kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
VARLI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
VARLI ve DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 38586 / 97)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
19 Ekim 2004

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (38586/97) başvuru no'lu davanın nedeni Veysi Varlı, Hüseyin Bora, Mehmet Tekin, Sadık Yaşar, Hanifi Yıldırım ve Zülküf Aydın'ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 15 Eylül 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Sezgin Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedirler.

OLAYLAR

I. OLAYLARIN MEVCUT KOŞULLARI

Başvuranlar, sırasıyla 1958, 1962, 1961, 1949, 1958 ve 1952 doğumlu olup Diyarbakır'da ikamet etmektedirler.

Diyarbakır'daki çeşitli sendikaların başkanları ve üyeleri sıfatıyla başvuranlar 27 Mayıs 1993 tarihli basın açıklamasına imza atmışlardır. Çeşitli sendikalardan yirmi dört temsilcinin, meslek odalarının, derneklerin ve gazetelerin hazırlamış oldukları sözkonusu basın açıklamasında dönemin Hükümeti ağır biçimde eleştirilmiş ve vatandaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmediği ileri sürülmüştür.

17 Eylül 1993 tarihinde Diyarbakır 1 no'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranlar hakkında tutuklama emri çıkarılmasını kararlaştırmıştır.

21 Eylül 1993 tarihinde başvuranlar alınan kararın yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle tutuklama kararının iptali istemiyle Diyarbakır 2 no'lu Devlet Güvenlik Mahkemesine başvurmuşlardır. Başvuranların talebi aynıgün DGM tarafından reddedilmiştir.

Başvuranlar hakkında tutuklu yargılanma kararı verilmiştir: Varlı, Tekin ve Yıldırım 23 Eylül'de, Bora 20 Ekim'de, Yaşar 20 Eylül 1993'te ve Aydın 2 Şubat 1994 tarihinde tutuklanmıştır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı24 Eylül 1993 tarihli iddianamesi ile 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesi uyarınca başvuranları hazırlamış oldukları basın bildirisi ile Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yapma suçu ile itham etmiştir. Başsavcıiddianamesini sözkonusu basın bildirisinden bölümlerle gerekçelendirmiştir.

Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Nisan 1994 tarihli kararı ile 1991 sayılı Kanunun 8. maddesine dayalıolarak başvuranları haklarında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve başvuranların her birini bir yıl sekiz ay hapis ve 208.333.000 TL. ağır para cezasına çarptırmıştır.

Belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar 13 Nisan 1994 tarihli karar karşısında Yargıtay giderek temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay sözkonusu kararı 8 Aralık 1994 tarihinde onamıştır. 27 Ekim 1995 tarihli ve 41269 sayılı kanun ile 1991 sayılı kanuna getirilen değişikliklerin ardından Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranların davasını yeniden incelemiş, 16 Kasım 1995 tarihinde mahkeme başvuranları on ay hapis ve 83.333.333 TL. ağır para cezasına çarptırmış, sözkonusu kanun uyarınca daha önce verilen cezaların ertelenmesini kararlaştırmıştır.

Başvuranlar Yargıtay'a başvurmuşlar ve gerekçelerinde "Sözleşme hükümlerini" dayanak göstermişlerdir.

Yargıtay Cumhuriyet Savcısı'nın görüşü başvuranlara tebliğ edilmemiştir.

29 Nisan 1997 tarihinde Yargıtay Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. SÖZLEŞME'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuranlar haklarında alınan mahkumiyet kararı ile ifade ve düşünce özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmekte ve AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.

AİHM, Sözleşmenin 10 § 1 maddesi ile güvence altına alındığı bilinen başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik sözkonusu müdahale ile taraflar arasında bir ihtilafa yer vermemektedir. Benzer müdahalenin Sözleşmenin 10 § 2 maddesince yasayla öngörülen, toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik meşru bir amacı gütmesi ve "demokratik bir toplum için gereklilik" arz etmesi zorunludur (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Ayrıca benzer müdahalenin "demokratik bir toplum için zaruriyet" oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Mahkeme daha önceki kararlarda da benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 10. maddesinin ihlali ile neticelendiği tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye no: 23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, sözü edilen İbrahim Aksoy, § 80, Karkın-Türkiye no:43928/98, § 39, 23 Eylül 2003, Kızılyaprak-Türkiye kararları no: 27528/95, § 43, 2 Eylül 2003).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklışekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Mahkeme sözkonusu siyasi söylemlerde kullanılan özel terimleri dikkate almakta ve bu çerçevede özellikle terörle mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz önünde tutmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60, ve Incal-Türkiye kararları, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, § 58).

Mezkur basın açıklaması güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetlerine karşı yürüttükleri mücadelenin ağır bir eleştirisini oluşturmaktadır. AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bu beyanı Türk Devletinin toprak bütünlüğüne kasteden söylemler olarak değerlendirdiğini kaydetmiştir. Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alınan kararların gerekçeleri ışığında mahkumiyet kararlarının başlı başına özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğuna itibar etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no: 4) no: 24762/94, § 58, AİHM 1999-IV). AİHM, basın bildirisinde kullanılan bazı terimlerin özellikle terörle mücadelede bulunan hükümet politikasının en olumsuz yönlerini ortaya koyan olumsuz bir tabloyu çizdiğini, husumet sözcüğünün yan anlamıyla kullanıldığını, şiddet kullanımın ve silahlı mücadelenin teşvik edilmediğini ve hazırlanan söylemin kin ve nefret beyanından oluşmadığını ifade etmektedir. AİHM nezdinde bütün bunlar dikkate alınmasıgereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) no: 26682/95, § 62 AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye kararları no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Bunun yanı sıra AİHM, suçun niteliğinin ve verilen cezaların ağırlığının yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından dikkate alınmasıgereken unsurlar olduğunu kaydetmektedir. Mevcut davada başvuranlara yönelik gerçekleştirilen müdahalenin "demokratik bir toplum için zaruriyet" olarak nitelendirilemeyeceğini emsal gösteren AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

II. SÖZLEŞME'NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmekte, Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle Yargıtay'daki yargılama sürecinin hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmediğini savunmaktadırlar.

Başvuranlar bu doğrultuda AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

1. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında

Mahkeme daha önceki kararlarda da benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. Özel-Türkiye, 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye, kararları 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).

AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklışekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranların "ulusal güvenliğe" yönelik işlenen suçlardan yargılanmasının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).

AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin 6 § 1 maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine varmıştır.

2. Yargılamanın adilliği hakkında

Hükümet bir ihlalin bulunduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.

AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin her halükârda adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına alamayacağını hatırlatmaktadır. Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ışığında Mahkeme mevcut şikayeti incelemeye gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.

A. Tazminat

Başvuranlar gelir kaybı nedeniyle maddi zarara uğradıklarını ileri sürmektedirler. Veysi Varlı 8.580 Euro, Hanefi Yıldırım 25.585 Euro, Mehmet Tekin 25.966 Euro maddi zarara uğradıklarını iddia etmektedirler. Sadık Yaşar, Zülküf Aydın ve Hüseyin Bora rakam belirtmeksizin maddi zarara uğradıklarını iddia etmişlerdir.

Başvuranların her biri 15.000 Euro'ya denk düşen manevi zararın tazmin edilmesini beyan etmektedirler.

Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.

Öne sürülen gelir kayıpları ile ilgili olarak AİHM, mahkemeye sunulan delillerin Sözleşmenin 10. maddesinin ihlali ile başvuranların gelir kaybına uğradıklarını kanıtlaması bakımından yetersiz olduğuna itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Mahkeme bu nedenle yapılan talebi reddetmektedir.

Sözü edilen para cezasına gelince AİHM, başvuranların iddia etmiş oldukları miktarı kanıtlayıcı hiçbir belge sunmadıklarından bu talebi reddetmektedir.

Manevi tazminata dair AİHM, olayların mevcut koşulları nedeniyle başvuranların kimi karışıklıklara maruz kaldıklarını kaydederek bu bağlamda başvuranlar Veysi Varlı, Hanefi Yıldırım ve Mehmet Tekin sırasıyla 149'ar gün, Sadık Yaşar, Zülküf Aydın ve Hüseyin Bora ise sırasıyla 152, 1, ve 72 gün hapis cezası almışlardır. AİHM, AİHS'nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, başvuranlar Veysi Varlı, Hanefi Yıldırım, Mehmet Tekin ve Sadık Yaşar'a 5.000'er Euro, Hüseyin Bora'ya 3.000 Euro, ve Zülküf Aydın'a 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.

AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden yargılamanın olacağıkanaatine varmaktadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27, 23 Ekim 2003).

B. Masraf ve harcamalar

Başvuranlar, Mahkeme organları nezdinde yaptıklarımasraf ve harcamalara ilişkin 5.900 Eurotazminat talep ederek bu yönde Diyarbakır barolar birliğinin avukatlık ücret tarifesini kanıtlayıcı belge niteliğinde sunmuşlardır.

Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır. Mahkeme bu yöndeki içtihatlarına uygun olarak, başvuranlara 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,

1.AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan uzak bulunması nedeni ile AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;

2. AİHS'nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;

3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara ;

i. manevi tazminat olarak Veysi Varlı, Hanefi Yıldırım, Mehmet Tekin ve Sadık Yaşar'ın her birine 5.000 (beş bin) Euro, Hüseyin Bora'ya 3.000 (üç bin) ve Zülküf Aydın'a 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;
ii. masraf ve harcamalar için toplam 4.000 (dört bin) Euro ödemesine;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine uygun olarak 19 Ekim 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA