kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
HİKMEDİN YILDIZ - TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
HİKMEDİN YILDIZ - TÜRKİYE(Başvuru no. 69124/01)

KARAR
STRAZBURG
19 Ekim 2006

Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.

Dava, Hikmedin Yıldız ("başvuran") isimli Türk vatandaşının, 23 Ekim 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM'ye yaptığı başvurudan (no. 69124/01) kaynaklanmaktadır.

OLAYLAR

Başvuran, 1957 doğumludur ve Diyarbakır'da ikamet etmektedir. 12 Ocak 1993 tarihinde, yakalanmış ve PKK isimli yasadışı örgüte üye olduğu şüphesiyle tutuklanmıştır. 29 Ocak 1993 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi huzuruna çıkarılmış ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 3 Mart 1993 tarihli iddianamesinde, başvuranı ve diğer elli kişiyi PKK'ya üye olmakla ve/veya bu örgüte yardım ve yataklık yapmakla suçlamıştır. Başvurana yönelik suçlamalar, Türk Ceza Kanunu'nun 168 § 2. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca yapılmıştır. 11 Mart 1993 tarihinde, başvuran ve diğer elli kişiye yönelik cezai takibat Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde başlamıştır. Birinci duruşma tarihi 14 Nisan 1993'tür. Mahkeme 14 Nisan 1993'te başvuran dahil olmak üzere, bazı sanıkların ifadesini almıştır, başvuran kendisine yönelik suçlamaları reddetmiştir. Mahkeme, dava dosyasını tamamlayabilmek amacıyla bazı makamlardan belge talep etmeye karar vermiş ve diğer sanıkların bir sonraki duruşmada savunmalarını vermek üzere hazır bulunmalarıtalimatını vermiştir. 14 Nisan 1993 ve 25 Nisan 2000 tarihleri arasında, mahkemede belirli aralıklarla duruşma yapılmıştır. Bu zaman zarfında, her duruşmada, mahkeme, bazı sanıkların ifadesini almış ve dava dosyasını tamamlayabilmek için çeşitli makamlardan belge talebinde bulunmuştur. İşlemler esnasında, Cumhuriyet Savcısı, bazı sanıklar hakkında ek iddianame sunmuş ve dolayısıyla mahkeme bu kişilerden ek savunma alma yoluna gitmiştir. 2 Nisan 1996 tarihinde yapılan duruşmada, Cumhuriyet Savcısı davanın esaslarına ilişkin görüşlerini sunmuştur. Mahkeme, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir. Bu tarihten sonra, mahkeme, kısmen, tutuklu yargılanan bazı sanıkların duruşmaya gelmemesinden dolayı duruşmaları ertelemiştir. 21 Ocak 1997 ve 26 Şubat 1998 tarihlerinde mahkeme, bazı sanıklara ilişkin olarak dava dosyasının tamamlanmaması halinde cezai takibatın birleştirilmemesi olasılığını mütalaa etmiştir. 28 Nisan 1998 tarihli duruşmada mahkeme şayet bir sonraki duruşmaya gelmezler ise sanıklar gıyabında karar vereceği uyarısında bulunmuştur. Ancak, mahkeme bu tür bir karar vermemiştir. 25 Nisan 2000 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu'nun 102. ve 104. maddelerinde yer alan yasal zaman sınırı bittiğinden, başvurana yönelik olana cezai takibata son verilmesine karar vermiştir.

HUKUK

I.AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, cezai takibatın, AİHS'nin 6 § 1. maddesinde şart koşulan "makul süre" şartını aştığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. Bu maddenin ilgili bölümlerine göre:

"Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A.Kabuledilebilirlik

Hükümet, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2 Nisan 1996 tarihinde kendisini tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakmaya karar vermesinden sonra "mağdur statüsünü" kaybettiğini çünkü başvuranın bu tarihten sonra cezai takibatın uzunluğundan kaynaklanan herhangi bir dezavantaj ya da kayıpla karşı karşıya kalmadığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, AİHS'nin 35 § 1. maddesi kapsamında iç hukuk yollarının tüketilmemesinden dolayı AİHM'den başvuruyu reddetmesini talep etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın yerel mahkemelerde şikayetinin konusunu ortaya koyamadığını ifade etmiştir.
Başvuran bu argümanlara itiraz etmiştir.

AİHM, şayet yerel makamlar açıkça ya da esasta bir AİHS ihlali olduğunu kabul edip sonra da buna tazmin sağlamışlar ise, başvuranın bu durumda mağdur statüsünden çıktığınıtekrarlar (bkz. Dalban - Romanya [BD], no. 28114/95). Bu davada, AİHM, başvuranın 1996'da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasının, başvuranın iddia ettiği ihlalin kabul edilmesi ya da buna tazmin teşkil etmemektedir. Buna göre, Hükümet'in bu başlık altındaki itirazının reddedilmesi gereklidir.

AİHM, ayrıca benzer davalarda Hükümet'in, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ilk itirazını halihazırda incelediğini ve reddettiğini tekrarlar (bkz. Karakullukçu - Türkiye, no. 49275/99 ve Mete - Türkiye, no. 39327/02). AİHM, bu davada, yukarıda anılan başvurulardaki tespitlerinden sapmayı gerektirebilecek hiçbir özel durum tespit etmemiştir. Dolayısıyla, Hükümet'in bu başlık altındaki itirazını reddeder.

AİHM, başvurunun AİHS'nin 35 § 3. maddesi kapsamında temelsiz olmadığını not eder. Kabuledilmez olduğunun ilanı için başka hiçbir gerekçe tespit edilmemiştir. Dolayısıyla kabuledilebilir ilan edilmesi gereklidir.

B.Esaslar

AİHM, işlemlerin 6 § 1. maddede yer alan "makul süre" şartını karşılayıp karşılamadığının belirlenmesinde ele alınacak olan sürenin, başvuranın yakalanıp gözaltına alındığı 12 Ocak 1993'te başlayıp başvurana yönelik cezai takibatın birinci derece mahkemesi tarafından sona erdirildiği 25 Nisan 2000 tarihinde bittiği kanısındadır. Dolayısıyla dikkate alınacak olan süre bir kademede yedi yıl sürmüştür.

Hükümet, bu dava koşullarında, cezai takibat süresinin manasız bir uzunlukta olduğunun düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür.

Bu bağlamda, sanıkların sayısına ve kanıt toplamak için harcanan süreye atıfta bulunmuşlardır. Hükümet, ayrıca, başvuranın ve diğer sanıkların da birkaç duruşmaya katılmayarak işlemlerin uzamasına sebep olduklarına işaret etmiştir.

Başvuran, iddialarını muhafaza etmiştir.

AİHM, işlemlerin uzunluğunun makuliyetinin, dava koşullarıışığında ve şu ölçütler dikkate alınarak yapılması gerektiğini tekrarlar: davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu ve davada başvuranın karşı karşıya olduğu riskler (Frydlender - Fransa [BD], no. 30979/96).

AİHM, fazla olan sanık sayısı ve bunlara yönelik suçlamalar sebebiyle davanın karmaşık olmasına rağmen, bunun kendi başına bir kademede işlemlerin uzun sürmesini haklıçıkardığının söylenemeyeceği kanısındadır.

Başvuranın tutumuna gelince, AİHM, başvuranın duruşmalardan bazılarına katılmamakla işlemlerin uzamasına büyük oranda sebebiyet verdiğini tespit etmemiştir zira bu davaların hiçbiri bu gerekçeden dolayı ertelenmemiştir.

Yerel makamların tutumuna gelince, AİHM, makamlara bağlanabilecek önemli bir gecikme süresinin olduğunu gözlemler. Bu bağlamda, AİHM, başvuran ve diğer elli sanık aleyhindeki davanın olgusal koşullarının, Cumhuriyet Savcısı'nın esaslara ilişkin görüşlerini sunduğu 2 Nisan 1996 gibi erken bir tarihte açıklandığını not eder. Bu husus dikkate alınmaksızın, işlemler yaklaşık olarak dört yıl sürmüştür. Kabul edileceği üzere, AİHM, işlemlerin kısmen, özellikle tutuklu yargılanan bazı sanıkların duruşmaya gelmemesinden dolayı uzadığını not eder. Ancak, AİHS'nin 6 § 1. maddesinin Sözleşmeci Devletlere, davaları makul bir sürede sonuca bağlama yükümlülüğü de dahil olmak üzere, kendi yasal sistemlerini mahkemelerinin bu maddedeki her bir şartı yerine getirecek şekilde düzenleme görevini yüklediğini tekrarlayarak (Arvelakis - Yunanistan, no. 41354/98), AİHM, yerel mahkemenin işlemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler uygulayabileceği kanısındadır. Ne davanın karmaşıklığı ne de sanıkların tutumu, davanın birinci derece mahkemesi tarafından görüldüğü uzun süreyi izah etmek için yeterlidir.

Dolayısıyla, AİHM, gecikmenin, yerel mahkemenin işlemleri ele alması bağlanabileceğinin düşünülmesi gerektiği kanısındadır.

Son olarak, AİHM, başvuranın bu işlemler esnasında karşı karşıya olduğu risklerin kendisi için büyük önem arz ettiği kanısındadır.

Konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak AİHM, bu davada, işlemlerin uzunluğunun haddinden fazla olduğu ve "makul süre" şartını karşılamadığı kanısındadır.

Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A.Tazminat

Başvuran, 12.943 Euro maddi, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir. Maddi tazminat talebiyle ilgili olarak, başvuran, tutukluluğu süresince kazanç kaybına uğradığınıifade etmiştir.

Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir.

AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir sebep sonuç bağı tespit etmemiştir. Dolayısıyla, bu talebi reddeder. Öte yandan, başvurana 3.500 manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B.Mahkeme masrafları

Başvuran, ayrıca AİHM'deki masraflar için 2.360 Euro talep etmiştir.

Hükümet bu meblağa itiraz etmiştir.

AİHM'nin içtihadına göre, bir başvuran, mahkeme masrafları ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktar açısından makul olduğu kanıtlandığı sürece bu masrafların geri ödenmesine hak kazanır. Bu davada, elindeki bilgiler ve yukarıdaki ölçütler dikkate alınarak, AİHM, AİHM önündeki işlemler için 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağıkanısındadır.

C.Gecikme faizi

AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1.Başvurunun kalan kısmının reddine;

2.AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3.(a) Sorumlu Devlet'in başvurana, AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilerek, izleyen meblağları ödemesine:

(i)3.500 Euro (üç bin beş yüz Euro) manevi tazminat.
(ii)1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafı.
(iii)bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergi.

(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;

4.başvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 19 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA