kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MEHMET SALİH YAZICI-TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

KABULEDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
MEHMET SALİH YAZICI-TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no:48884/99)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
8 Aralık 2005

OLAYLAR

1954 doğumlu başvuran Mehmet Salih Yazıcı, Türk vatandaşı olup Silvan'da (Diyarbakır) ikamet etmektedir. 22 Kasım 1996 tarihinde kaybolan ve 3 Aralık 1996 tarihinde ölü bulunan Ramazan Yazıcı'nın kardeşidir. Başvuran AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kılavuz, O. Baydemir ve K. Sidar tarafından temsil edilmektedir.

A. Davanın Koşulları

Davanın nedenleri, tarafların belirttiği gibi şu şekilde özetlenebilir.

1. Ramazan Yazıcı'nın kaybolması ve ailenin girişimi

22 Kasım 1996 tarihinde kaybolan başvuranın kardeşi olan Ramazan Yazıcı, Diyarbakır-Silvan arasında bir minibüs ile yolcu taşımacılığı yapmaktadır.

25 Kasım 1996 tarihinde, başvuran kardeşi Ramazan'ın akıbeti hakkında bilgi alabilmek için, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvuruda bulunmuştur.

27 Kasım, 2 ve 9 Aralık 1996 tarihlerinde, başvuran yeniden DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurmuştur. 22 Kasım 1996 tarihinde saat 8:30 sularında, sivil polislerin kardeşini yakalayarak, 21 DZ 490 plakalı kırmızıŞahin marka bir araca bindirdiklerini iddia etmiştir. Aynı zamanda kardeşinin hangi sebeplerden dolayı gözaltına alındığını sormuştur.

4 Aralık 1996 tarihinde başvuran, aynı gerekçelerle Diyarbakır Valiliği'ne başvurmuştur. Kardeşinin akıbeti hakkında bilgi istemiştir.

17, 19 ve 24 Aralık 1996 tarihlerinde, Nevzat Yazıcı adındaki diğer kardeşi, kardeşinin akıbeti hakkında bilgi alabilmek için Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na başvurmuştur. Bir şahsın, gözaltında bulunduğu sırada kardeşini Emniyet Müdürlüğü Şubesi'nde gördüğünü iddia ettiğini belirtmektedir.

25 Aralık 1996 tarihinde, Nevzat Yazıcı, Siyasi İşler Şubesi polisleri aleyhine yasadışıyakalama yaptıkları gerekçesiyle şikayette bulunmuştur. Aynı gün, Cumhuriyet Savcılığışikayeti kabul etmiştir. Kardeşi Ramazan'ın sivil polislerce yakalandığını ve 21 DZ 490 plakalı bir araca bindirdiklerini iddia etmiştir.

2. Ramazan Yazıcı'nın kaybolmasına ilişkin usul işlemleri

26 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü'nden, Terörle Mücadele Şubesi'nden ve Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığı'ndan Ramazan'ın gözaltına alınıp alınmadığı hakkında bilgi istemiştir.

27 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcı'nın ifadesini almıştır. Nevzat Yazıcı 25 Aralık tarihli şikayetini yinelemiştir.

4 Ocak 1997 tarihinde, Jandarma Genel Komutanlığı, Ramazan'ın ne kendi şubelerinde ne de bağlı birimlerde gözaltına alındığını Cumhuriyet Savcılığı'na bildirmiştir.

8 Ocak 1997 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü Nevzat Yazıcı'nın ifadesini almıştır. Nevzat Yazıcı, daha önceki iddialarını yinelemiş ve Hasan Demirtaş ile kardeşinin işarkadaşlarının söylediklerinden yola çıktığını belirtmiştir. Üç kişinin silahlı olduğunu söylemediğini, bu ifadenin şikayet dilekçesini kaleme alan arzuhalcinin eklemiş olabileceğini belirtmiştir.

13 Ocak 1997 tarihinde, Hasan Demirtaş Emniyet Müdürlüğü'ne ifade vermiştir. Ramazan'ı almaya gelen üç kişi gördüğünü belirtmiştir. Bu kişilerin silahlı olduklarını ve telsizleri olduğunu söylediğini inkar etmiştir. İfadesinin altına parmak basmıştır.

14 Ocak 1997 tarihinde Emniyet Müdürlüğü, başvuranın, Seyithan Yazıcı'nın ve Mahfuz Aktarlı'nın ifadelerini almıştır. Başvuran, telsizli üç sivil polisin kardeşini almaya geldiklerini Hasan Demirtaş'tan öğrendiğini, Seyithan Yazıcı'nın aracın plaka numarasınıkendisine söylediğini ve arabanın rengini ise kimin söylediğini hatırlamadığını belirtmiştir. SeyhithanYazıcı, olayın meydana geldiği gün, yanında Mahfuz Aktarlı olduğu sırada saat 9 sularında bir telefon geldiğini, telefondaki kişinin, üç sivil polisin Ramazan'ı arabayla almaya geldiğini söylediğini ifade etmiştir. Mahfuz Aktarlı, Seyithan Yazıcı ile aynı yönde ifade vermiştir.

Aynı gün Nevzat Yazıcı, ifadelerinde çelişki olduğu için tekrar Emniyet Müdürlüğü'ne çağırılmıştır. Başvuranın arabanın renginden, Mahfuz Aktarlının ise telsizlerden bahsettiğini yinelemiştir. Bu kişilerin neden aksini söylediğini de bilmediğini ifade etmiştir.

Şubat 1997 tarihinde (gün belirtilmemiştir) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Ramazan'ın Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmadığını Cumhuriyet Savcılığı'na bildirmiştir.

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na 12 Mart 1997 tarihinde gönderilen mektupta, Nevzat Yazıcı kardeşinin ölümü ile ilgili bilgi almak istediğini yinelemiştir.

17 Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısıratione materiae yetkisizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na sevk etmiştir.

Aynı gün, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet Savcılığı'ndan Nevzat Yazıcı, Hasan Demirtaş, Mahfuz Aktarlı, Mehmet Salih Yazıcı, Seyithan Yazıcı adındaki şahısları ve kaybolan Ramazan Yazıcı'yı Savcılığa getirmesini istemiştir. Aynı zamanda Bölge Ulaşım Dairesi'nden sözkonusu araba hakkında bilgi istemiştir. 5 Mayıs 1997 tarihinde isteğini yinelemiştir.

26 Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın, Seyithan Yazıcı ve Mahfuz Aktarlı'nın ifadelerini almıştır.

Bu kişiler daha önceki ifadelerini yinelemişlerdir.

12 Haziran 1997 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet Savcılığı'ndan Nevzat Yazıcı ve Hasan Demirtaş'ın Savcılığa getirilmesi talebini yinelemiştir.

17 Temmuz 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Nevzat Yazıcıtarafından sunulan şikayetle ilgili olarak (dosya no:1996/2056 ve 1997/275) ratione loci yetkisizlik kararı vermiş ve kim tarafından işlendiği bilinmeyen cinayetlerin bu ilde gerçekleştiğini gözönüne alarak, Ramazan'ın ve diğer dört kişinin ölümüne ilişkin dosyayıAdıyaman Cumhuriyet Savcılığı'na sevk etmiştir.

22 Temmuz 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet Savcılığı'ndan Hasan Demirtaş, Mehmet Salih Yazıcı ve Seyithan Yazıcı'nın Savcılığa getirilmesini istemiştir.

28 Temmuz 1997 tarihinde, Jandarma Komutanlığı, Hasan Demirtaş'ın belirtilen köyde ikamet etmediğini ve adresi hakkında bilgi alınamadığını belirten bir tutanak hazırlamıştır.

9 Ekim 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden Ramazan Yazıcı'nın kaybolmasına ilişkin bir soruşturma yürütmesini ve olay yerinde bulunan şahısların kimliklerini tespit etmesini istemiştir.

27 Ekim 1997 tarihinde, Mardinkapı Polis Karakolu, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne sözkonusu plaka numarasının kayıtlarda yer almadığını ve Melikahmet semtinde bulunan otobüs terminalinde sözkonusu kişileri tanıyan bulunmadığını belirtmiştir.

4 Kasım 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü'nden sözkonusu araç sahibi ya da aracı kullanan kişiler hakkında bilgi istemiştir.

1 Aralık 1997 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü, sözkonusu plaka numarasının 16 Nisan 1996 tarihinden beri iptal edildiğini ve kayıtlarda yer almadığını bildirmiştir.

18 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı başvuranın ve Seyithan Yazıcı'nın Savcılığa getirilmesi yönündeki talebini yinelemiştir.

5 Şubat 1998 tarihinde, Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcı tarafından yapılan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1998/204 ve 1998/19) ratione loci yetkisizlik kararıvererek, dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na sevk etmiştir.

22 Mayıs 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Nevzat Yazıcıtarafından yapılan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1996/8670 ve 1998/274) ratione loci takipsizlik kararı vermiş ve 17 Temmuz 1997 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek aynıSavcılığa sevk edilen dosya ile aynı olduğuna kanaat getirerek davayı Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı'na sevk etmiştir.

5 Haziran 1998 tarihinde, Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcı tarafından yapılan şikayetle ilgili olarak ratione loci yetkisizlik kararı vererek, davayı 5 Şubat 1998 tarihinde aynı yöndeki kararını hatırlatarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na sevk etmiştir.

27 Ağustos ve 20 Ekim 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü'nden 22 Kasım 1996 tarihinde Ramazan'ı kimlerin götürmüş olabileceği hususunda araştırmalar yapmasını istemiştir.

3. Ramazan Yazıcı'nın öldürülmesine ilişkin usul işlemleri

3 Aralık 1996 tarihinde saat 9 sularında, bir çoban Şırnak ili, İdil kazasına bağlıSarıköy ve Mağara köyleri arasında İdil-Midyat karayolunun yakınında bir ceset bulmuştur.

Aynı gün saat 9:30 sularında jandarmalar bir köylü eşliğinde olay yerine gitmişlerdir. Olay yerinde tutulan tutanakta bir erkek cesedinin bulunduğu belirtilmiştir. Bulunan şahıs, cesedin yanında bulunan silahtan kafaya sıkılan bir tek kurşunla ölmüştür.

Olay yerindeki tekerlek izleri dikkate alındığında, cesedin arabayla taşındığı belirtilmiştir. Jandarma Astsubayı olay yerini ve cesedin bulunduğu durumu gösteren detaylı bir kroki çizmiştir.

Aynı gün saat 12 sularında, Cumhuriyet Savcısı ve bir doktor olay yerine gitmiş ve sağlık muayenesi tutanağı hazırlanmıştır.

Cesedin kimliğinin tespit edilmesini sağlayacak hiçbir belge bulunamadığından, değişik açıdan resimler çekilmiştir. Sağ kulağın üstünde 3 cm'lik mermi deliği tespit edilmiştir. Ağzı bantlanmış elleri ise arkadan bağlanmıştır. Ölümün sekiz ya da dokuz saat önce yani saat 4 sularında meydana gelmiş olabileceği düşünülmüştür.

Adli Tıp Doktoru, Cumhuriyet Savcılığı'nın gözlemlerini doğrulayarak, ölümün solunum ve dolaşım yetmezliğinden meydana geldiğine karar vermiştir.

Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda, cesedin yakınlarında kan tespit edildiği ve 9 mm çapında mermi bulunduğunu belirtmiştir.

Ölümün, giriş çıkış yerleri tespit edilen merminin neden olduğu solunum ve dolaşım yetmezliğinden meydana geldiği tespit edildiğinden, klasik otopsi yapılmasına gerek duymamıştır.

2 Mart 1998 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Polis Kriminalistik Laboratuarı Müdürlüğü'nden kimliği tespit edilemeyen cesedin yakınında bulunan merminin balistik incelemesinin yapılmasını istemiştir.

3 Mart 1998 tarihinde, balistik raporunda, 3 Aralık 1996 tarihinde, kimliği tespit edilemeyen cesedin yanında bulunan Parabellum tipi 9 mm'lik merminin, aynı gün saat 17:30 sularında, iki cesedin daha bulunduğu, Silopi (Cizre) yolunda bulunan mermi ile benzer olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak iki merminin aynı silaha ait olduğuna karar verilmiştir.

7 Kasım 1998 tarihinde, başvuranın avukatı Osman Baydemir, 3 Aralık 1996 tarihinde ölü bulunan iki cesedin teşhis edilmesi sırasında müvekkillerinden birisine eşlik etmek amacıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne gitmiştir. Burada Cumhuriyet Savcısı'ndan aynıgün başka bir cesedin bulunduğunu öğrenmiştir. Osman Baydemir, cesedin bir resmini alarak İnsan Hakları Derneği'nin kayıp listesindeki kayıtlarla karşılaştırmıştır. Sonrasında, başvuran ve Ramazan Yazıcı'nın eşi, sözkonusu fotoğraftan Ramazan Yazıcı'nın kimliğini tespit etmek üzere çağırılmışlardır.

19 Kasım 1998 tarihinde avukat Osman Baydemir, Ramazan'ın cesedini almak üzere İdil mezarlığına gitmiştir. Kimliği tespit edilemeyen cesetlerin gömülmesine ilişkin kayıt bulunmadığından Ramazan'ın cesedini alamamıştır.

Aynı gün, İdil Cumhuriyet Savcısı başvuranın ve Nevzat Yazıcı'nın ifadelerini almıştır. Başvuran kardeşinin kaybolmasına ilişkin daha önceki ifadelerini yinelemiştir. Başvuran, Hasan Demirtaş adlışahsın kardeşinin sivil giyimli üç polis tarafından arandığını, birisinin telsizli olduğunu söylediğini, kimliğini açıklamayan diğer bir şahsın kendisini telefonla arayarak, arabanın markasını, rengini ve plaka numarasını söylediğini ifade etmiştir. Başvuran kardeşinin akıbeti hakkında bilgi almak amacıyla yetkili makamlara başvuruda bulunduğu fakat sonuç alamadığını belirtmektedir. Aynı zamanda, ifadesi alındıktan sonra Hasan Demirtaş adındaki görgü tanığını bir daha göremediğini, polislerin kendilerini tehdit ettiğini ve bu girişimlerinden vazgeçmelerini tavsiye ettiklerini iddia etmiştir.

Nevzat Yazıcı, başvuranın ifadelerini doğrulamış, ifadeleri alınan Mahfuz Aktarlı ve Hasan Demirtaş'ın görgü tanığı olduğunu açıklamıştır.

8 Ocak 1999 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcılığı, ratione materiae yetkisizlik kararıvermiştir. Ramazan'ın ölümüyle F.M ve M.M adlışahısların ölümü arasında benzerlikler tespit etmiştir. Bu üç ceset ile ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nda soruşturma yürütüldüğünü hatırlatmıştır. Diğer yandan, Aralık 1996 yılında Adıyaman-Hilvan, Şanlıurfa-Adıyaman yolunda cesetleri bulunan diğer kişiler de bu şekilde kaçırılmıştır. Yapılan incelemelerde ölen kişilerin kaçırıldığı, olayın faillerinin kendilerini polis olarak tanıttıkları, telsizlerinin bulunduğu ve sahte plakası olan bir araçla dolaştıklarıtespit edilmiştir. Kaçırılan kişilerden birisi Emniyet Müdürlüğü binasına kadar götürülmüştür. Bu eylemler cinayetler işlemeyi amaçlayan bir çete tarafından yapılmıştır. Bu nedenle dosyayıDiyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısına sevk etmiştir.

3 Şubat 1999 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcılığı, İdil Emniyet Müdürlüğü'nden belgeyi Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı'na götürmesini istemiştir.

8 Mart 1999 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da Ramazan'ın cinayetler işleme amacı güden bir çete tarafından öldürüldüğü ve bu tür cinayetlerin DGM yetki alanında olduğu gerekçesiyle ratione materiae yetkisizlik kararı vermiştir. Soruşturma dosyasını Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısına sevk etmiştir.

27 Nisan 1999 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı Ramazan'ın ölümüne ilişkin iki soruşturma dosyasını birleştirmeye karar vermiştir.

5 Mayıs 1999 tarihinde, Ramazan'ın ve diğer iki kişinin aynı silahla vurulduğunu gözönüne alarak, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden olayın faillerini bulması için soruşturma başlatmasını ve her üç ayda bir kendisi durumdan haberdar etmesini istemiştir. Emniyet Müdürlüğü, 24 Ağustos 1999 tarihinde soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir.

26 Nisan 2000 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı soruşturma yürütülmesine ilişkin isteğini yinelemiştir.

ŞİKAYETLER

AİHS'nin 2. maddesine atıfta bulunan başvuran, kardeşinin güvenlik güçleri ya da onlarla ilişkileri olan ya da onların demetimi altında bulunan kişiler tarafından öldürüldüğünü iddia etmektedir. Aynı dönemde meydana gelen olaylar ile benzerlikler bulunduğunu hatırlatan başvuran, ölümlerin organize bir şekilde meydana geldiğini iddia etmektedir. Başvurana göre, Devlet olayın faillerinin tespit edilmesini sağlayacak etkili bir soruşturma başlatma zorunluluğunu yerine getirmemiştir. Ayrıca, kardeşinin nereye gömüldüğü ile ilgili belediye kayıtlarının bulunmamasından dolayı, başvuran halen kardeşinin nereye gömüldüğünü bilmemektedir.

AİHS'nin 3. maddesine atıfta bulunan başvuran, öldürülmeden önce kardeşine işkence yapıldığını iddia etmektedir. Otopsi raporuna göre, kardeşinin ellerinin bağlı, ağzının kapalıolduğu, vücudunda ise darbe izleri tespit edildiğini hatırlatmaktadır.

AİHS'nin 5. maddesine atıfta bulunan başvuran, kardeşinin keyfi olarak yakalandığını, tutuklanma sebebinin kendisine bildirilmediğini, hakim karşısına çıkarılmadığını ve gözaltının yasal olup olmadığını ortaya koymasını sağlayacak iç hukuk yollarına başvuramadığını iddia etmektedir.

AİHS'nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuran, şikayetlerine rağmen, kardeşinin kaybolmasına ve öldürülmesine ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığından şikayetçi olmaktadır. Cumhuriyet Savcılıklarının, Olağanüstü Hal Bölgesinde, güvenlik güçleri aleyhine cezai soruşturma yapılmasını sağlayacak yeterli yetkiye sahip olmadıklarınıiddia etmektedir.

AİHS'nin 14. maddesine atıfta bulunan başvuran, kardeşinin etnik kökeni nedeniyle öldürüldüğünü iddia etmektedir.

HUKUK AÇISINDAN

A. Hükümet'in itirazı

Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.

AİHM, Hükümet'in başvuranın başvurması gereken hukuk yollarını belirtmediğini gözlemlemektedir. Bu nedenle bu itirazı reddetmektedir.

Hükümet aynı zamanda başvurunun altı ay içinde yapılmadığını dile getirmektedir. Başvuranın, kardeşinin kaçırıldığı 22 Kasım 1996 tarihinden altı ay sonra, yani en geç 22 Mayıs 1997 tarihinde ya da kardeşinin öldürüldüğünün tespit edildiği 19 Kasım 1998 tarihinden altı ay sonra yani en geç 19 Mayıs 1999 tarihinde başvurusunu yapması gerektiğini belirtmektedir. Oysaki başvuru, kardeşinin öldürüldüğünün tespit edildiği tarihten altı aydan uzun bir zaman sonrasında, 4 Haziran 1999 tarihinde yapılmıştır.

Başvuran, Hükümet'in argümanlarına karşı çıkmaktadır. Başvurusunu 23 Nisan 1999 tarihinde mektupla yaptığını, mektubun AİHM'ye 30 Nisan 1999 tarihinde ulaştığını, yani kardeşinin öldürüldüğünün tespit edildiği 19 Kasım 1998 tarihinden itibaren altı ay içinde başvurusunu yaptığını belirtmektedir. Ayrıca başvurusunu yaptığı sırada cezai soruşturmanın halen devam ettiğini ifade etmektedir.

AİHM, başvuranın başvurusunu yaptığı 28 Mayıs 1999 tarihinde, cezai soruşturmanın halen devam ettiğini, bu nedenle mevcut davanın gecikmiş olduğunun kabul edilemeyeceğini gözlemlemektedir. Sonuç olarak, itirazın reddedilmesine karar verilmiştir.

B. Esas hakkında

Başvuran, kardeşinin güvenlik güçleri ya da onlarla ilişkileri bulunan ya da onların denetimleri altında bulunan kişilerce, etnik kökeni nedeniyle öldürüldüğünü iddia etmektedir. Aynı zamanda, kardeşinin keyfi olarak yakalandığını ve öldürülmeden önce kardeşine işkence yapıldığını iddia etmektedir. Başvurana göre, tutuklanma sebebi kendisine bildirilmemiş, hakim karşısına çıkarılmamıştır ve gözaltının yasal olup olmadığını ortaya koymasınısağlayacak iç hukuk yollarına başvuramamıştır. Kardeşinin kaybolmasına ve öldürülmesine ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığından şikayetçi olmaktadır. Cumhuriyet Savcılıklarının, Olağanüstü Hal Bölgesinde, güvenlik güçleri aleyhine cezai soruşturma yapılmasını sağlayacak yeterli yetkiye sahip olmadıklarını iddia etmektedir. AİHS'nin 2., 3., 5., 6.,13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet, başvuranın kardeşin ne 22 Kasım 1996 tarihinde ne de ilerleyen günlerde güvenlik güçleri tarafından yakalanmadığını belirtmektedir. Soruşturma ile ilgili olarak, başvuranın, kardeşi Nevzat Yazıcı'nın ve diğer tanıkların ifadelerinin alındığınıbelirtmektedir. Hükümet'e göre, bu ifadeler birbirleriyle çelişmektedir. Tanıklardan biri olan Hasan Demirtaş başvuranın kardeşini üç kişiyle birlikte gülümseyerek giderken gördüğünü ifade etmiştir. Bu tanık, Emniyet Müdürlüğü polislerinin fotoğrafları arasından bu kişileri teşhis edememiştir. Ayrıca soruşturma devam etmekteydi.

Başvuran, iddialarını yinelemektedir. Olayların görgü tanığı ile karşılaştığını, Hasan Demirtaş'ın ifadesini alan polislerin kardeşini almaya gelen polisler olduğunu ve bu polislerin kendisini tehdit ettiğini iddia ettiğini belirtmektedir. Başvurana göre, Hasan Demirtaş o gün kaybolmuştur.

AİHM, tarafların ileri sürdüğü argümanların tümü ışığı altında, sözkonusu şikayetlerin olaylar ve hukuk açısından, başvuru incelemesinin şu anki aşamasında çözüme kavuşturulamayan fakat esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi problemler ortaya çıkardığıkanaatindedir. Sonuç olarak, şikayetler, AİHS'nin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.

Bu gerekçelere dayalı olarak, AİHM, oybirliğiyle,

Başvurunun geri kalanınıkabul edilebilir bulmuştur.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA