kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ÇELİK VE İMRET /TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İŞKENCE YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ DAİRE
ÇELİK VE İMRET /TÜRKİYE (Başvuru No: 44093/98)

KARAR (ÖZET TERCÜME)
STRAZBURG

USULİ İŞLEMLER

Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca Abdurrahman Çelik ve Kasım İmret isimli iki Türk vatandaşı tarafından Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) 7 Eylül 1998 tarihinde, 44093/98 no ile yapılan başvurudan kaynaklanmaktadır.

Adli yardım alan başvuranlar, T. Elçi tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ise, dava için ajan tayin etmemiştir.

Başvuranlar gözaltındayken kötü muamele ve işkenceye maruz kaldıklarını ve şikayetleri hakkında etkili ve yeterli soruşturma yürütülmediğini ve bu nedenle Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Mahkeme, 26 Eylül 2000 tarihinde başvuru hakkında kısmi kabul edilebilirlik kararı vermiştir.

Başvuranlar ve Hükümet, esaslar hakkındaki görüşlerini sunmuşlardır.

DAVA OLAYLARI

1958 doğumlu Abdurrahman Çelik ve 1947 doğumlu Kasım İmret Batman'da yaşamaktadırlar.

A. Gözaltı ve kötü muameleyi belgeleyen tıbbi raporlar

PKK'ya kuryelik yapmakla suçlanan başvuranlar 17 Mayıs 1998 tarihinde Batman Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memurlarınca tutuklanmışlardır.

Gözaltına alınmadan once başvuranlar tıbbi muayeneden geçmiş ve başvuranların herhangibir yara izi taşımadığı sonucuna varılmıştır. Başvuranlar daha sonra sorgulama için Batman Emniyet Müdürlüğü'ne götürülmüş ve gözaltına alınmışlardır.

Savcı 18 Mayıs 1998 tarihinde başvuranların gözaltı süresini 20 Mayıs 1998 tarihine kadar uzatmıştır.

Başvuranlar 18 ve 20 Mayıs tarihlerinde iki doktor tarafından tekrar muayene edilmiş ve muayene sonucunda başvuranların kötü muameleye uğramadığı ortaya çıkmıştır.

Başvuranlar gözaltında iken, işkence ve insanlık dışı muameleye tabi tutulduğunu iddia etmiştir. Gözlerinin bağlandığını ve basınçlı soğuk suya maruz kaldıklarını, elektrik şoku verildiğini iddia etmişlerdir. Dövüldüklerini, yiyecek içecek verilmediğini, ayrıca tuvalet ihtiyacının karşılanmasının engellendiğini, hakaret edildiğini ve ölümle tehdit edildiklerini ileri sürmüşlerdir.

Başvuranlar 20 Mayıs 1998 tarihinde Batman Savcısının ve daha sonra da Batman Sulh ve Ceza Mahkemesi'nin huzuruna çıkarılmıştır. Altı polis memurunun imzaladığı 20 Mayıs 1998 tarihli protokole göre, başvuranlar polis otosundan çıkarken çarpışmışlar ve Abdurrahman Çelik yere düşmüştür. Başvuranların sözkonusu protokole itiraz ettiği belirtilmelidir.

Başvuranlar hem savcı hem de Batman Sulh Ceza Mahkemesi huzurunda polise verdikleri ifadeleri reddetmişler ve gözaltında iken kötü muameleye maruz kaldıklarınıbelirtmişlerdir. Batman Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Abdurrahman Çelik'in sol gözündeki morluğu farketmiş ve ifadelerin baskı altında alındığını belirtmiştir. Batman Sulh Ceza Mahkemesi başvuranların tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

Aynı gün başvuranlar, Batman Cezaevi'ne götürülmüştür.

Başvuranlar, 21 Mayıs 1998 tarihinde cezaevi doktoru T.D. tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonucunda Abdurrahman Çelik'in vücudunda yara izleri tespit edilmiştir.

Kasım İmret hakkında ise Dr. T.D. vücudunda yara olmadığını belirtmiştir.

Başvuranlar aynı gün Batman Sulh Ceza Mahkemesi'ne dilekçe sunmuş ve Mahkeme'nin tutuklu yargılanma kararının iptalini istemişlerdir. Başvuranlar, polis tarafından alınan ifadeleri baskı altında imzaladıklarını belirtmişlerdir.

Abdurrahman Çelik 15 Temmuz 1999 tarihinde İzmir Tabipler Odası uzmanlarınca muayene edilmiştir. Komisyon tarafından hazırlanan rapora göre, başvuran bedensel ve psikolojik problemler yaşamıştır ve başvuranın vücudundaki izler fiziksel kötü muamelenin sonucudur.

B. Başvuranlar Aleyhindeki Cezai İşlemler

12 Haziran 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı başvuranlar aleyhinde Türk Ceza Kanunu'nun 169. maddesine dayanarak hazırladığı iddianame ile PKK üyelerine yardım ve yataklık etmekle suçlamıştır.

Başvuranların yasal temsilcisi 27 Temmuz 1998 tarihinde sunduğu dilekçe ile başvuranların Batman Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında iken işkence gördüğünü ileri sürmüştür. Batman Cezaevi Yönetimi'nin cezaevi doktorunun hazırladığı 21 Mayıs 1998 tarihli tıbbi raporları göndermesini istemiştir.

Batman Cezaevi Yönetimi 29 Temmuz 1998 tarihinde tıbbi raporların nüshalarınıBatman Savcılığı'na göndermiş daha sonra bu raporlar Diyarbakır DGM'ye gönderilmiştir.

Diyarbakır DGM'de 13 Ağustos 1998 tarihinde düzenlenen ilk duruşmada başvuranlar suçlamaları reddetmiş ve gözleri bağlı haldeyken içeriğini bilmedikleri ifadeleri imzalamaya zorlanmışlardır.

Diyarbakır DGM Batman Cezaevi Doktoru tarafından düzenlenen 21 Mayıs 1998 tarihli raporları okumuş ve başvuranların avukatı raporların içeriği hakkında bir itirazıolmadığını belirtmiştir. Ayrıca Batman Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polislerin aldığıifadeler dışında kanıt olmadığını ve sözkonusu ifadeler baskı altında alındığı için de ifadelerin kabul edilemez olduğunu 21 Mayıs 1998 tarihli tıbbi raporla ilgili olarak başvuranların temsilcisi kötü muameleden sorumlu polis memurları ve gözaltından çıkmalarını takiben başvuranları muayene eden doctor hakkında 20 Mayıs 1998 tarihli raporunda başvuranların vücudundaki izlerden ve yaralardan bahsetmediği için suç duyurusunda bulunmuştur.

Diyarbakır DGM başvuranların talebini reddetmiş ve savcılığa bireysel olarak başvurmaları gerektiğine, başvuranların tutukluluk halinin devamına gerek olmadığına ve salıverilmelerine karar vermiştir.

Diyarbakır DGM 4 Şubat 1999 tarihinde başvuranların beraat etmelerine karar vermiştir. Mahkeme Batman Emniyet Müdürlüğü'nde alınan ifadeler dışında başvuranlar aleyhinde kanıt olmadığını düşünmektedir.

C. Polis Memurları Aleyhindeki Cezai İşlemler

Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dışİlişkiler Dairesi 11 Kasım 1999 tarihinde Batman Savcılığı'na mektup göndererek başvuranın AİHM'ye yaptığışikayet hakkında bilgi vermiştir.

11 Kasım 1999 tarihli mektubun ardından Batman Savcısı başvuranın iddiaları hakkında soruşturma başlatmıştır. Suçlamaları reddeden polis memurlarının ifadelerini almıştır.

Batman Savcısı 15 Şubat 2001 tarihinde ilgili zamanda Batman Emniyet Müdürlüğü'nde görevli dokuz polis memuru aleyhinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvuranlara kötü muamele uygulandığı gerekçesiyle iddianame sunmuştur. Suçlamalar Türk Ceza Kanunu'nun 243/1 maddesine dayanarak yapılmıştır. Ancak savcı iddianamesinde başvuranların polis tarafından kötü muameleye uğradığını kanıtlayacak delillerin olmadığını belirtmiştir.

Batman Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Şubat 2001 ve 22 Mayıs 2003 tarihleri arasında on üç duruşma düzenlemiştir. Mahkeme, polis memurlarının, tanıkların ve başvuranların sözlü ifadelerini dinlemiştir.

22 Mayıs 2003 tarihinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların başvuranlara kötü muamele yaptıkları sonucuna varmak için kanıtların yeterli olmadığınıbelirterek başvuranların beraatine karar vermiştir.

Batman Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı 25 Haziran 2003 tarihinde kesinleşmiştir.

HUKUK

1. Sözleşme'nin 3. Maddesi'nin İhlal Edildiği İddiası

1. Başvuranlar

Başvuranlar, Batman Emniyet Müdürlüğü'nde tutuldukları süre içinde kötü muameleye maruz kaldıklarını ve şikayetleri hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Başvuranlar gözlerinin bağlandığını, soğuk ve basınçlı suya maruz bırakıldıklarını, elektrik şoku uygulandığını, el ve ayaklarının bağlandığını, yiyecek ve içecek verilmediğini, dövüldüklerini, tuvalete gitmelerine izin verilmediğini ileri sürmüşlerdir.

Hazırlanan adli tıp raporlarının güvenilir olmadığını iddia etmişlerdir. Gözaltındaki kimseleri muayene eden doktorların devlet memuru olduklarını ve bu nedenle kötü muamele bağlamındaki bulguların rapora eklenmemesi yönünde baskı gördüklerini iddia etmişlerdir. Bu nedenle 20 Mayıs 1998 tarihli raporda kötü muamele ile ilgili bir bulgudan bahsedilmemiştir. Ancak Batman Sulh ve Ceza Mahkemesi Hakimi ilk başvuranın sol gözündeki morluğu farketmiştir. Batman Cezaevi Doktoru 21 Mayıs 1998 tarihli raporunda bu durumu belirtmiştir. Başvuranlar, 20 Mayıs 1998 tarihli protokolün sahte olduğunu; sözkonusu protokolün Türk Hükümeti'ne başvuru hakkında bilgi verildikten sonra düzenlendiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvuranlar ilgili belgenin dava dosyasında olmadığını iddia etmişlerdir.

2. Hükümet

Hükümet, başvuranların gözaltına alınmadan önce ve serbest bırakıldıktan sonra muayene edildiklerini belirtmiştir. Bu durum ilk rapordaki bulguların ikinci raporda belirtilen bulgularla karşılaştırılmasını sağlamıştır. Cezaevi doktorunun hazırlamış olduğu rapordaki bulgular bağlamında Kasım İmret'in alt dudağındaki 0,5 cm büyüklüğündeki yara izi ile ilgili olarak Hükümet, gözaltında yüzlerinde ve vücutlarında bu tür izler taşıyan birçok şahıs bulunduğunu belirtmiştir. Ancak bunun işkence gördükleri anlamına gelmediğini belirtmiştir. Hükümet'in kabuledilebilirlik aşamasından sonra AİHM'ye sunduğu belgelere göre başvuranlar 20 Mayıs 1998 tarihinde Batman Savcılığı'na götürülürken polis otosundan çıkarlarken sözkonusu izler oluşmuştur.

B. AİHM'nin Değerlendirmesi

1. Genel Kurallar

Mahkeme, Hükümet'in sağlıklı bir şekilde gözaltına alınıp serbest bırakıldığında vücudunda yara izleri bulunan şahıslar için, sözkonusu izlerin nasıl oluştuğu hakkında açıklama yapma sorumluluğu olduğunu tekrarlamıştır. AİHM, kanıtları değerlendirirken, kanıtların "makul şüphenin ötesinde" olmasına dikkat etmiştir. Bu tür kanıtlar, olaylarla ilgili kesin, güçlü reddi mümkün olmayan karinelerin birlikte mevcut olmasını gerektirir. Sözkonusu olaylar hakkında yetkililerin kısmen veya tamamen bilgisi olduğu durumlarda, gözaltında meydana gelen yara izleri bağlamında güçlü varsayımlar ortaya çıkacaktır. Yeterli ve ikna edici bir açıklama yapma sorumluluğu Hükümet'e aittir.

2. Yukarıdaki Kuralların Mevcut Davaya Uygulanması

a) Abdurrahman Çelik İsimli Başvurana İlişkin

Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak AİHM, 17 ve 21 Mayıs 1998 tarihleri arasında başvuran dört kere muayene edilmiş ve hakkında dört ayrı rapor hazırlanmıştır. 21 Mayıs 1998 tarihli son rapor, daha önce hazırlanan raporlarla çelişmektedir. Son rapora göre başvuran kötü muameleye maruz kalmıştır. 21 Mayıs 1998 tarihli rapor başvuranın kötü muamele iddiaları ve İzmir Tabipler Odası'nın 15 Temmuz 1999 tarihli raporu ile tutarlıdır.

21 Mayıs 1998 tarihli rapordaki bulgularla ilgili olarak Hükümet, AİHM'ye bazı belgeler sunmuş ve başvuranın diğer başvuranla çarpışması sonucu yere düştüğünü ve başını yere çarpması sonucunda yaraların oluştuğunu ifade etmiştir. AİHM, bu açıklamanın ikna edici olmadığı görüşündedir. Ayrıca, 20 Mayıs 1998 tarihli protokol başvuranların imzasını taşımadığı için güvenilir değildir.

Bu bağlamda, AİHM, başvuranın Batman Savcılığı'na, Sulh Ceza Mahkemesi'ne ve daha sonra da DGM'ye verdiği ifadelerinin birbirini tutmadığını dikkate almalıdır. Dahası, başvuran, gözaltında iken verdiği ifadeyi reddetmiş ve baskı altında alındığını iddia etmiştir.

AİHM, Devlet'in gözaltında tutulan şahıslardan sorumlu olduğunu tekrarlamıştır. Gözaltındaki şahıslar hassas bir durumdadırlar ve yetkelilerin sözkonusu şahısları koruma sorumluluğu vardır. AİHM, 21 Mayıs 1998 tarihli rapordaki yara izlerine ilişkin bulguların Hükümet'in sorumlu olduğu bir muamelenin sonucunda gerçekleştiğini düşünmektedir.

Abdurrahman Çelik isimli başvuran ile ilgili olarak, Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

b) Kasım İmret'e İlişkin

AİHM, Kasım İmret ile ilgili olarak 21 Mayıs 1998 tarihli raporda başvuranın dudağında yarım cm çapındaki yaraya ilişkin bulguyu gözlemlemiştir. AİHM, başvuranın kötü muameleye ilişkin bir kanıt sunmadığını, raporda belirtilen yara izi ile ilgili olarak gözaltında iken maruz kaldığı muamele hakkında detaylı bilgi vermediğini belirtmiştir.

AİHM, Hükümet'in sunduğu belgelerde anlatılan olayların ikna edici olmadığıgörüşündedir. Kasım İmret'in kötü muameleye maruz kaldığı iddiası hakkında sunulan belgeler, iddiayı destekleyecek yeterlikte değildir.


Sonuç olarak, başvuranın 3. madde kapsamında değerlendirilebilecek bir şiddet düzeyinde kötü muamele gördüğü bütün şüpheleri ortadan kaldıracak şekilde ispatlanamadığı için AİHM, kötü muamele bağlamında Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmak için kanıtların yeterli olmadığı görüşündedir.

Bu nedenle Kasım İmret ile ilgili olarak AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği söylenemez.

AİHM, soruşturmadaki kusurlar ve eksiklikler ile ilgili olarak AİHS'nin 3. madde bağlamında ayrı bir tespitte bulunmanın gerekli olduğu görüşünde değildir. Bu konu AİHS'nin 13. maddesi bağlamında incelenmiştir.

AİHS'nin 13. Maddesi

A. Tarafların İfadeleri

1. Başvuranlar

Başvuranlar, kötü muamele şikayetleri hakkındaki şikayetleri ile ilgili olarak etkili iç hukuk yollarından faydalanamamaları sebebiyle 13. maddenin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvuranlar, adli makamlar huzurunda kötü muamele ile ilgili şikayetlerini sunmuş ve iddialarının ilgili makamlarca soruşturulmasını sağlamak için gerekli adımlarıatmışlardır. Yetkililerin tepkisi tamamiyle yetersiz olmuştur Başvuranlar, 1999 yılında başlayan soruşturmanın ve takip eden cezai işlemlerin etkili olmadığını ve polis memurlarının korunmasını amaçladığını iddia etmişlerdir.

2. Hükümet

Hükümet, başvuranların şikayetlerini sadece Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda dile getirdiklerini belirtmiştir.

Bu Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesine bağlı bir savcının bu tür iddiaları soruşturmaya yetkili olmadığını; bu nedenle yetkili savcıya başvurmaları gerektiğini belirtmiştir. Ne başvuranlar ne de avukat Batman Savcılığı'na başvurmamıştır.

Hükümet ayrıca başvuru hakkında AİHM tarafından bilgi verildikten sonra Batman Savcılığı'nın soruşturma başlattığınısavunmuştur. Batman Emniyet Müdürlüğü'nde görevli kötü muameleden sorumlu polis memurları aleyhinde dava açıldığını belirtmişlerdir.

B. Mahkeme'nin Değerlendirmesi

1. Genel Kurallar

AİHM. 3. madde ile güvenceye alınan hakkın 13. madde ile bağlantılı olduğunu tekrarlamıştır. Bir şahsın devlet görevlileri tarafından kötü muamele veya işkenceye uğradığını iddia ettiği durumlarda "etkili iç hukuk yolu" kavramı uygun olan durumlarda tazminat ödenmesinin yanısıra sorumluların kimliğinin tespitini ve cezalandırılmalarınısağlayacak detaylı bir soruşturmanın yapılmasını ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne etkin katılımını gerektirir.

Bu bağlamda işlemlerin en kısa zamanda tamamlanması çok büyük bir önem taşımaktadır. Bazı hallerde soruşturmada ilerlemeyi engelleyen birtakım zorluklarla karşılaşılabileceği kabul edilmelidir. Ancak yetkililerin bu konuda hızlı davranması kamuoyunun hukukun üstünlüğü ilkesine inancının sağlanmasında ve yasadışı eylemlere göz yumulduğu izleniminin verilmemesi açısından büyük önem arzetmektedir.

2. Bahsekonu Kuralların Mevcut Davaya Uygulanışı

Dava ile ilgili kanıtlar temelinde AİHM, Abdurrahman Çelik'in gözaltında iken maruz kaldığı kötü muamele ile ilgili olarak Devlet'in AİHS'nin 3. maddesi bağlamında sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla başvuranın bu husustaki şikayeti Sözleşmenin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddenin amaçları doğrultusunda "tartışılabilir" niteliktedir.

Diğer başvuran Kasım İmret ile ilgili olarak AİHM, başvuranın gözaltında kötü muameleye uğradığı iddiası hakkında AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği görüşünde değildir. Ancak bu 13. maddenin sağladığı güvencenin kapsamı dışında olduğu anlamına gelmez. Sözkonusu şikayetler kabul edilemez bulunmamıştır. Dolayısıyla, başvuranın 3. madde bağlamındaki şikayeti 13. maddenin amaçları doğrultusunda bir ihlalin sözkonusu olduğu şeklinde tartışılabilir bir iddiayı gündeme getirmiştir.

AİHM, başvuranların Batman Savcılığı, Batman Sulh Ceza Mahkemesi ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda şikayetlerini sunduğunu belirtmiştir. Başvuranların iddialarına rağmen, yargı makamları ilgili polis memurları aleyhinde suç duyurusu bulunmakta çabuk davranmamışlardır. Bu bağlamda AİHM, başvurunun Hükümet'e iletilmesinin ardından ancak bir yıl altı ay sonra yeni bir soruşturma açıldığını gözlemlemiştir. Batman Savcısı bir yıl üç ay sonra Ağır Ceza Mahkemesi'ne iddianame sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi ilgili polis memurlarının dava işlemlerinin başlamasından üç yıl altı ay sonra ve sözkonusu olaylar gerçekleştikten beş yıl sonra beraat etmelerine karar vermiştir.

AİHM, başvuranların iddiaları karşısında yetkililerin bir yıl altı ay boyunca hiçbir girişimde bulunmamaları ve daha sonraki işlemlerin hızı " işlemlerin kısa süre içinde tamamlanması" kuralına uymamaktadır. Bu nedenle dava işlemlerinin 13. maddenin gereklerini karşılayacak derecede etkin ve detaylı olduğu söylenemez.

Sonuç olarak her iki başvuran bağlamında Sözleşme'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

A. Zararlar

Başvuranlar, manevi tazminat için 60,000 ABD Doları ( 65,445 Euro) talep etmiştir.

Hükümet, başvuranların iddialarını desteklemek için kanıt sunmadığını ileri sürmüş ve iddiaların temelden yoksun olduğunu savunmuştur.

AİHM, ilk başvuran Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak gözaltındaki kötü muameleden ve yetkililerin etkili bir soruşturma yapmamış olmasından dolayı, 3. ve 13. maddelerin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak Abdurrahman Çelik'e 10,000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.

Kasım İmret ile ilgili olarak AİHM, yetkililerin etkili bir soruşturma yapmamasından dolayı 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak manevi tazminat başlığı altında Kasım İmret'e 5,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

B. Mahkeme Masrafları

Başvuranlar, mahkeme masrafları için 6,377 Euro ödenmesini talep etmişlerdir.

Hükümet, iddiaların temelden yoksun olduğunu savunmuştur. Başvuranın taleplerini desteklemek için fatura sunmadığını belirtmiştir.

AİHM, mahkeme masrafları ile ilgili olarak makul miktarlardaki talepler için ödeme yapacaktır. AİHM, kendisine sunulan bilgilerz ışığında değerlendirme yapmış ve miktara yansıtılabilecek vergiler hariç Avrupa Konseyi'nden adli yardım başlığı altında verilen 625 Euro'nun 3,000 Euro'dan düşülerek ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle eldi edilen oranın gecikme faiz oranı olarak benimsenmesinin uygun olacağı görüşündedir.

YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI AİHM OYBİRLİĞİYLE

1.Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

2.Kasım İmret ile ilgili olarak AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;

3.Her iki başvuran hususunda AİHS'nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;

4.a) Sorumlu Devlet'in Sözleşme'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağları ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilerek ödemesine:

i) Manevi tazminat başlığı altında Abdurrahman Çelik'e 10,000 Euro ödemesine;
ii) Manevi tazminat başlığı altında Kasım İmret'e 5,000 Euro ödemesine;
iii)Her iki başvurana da toplam olarak mahkeme masrafları başlığı altında adli yardım için alınan 625 Euro'nun 3,000 Euro'dan düşülerek ödemesine;
iv)Yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek vergileri ödemesine;

b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki meblağlara Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına sağladığıfaiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın basit faiz oranı olarak benimsenmesine;

5. Başvuranların diğer adil tazmin taleplerinin reddedilmesine

KARAR VERMİŞTİR.

Karar, İngilizce çıkmıştır ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 26 Ekim 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA