kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BARAN - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSANHAKLARI MAHKEMESİ
BARAN - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:48988/99)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
10 KASIM 2004

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:48988/99) başvuru no'lu davanın nedeni Türk vatandaşı Zeynep Baran'ın (Başvuran) Avrupa insan Hakları Komisyonu'na (AlHK) 13 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa insan Haklarıve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AlHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran adli yardımdan faydalanarak İstanbul'da avukat olan F. Karakaş tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

DAVA KOŞULLARI

1960 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir. Kürt Kadınları ile Dayanışma ve Kadın Sorunları Araştırma Vakfi (K.KA.Da.V) başkanı olan başvuran, Mart 1997'de vakfın kuruluş amacını ve faaliyetlerim tanıtmak amacıyla bir broşür hazırlatmıştır. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 3 Haziran 1997 tarihinde bu broşürün toplatılmasını kararlaştırmıştır.

Ayrıı gün Cumhuriyet Savcısıİstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden ifadesi alınmak üzere başvuranın çağrılmasını talep etmiştir.

Emniyet Müdürlüğü'nün 4 Haziran 1997 tarihinde saat 14.45'te düzenlediği tutanakta ihtilaf konusu iki yüz adet broşürün toplatıldığı ve Cumhuriyet Savcısı'nın yaptığı çağrı hakkında başvurana bilgi verildiği yer almıştır. Cumhuriyet Savcısı, 6 Haziran 1997 tarihinde sunulan ve Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312. maddesine dayanan iddianame ile ihtilaf konusu broşürün yayımlanması nedeniyle başvuran hakkında ceza davası açmıştır. Başvuran, DGM'deki 25 Mart 1988 tarihli duruşmada, bu broşürde kadın haklarını, insan haklarını ve ifade özgürlüğünü savunduğunu ve halkı kine kışkırtmanın sözkonusu bile olmadığını beyan etmiştir. Başvuran suç unsurunun bulunmadığını ve bu davanın ifade özgürlüğünün bulunmadığınıortaya koyduğunu belirtmiştir. DGM, TCK'nın 312 § 2 maddesine dayanan 7 Ağustos 1998 tarihli kararla başvuranı iki yıl hapis ve 1.720.000 T.L. para cezasına çarptırmıstır. DGM, suç unsuru broşürün sosyal sınıf ayrımcılığı yaratarak halkı için ve düşmanlığa tahrik ettiğini saptamıştır. Başvuran 24 Eylül 1998 tarihinde, duruşma yapılmasını talep ederek DGM kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 19 Elam 1998 tarihli görüşünde temyizine gidilen kararın onanması talebinde bulunmuştur.

Yargıtay 16 Kasım 1998 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir. DGM başkanı, 6 Ekim 1999 tarihli karar ile 28 Ağustos 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4454 sayılı Kanun'a dayanarak başvuran hakkında verilen cezanın infazının tecil edilmesine karar vermiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, broşür yayımlanması nedeniyle baklanda verilen cezai mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet etmektedir. Buna istinaden AÎHS'nin 10. maddesini öne sürmüştür. Hükümet, broşürün içeriğine atıfta bulunarak, recmetmenin İslam dinine dayalıhukuki sistem olan şeriatın öngördüğü bir ceza olduğunu ve Türkiye'de uygulanmadığını savunmuştur. Hükümet, kadın haklarım savunan bir derneğin başkam olarak başvuranın, toplum içinde öfkeye neden olan nitelikte benzeri sözleri kullanmama gibi entellektüel ve sosyal sorumluluğa sahip olması gerektiğinin üzerinde durmuştur, özgürlüğün, özellikle kadın olan vatandaşlar arasında devlete karşı güvensizlik ve korku duygusu yaratmaya özgü bir sorumsuzluk anlamına gelmediğini ileri sürmüştür, tfade özgürlüğü, okuyucuyu hataya düşürebilecek dayanağı olmayan ve lekeleyici iddialarda bulunma anlamına da gemlemektedir. Hükümet, böyle davranarak başvuranın, kadınların kökenlerine göre ayrımcılık yaparak ve haklarını savunma bahanesiyle lekeleyici ve sorumsuz sözler söyleyerek Türkiye'de yaşayan bütün kadınlara karşı saygısızlık yaptığını ileri sürmüştür. Bu balomdan Hükümet, başvuranın ayrımcı propaganda yapma amacının bulunduğunu savunmuştur. Hükümet, broşürün çevirisine atıfta bulunarak ulusal mahkemelerin, bu yayımın toplumda hoşgörüsüzlük ve kin yaratan nitelikte sözler içerdiği kanaatinde olduklarını ileri sürmüştür. Başvuran demokratik toplumda ifade özgürlüğü sınırlarını aşmıştır, bu da vatandaşların değişik kökenlerinden dolayı halkın içinde kin uyandırdığı gerekçesiyle hakkında mahkumiyet kararının alınmasına sebep olmuştur. Bu bakımdan Hükümet, AlHM'nin, toprak bütünlüğünü tehdit eden terör durumunun bulunduğu gerekçesiyle ifade özgürlüğünün sınırlarını tespit ettiği Zana-Türkiye davasına atıfta bulunmuştur (25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, § 61-62). Başvuran, tamamı incelendiğinde broşürün, kadının maruz kaldığı ayrımcılığın üzerinde durduğunu savunmuştur. Başvuran, birçok çatışmanın meydana geldiği az gelişmiş olan bölgedeki kurt kadınının koşullarını öne çıkarmıştır, özellikle Hükümet'i veya kamu görevlilerim suçlamadan, kadınların sorunlarıhakkında onlarla dayanışma içinde olduğunu göstermiştir. Başvuran, recmetmenin Türkiye'de uygulanmadığının ancak İran gibi ülkelerde veya şeriatın uygulandığı diğer ülkelerde uygulandığının bilincinde olduğunu belirtmiştir. Başvuran, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan kadınların haklarınısavunmaya çağırmayı amaçlamıştır. AlHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli -Türkiye kararı, no: 29590/96, §40). AlHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır. AÎHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz. Özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın, §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no .27528/95, §43,2 Ekim 2003). AÎHM, içtihat kararlan ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, söz konusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AlHM, suç unsuru broşürde kullanılan ifadelere ve broşürün yayımlandığıduruma önem vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşullan ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklan göz önünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998IV, s. 1568, §58). "Kürt Kadınları ile Dayanışma ve Kadın Sorunları Arastama Vakfi" başlıklıdava konusu broşür, sadece Güneydoğu Anadolu'daki kurt kadınlarının genel statü ve şartlarını eleştirerek, şüphesiz taraf tutan genel bir tablo çizmektedir. AlHM, DGM'nin, dava konusu broşürün sosyal sınıf ayrımcılığı yaratarak halkıkin ve düşmanlığa tahrik etmeyi amaçlayan ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmiştir. AÎHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi içinde yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AlHM, broşürün hassas niteliği olan bazı bölümler içerse de ve Türkiye'deki kurt kadınlarının şartlan hakkında bazen abartılı olsa da, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik etmiş ve AÎHM'nin gözünde, gözönünde bulundurulması gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50,8 Temmuz 1999).AÎHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu saptamıştır. Davada başvuranın mahkumiyetinin amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığıortaya çıkmaktadır ve bu nedenle "demokratik bir toplumda gerekli" değildir. Dolayısıyla AÎHS'nin 10.10.maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, kendisim mahkum eden DGM'nin, bünyesinde bir askeri hakim bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden "tarafsız ve bağımsız bir mahkeme" olamayacağını iddia etmiştir. Ayrıca başvuran, Yargıtay Savcı görüşünün kendisine tebliğ edilmediğinden dolayı Yargıtay'daki yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığını belirterek AÎHS'nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.

A. Kabul edilebilirlik hakkında

AÎHM, geçmişte de birçok defa benzer olayların meydana geldiği sözü edilen durumlarla ilgili sorunlara benzer sorunları birçok kez incelemiş ve AÎHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-Türkiye kararı, no: 42739/98, §§33-34 ve 6 Şubat 2003 tarihli Özdemir-Türkiye,kararı, no: 59659/00, §§35-36).AÎHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, söz konusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AÎHM, "milli güvenlik"e ilişkin suçlar baklanda DGM'ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını saptamıştır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM'nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (sözüedilen Incal kararı, §72 in fine). Sonuç olarak AlHM, başvuranı yargılayan DGM'nin AÎHS'nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanaatine varmıştır.

2. Savcı görüşünün tebliğ edilmemesi baklanda

Hükümet ihlalin bulunduğuna itiraz etmiştir. AÎHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır. AÎHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, işbu şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, s.3074, §§ 44-45).

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

AİHS'nin 41. maddesi gereğince,

A. Tazminat

Başvuran mesleki gelir kaybından dolayı 4.347 euro (EURO) tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmiştir. Ayrıca başvuran 10.000 EUR tutarındaki manevi zararın tazmin edilmesini talep etmiştir. Hükümet görüş bildirmemiştir. AlHM, iddia edilen gelir kaybı konusunda sunulan delillerin, başvuranın AÎHS'nin 10. maddesinin ihlalinden doğan kazanç kaybının miktarının kesin olarak belirlenmesini sağlamadığı kanısındadır (Bkz. ayrıı yönde alınan Karakoç ve diğerleri kararı, no:27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). AlHM, buradan yola çıkarak bu talebi reddetmiştir. AlHM, verilen para cezası konusunda kararın infazının askıya alındığını ve başvuranın bu tutan ödediğine dair hiçbir belge sunmadığını ortaya koymuştur.

AlHM, manevi zarar hakkında, ilgilinin dava koşullarından dolayışaşkınlık içinde olabileceğinin söylenebileceğine kanaat getirmiştir. AlHM, AlHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak bu bağlamda başvurana 5.500 EUR verilmesine karar vermiştir. AlHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının 6§1 maddesi bağlamında tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip olarak en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yemden yargılamak olacağıkanaatindedir (Gençel-Türkiye, no: 53431/99, §27,23 Ekim 2003).

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran ayrıca, ulusal merciler ve AlHM'de yapılan masraf ve harcamalar için 6.280 EUR talep etmiştir. Başvuran delil olarak çeviri ücretlerine ilişkin ücret tarifesini ve makbuzları vermiştir. Hükümet görüş bildirmemiştir. AlHM, elinde bulunan unsurları ve konu hakkındaki içtihadını gözönünde bulundurarak yapılan bütün masraflar için 3.000 EUR tutarının makul olduğuna kanaat getirmiş ve bu tutardan adli yardım adı altında Avrupa Konseyi tarafından ödenen 660 EUR'nun çıkarılarak kalan miktarın başvurana verilmesine karar vermiştir.

C. Temerrüt faizi

AlHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığıbasit faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. AlHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

2. İstanbul DGM'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasınedeniyle AlHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. AlHS'nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına; a) Bu kararın, AlHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üçay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet'in başvurana:

i. manevi tazminat için 5.500 EUR (beş bin beş yüz euro)
ii. masraf ve harcamalar için 3.000 EUR'dan (üç bin euro) adli yardım adıaltında alınan 660 EUR (altı yüz altmış euro) çıkarılarak kalan miktarı;
iii. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için,yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'mn kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;karar vermiştir.

4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2004 tarihinde, içtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğedilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA