kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
KEKLİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
KEKLİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:77388/01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
3 Ekim 2006

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 77388/01 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Bülent Keklik, Zülfikar Özalp, Salih Özalp ve Dilaver Özalp (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 30 Ekim 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Korkmaz tarafından temsil edilmektedirler.

OLAYLAR

I. DAVA KOŞULLARI

Başvuranlar sırasıyla 1975, 1970, 1942 ve 1962 doğulu olup Muş'ta ikamet etmektedirler.

30 Nisan 2001 tarihinde saat 18:15'te polis tarafından düzenlenen zaptetme tutanağında, PKK aleyhinde yürütülen bir soruşturma çerçevesinde M.İ. adında bir kişinin İstanbul'da yakalandığı belirtilmiştir. Bu kişinin ifadelerine dayanılarak Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp yakalanmıştır. M.İ.'nin ifadesine göre, 0 436 511 20 45 numaralıtelefon abonesi olan Salih Özalp, PKK'nın Dersim alanında bölge sorumlusu olarak faaliyette bulunan Rebun kod adlı, Zinnar Özalp talimatıyla Zülfikar Özalp'e örgütsel mesaj götürmüştür. Salih Özalp'in beş adet cep telefonu kartı satın aldığını ve yurtdışı ile bağlantıların sağlanabilmesi amacıyla bu kartları oğluna göndermiştir. Yakalama tutanağında,Salih Özalp'in Zinnar Özalp'in babası olduğu ifade edilmiştir. Yakalama tutanağı, SalihÖzalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp tarafından imzalanmıştır.

Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp hakkında, 30 Nisan 2001 tarihinde ve saat 19'da polis tarafından düzenlenen üst arama tutanağında, kartvizitler ve not kağıtlarının bulunduğu belirtilmiştir. Zülfkar Özalp'e ait olan araçta yapılan arama sonrasında, aralarında M.İ. isimli şahsın telefon numarasının da bulunduğu çok sayıda telefon numarası yazılı olan HADEP'in gençlik kollarına ait olan bir ajanda bulunmuştur. Zülfikar Özen'in üst aramasında bulunan iki hazır karta el konulmuştur.

30 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen muvafakatlı ev arama tutanağında, yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı belirtilmiştir.

1 Mayıs 2001 tarihinde saat 15'te düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan zaptetme tutanağında, PKK aleyhinde yürütülen bir soruşturma çerçevesinde Bülent Keklik'in yakalandığı belirtilmiştir. M.İ. isimli şahıs, başvuranın PKK'ya üye olduğunu belirtmiştir.

Başvuranlar 2 Mayıs 2001 tarihinde, Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltına alınmışlardır.

3 Mayıs 2001 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü'nün talebi üzerine Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı, başvuranların gözaltı süresinin iki gün uzatılmasına karar vermiştir.

Zülfikar Özalp ve Salih Özalp 4 Mayıs 2001 tarihinde, Diyarbakır Valiliği'nin talimatıyla Bingöl İl Jandarma Komutanlığı'na sevkedilmişlerdir. Zülfikar Özalp ve Salih Özalp 10 Mayıs 2001 tarihinde tekrar Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sevkedilmişlerdir.

DGM Hakimi, Cumhuriyet Savcısı'nın yazılı görüşünü aldıktan sonra, 5 Mayıs 2001 tarihli bir kararla başvuranların gözaltı süresinin altı gün süre ile uzatılmasına karar vermiştir.

8 Mayıs 2001 tarihinde, polis Zülfikar Özalp ve Salih Özalp'in ifadelerini almıştır.

Aynı gün, Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Bülent Keklik'in avukatlarının talebi üzerine, DGM Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nden, bu kişilerin gözaltına alınıp alınmadığı, şayet gözaltına alınmışlarsa tutuklu bulundukları yerin bildirilmesini istemiştir.

9 Mayıs 2001 tarihinde, polis Bülent Keklik ve Dilaver Özalp'in ifadelerini almıştır.

Aynı gün Bülent Keklik'in Savcılıkta ifadesi alınmıştır.

10 Mayıs 2001 tarihinde Zülfikar Özalp ve Salih Özalp'in ifadeleri alınmıştır.

Savcılı aynı gün, aleyhlerindeki deliller dikkate alınarak Bülent Keklik ve Dilaver Özalp'in serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Yine aynı tarihte, DGM yedek hakimi Salih Özalp ve Zülfikar Taraf'ın ifadelerini alarak tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir.
Van DGM Savcılığı 14 Mayıs 2001 tarihli bir kararla, PKK'ya yardım ve yataklık etmek suçlarından başvuranlar hakkında ceza davası açmıştır. Savcılık başvuranların, 1 Mayıs 2001 tarihinde gözaltına alındıklarını ve 9 Mayıs 2001 tarihinde tutuklu yargılanmalarına karar verildiğini belirtmiştir.

Salih Özalp ve Zülfikar Özalp, 18 Eylül 2001 tarihinde serbest bırakılmışlardır.

6 Haziran 2002 tarihli bir kararla Van DGM, başvuranların beraat etmesine karar vermiştir. DGM, Salih Özalp ve Zülfikar'ın 9 Mayıs 2001 tarihinde tutuklandıklarını ve 18 Eylül 2001 tarihinde serbest bırakıldıklarını belirtmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

Hükümet, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'un (CMUK) 297-304. maddesi ve 2845 sayılı Kanun'un 13 § 2. maddesi uyarınca başvuranların, gözaltı sürelerinin uzatılmasıkararına itiraz edebileceklerini ifade etmektedir. Örnek teşkil etmesi amacıyla Hükümet, iç hukukta buna uygun olarak verilen bir kararı sunmaktadır.

AİHM, bu itirazın AİHS'nin 5 § 4. maddesine ilişkin olarak dile getirilen itirazla ilgili sorunlar gündeme getirdiğine ve esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.

AİHM, beraat eden başvuranların, 466 sayılı Kanun'un 1 § 6 ve 2. maddesi uyarınca tazminat davası açma hakkına sahip olduklarını açıklamaktadır.

AİHM, başvuranların gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçi olduklarını tespit etmektedir.

466 sayılı Kanun uyarınca tazminat talep etme hakkı ile ilgili olarak AİHM, başvuranların AİHS'nin 5 § 3. maddesi bakımından dile getirdikleri şikayetlerinin, tazminat elde etme hakkına sahip olmadıkları hususunda yapılmadığını tespit etmektedir.
Başvuranlar, AİHS'nin 5 § 3. maddesinin gerektirdiği şekilde bir adli denetimi sağlayabilecek yargılama usulünün bulunmadığını iddia etmişlerdir. Bu noktada, hızlı ve otomatik bir adli denetim olmaksızın gözaltında bulunan başvuranlardan tazminat davası açmalarını beklemenin, özellikle de AİHS'nin 5 § 5. maddesi ile öngörülen güvenceden farklı olan 5 §§ 3. ve 4. madde ile tanınan güvencenin şeklini değiştirmek anlamına geleceği kanaatindedir (Bkz. mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar).

AİHM, Hükümet'in dile getirdiği 466 sayılı Kanun'la tanınan başvuru yolunun, Kanunlara ya da Anayasa'ya aykırı bir şekilde gerçekleştirilen özgürlükten yoksun bırakma durumu sözkonusu olduğunda tazminat ödenmesini öngördüğünü; oysa ki mevcut durumda, dava konusu gözaltı süreleri olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan mevzuata uygun olduğundan böyle bir durumun sözkonusu olmadığını tespit etmektedir.

Bu nedenle Hükümet'in itirazı kabuledilemez bulunmuştur.

B. Esas Hakkında

1. AİHS'nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet

Başvuranlar, kendilerinden şüphe duyulmasını gerektirecek makul bir neden bulunmadan yasadışı bir şekilde özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını iddia etmekte ve AİHS'nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Başvuranların PKK terör örgütü üyesi olmak suçundan arandıklarını belirtmiştir.

Hükümet'e göre, zaptetme tutanaklarından yakalanma nedenleri hakkında başvuranların bilgilendirildikleri anlaşılmaktadır.
AİHM, 5 §§ 1 ve 2. maddenin, temel bir güvenceyi içerdiğini hatırlatmaktadır: yakalanan her kişiye yakalama nedenleri hakkında bilgi verilir. 5. maddenin sunduğu koruma sistemi içinde yer alan sözkonusu güvence, 4. paragraf uyarınca bir mahkeme önünde özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğunun tartışılabilmesi amacıyla sözkonusu özgürlükten yoksun bırakılmanın hukuki ve olgusal nedenleri yakalanan her kişiye anladığıbir dille ifade edilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi bu bilgilerden "mümkün olan en kısa sürede" faydalanabilmelidir fakat kendisini yakalayan polis memuru bütün bu bilgileri o anda veremeyebilir. Bu bilgilerin yeterli bir şekilde ve mümkün olan en kısa sürede kişiye iletilip iletilmediğinin tespit edilebilmesi için, mevcut davanın koşulları dikkate alınmalıdır (Bkz. Fox, Campbell ve Hartley-Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990).

AİHM, mevcut davada polislerin başvuranların imzasının da bulunduğu ve aleyhlerindeki suçlamaların yer aldığı bir tutanak düzenlediklerini gözlemlemektedir. AİHM, bu şekilde başvuranların yakalanma nedenleri hakkında bilgilendirildiklerini tespit etmektedir.

Sonuç olarak, AİHS'nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesi ihlal edilmemiştir.

2. AİHS'nin 5 § 3. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet

Başvuranlar, gözaltı süresinin uzun olduğundan şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 5 § 3. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.

Hükümet, Anayasa'yı, CMUK'u ve DGM'lerin kuruluş ve işleyişini düzenleyen 3 Ekim 2001 tarihli Kanun'la kaydedilen gelişmeleri hatırlatmaktadır. Bu Kanun uyarınca, gözaltı süresi dört ile sınırlandırılmıştır ve gözaltı süresinin uzatılması yalnızca hakim iznine bağlanmıştır.

AİHM, Türk mevzuatının AİHS'nin gerekliliklerine cevap verebilmek amacıyla yeniden düzenlendiğine ilişkin Hükümet tarafından iletilen bilgileri kayda geçmektedir. Bununla birlikte görevinin, davaya özgü koşulların değerlendirilmesi olduğunu da belirtmektedir. Bu nedenle, ilgili dönemden beri gelişmelerin gerçekleştirildiği gerekçesiyle bir başvuran için ilgili davanın artık geçerli bir hukuki değerinin kalmadığı yönünde karar vermesi mümkün değildir (Bkz., mutatis mutandis, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül 2003, Sadak ve diğerleri-Türkiye (no:1), no: 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96, mutatis mutandis, Lutz-Fransa (no:1), no: 48215/99, 26 Mart 2002, ve Kulda-Polonya, no: 30210/96).

AİHM mevcut davada, gözaltı süresinin Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp için 30 Nisan 2001 tarihinde, Bülent Keklik için de 1 Mayıs 2001 tarihinde başladığını,Bülent Keklik ve Dilaver Özalp'in 10 Mayıs 2001 tarihinde serbest bırakılmasıyla ve SalihÖzalp ile Zülfikar Özalp'in tutuklu yargılanmasına karar verilmesiyle de son bulduğunu tespit etmektedir. ilk üç başvuranın gözaltı süresi on gün, Bülent Keklik'in gözaltı süresi ise dokuz gün sürmüştür.

Oysa ki Brogan ve diğerleri- Birleşik Krallık (29 Kasım 1988 tarihli karar) davasında, hakim karşısına çıkarılmadan geçen dört gün altı saatlik gözaltı süresinin, toplumun bütününü terörizmden korumayı amaç edinse bile, AİHS'nin 5 § 3. maddesinde belirlenen zaman sınırlarını aştığı yönünde hüküm getirdiğini hatırlatır (Bkz. Maçin).

Dolayısıyla AİHM başvuranların hakim önüne çıkarılmadan önce on gün ve dokuz gün boyunca gözaltında tutulmalarının gerekli olduğunun kabul edilemeyeceğine kanaat getirmiştir.

Sonuç olarak AİHS'nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.

3. AİHS'nin 5 § 4. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet

Başvuranlar, gözaltı sürelerine itiraz edebilecekleri etkili bir başvuru yolunun bulunmadığından şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 5 § 4. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, Öcalan kararında Hükümet tarafından sunulan adli kararları inceledikten sonra, CMUK'un 128 § 4. maddesi uyarınca tutukluluğun yasallığı hakkında ulusal hakim tarafından yapılan denetimin, iki nedenden dolayı 5 § 4. maddenin gerekliliklerini yerine getirmediğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. Bir taraftan, kararlarının hiçbirisinde, yasal sürenin dolmuş olduğunu ve gözaltının devamını öngören Savcılık emrinin bulunmadığınıtespit etmesine rağmen ulusal hakim ilgili kişilerin serbest bırakılmasını emretmemiştir. Ulusal hakim yalnızca, ilgilileri tutuklamadan sorumlu olan hakime sevk etmekle yetinmiştir. Diğer taraftan ise, Hükümet tarafından dile getirilen adli kararla sonuçlanan davaların hiçbirinde, gözaltında bulunan sanık hakim karşısına çıkarılmamış, hakim yalnızca dosya üzerinden işlem yapmıştır.

AİHM, mevcut davada bu kararından ayrılmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Hiç kuşkusuz Hükümet, bu başvuru yolunun etkili olduğunu gösterebilmek amacıyla bir takım adli karar örnekleri sunmuştur. Bununla birlikte, AİHM, kararıincelemesinden sonra ulusal hakimin, yapılan başvuru hakkında yalnızca dosya üzerinden karar verdiğini ve gözaltında bulunan sanığın dinlenmediğini tespit etmiştir (Bkz. Nikolava-Bulgaristan, no: 31195/96).

Ayrıca, başvuranlara yöneltilen suçlamalar ciddiyet taşımakta ve gözaltı süreleri ulusal mevzuata uygunluk arzetmekteydi. İşte bu noktada, mevcut davada, DGM hakimi karşısında bu konuyla ilgili olarak yapılacak olan bir itirazın, serbest bırakılmayla sonuçlanma şansıbulunmamaktaydı (Bkz. Öcalan, Bazancir ve diğerleri-Türkiye, no: 56002/00 ve 7059/02, 11 Ekim 2005 tarihli karar, Mehmet Mübarek Küçük-Türkiye, no: 7035/02, 20 Ekim 2005 ve Maçin).

Bu nedenle AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmekte ve AİHS'nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.

4. AİHS'nin 5 § 5. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayet

Başvuranlar, gözaltı süresinin uzunluğu nedeniyle tazminat talep etme haklarının bulunmadığını iddia etmektedirler.

Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta ve 466 sayılı Kanun'a dayanan ve kabuledilebilirliğe ilişkin olarak sunduğu argümana göndermede bulunmaktadır.

AİHM, Hükümet tarafından belirtildiği şekilde 466 sayılı Kanun'a dayanarak, 5 § 5. maddede belirtildiği gibi bir tazminatı elde edebildiği herhangi bir örneğin dava dosyasında yer almadığını ortaya koymaktadır. Bu noktada, dava koşulları dikkate alındığında, 5 § 5. madde tarafından güvence altına alınan hakkın, etkili bir şekilde kullanılması yeterli bir ölçüde sağlanamamıştır (Bkz. Sakık ve diğerleri, ve Mehmet Mübarek Küçük).

Sonuç olarak, AİHS'nin 5 § 5. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Zülfikar Özalp ve Salih Özalp isimli başvuranlardan her biri maddi ve manevi tazminat olarak 30.000 Euro, Bülent Keklik ve Dilaver Özalp isimli başvuranlardan her biri ise 20.000 Euro talep etmektedirler.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, dosyadan maddi bir zararın var olduğunun açıkça anlaşılmadığını düşünmekte ve bu ad altında herhangi bir ödeme yapılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmiştir.

AİHM, manevi tazminat konusunda hakkaniyete uygun olarak Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp adındaki başvuranların her birine 3.500 Euro, Bülent Keklik adındaki başvurana ise 3.000 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.

B. Masraf ve Harcamalar

AİHM önünde yapmış oldukları masraf ve harcamalar için Zülfikar Özalp ve Salih Özalp adındaki başvuranlardan her biri 7.000 Euro, Bülent Keklik ve Dilaver Özalp adındaki başvuranlar 5.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet, yeterince desteklenmediklerinden dolayı bu iddiaları reddetmektedir.

AİHM içtihatlarına göre, ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne alındığında AİHM masraf ve harcamalar için başvuranlara toplu olarak 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Hükümet'in ilk itirazının esasla birleştirilmesine ve reddedilmesine;

2. Hükümet'in ikinci itirazının reddedilmesine;

3.Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

4.AİHS'nin 5 §§ 1 c) ve 2. maddesinin ihlal edilmediğine;

5.AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;

6.AİHS'nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğine;

7.AİHS'nin 5 § 5. maddesinin ihlal edildiğine;

8. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranlara:

i. manevi tazminat için Salih Özalp, Zülfikar Özalp ve Dilaver Özalp adındaki başvuranların her birine 3.500 Euro (üç bin beş yüz) ödenmesine;
ii. manevi tazminat için Bülent Keklik adındaki başvurana 3.000 Euro (üç bin) ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

9. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 3 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA