kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MEHMET SAYDAM TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

BAŞVURUNUN KAYITTAN DÜŞÜRÜLMESİ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
MEHMET SAYDAM - TÜRKİYE (Başvuru no. 50148/99)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARI

OLAYLAR

Mehmet Saydam isimli başvuran 1948 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve İstanbul'da ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde, Ankara Barosu'na bağlı avukat O. Akçay tarafından temsil edilmektedir.

Taraflarca sunulduğu şekliyle dava olayları aşağıda olduğu gibi özetlenebilir.

Olayların olduğu dönemde başvuran bir turizm bürosu işletmekteydi.

9 Ağustos 1996 tarihinde, polis, M.A. tarafından kullanılan bir kamyonda 81 kilogram eroin saklı bulmuştur. Kamyonun sahibi I.Ç., bir suç işlemiş olduğunu kabul etmiş ve İngiltere'ye gitmesi amaçlanan sözkonusu maddenin başvuran tarafından temin edilmişolduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, başvuranın isteği üzerine evinde on iki paket eroin sakladığını itiraf etmiştir.

Başvuran, 4 Haziran 1997 tarihine kadar kaçak durumdaydı, bu tarihte İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı'nın (budan sonra "Savcı") huzuruna çıkmıştır.

21 Ağustos 1998 tarihinde, Savcı, uyuşturucu ticareti sebebiyle M.A. ve I.Ç. ile birlikte başka iki şüpheli aleyhinde bir iddianame sunmuştur.

6 Haziran 1997 tarihinde, Savcı, başvuranı uyuşturucu ticaretiyle suçlayan bir iddianame sunmuştur. Ceza Kanunu'nun 403. maddesi ve 2918 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca başvuranın mahkum edilmesini ve cezalandırılmasını talep etmiştir.

17 Haziran 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, davaları birleştirme kararı almıştır.

Başvuran, hakkındaki suçlamaları reddetmiştir. Aynı zamanda, I.Ç. ifadelerini değiştirmiş ve başvuranın uyuşturucu ticaretine karışmadığını ileri sürmüştür.

12 Mart 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı iddia makamının talebine uygun biçimde mahkum etmiş ve onu on yedi yıl ve altı ay hapis cezasına ve 8.204.125.000 Türk Lirası para cezasına çarptırmıştır.

5 Mayıs ve 6 Ağustos 1998 tarihli mektuplarla, I.Ç., Savcı'ya yazı yazmış ve başına bir şey gelmesinden korktuğu için asıl faillerin isimlerini vermediğini ve başvuran işlememişolduğu bir suçtan mahkum edilmiş olduğu için vicdan azabı duyduğunu iddia etmiştir.

1 Ekim 1998 tarihinde, Yargıtay bir duruşma düzenlemiştir.

19 Kasım 1998 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Başvuran ve avukatı duruşmada hazır bulunmamışlardır.

17 Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay'ın kararı, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kalemine kaydedilmiştir.

7 Ocak 1999 tarihinde, olağanüstü itiraz usulüne uygun olarak, başvuran, Yargıtay'a, Yargıtay'ın kararının bozulmasını talep eden bir dilekçe sunmuştur.

14 Ocak 1999 tarihinde, başvuran, Cumhuriyet Başsavcılığı'na bir dilekçe sunmuş ve Yargıtay kararının düzeltilmesini talep etmiştir.

18 Şubat 1999 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın talebini reddetmiştir.

9 Haziran 2003 tarihinde, kötü sağlık durumu yüzünden başvuranın cezasının infazıertelenmiştir.

ŞİKAYETLER

Başvuran, AİHS'nin 6 §§ 1 ve 2. maddesi uyarınca, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun bir yargılama görmediğinden şikayetçi olmuştur. Bu hususta, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin üç üyesinden birinin askeri yargıç olduğunu iddia etmiştir. Yerel mahkemenin, davasının olaylarına yönelik yeterli bir soruşturma yürütmediğini ve bu mahkemenin kararının yeterince gerekçelendirilmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olduğundan ve tanıkları çapraz sorgulama imkanının olmamış olduğundan şikayetçi olmuştur.

Başvuran, AİHS'nin 7. maddesi uyarınca, işlemediği bir suçtan mahkum edildiğinden şikayetçi olmuştur.

HUKUK

Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri yargıç bulunması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun bir yargılama görmediğinden şikayetçi olmuştur. Buna ek olarak, başvuran, işlemlerin hakkaniyetinin başka kusurlar tarafından bozulduğu şikayetinde bulunmuştur. Ayrıca, masumiyet karinesinin ihlal edilmişolduğundan ve işlememiş olduğu bir suçtan mahkum edildiğinden şikayetçi olmuştur. AİHS'nin 6 §§ 1 ve 2. ve 7. maddelerine istinat etmiştir. Bu maddelerin ilgili kısımlarışöyledir:

Madde 6

1.Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.

2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.

Madde 7

1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayımahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

AİHM, başvuranın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kararına ilişkin temyizinin reddedildiği 19 Kasım 1998 tarihli Yargıtay kararının, AİHS'nin 35 § 1. maddesi anlamıdahilinde "kesin karar" olduğunu kaydeder. AİHM, Türk kanunları uyarınca, bir kararın düzeltilmesi başvurusunun, Yargıtay'ın kararlarına karşı özel bir hukuk yolu olduğunu gözlemler, bu hukuk yoluyla sözkonusu mahkemeden kendi kararlarını gözden geçirmesi talep edilebilir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesi uyarınca, bu hukuk yolunu, kendi isteğiyle veya mahkumun talebi üzerine, ancak Cumhuriyet Başsavcısıkullanabilir.

Dolayısıyla, bu, ceza mahkemeleri tarafından yargılanan kişiler için doğrudan erişilebilir bir iç hukuk yolu değildir ve başarılı olmadığı sürece AİHS'nin maksatlarıaçısından etkili bir hukuk yolu oluşturmaz ve işlemlerin yeniden açılmasıyla sonuçlanır (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Çıraklar - Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-VII, ss. 3070-71, §§ 29-32).

AİHM, iç hukukun, ilam hizmeti sağlamadığı davalarda, 35 § 1. maddede ortaya konan altı ay süresinin kararın kesinleştiği tarihten itibaren, örneğin tarafların kararın içeriğinden haberdar edilmelerinin kesinlikle mümkün olduğunda, işlemeye başladığışeklindeki uygulamasını tekrar teyit eder (bkz. diğer birçoğunun yanı sıra, Seher Karataş - Türkiye, no. 33179/96, § 27, 9 Temmuz 2002 ve Karatepe - Türkiye (karar), no. 43924/98, 3 Nisan 2003).

AİHM, mahkemelerin kararlarının davanın taraflarına bildirilmesini şart koşan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 33. maddesinin metnine rağmen, kararlarını davalılara bildirmenin Yargıtay Ceza Daireleri'nin uygulaması olmadığını gözlemler (bkz. yukarıda anılan, Seher Karataş § 28). Ancak, Yargıtay'ın kararının ilk derece mahkemesi kaydına geri gönderildiği andan itibaren sanık ve avukatının kararın bir suretini talep etme imkanı vardır.

Bu davada, kararın ilk derece mahkemesi kaydına gönderildiği tarih olan 17 Aralık 1998 itibariyle, Yargıtay'ın kararı, başvuran ve avukatı için erişilebilirdir. Ancak, başvuru, AİHM'ye 23 Haziran 1999 tarihinde yapılmıştır ve bu altı aydan fazla bir süre sonradır.

Bu şartlarda, AİHM, başvurunun geç yapıldığı ve AİHS'nin 35 §§ 1 ve 4. maddesine uygun olarak reddedilmesi gerektiği kararına varır. Dolayısıyla, bu davada AİHS'nin 29 § 3. maddesinin uygulanmasına devam etmemeye karar vermek uygundur.

Bu sebeplerle, AİHM oybirliğiyle

Başvurunun kalanının kabuledilmez olduğu kararını verir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA