kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
AYHAN OHANCAN - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

İŞKENCE YASAĞI
KABULEDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
AYHAN OHANCAN - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:13565/04)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
1 ARALIK 2005

OLAYLAR

1969 doğumlu başvuran Ayhan Ohancan Türk vatandaşıdır. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatı D. Kaya tarafından temsil edilmektedir.

A. Davanın Koşulları

Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Başvuran 3 Ekim 2000 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından yasadışı DEV-YOL örgütüne mensup olduğu, bu örgüt adına terör eylemlerinde bulunduğu gerekçesiyle ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

Başvuran 18 Ekim 2001 tarihinde Kırklareli Cezaevi'ne konulmuştur. 2002 yılında Kırklareli Cezaevi'nde cezasını çekerken uzun süreli açlık grevi başlatmıştır.

Sağlık durumu kötüleşen başvuran, özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekip çekemeyeceğinin tespit edilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmiştir.

Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, 15 Ocak 2003 tarihli raporla Wernicke-Korsakoff (WK-S) hastalığı teşhisi koymuş ve başvuranın cezasının infazının altı ay ertelenmesini salık vermiştir.

24 Ocak 2003 tarihinde, Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcısı başvuranın cezasının ertelenmesine ve başvuranın serbest bırakılmasına kararı vermiştir.

Başvuran 2003 yılının Temmuz ve Kasım aylarında tekrar muayene edilmiştir. Muayene sonucunda 17 Kasım 2003 tarihinde İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporda, başvuranın sağlık durumunun, cezasının infazının ertelenmesini gerektirmediği belirtilmiştir.

19 Aralık 2003 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı başvuran aleyhine yakalama müzekkeresi çıkarmıştır.

Başvuran 15 Ocak 2004 tarihinde, İstanbul H Tipi Cezaevine konulmuştur. Aynı gün başvuranın eşi, başvuranın Cumhurbaşkanı affından yararlanması için dilekçe vermiştir.

Başvuran Adli Tıp Kurumu'na gönderilmiştir. 14 Ocak 2004 tarihli bir raporla İhtisas Kurulu başvuranın sağlık durumunun, Cumhurbaşkanı affını gerektirmediğine karar vermiştir.

21 Şubat 2004 tarihinde, başvuran Kırıkkale Cezaevi'ne sevk edilmiştir. Cezaevi doktorunun 28 Temmuz 2004 tarihli raporunda başvuranın sağlık durumunun "iyi" olduğu belirtilmiştir.

AİHM'DEKİ MUHAKEME SÜRECİ

Elli üç adet başvurunun bir tanesini oluşturan mevcut davada (Bkz. Tekin Yıldız-Türkiye) AİHM, 1 Temmuz 2004 tarihinde, 7 Temmuz 2003 tarihinde İç Tüzüğü'ne konulan ekin kendisine verdiği görevleri yerine getirerek, 6-13 Eylül 2004 tarihleri arasında Türkiye'de soruşturma yapılmasını kararlaştırmıştır.

Bu çerçevede, özellikle ceza infaz kurumlarını ziyaret etmek amacıyla üç hakimden oluşan bir heyet ile beraber içlerinde Ohancan'ın da bulunduğu elli üç başvuranın, özgürlükten yoksun bırakan cezalarını çekmek için sağlık açısından elverişli olup olmadıklarını değerlendirmek amacıyla bir bilirkişi kurulu tayin edilmiştir.

23 Ağustos 2004 tarihinde bu görevin en iyi şekilde yürütülmesi amacıyla, AİHM Hükümet'ten, İç Tüzüğü'nün 39. maddesi uyarınca, amaçlanan muayenelerin Bilirkişi Kurulu tarafından yürütülebilmesi için, firari durumda olan başvuranın 6 Eylül 13 Eylül 2004 tarihleri arasında yakalanmamasını talep etmiştir. Bunun yanı sıra, AİHM serbest olan başvuranların muayenelerinin yapılacağı Çapa Üniversitesi Hastanesi'ne gelmelerini istemiştir. Hükümet'ten, aralarında başvuranın da bulunduğu tutuklu başvuranların muayeneye gelmelerinin sağlanması istenmiştir.

A. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler

AİHM heyeti Türkiye'de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarda hüküm süren fiziksel koşullar hakkında fikir edinmek maksadı ile başvuranların avukatlarının ve Hükümet temsilcilerinin eşliğinde iki F tipi Cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli), iki H tipi Cezaevini (Tekirdağ ve İstanbul), İstanbul Bayrampaşa H tipi Tutukevi'ni ve bu tutukevinin sağlık hizmet birimini ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretler sırasında heyet, cezaevi personelinin yanısıra bu kurumlardaki savcı ve görevli doktorlarla görüşmüşlerdir.

Heyetin Bayrampaşa Tutukevi ve bu tutukevinin sağlık birimini ziyareti sırasında kendisine bilirkişi kurulu da eşlik etmiştir.

B. Bilirkişi Kurulu tarafından yürütülen tıbbı muayeneler

AİHM bilirkişi kurulunu, başvuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, şayet bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaşamına uyum sağlayabileceğini belirlemekle görevlendirmiştir. Bilirkişi kurulu ayrıca gerekirse Türk Adli Tıp Kurumu'nun hazırlamış olduğu başvuranın sağlık dosyasını incelemekle görevlendirilmiştir.

Bu bağlamda uzmanlar kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Kurumu'nun tanısına uygun olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu'nda görülenlerle aynıolduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.

Buradan hareketle uzmanlar kurulu, mahkumlarda sık rastlanan olası aşırı yükleme ya da temaruz öğelerini açığa çıkarmak ve hem nörolojik hem de nöropsikolojik alanda ileri sürülen WK-S'nin gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart sağlık muayenelerine başvurmaya karar vermiştir.

Sağlık muayeneleri Hükümet'in bu amaçla belirlediği İstanbul Çapa Üniversitesi Hastanesi'nde 8-11 Eylül 2004 tarihleri arasında gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıştır.

Başvuran 9 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmiştir.

8 Haziran 2005 tarihinde, AİHM Bilirkişi Kurulu'nun bu davalara ilişkin raporu taraflara iletilmiştir.

ŞİKAYETLER

Başvuran cezasının infazının ertelenmesi kararının, hiçbir bilimsel değeri bulunmayan bir sağlık raporuna dayandığını belirterek, taşıdığı Wernicke-Korsakoff Sendromu'nu ileri sürmekte ve yeniden cezaevine konulması durumunda, bunun kötü muamele oluşturacağını ve böylece AİHS'nin 3. ve 5. maddelerinin ihlalini getirdiğini savunmaktadır.

Başvuran ayrıca, tutuklanmasını haklı göstermek amacıyla Adli Tıp Kurumu raporunun bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmektedir.

Şikayetlerini dile getirebileceği etkili iç hukuk yolunun bulunmadığını belirtmekte ve AİHS'nin 3. ve 5. maddeleriyle birlikte 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Başvuran son olarak AİHS'nin 14. maddesine atıfta bulunmakta ve ayrımcılığa tabi tutulduğunu iddia etmektedir.

HUKUK AÇISINDAN

A. Tarafların Argümanları

1. Hükümet

Hükümet, öncelikle cezaevlerin olumlu koşullarını ve daha sonra bütün tutuklulara gerekli tıbbi bakımın sağlandığını ileri sürmektedir. Gerekli olduğu takdirde, ilgili kişiler hastaneye kaldırılmakta ya da CMUK'un 399. maddesi uyarınca, başvuranın durumunda olduğu gibi serbest bırakılmaktadırlar.

Hükümet, AİHM Bilirkişi Kurulu'nun vardığı sonuçlar konusunda, Adli Tıp Kurulu'nun vardığı sonuçlarla aynı olduğunu belirtmektedir. Hükümet böylece AİHM'yi başvuruyu kabul edilemez ilan etmeye davet etmektedir.

2. Başvuran

Başvuran şikayetlerini sürdürmüştür. Başvuran, sözkonusu hastalığın iyileşmesi mümkün olmadığından dolayı serbest bırakılması gerektiğini ifade etmektedir.

B. AİHM'nin Takdiri

AİHM şikayetleri AİHS'nin 3. maddesi kapsamında inceleyecektir.

1. Genel İlkeler

AİHS'de özgürlüğünden yoksun bırakılmış veya hasta kişilerin durumuna ilişkin özel bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanmasıyoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düşen yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koşullarınedeniyle daha da şiddetlenir veya şiddetlenme riski taşırsa, tek başına AİHS'nin 3. maddesi kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).

Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini, tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aşacak şiddette bir sıkıntı veya zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek şekilde, insan onuruyla bağdaşır tutukluluk koşullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilişkin gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağlığının yanı sıra esenliği de yeterli bir şekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).

AİHS'de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilişkin herhangi bir "genel yükümlülük" belirtilmemişse de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi'ne Üye Devletler nezdinde AİHS'nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverişlilik sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini teşkil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-Birleşik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).

Özetle belli bir davada hayati tehlike arz eden patolojideki ya da durumu uzun süre cezaevi yaşam koşullarına uygun olmayan bir kimsenin tutuklu bulundurulması, AİHS'nin 3. maddesi açısından sorunlara yol açabilir.

2. Özel bağlam

AİHM, davayı incelemeye başlamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin cezalarının infazı konusunda Türkiye'de yürürlükte olan yasaları incelemiştir. AİHM, Türk yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler, sağlık gerekçesiyle Cumhurbaşkanı'ndan af talebinde bulunma yolunun yerini tutmaktadır. AİHM bu işlemlerin, ilk bakışta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin korunması için Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meşru gereklilikleriyle bağdaştırmaları gereken uygun güvenceler oluşturduğuna kanaat getirmektedir.

Yukarıda belirtilen soruşturmaya konu teşkil eden elli üç davanın özel bağlamında, geçmişte Türkiye'nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuş yerine bir ila üç kişilik yaşam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek amacıyla başlatılan açlık grevleri karşısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düşünülen kişilerin tutuklu bulundurulmaları sorunuyla karşıkarşıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır.

Hiç kuşkusuz yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak serbest bırakılmıştır.

3. İlkelerin mevcut davaya uygulanması

Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katılmış olan başvuran, Türk hukukunun sunmuş olduğu olanaklara ulaşabilmiş ve Cumhuriyet Başsavcısı'nın aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkardığı 19 Aralık 2003 tarihine kadar bundan faydalanmıştır.

17 Kasım 2003 ve 14 Ocak 2004 tarihli sağlık raporlarıyla ilgili olarak AİHM, delillerin toplanması hususunda, ne AİHS'nin ne de yerel mahkemelere uygulanabilir genel ilkelerin kendisine kesin kurallar sunduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bir kanıya varmak için, doğru olduğuna karar verdiği her türlü veriye dayanabilir. Ayrıca, özgür olarak, dosyada yer alan her unsurun kabul edilebilirliğini, uygunluğunu ve aynı zamanda ispat gücünü de değerlendirmektedir ( Irlanda-Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, ss. 79, 80, §§ 209 ve 210).

Savunmacı Devletin, AİHS'den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğinin düşünülmesini gerektirecek ciddi ve kesin gerekçelerin bulunup bulunmadığını belirlemek için, AİHM'nin tarafların kendisine sunduğu ve gerektiğinde res'en elde ettiği unsurlar ışığında ortaya çıkan soruları incelemesi gerekmektedir (Yaşa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler1998-VI,s. 2437, § 94).

AİHM tarafından yapılan ve yukarıda belirtilen soruşturma görevi, incelemesini yapabilmek için gerekli olan unsurların re'sen elde edilmesi ihtiyacından başka bir amaç taşımamaktaydı. Aslında, aralarında başvuranın da bulunduğu sözkonusu elli üç davada, başvuranlar İstanbul Tabipler Odası tarafından verilen ve dava konusu raporların bilimsel inandırıcılığını ciddi şekilde tartışma konusu yapan görüşleri sunmuşlardı (Bkz. örneğin, Balyemez-Türkiye (başvuru no: 32495/03, 1 Nisan 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararı ve Eren-Türkiye (başvuru no: 8062/04), 2 Eylül 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararı).

Ne başvuranlarla yapılan yazışmalar ne de Hükümet görüşü ile tamamlanamayan takdir unsurlarının azlığı karşısında, AİHM davaların esasına ilişkin görüş bildirmeden önce gerçek koşulları ortaya koyamamıştır. 7 Temmuz 2003 tarihinde İçtüzüğüne dahil edilen ve yukarıda belirtilen içtihada uygun olarak ekte kendisine tanınan görevler kapsamında bir soruşturma yürütme ve takdir unsurlarını re'sen temin etme kararı almıştır.

AİHM Bilirkişi Kurulu, 9 Eylül 2004 tarihinde muayene ettikten sonra Ohancan hakkında, oybirliğiyle, kendisini cezaevi koşullarında yaşamaya elverişli olmamasına neden olan nörolojik ya da nöropsikolojik rahatsızlıkların yeterli olmayacağı sonucuna varmıştır. Ancak başvuranın psikolojik tedavisinin yapılmasını salık vermiştir.

Bu koşullarda AİHM, İhtisas Kurulu'nun raporlarını tartışmaya açacak hiçbir unsur görmemektedir.

Sonuç olarak, dosyada mevcut olan unsurların genel bir değerlendirmesini yaptıktan ve uzmanlarının görüşlerini aldıktan sonra AİHM, başvuranın tekrar hapsedilmesi halinde, tutukluluk koşullarının başlı başına AİHS'nin 3. maddesi uyarınca aşağılayıcı ve insanlık dışımuamele teşkil edeceğinin ortaya konulmadığını düşünmektedir ( Sakkopoulos-Yunanistan, no: 61828/00, § 45, 15 Ocak 2004).

Adli Tıp Kurumu'nun başvuranda WK-S sendromunun tespit edildiği ve başvuranın serbest bırakılmasına karar verilen ilk raporları konusunda AİHM yeniden, raporlarda dile getirilen emarelerin bu türden bir hastalığın bulunduğunu açıkça ortaya koymadıklarını ifade eden uzmanlarının görüşlerine başvurmaktadır. AİHM, olayların geçtiği dönemde hüküm süren koşulları göz önüne alarak, açlık grevi yapan iki binden fazla insan olunca, muhtemelen insani ya da AİHM'ye bildirilmeyen sebeplerden dolayı, Adli Tıp Kurumu'nun ciddi olmayan semptomlar olmasına rağmen ilgili kişileri serbest bırakmayı tercih ettiğini düşünmektedir. Aynı durumda olan diğer kişilere ümit verdiğinden, özellikle de mevcut davada da olduğu gibi, başvuranın Cumhurbaşkanı affı kapsamına girebileceğini belirttiğinden Adli Tıp Kurumu'nun bu tutumu eleştirilebilir.( Bkz. Tekin Yıldız kararı ve AİHM heyetinin raporunun genel sonuçları).

Bununla birlikte, başvuranın lehine alınan bu tür tedbirlerin uygulanması konusunda (Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s. 17, §§ 29-30) adli ve tıbbımakamların değerlendirmelerini tartışma konusu yapacak hiçbir unsur görmeyen AİHM, başvuranın yeniden hapsedilmesi ya da tutukluluğunun devam etmesi ile ilgili olmayan makamların içinde bulunduğu ikilemin üzerinde durmayacaktır.

Uzmanların, başvuranın psikolojik tedavisinin devam etmesi yönündeki tavsiyeleri konusunda ise AİHM, Hükümet'in bu konuda verdiği güvenceyi ve ceza infaz kurumlarınıziyaret eden heyetin tespitlerini not etmektedir. Sonuç olarak açık ve ciddi gerekçeler bulunmadığından, AİHS'nin 3. maddesi uyarınca başvuranın hapsedilmesi durumunda, içtihatlarıışığında saptanan sınırları aşan kötü muameleye maruz kalma tehlikesi ile karşıkarşıya olduğunun düşünülemeyeceğine karar vermiştir (Bkz. mutatis mutandis, Müslim-Türkiye, no: 53566/99, §§ 75, 76, 26 Nisan 2005).

Bunların yanı sıra, AİHM, mevcut davada da olduğu gibi, ceza alanında adaletin iyi işlediği bir kurum tarafından, çare bulunması amacıyla insani tedbirlerin alınmasının salık verildiği durumlar ile karşı karşıya kalınabileceğini göz ardı edememektedir. Sonuç olarak AİHM, yeniden hapsedilmesi durumunda başvuranda oluşabilecek psikolojik etkileri dindirmek ya da şartlar gerektirdiğinde son vermek amacıyla, Türk yetkililer tarafından alınabilecek her türlü tedbir hususunda ise duyarlı olacaktır (Bkz. mutatis mutandis, Chartierİtalya, no:9044/80, Komisyonun 8 Aralık 1982 tarihli raporu, Karar ve raporlar 33, ss. 47-49).

AİHM başvuranın AİHS'nin 5., 6., 13. ve 14. maddelerine ilişkin olarak dile getirdiği şikayetlerinin, 3. madde çerçevesinde incelenen unsurlarla benzer olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle, bu şikayetleri ayrıca incelemeye gerek olmadığına karar vermiştir.

Son olarak başvuru AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
AİHM, varılan sonuçları gözönünde bulundurarak AİHS'nin 29§3 maddesinin uygulanmasına son verilmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.

Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM, oybirliğiyle,

Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA