kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ŞÜKRÜ TAPKAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ŞÜKRÜ TAPKAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no: 66400/01 )

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
28 Eylül 2006

OLAYLAR

İsimleri ve doğum tarihleri ekte belirtilen başvuranlar Türk vatandaşlarıdır. Başvuranlar, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedirler.

A. Dava koşulları

Dava konusu olaylar, taraflar tarafından belirtildikleri şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.

25 Şubat 1999 tarihinde, Aydın E tipi cezaevinde tutulu bulunan başvuranlar, cezaevi yönetiminin aracılığı ile Adalet Bakanlığı'na dilekçeli başvuruda bulunmuşlardır.

8 Mart 1999 tarihinde, gerekli olabilecek her durum için, Adalet Bakanlığı bu başvuruyu Aydın Cumhuriyet Savcısına iletmiştir.

15 Mart 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bu başvurunun, içeriği itibariyle bir suç oluşturmaya elverişli olup olmadığının belirlenmesi için incelenmesine hükmetmiştir.

24 Mart 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısına, üç uzmandan oluşan bir komite tarafından düzenlenen bir uzmanlık raporu sunulmuştur. Bu uzmanlık raporuna göre, uyuşmazlık konusu başvuru, içeriği itibarı ile hiçbir şekilde Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 311 ve 312 maddeleri uyarınca suça teşvik etmemekteydi. Bununla birlikte, bu rapor, sözkonusu başvurunun, Terörle Mücadeleye ilişkin 3713 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca, Devletin toprak bütünlüğüne karşı bölücü propaganda nitelikleri taşıdığınısonucuna varmaktadır.

13 Temmuz 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı başvuranları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toprak bütünlüğü ve ulusal bütünlüğü aleyhinde bölücü propaganda yaptıklarıgerekçesiyle suçlamıştır ve başvuranların 3713 sayılı Kanunun 8 § 1 maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.

7 Eylül 1999 tarihinde, Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin (DGM) istinabesi üzerine hareket ederek, savcının iddianamesinin okunmasına başladığı ve sanıklara kendilerine isnat edilen olayları açıkladığı bir duruşma düzenlemiştir. Bu vesileyle, avukat yardımından faydalanmayan başvuranlar, iddianamenin tebligatının ellerine geçmediğini ve zamanında araştırmaların gerekçelerinden haberdar edilmediklerini beyan etmişlerdir. Sonuç olarak, başvuranlar, savunmalarını hazırlamak için bir süre talep etmişlerdir. Bu duruşmanın sonunda, Ağır Ceza Mahkemesi, iddianamenin başvuranlara tebliğ edilmesine hükmetmiştir ve başvuranlara savunmalarını hazırlamalarıiçin bir süre vermiştir.

23 Eylül 1999 tarihinde, DGM, başvuranların hazır bulunmaksızın, özellikle, uzmanlık tutanağının, uzmanlık raporunun, başvuranlar tarafından Adalet Bakanlığı'na yapılan başvurunun okunmasına başlamıştır. DGM, sanıkların Ağır Ceza Mahkemesi önünde verdikleri ifadeleri beklerken duruşmanın ertelenmesine karar vermiştir.

24 Eylül 1999 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların dinlenmesine başlamıştır ve onların Cumhuriyet Savcısı önünde verdikleri ifadeleri okumuştur. Duruşmada hazır bulunan dokuz sanık savunmalarını sunmuşlar ve kendilerine isnat edilen olaylarıreddetmişlerdir. Dokuz sanık sadece görüşlerini ifade etmek istediklerini ve hiçbir şekilde suç işlemek istemediklerini beyan etmişlerdir. Duruşmada hazır bulunan bir sanık savunmasını sunmayı reddetmiştir.

22 Ekim 1999 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, dokuz sanığın savunmalarınıdinlemiştir. Bu savunmalarda sanıklar, görüşlerini ifade etmekle yetindiklerini beyan ederek kendilerine isnat edilen olayları reddetmişlerdir.

14 Aralık 1999 tarihinde, DGM, başvuranların savunmalarında beyan ettikleri sonuçları, 24 Eylül ve 22 Ekim 1999 tarihindeki savunmalarında DGM'ye sunulduklarışekliyle, yinelediklerini tespit etmiştir. Başvuranlar, bu savunmalarda uzmanlık raporunun sonuçlarının yetersizliğine ve yanlılığına itiraz etmekteydiler. DGM, Cumhuriyet Savcısının esasa ilişkin taleplerini dinledikten sonra ve kendisine sunulan kanıt unsurlarının incelemesine başladıktan sonra, başvuranları, 3713 sayılı Kanunun 8 § 1 maddesi uyarınca, on ay hapis ve 666 666 666 Türk Lirası (TL) [yaklaşık 1 260, 50 Euro] para cezasına çarptırmıştır.

DGM, Tapkan soyadlı sanığın daha önce Antalya Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini tespit ederek, TCK'nın 81 § 1 maddesi uyarınca sanığın cezasınıarttırmıştır ve sonuç olarak sanığı on bir ay hapis ve 672 116 666 TL [yaklaşık 1 271 Euro] para cezasına mahkum etmiştir.

Bunun dışında, DGM, Kıran soyadlı başvuranın daha önce, infazı ertelenen bir yıl sekiz ay hapis ve 44 666 666 TL para cezasına çarptırıldığını tespit ederek, bu tecilin kaldırılmasına ve buna bağlı olarak cezanın infazına karar vermiştir. DGM, daha önce tecilli 1 yıl hapis cezasına mahkum edilen Vural soyadlı başvuranla ilgili olarak aynışeyi yapmıştır.

11 Ocak 2000 tarihinde, başvuranlar temyize gitmişlerdir. Başvuranlar, itiraz beyanlarında, uzmanlık raporunun içeriğini eleştirmişler, tarafsızlığını sorgulamışlar ve ilk derece mahkemesinin genel durumu ve uyuşmazlık konusu beyanın içinde bulunduğu koşulları dikkate almadan böylece, sadece, kendisini bağlayamayacak bir uzmanlık raporu temelinde karar vererek hükmünü açıkladığını beyan etmişlerdir. Başvuranlar, sözkonusu dava sırasında, savunma haklarına riayet edilmediğini ileri sürmüş ve sonuç olarak ilk derece mahkemesinin kararının iptal edilmesini talep etmişlerdir.

2 Mayıs 2000 tarihinde, Yargıtay, ilgililerin itirazını reddetmiştir bunun sonucunda 6 Nisan 2000 tarihli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesi başvuranlara tebliğedilmemiştir.

1 Haziran 2000 tarihinde, karar metni ilk derece mahkemesi kalemindeki dava dosyasına eklenmiştir.

23 Aralık 2000 tarihinde, Ertaş soyadlı başvuran şartlı tahliyeden yararlanmıştır.

27 Şubat 2001 tarihinde, DGM, 4616 sayılı Yasa uyarınca Çetinkaya soyadlıbaşvuranın cezasının infazını ertelemiştir.

2 Mart 2001 tarihinde, DGM, Kıran soyadlı başvuranın şartlı tahliyesine karar vermiştir.

11 Nisan 2001 tarihinde, DGM, 4616 sayılı Kanun uyarınca, Tan, Ertaş, Vural, Gülmez, Polat, Korkut ve Keklik soyadlı başvuranların cezalarının infazını ertelemiştir. Vural soyadlı başvurana ilişkin karar bölücü propaganda yaptığı gerekçesiyle on yıl hapis cezasına ve para cezasına mahkum edilmesinin teciline ilişkindir fakat uyuşmazlık konusu dava nedeniyle ertelenmesi iptal edilen daha önceki ceza hakkında hiçbir ibare içermemektedir.

27 Nisan 2001 tarihinde, DGM, aynışekilde, Budak soyadlı kişinin cezasını ertelemiştir.

30 Nisan 2001 tarihinde, DGM, Kıran, Elbir, Dayan, Olsoy ve Ay soyadlıbaşvuranların cezalarının infazını ertelemiştir. Kıran soyadlı başvurana ilişkin karar bu ertelemenin 14 Aralık 1999 tarihinde verilen on ay hapis ve para cezasına mahkumiyeti için geçerli olduğu kadar uyuşmazlık konusu dava nedeniyle tecili iptal edilen daha önceki ceza için de geçerli olduğunu belirtmektedir.

18 Mayıs 2001 tarihinde, DGM, Doğan soyadlı başvuranın cezasının infazınıertelemiştir.

3 Mart 2003 tarihinde, Nazilli Ağır Ceza Mahkemesi, Elbir soyadlı başvuranın, uyuşmazlık konusu olaylar sırasında hapiste olmasına sebep olan ilk mahkumiyetine ilişkin olarak şartlı tahliyesine karar vermiştir.

31 Mart 2003 tarihinde, Bergama Ağır Ceza Mahkemesi, aynışekilde, Ay soyadlıbaşvuranın ilk mahkumiyetine ilişkin olarak şartlı tahliyesine karar vermiştir. Bu karar, 12 Kasım 2003 tarihinde uygulanmıştır.

25 Nisan 2003 tarihinde, DGM, aynışekilde, Gülmez soyadlı başvuranın ilk mahkumiyetine ilişkin olarak şartlı tahliyesine karar vermiştir.
6 Ağustos 2003 tarihinde, DGM, Tapkan soyadlı başvuranın, 3713 sayılı Kanunun 8 § 1 maddesinin ilgası uyarınca cezasının kaldırılmasına karar vermiştir

19 Ağustos 2003 tarihinde, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi, Polat soyadlı başvuranın ilk mahkumiyetine ilişkin olarak şartlı tahliyesine karar vermiştir. Bu karar 28 Ağustos 2003 tarihinde uygulanmıştır.

17 Ekim 2003 tarihinde, Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, Çetinkaya soyadlı başvuranın ilk mahkumiyetine ilişkin olarak şartlı tahliyesine karar vermiştir.

27 Eylül 2004 tarihinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, Vural soyadlı başvuranın ilk mahkumiyetine ilişkin olarak şartlı tahliyesine karar vermiştir.

23 Haziran 2005 tarihinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 3713 sayılı Kanununun 8. maddesinin ilgasına ilişkin 4928 sayılı Kanunun 19. maddesi uyarınca, Tapkan soyadlıbaşvuran dışında, başvuranların cezalarının bütün hukuki sonuçlarıyla kaldırılmasına karar vermiştir.

24 Haziran 2005 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bir tutanak düzenlemiştir. Bu tutanak uyarınca başvuranlardan biri ne gözaltına alınmış ne de uyuşmazlık konusu davanın sonunda verilen on ay hapis ve para cezası mahkumiyetinin infazı için tutuklanmıştır.

Sözkonusu tutanak, Kıran ve Vural soyadlı başvuranların, daha önceki mahkumiyetleri ile ilgili, tecili iptal edilmiş olan cezalarının infaz edilip edilmemesine ilişkin hiçbir ibare içermemektedir.

29 Aralık 2005 tarihinde, Budak soyadlı başvuran şartlı tahliyeden yararlanmıştır.

ŞİKAYETLER

AİHS'nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddesine atıfta bulunarak, başvuranlar, kendi aleyhlerinde yürütülen ceza kovuşturmaları sırasında, birçok bakımdan, adil yargılanmadan yoksunluk ve savunma haklarının ihlallerine maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, özellikle, zamanında uzmanlık raporunun içeriğinden ve varlığından haberdar edilmediklerini ve Savcının esasa ilişkin taleplerinden sonra savunma sunamadıklarını iddia etmektedirler. Bununla birlikte, başvuranlar, Yargıtay önündeki dava boyunca, Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmediği gerekçesiyle, adil yargılanmanın gerekliliklerine uyulmadığını ileri sürmektedirler.

Başvuranlar, AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunarak, Abdullah Öcalan'ın yakalanması hakkında görüşlerini ifade etmekten mahkum edildikleri için, ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.

HUKUK AÇISINDAN

A. Ön itirazlar

1. Başvuranların mağdur olma nitelikleri hakkında

AİHM'nin içtihadına dayanarak (Aslı Güneş-Türkiye, 53916/00 no'lu, 13 Mayıs 2004 tarihli karar), Hükümet, başvuranların mağdur sıfatı olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda, 23 Haziran 2005 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'nde alınan bir hukuki kararla başvuranlar hakkındaki mahkumiyet kararının hiç verilmemiş gibi kabul edildiğini öyle ki başvuranların hiçbir hususta aleyhlerinde alınan mahkumiyet kararından etkilenmediklerini belirtmektedir.

Başvuranlar bu argümanlara itiraz etmektedirler.

AİHM'nin daha önce, bir mahkumiyet kararının verilmemesinin ulusal hukuk uyarınca ceza mahkumiyetini ortadan kaldırma ve bununla ilgili cezaları da yok etme etkisi olan özgül bir hukuki mekanizma teşkil ettiğini belirtme fırsatı olmuştur. Bunun dışında, adli sicilin aklanması mekanizması gibi görünmektedir (Aslı Güneş).

Olayın koşullarında, AİHM, ulusal mahkemeler, Tapkan soyadlı başvuran ve diğer başvuranlar hakkında uyuşmazlık konusu cezanın sırasıyla 6 Ağustos 2003 ve 23 Haziran 2005 tarihlerinde kaldırılmasına karar verdiklerini tespit etmektedir. Bunun dışında, cezanın kaldırılması ilke olarak, ilgililerin mahkumiyetinin ve bunun adli sicillerindeki kaydının silinmesini beraberinde getirmektedir. Böylece, DGM önündeki davanın hakkaniyetten yoksunluğuna ilişkin şikayete bağlı her türlü zarar verici sonuca son vermektedir. Bununla birlikte, olayda, dosyadaki hiçbir unsur, Kıran ve Vural soyadlı başvuranların, uyuşmazlık konusu dava sırasında daha önceki cezalarının konu olduğu tecilin iptalinden ne ortaya çıktığını belirlemeye izin vermemektedir.

Bu nedenle, diğer başvuranların haklarında verilen mahkumiyet kararından bu şikayet konusunda hiçbir şekilde etkilenmedikleri ortaya çıksa da ve de AİHS'nin 34. maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının incelenmesine devam edilmesine gerek olduğunu ileri sürebilecek durumda olmasalar da (bkz Aslı Güneş), AİHM'nin elinde bulunan unsurlar Kıran ve Vural soyadlı başvuranlar hakkında böyle bir iddiada bulunmasına olanak tanımamaktadır.

Bu durumdan, başvurunun bu bölümünün, Kıran ve Vural soyadlı başvuranlar dışındaki başvuranları kapsadığı kadarıyla, AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4 maddesinin uygulanmasıuyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır. Kıran ve Vural soyadlı başvuranlara ilişkin olarak, AİHM, itirazın bu kısmının, AİHS'nin 6. maddesine ilişkin şikayetin esasına sıkı sıkıya bağlı sorular sorduğu kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, itirazın bu kısmını esasla birleştirmeye karar vermektedir.

İfade özgürlüğünün ihlaline ilişkin şikayet hakkında, AİHM, başvuranın lehinde bir karar veya önlemin ilke olarak onun "mağdur olma" sıfatını geri almaya, sadece, ulusal makamlar, açık olarak veya özet olarak AİHS'nin ihlal edildiğini kabul etmiş, daha sonra da bu ihlali telafi etmişlerse yeterli olacağına ilişkin kendi yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Öztürk-Türkiye, 22479/93 no'lu karar). Oysa ki, olayda, uyuşmazlık konusu mahkumiyetin kaldırılması, başvuranların, ifade özgürlüklerinin kullanılmasına ilişkin ihlal gerekçesiyle, zararlarına doğrudan maruz kaldıkları bir ceza davasının sonuçlarını hiçbir şekilde ne önceden haber vermekte ne de telafi etmektedir. Bu nedenle, bu şikayete ilişkin olarak, Hükümetin, başvuranların mağdur sıfatının bulunmadığına ilişkin itirazını reddetmek yerindedir.

2. Başvurunun geç kalmış olması hakkında

Hükümet, AİHM'yi, mevcut başvurunun altı aylık süreye uyulmadığı gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, bunun için, Yargıtayın kararının 2 Mayıs 2000 tarihli olduğunu oysa ki mevcut başvurunun 4 Aralık 2000 tarihinde yapıldığını ileri sürmektedir.

Başvuranlar bu beyana itiraz etmektedirler.

AİHM, başvuranın, kesin iç hukuk kararının bir kopyasının kendisine re'sen tebliğedilmesi hakkı olduğu zaman, altı aylık sürenin kararın kopyasının tebliğ edildiği tarihten itibaren başladığını kabul etmek AİHS'nin 35 § 1 maddesinin konusuna ve amacına daha uygun olduğuna ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır (bkz. Worm-Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, Hüküm ve kararların toplamı 1997-V). Oysa ki, olaydaki gibi, iç hukukta tebligat öngörülmediği zaman, AİHM, tarafların kararın içeriği hakkında gerçekten bilgi sahibi olabilecekleri, kararın erişime sunulduğu tarihi dikkate almanın uygun olduğu kanaatindedir (bkz, özellikle, Seher Karataş-Türkiye, 33179/96 no'lu, 9 Temmuz 2002 tarihli karar).

AİHM, olayda, Yargıtayın 2 Mayıs 2000 tarihli kararının, 1 Haziran 2000 tarihinde İzmir DGM'sinin Kaleminde tarafların bilgisine sunulduğunu tespit etmektedir. Oysa ki, mevcut başvuru, altı aylık süre içinde, 27 Kasım 2000 tarihinde yapılmıştır.

Dolayısıyla, Hükümetin bu itirazını reddetmek yerindedir.

B. AİHS'nin 10. maddesine ilişkin şikayet

Başvuranlar, bölücü propaganda yaptıkları gerekçesiyle mahkum edilmelerinin AİHS'nin 10. maddesince garanti altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.

Hükümet, başvuranlarının mektubunun terörist bir elebaşının savunmasını yaptığınıöyle ki uyuşmazlık konusu müdahalenin AİHS'nin 10 § 2 maddesi bakımından incelenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Hükümet, başvuranların cezasının tecil edildiğini öyle ki başvuranların ölçüyü aşan şekilde kaygılandırılmadıklarını belirtmektedir.

Başvuranlar, bu iddialara itiraz etmektedirler. Başvuranlar kendileri ve ceza infaz kurumu görevlileri dışında uyuşmazlık konusu yazıyı kimsenin okuyamadığının öyle ki propaganda suçunun işlenmiş olamayacağının altını çizmektedirler. Bunun dışında, başvuranlar, yazılarında şiddete hiçbir çağrı veya teşvik bulunmadığını ama sözkonusu yazının, hiçbir şekilde aleniyetten faydalanmayan taleplerine yer vermekle yetindiğini öyle ki bölücülükten bahsedilemeyeceğini belirtmektedirler.

AİHM, tarafların argümanlarının bütünü ışığında, bu şikayetin, başvurunun incelenmesinin bu aşamasında çözülemeyecek ama esasa ilişkin inceleme gerektiren esasa ve hukuka ilişkin ciddi sorular ortaya koyduğu kanaatindedir. Bundan bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3 maddesi uyarınca belirgin olarak kötü temellendirilmiş olduğunun beyan edilemeyeceği sonucu çıkmaktadır. Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiştir.

C. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin şikayetler

Kıran ve Vural soyadlı başvuranlar, aleyhlerinde yürütülen ceza kovuşturmalarısırasında, özellikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün iletilmemesi bakımından adil yargılanmadan yoksunluk ve savunma hakları ihlallerine maruz kaldıklarını ileri sürmektedirler. Kıran ve Vural soyadlı başvuranlar AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddesine atıfta bulunmaktadırlar.

Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.

AİHM, tarafların argümanlarının bütünü ışığında, bu şikayetlerin, başvurunun incelenmesinin bu aşamasında çözülemeyen ama esasa ilişkin bir inceleme gerektiren esasa ve hukuka ilişkin ciddi sorular sorduğu kanaatindedir. Buradan, bu şikayetlerin AİHS'nin 35 § 3 maddesi uyarınca belirgin olarak kötü temellendirilmiş olduğunun beyan edilemeyeceği sonucu çıkmaktadır.

Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiştir.

Bu nedenlerle, AİHM, oybirliğiyle,

AİHS'nin 6. maddesine ilişkin şikayet hakkında, Kıran ve Vural soyadlı başvuranların mağdur olma sıfatlarına ilişkin itirazı esasla birleştirmeye;

Esasa ilişkin şikayetler saklı kalmak üzere, bütün başvuranların AİHS'nin 10. maddesine ilişkin şikayeti ve AİHS'nin 6. maddesi bakımından Kıran ve Vural soyadlıbaşvuranların şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;

Başvurunun geri kalanının kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA