kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
KALIN- TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
KALIN- TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 31236/96)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
10 Kasım 2004

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (31236/96) başvuru no'lu davanın nedeni Özkan Kalın'ın (ilk soyadı Kılıç) (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 31 Ağustos 1994 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Londra'da avukat Anke Stock tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

Başvuran 1964 doğumlu olup Lozan'da ikamet etmektedir.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 13 Eylül 1991 tarihli iddianamesi ile 1991 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6. ve 8. maddelerine dayalı olarak başvuran hakkında ceza davası açmıştır. Başsavcı başvuranın yazı işleri başkanlığını yürüttüğü Yeni Ülke adlı haftalık yayımlanan dergide yer alan "Ağustos sıcağı Botan'da yükseliyor" başlıklı makaleye dayalı olarak başvuranı bölücülük propagandası yapma suçu ile itham etmiştir. Bu makale Ağustos 1991 yılında Nusaybin'de yapılan gösteri sırasında meydana gelen olayları aktarmaktadır.

İkinci dava "Onlar gitmediler kaçtılar" adıyla sözkonusu dergide yayımlanan makaleye dayalı olarak Cumhuriyet Başsavcısının 1991 Sayılı Kanunun 6. ve 8. maddelerince açmış olduğu davadır.

1. "Ağustos sıcağı Botan 'da yükseliyor" adlı makale ile ilgili yürütülen cezai yargılama süreci

Devlet Güvenlik Mahkemesi, sözkonusu makalenin bütününe dayalı olarak 14 Ekim 1992 tarihli kararı ile Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır. Sözkonusu makalenin bütününü ele alan mahkeme davaya neden olan verilerin 1991 Sayılı Kanunun 6. ve 8. maddelerinde öngörüldüğü üzere başvuranın basın yoluyla bölücülük propagandası yaptığı sonucunu oluşturmadığına itibar etmiştir.

Cumhuriyet Savcısı bu karar karşısında temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Yargıtay, Devlet Güvenlik Mahkemesinin başvuranın serbest bırakılma gerekçesinin kabul edilemez olduğunu kaydederek 10 Şubat 1993 tarihinde almış olduğu karar ile ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay dava konusu makalenin ve fotoğrafın TCK'nın 312 § 2 maddesinde öngörülen etnik kökene dayalı ayrımcılık gözeterek halkı kin ve düşmanlığa sevk etme unsurunu oluşturduğunu hatırlatmıştır.

DGM, Yargıtay'ın kararı doğrultusunda 14 Ekim 1993 tarihli kararı ile TCK'nın 312. maddesine dayanarak başvuranı iki yıl hapis ve 120.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay l Mart 1994 tarihinde bu kararı onamıştır.

2. "Onlar gitmediler kaçtılar" adlı makale ile ilgili yürütülen cezai yargılama süreci Sözü edilen makale PKK avrupa tanıtımının yapıldığı basın toplantısını dile getirmektedir.

DGM, 4 Eylül 1992 tarihli kararı ile, makalenin bilgilendirme amacını taşıdığını belirterek başvuranın salıverilmesini kararlaştırmıştır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Eylül 1993 tarihli kararı ile Yargıtay kararım müteakip başvuranı haftalık derginin yazı işleri müdürü sıfatıyla PKK propagandası yaptığı gerekçesiyle 1991 Sayılı Kanunun 6 § 2 maddesi uyarınca 25.000.000 TL. para cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay bu kararı 7 Şubat 1994 tarihinde onamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuran hakkında verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali oluşturduğundan şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

AİHM, Sözleşme ile güvence altına alındığı bilinen başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik sözkonusu müdahale ile taraflar arasında bir ihtilafa yer vermemektedir. Benzer müdahalenin Sözleşme'nin 10 § 2 maddesince yasayla öngörülen, toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik meşru bir amacı gütmesi ve "demokratik bir toplum için gereklilik" arz etmesi zorunludur (Bkz. Yağmurdereli - Türkiye karan, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002).

Sözkonusu müdahalelerin "yasayla öngörülmesi" ile ilgili olarak başvuran 1991 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6 § 2 ve TCK'nın 312. maddelerinin uygulanması neticesindeki mahkumiyetlerin yargılanan kimselere göre farklı sonuçları bulunduğunu bu kanunların yorumunun kişiden kişiye ve bir hakimden diğerine değiştiğini ve etkilerinin öngörülemez olduğunu ileri sürmektedir.

AİHM, başvuranın 1991 Sayılı Kanunun 6. ve TCK'nın 312. maddelerine dayalı olarak mahkum edilmesi ile "yasa ile öngörülen" ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin oluştuğunu kabul etmektedir (Bkz. Sürek ve Özdemir kararları no: 23927/94 ve 24277/94, § 47, 8 Temmuz 1999 ve Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93, § 53, AİHM 1999-VI).

Mahkeme daha önceki kararlarda da benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve bu şikayetlerin AİHS'nin 10. maddesinin ihlali ile neticelendiği tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, sözü edilen Öztürk kararı, § 74, İbrahim Aksoy, § 80, Karkın-Türkiye no:43928/98, § 39, Kızılyaprak-Türkiye kararlan no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).

AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Mahkeme sözkonusu siyasi söylemlerde kullanılan özel terimleri dikkate almakta ve bu çerçevede özellikle terörle mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz önünde tutmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60, ve Incal-Türkiye kararları, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).

Mezkur basın açıklaması güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetlerine karşı yürüttükleri mücadelenin ağır bir eleştirisini oluşturmaktadır.

AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bu beyanı halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek Türk Devletinin toprak bütünlüğüne kasteden söylemler olarak değerlendirdiğini kaydetmiştir.

Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alman kararların gerekçeleri ışığında mahkumiyet kararlarının başlı başına özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğuna itibar etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no: 4) no: 24762/94, § 58, AlHM 1999-IV). AİHM, basın bildirisinde kullanılan bazı terimlerin özellikle terörle mücadelede bulunan hükümet politikasının en olumsuz yönlerini ortaya koyan olumsuz bir tabloyu çizdiğini, husumet sözcüğünün yan anlamıyla kullanıldığını, şiddet kullanımın ve silahlı mücadelenin teşvik edilmediğini ve hazırlanan söylemin kin ve nefret beyanından oluşmadığım ifade etmektedir. AİHM nezdinde bütün bunlar dikkate alınması gereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l) no: 26682/95, § 62 AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye kararları no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).

Bunun yanı sıra AİHM, suçun niteliğinin ve verilen cezaların ağırlığının yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu kaydetmektedir.

Mevcut davada başvurana yönelik gerçekleştirilen müdahalenin "demokratik bir toplum için zaruriyet" olarak nitelendirilemeyeceğini emsal gösteren AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

II. AİHS'NİN 7. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuran ayrıca yasa ile açık bir biçimde tanımlanmayan hükümlerin uygulanarak mahkum edilmesi ile AİHS'nin 7. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır.

Mahkeme AİHS'nin 7. maddesinde yer alan hukuk kavramının ("law") Sözleşme'nin diğer maddelerini oluşturan "loi", "yasa" kavramına karşılık geldiğini ifade etmektedir (Bkz. S.W.-İngiltere kararı 22 Kasım 1995, seri: A no: 335-B, § B). AİHS'nin 10 § 2 maddesinde dile getirilen öngörülebilirlik hususunda AİHM, Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (Bkz. Erdoğdu ve İnce-Türkiye kararı no: 25067 / 94 ve 25068/94, AİHM 1999-IV, § 59).

III. AİHS'NİN 6 § l MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde askeri hakimi bulundurması nedeniyle "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmekte ve AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).

AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak bir tespitte bulunmadığını ve hiçbir delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranın "ulusal güvenliğe" yönelik işlenen suçlardan yargılanmasının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir yargı karan aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).

AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine varmaktadır.

IV. AİHS'NİN 10. VE 6. MADDELERİYLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

AİHS'nin 10. ve 6. maddeleriyle birlikte 14. maddesine atıfta bulunan başvuran idarenin etnik kökene dayalı ayrımcılık yapıldığından şikayetçi olmaktadır.

AİHS'nin 10. ve 6. maddelerinin bağımsız olarak ihlal edildiği hallerde AİHM, 14. maddeye ilişkin şikayetin incelenmesini gerekli görmemektedir.

V. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar

A. Tazminat

Başvuran 90.990 Euro'ya denk düşen gelir kaybı nedeniyle maddi zarara uğradığını ileri sürmektedir.

Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.

İddia edilen gelir kaybı ile ilgili olarak AİHM, sunulan delillerin AİHS'nin 10. maddesinin ihlali ile başvuranın gelir kaybına uğradığım ortaya koymadığına itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Bu nedenle AİHM, bu talebi reddetmektedir.

Manevi tazminata gelince AİHM, olayların mevcut koşulları nedeniyle başvuranın kimi karmaşıklıklara maruz kaldığını kaydederek Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca başvurana bu yönde 13.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır (Okutan-Türkiye kararı 29 Temmuz 2004, no: 43995/98, ve Haydar Yıldırım ve diğerleri-Türkiye 15 Temmuz 20014, no: 42920/98 kararları ile karşılaştırınız).

AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § l maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden yargılamanın olacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. sözü edilen Gencel karan, § 27).

B. Masraf ve harcamalar

Başvuran, Mahkeme organları nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalara ilişkin 18.180 Euro tazminat talebinde bulunmuş, bu yönde kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıştır. Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.

Mahkeme, başvurana masraf ve harcamalar için 4.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nm marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. 1. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

2. 2. AİHS'nin 7. maddesinin ihlal edilmediğine;

3. 3. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme sıfatından yoksun bulunması nedeniyle AİHS'nin 6 § l maddesinin ihlal edildiğine;

4. 4. AİHS'nin 6. ve 10. maddesi ile birlikte 14. maddesinin incelenmesine gerek olmadığına;

5 a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana,

i.manevi tazminat olarak 13.000 (on üç bin) Euro,
ii.masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro ödemesine;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;

6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine uygun olarak 10 Kasım 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA