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, AİHS'nin 3. maddesine aykırı olarak, polis nezaretinde tutulduğu sırada işkenceye tabi tutulduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

Hükümet, AİHS'nin 35 § 1. maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketmeme veya altı ay kuralına uymama gerekçeleriyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu hususta, başvuranın, Cumhuriyet Savcısı'na resmi bir şikayette bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın, başvurusunu, kötü muamele iddiasınıCumhuriyet Savcısı'na bildirdiği tarihten, yani 11 Aralık 1995 tarihinden, itibaren altı ay içinde yapmış olması gerektiğini ileri sürmüştür.

Başvuran, Hükümet'in iddialarını yalanlamıştır. Bilhassa, iç hukuk yolları etkili olmadığı için tüketmesine gerek kalmadığını iddia etmiştir.

AİHM, başvuranın, AİHS'nin 35 maddesi anlamı dahilinde, iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğini veya altı ay kuralına uyup uymadığını belirlemenin gerekli olmadığınıdeğerlendirmiştir. Zira başvurunun bu kısmı aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü kabuledilmezdir:

AİHM, kötü muamele iddialarının uygun deliller ile desteklenmesi gerektiğini yinelemiştir (bkz., özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri

- Türkiye, no 45907/99, 22 Ekim 2002).

AİHM, başvuranın gözaltı süresinin sonunda düzenlenen sağlık raporunun, onun polis memurları tarafından kötü muamele gördüğüne dair bir gösterge içermediğini kaydetmiştir. Bu hususta, AİHM, başvuran tarafından iddia edildiği şekliyle uygulanan bir kötü muamelenin, özellikle dayakların ve elektrik şoklarının, bedeninde izler bırakmış olacağını ve bu izlerin, onu gözaltı süresinin sonunda, yani resmi olarak tutuklanmasından yaklaşık on iki gün sonra, muayene eden doktor tarafından görüleceğini yinelemiştir (bkz., özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri - Türkiye, no. 29918/96, no. 29919/96 ve no. 30169/96, 24 Şubat 2005). AİHM, bu raporda yer alan detay eksikliğinin farkındadır. Ancak, dava dosyasında, rapordaki tespitler hakkında şüphe uyandıracak veya başvuranın iddialarını destekleyecek belgelerin mevcut olmadığını kaydetmiştir. Bilhassa, başvuranın, iç hukukta yer alan işlemler zarfında dava dosyasının içeriğine itiraz etmediğini ve dava dosyasında, başvuranın tutukluluk süresi sonunda başka bir doktoru görmek için talepte bulunduğuna veya bu yönde kendisine izin verilmediğine dair bir gösterge olmadığını belirtmiştir.

Yukarıda belirtilenler karşısında, AİHM, gözaltında olduğu sürede kötü muamele gördüğü hususunda başvuranın savunulabilir bir iddia oluşturmadığı kanısındadır. AİHM, başvururunun bu kısmının asılsız olduğunu ve AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

II. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, yakalanması ve tutuklanması yönünde makul bir şüphenin mevcut olmadığıkonusunda şikayetçi olmuştur. 7 Temmuz 2000 tarihli bir mektup ile bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmadan on iki gün süreyle polis nezaretinde tutulduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, bu şikayetini AİHS'nin 5. maddesine dayandırmıştır. Sözkonusu maddenin ilgili kısmışöyledir:

"1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

. . .

(c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;

. . .

3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmışdiğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır."

Hükümet, AİHS'nin 35 § 1. maddesi uyarınca, başvuranın bu başlık altındaki şikayetlerinin altı ay kuralına uymama gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Polis nezaretinin sona erdiği tarihten itibaren altı ay içinde AİHM'ye başvuruda bulunmuşolması gerektiğini ileri sürmüştür.

Başvuran bu iddiayı reddetmiştir.

AİHM, AİHS kurumlarının yerleşik içtihadına göre, iç hukuk yolunun mevcut olmaması halinde altı ay süresinin, AİHS ihlali oluşturduğu iddia edilen eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başladığını yinelemiştir. Ancak, devam eden bir duruma ilişkin olduğu takdirde altı ay süresi sözkonusu durumun sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Ege - Türkiye, no. 47117/99, 10 Şubat 2004).

AİHM, başvuranın polis nezaretinde tutulmasının, 11 Aralık 1995 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar verilmesiyle birlikte sona erdiğini kaydetmiştir. Ancak, bu şikayetler AİHM sırasıyla 14 Ekim 1999 ve 7 Temmuz 2000 tarihlerinde, yani altı aydan fazla bir süre sonra sunulmuştur. Bu şartlarda, AİHM, Hükümet'in altı ay kuralına ilişkin itirazını kabul etmiştir. Başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

III. AİHS'NİN 6. VE 7. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, ilk olarak, kendisini yargılayan ve mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakimin yer alması nedeniyle davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuştur. İkinci olarak, baskı altında alınan yanlış ifadelere ve polis tarafından düzenlenen belgelere dayanarak mahkum edildiğini ileri sürmüştür. Üçüncü olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanmamış olması gerektiğini ve bu mahkemelerdeki muhakeme usulünün standart ceza muhakemeleri usulünden farklı olduğunu iddia etmiştir. Başvuran bu iddialarınıAİHS'nin 6. ve 7. maddelerine dayandırmıştır.

AİHM, bu şikayetlerin sadece 6 § 1. madde açısından inlenmesi gerektiği kanısındadır. Sözkonu madde şöyledir:

"Herkes, . . . cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının . . . hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A. Kabuledilebilirlik

Başvuran Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin üçüncü ve genel şikayeti hususunda, AİHM, benzer şikayetleri daha önce incelediğini ve reddettiğini yinelemiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Ükünç ve Güneş - Türkiye, no. 42775/98, 5 Aralık 2000 ve değiştirilmesi gereken şeyler değişmiş olarak, İçöz - Türkiye, no.54919/00, 9 Ocak 2003). AİHM, sözkonusu davada, benzer davalardaki kararlarından sapmasını gerektirecek özel şartlara rastlamamıştır. Başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AİHS'nin 35 § 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

Başvuranın, kendisini yargılayan ve mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakimin yer alması nedeniyle davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediği ve baskı altında alınan yanlışifadelere ve polis tarafından düzenlenen belgelere dayanarak mahkum edildiğini konusundaki şikayetleri hususunda, AİHM, yerleşik içtihadıışığında (bkz., pek çok içtihadın yanı sıra, Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve kendisine sunulan belgeler karşısında, bu şikayetlerin belirlenmesi esasların incelenmesine bağlı olması gereken AİHS uyarınca olan karmaşık hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğu kanısındadır. AİHM, dolayısıyla, başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde dayanaktan yoksun olmadığı kararına varmıştır. Kabuledilmez olduğuna karar vermek için başka bir neden görülmemiştir.

B. Esaslar

I. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı

AİHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan çok sayıda dava incelemişve AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., yukarıda anılan, Özel ve Özdemir - Türkiye, no. 59659/00, 6 Şubat 2003).

AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için bir gerekçe görmemiştir. AİHM, dolayısıyla, AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

2. İşlemlerin hakkaniyete uygunluğu

AİHM, başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesi hakkının ihlali tespitini göz önünde tutarak,yerel mahkemelerdeki işlemlerin hakkaniyete uygunluğuna ilişkin AİHS'nin 6. maddesi uyarınca olan kalan şikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Incal - Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).

IV. AİHS'NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, evinde yürütülen aramanın, AİHS'nin 8. maddesine aykırı olarak kanunsuz olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:

"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir."

Hükümet, AİHS'nin 35 § 1. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarını tüketmememe veya altı ay kuralına uymama gerekçeleriyle başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bu hususta, başvuranın ne bu şikayeti işlemler zarfında dile getirdiğini ne de Cumhuriyet Savcısı'na resmi bir şikayette bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, başvurusunu, evinin arandığı tarihten, yani 28 Kasım 1995 tarihinden, itibaren altı ay içinde yapmış olmasıgerektiğini ileri sürmüştür.

Başvuran, cezai işlemler zarfında, evinde yürütülen arama hakkında şikayette bulunmuş olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, olayların gerçekleştiği dönemde etkili iç hukuk yollarının mevcut olmadığını ileri sürmüştür.

AİHM, AİHS'nin 35 § 1. maddesi uyarınca, bir konu ile ancak ulusal hukukun genel kabul gören kurallarına göre, bütün iç hukuk yolları tüketilmiş olduktan sonra ilgilenebileceğini yinelemiştir. Bu şart, ancak, başvuranın davasını yetkili muhtelif mahkemelere götürmüş olması halinde karşılanmaz. Aynı zamanda, AİHM'ye sunulan şikayetin, sözkonusu işlemler zarfında, en azından esasta, ortaya konmuş olması gereklidir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Çakar - Türkiye, no. 42741/98, 23 Ekim 2003).

Sözkonusu davada, AİHM, başvuranın, hiçbir zaman, özel ve aile hayatına saygıgösterilmesi hakkına aykırı olarak evinin kanunsuzca arandığına dair iddialarda bulunmamışveya bu iddialara dayanmamıştır. AİHM, yerel mahkemelerde, başvuranın sadece, bazıbelgelerin polis tarafından değiştirildiğine dair iddiasını destekleyici olarak arama ve yakalama tutanağının gerçekliğine ilişkin itirazda bulunmuş olduğunu kaydetmiştir. AİHM, dolayısıyla, başvuranın bu başlık altındaki şikayetlerini yerel mercilerde ortaya koymadığınıdeğerlendirmiştir (bkz., özellikle, Rüzgar - Türkiye, no. 59246/00, 9 Kasım 2004).

Bu şartlarda, AİHM, Hükümet'in iç hukuk yollarına ilişkin itirazını kabul etmiştir. Başvurunun bu kısmının AİHS'nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.

V. AİHS'NİN 9. VE 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, hakkındaki suçlamaların dini inançlarından kaynaklandığını iddia etmiştir. Bu hususta, ayrımcılığa tabi tutulduğunu ileri sürmüştür. Başvuran bu iddiasını AİHS'nin 9. ve 14. maddelerine dayandırmıştır. Sözkonusu maddeler şöyledir:

Madde 9

"1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.

2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin, kamu düzenin, genel sağlığın veya ahlakın, ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir."

Madde 14

"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."

Hükümet iddiaları reddetmiştir.

AİHM, ilk olarak, başvuranın, iç hukukta yer alan işlemlerin hiçbir aşamasında, hakkındaki suçlamaların dini veya siyasi inançlarından kaynaklandığına veya bu bakımdan ayrımcılığa tabi tutulduğuna dair bir iddiada bulunmamış veya böyle bir iddiaya dayanmamışolduğunu gözlemlemiştir. İkinci olarak, dava dosyasında bu nitelikte unsurlar ortaya koyan bir belge mevcut değildir. Başvuran hakkındaki suçlamalar dini veya siyasi inançlarından değil, Ceza Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üyeliği iddiasından kaynaklanmıştır. Müteakip cezai işlemlerde, yerel mahkeme, delillere dayanarak, başvuranı, Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmaktan suçlu bulmuştur.

Başvuranın iddialarının tamamıyla asılsız olduğuna ve AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

VI. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ

Başvuran, 24 Haziran 2005 tarihli görüşlerinde, birtakım yeni şikayetlerde bulunmuştur. Bilhassa, yakalanmasının nedenlerinin kendisine hemen bildirilmediği, polis nezaretinde olduğu süre zarfında bir savunmacının yardımından yararlanma hakkından yoksun bırakıldığı, polisin onu bir basın toplantısında terörist ilan etmesi nedeniyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiği konularında şikayetçi olmuştur. AİHS'nin 5 § 2 ve 6 § 2. maddelerine atıfta bulunmuştur.

AİHM, bu şikayetlerin, 24 Haziran 2005 tarihinde AİHM'ye sunulmadan altı aydan fazla bir süre önce gerçekleşen olaylara veya kararlara ilişkin olduğunu tespit etmiş ve bu nedenle şikayetleri AİHS'nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddetmiştir.

VII. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:

" Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf'ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder."

A. Tazminat, mahkeme masrafları

Başvuran 100.000 Euro maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. Bu miktar, bilhassa, gelir kaybını, masrafları, harcamaları ve Türkiye'de girilen borçları ve Almanya'da yapılan mahkeme masraflarını (ulaşım ve telefon) kapsamıştır. Bu miktar, aynı zamanda, yerel mahkemelerde yapılan mahkeme masraflarını kapsamıştır.

Hükümet, sözkonusu miktara itiraz etmiştir.

Maddi tazminat hususunda, AİHM, 6 § 1. maddeye uygun olarak yürütülmesi halinde işlemlerin sonucunun ne olmuş olacağı hakkında bir tahminde bulunamaz. Ayrıca, yerel mahkemelerde yapılan mahkeme masrafları da dahil olmak üzere hiçbir mahkeme masrafıuygun deliller ile doğrulanmamıştır. AİHM, dolayısıyla, bu talebi reddetmiştir.

AİHM, başvuran tarafından maruz kalınan herhangi bir manevi zarara karşı 6. maddenin ihlalinin tespitinin yeterli tazmin oluşturduğu kanısındadır (bkz., yukarıda anılan, Incal).

Ancak, AİHM, sözkonusu davada olduğu gibi, bireyin, AİHS'nin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumda, istendiği takdirde, yeniden yargılamanın veya davanın yeniden açılmasının prensip itibariyle ihlali telafi etmenin uygun bir yolunu temsil ettiğini değerlendirir (bkz. Öcalan - Türkiye [BD], no. 46221/99).

B. Gecikme faizi

35. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.

BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız olmamasına ve başvuranın mahkumiyetinin baskı altında alınan ifadelere ve polis tarafından düzenlenen sahte belgelere dayandığı iddiası nedeniyle işlemlerin hakkaniyete uygun olmamasına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir ve başvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;

2.İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. Başvuranın AİHS'nin 6. maddesi uyarınca olan diğer şikayetlerini ayrı olarak değerlendirmenin gereksiz olduğuna;

4. Başvuran tarafından uğranan herhangi bir manevi zarara karşı ihlal tespitinin başlı başına yeterli tazmin oluşturduğuna;

5. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 24 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA