kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
GEZİCİ VE İPEK - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
GEZİCİ ve İPEK - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 71517 / 01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
10 Kasım 2005

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (71517 / 01) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülkenin iki vatandaşı Abdulcelil Gezici ve Kutbettin İpek'in (başvuranlar) 31 Ocak 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedirler.

OLAYLAR

Başvuranlar sırasıyla 1968 ve 1953 doğumlu olup Van'da ikamet etmektedirler.

Başvuranlar 25 Temmuz 1994 tarihinde tutuklanarak gözaltına alınmışlardır. 16 Ağustos 1994 tarihinde Gevaş Sulh Ceza Mahkemesi yetkili hakimi karşısına çıkarılan başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar verilmiştir.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 5 Ekim 1994 tarihinde başvuranları ve diğer on yedi kişiyi PKK'ya yardım ve yataklık etme suçu ile itham etmiş ve TCK'nın 168. ve 169. maddelerinin uygulanmasına istinaden mahkumiyetlerini talep etmiştir.

DGM, 8 Aralık 1994 tarihinde başvuranların savunmalarını dinlemiş ve Cumhuriyet Savcısı'ndan bir sanığın adresinin araştırılmasını, diğer sanığın ölümünün tespit edilmesini ve Gevaş Asliye Ceza Mahkemesi'nden başvuranlara ait silahların balistik incelemelerinin yapılarak dava dosyasına eklenmesini talep etmiştir.

7 Şubat ve 23 Mart 1995 tarihli duruşmalar sırasında DGM, Gevaş Asliye Ceza Mahkemesi'nden birçok sanığın beyanlarının, Mersin Asliye Ceza Mahkemesi'nden sanıklardan birinin ifadesinin ve Van Asliye Ceza Mahkemesi'nden iki görgü tanığının ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.

DGM, 31 Ağustos 1995 tarihinde mevcut davayı halen devam eden diğer dava ile birleştirme kararı almıştır.

DGM 8 Aralık 1994 ve 19 Aralık 1995 tarihleri arasındaki yedi duruşmada, isnat edilen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu dikkate alarak başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş, 13 Haziran 1995'te tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

Cumhuriyet Savcısı 12 Ocak 1996 tarihinde tamamlayıcı ek iddianamesini sunmuş ve TCK'nın 125. maddesine dayalı olarak başvuranların mahkumiyetlerini istemiştir.

DGM, 7 Mayıs-14 Ağustos 1996 tarihleri arasında üç duruşma gerçekleştirmiş, bu duruşmalar esnasında iki kez ilk başvuranın mahkeme huzuruna çıkmayı reddettiğini tespit etmiştir. Mahkeme, Van Ağır Ceza Mahkemesi'nden adresi tespit edilen tanığın ifadesinin alınmasınıve birçok tanık hakkında ihzar müzekkeresi verilmesini yinelemiştir.

DGM, 16 Eylül 1997'den 1 Eylül 1998'e kadar sekiz duruşma düzenlemiş, isnat edilen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu dikkate alarak başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

DGM, 26 Ocak, 2 Mart ve 13 Nisan 1999 tarihlerinde ikinci başvuranın savunmasınıdinlemiş, Van Cumhuriyet Savcılığı'ndan ve 1 no'lu DGM'den gelen evrakları almış ve tanık ifadelerinin tamamlandığını kaydederek birçok kez Van DGM Cumhuriyet Savcısı'ndan tamamlayıcı ek iddianameye ilişkin bilgilerin iletilmesini talep etmiştir. Balistik incelemelerine dair raporları tekrarlayan DGM, bir sanığın adresinin bulunmasını ve tutanakta yer alan üç silah üzerinde yeni balistik incelemesi yapılmasını istemiştir. Bu duruşmalar boyunca işlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu gözönünde bulundurarak başvuranların tutukluluk hallerinin sürmesine karar vermiştir.

DGM, 15 Haziran 1999 tarihinde ikinci başvuranın tahliye edilmesi ve işlenen suçun niteliği ve kanıtların durumu doğrultusunda birinci başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiş, Cumhuriyet Savcısı'na esas hakkındaki tamamlayıcı iddianamesini hazırlaması için süre tanımıştır.

Cumhuriyet Savcısı 28 Eylül 1999 tarihinde esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Mahkeme sanıkların temsilcilerine savunmalarını hazırlamak için süre tanımış, işlenen suçun niteliği ve kanıtların durumu doğrultusunda birinci başvuranın tutukluluk süresinin devamına karar vermiştir.

Başvuranların avukatı 1 Ekim 1999 tarihinde DGM'nin 28 Eylül 1999 tarihli kararına itirazda bulunmuştur. Müvekkilinin tutuklu yargılandığı tarihi ve aleyhinde kanıtların bulunmayışınıgözlemleyen avukat, tutulu bulundurulma halinin iç hukuka ve AİHS'nin 5. ve 6. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir.

DGM, 5 Ekim 1999 tarihinde bu talebi reddetmiştir.

İlk başvuran 9 Kasım 1999 tarihinde şartlı olarak tahliye edilmiştir.

DGM, 30 Kasım 1999 tarihinde TCK'nın 168 § 2. ve 169. maddelerinin uygulanmasına dayalı olarak ilk başvuranı on iki yıl altı ay, ikinci başvuranı üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır.

Yargıtay tarafından 6 Kasım 2000 tarihinde onanan İlk derece mahkemesi'nin kararıbaşvuranlara 19 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edilmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 5 § 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

İlk başvuran tutuklu yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta bu yönde AİHS'nin 5 § 3. maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet, iç hukuk mercilerinin başvuranın tutuklu yargılanma kararını gerekçelendirdiklerini savunmaktadır. DGM, soruşturmaların sürdürülmesi gerektiğine itibar etmiştir; firar etme tehlikesi, kamu düzeninin korunması zorunluluğu başvuranların serbest bırakılma taleplerinin reddedilmesi bakımından yeterince önemli unsurlardır. Başvuranın tutukluluk halinin devamıgereklilik arz etmiştir ve mahkeme bu yönde yapılan talepleri bertaraf etmiştir.

Başvuran, Hükümetin görüşlerine karşı çıkmaktadır.

A. Kabuledilebilirliğe dair

AİHM, yapılan bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığıtespitinde bulunarak esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. AİHM, ayrıca hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemiştir.

B. Esas hakkında

AİHM, ilk olarak, ulusal yetkililere düşen sorumluluğun tutulu bulunan bir kimsenin tutukluluk süresinin uzunluğunun makul sınırı aşmaması için gerekli özeni göstermek olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla yetkililerin olayların nedenini ortaya çıkarmaları ve kamu yararına gerçek bir zorunluluğun varlığını ortaya koymaları veya bertaraf etmeleri, masumiyet karinesi bakımından, bireysel özgürlük esasına saygılı itirazda bulunmaları ve alacakları kararlarda yetki genişletilmesinin reddedilmesini dikkate almaları gerekir. AİHM esas itibariyle sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından aktarılan olaylara dayanarak AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini inceleyecektir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).

Bu bağlamda, bir suça karışmış kimsenin suçlu olduğunu ortaya koyan gerekçeler üzerinde durmanın sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluğudur, fakat bu her zaman yeterli olmamaktadır; AİHM, hukuki merciler tarafından belirlenen gerekçelerin özgürlüğün kısıtlanması bakımdan meşru olup olmadığını tespit etmek durumundadır. Bu gerekçelerin "ilgili" ve "yeterli" olduğu hallerde, ulusal yetkililerin soruşturmanın yürütülmesinde yeterli özeni gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekir (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no:61446/00, § 26, 5 Nisan 2005).

Mevcut durumda, ilk başvuranın tutuklu yargılanma süresi 25 Temmuz 1994 tarihinde başlamış ve 9 Kasım 1999 tarihinde şartlı tahliye edilmesi ile sona ermiş, yaklaşık beş yıl üç ay sürmüştür.

Dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini "isnat edilen suçun niteliği", "delillerin durumu" ve "dava dosyasının durumu" gibi her duruşmada benzer basmakalıp ifadelerle reddetmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi dört kez gerekçe belirtmeksizin başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

Fakat, "delillerin durumu" şayet suçluluğun varlığını, derecesinin ağırlığını ortaya koymaya yetiyor ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya yetiyor ise AİHM nezdinde dikkate alınacak husus budur, öte yandan başvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu bulundurulma nedeninin de doğrulanması gerekmektedir (Sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı, § 28).

Son olarak AİHM, Hükümetin görüşlerinde belirttiği firar etme tehlikesi ve kamu düzeninin korunması zorunluluğu gibi tespitlerin ulusal merciler tarafından dikkate alınmadığınıgözlemlemektedir (Bkz. Acunbay-Türkiye kararı, no: 61442/00 ve 61445/00, § 62, 31 Mayıs 2005).

Bu nedenle AİHS'nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuranlar yargı sürecinin uzunluğu ile "makul süre" ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.

Başvuranlar 13 Ocak 2004 tarihli kabuledilebilirlik ve esas hakkındaki görüşlerinde kendilerini yargılayıp, mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle "bağımsız ve tarafsız" bir mahkeme sayılamayacağını ve adil yargılama güvencesini sağlayamayacağını iddia ederek, bu yönde AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Hükümet, olayların mevcut koşulları gözönünde bulundurulduğunda yargı süresinin makul olmadığının söylenemeyeceğini kaydederek, davanın karmaşıklığının başvuranlar hakkındaki delillerin niteliğinin altını çizmektedir. Sözkonusu yargı süreci on dokuz sanığı kapsamakta, zor ve uzun soluklu soruşturmaları gerekli kılmaktadır. Üstelik, ek iddianameler tamamlayıcısoruşturmaları zorunlu kılmış, başvuranların birçok duruşmada bulunmayışı sürecin bir hayli uzamasına katkıda bulunmuştur. Hükümet ayrıca, iç hukuk yetkililerine yüklenebilecek hiçbir ihmalin ve kusurun bulunmadığını ifade etmektedir.

Başvuranlar, bu görüşlere karşı çıkmaktadır.

A. Kabuledilebilirlik hakkında

AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şikayetin esasının belirtilmesi yönünde bir çağrıda bulunmadığını not etmektedir. Mahkeme, bu şikayetle ilgili iç hukukta nihai kararın Yargıtay'ın 6 Kasım 2000 tarihli kararı ile alındığınıve başvuranlara 19 Temmuz 2002 tarihinde tebliğ edildiğini belirtmektedir. Fakat bu şikayet 13 Ocak 2004'te kabuledilebilirliğe ve esasa dair görüşlerde ilk kez dile getirilmiştir.

Başvurunun bu bölümünün geç yapılması nedeniyle AİHS'nin 35 §§ 1. ve 4. maddelerine uygun olarak reddedilmesi gerekmektedir.

Yargı sürecinin uzunluğuna ilişkin yapılan şikayet AİHS'nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun bulunmamaktadır. Bu şikayetin kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe tespit edilmemiştir.

B. Esas hakkında

AİHM, dikkate alınacak dönemin başvuranların tutuklu olarak yargılandığı 25 Temmuz 1994 tarihinde başladığını ve 6 Kasım 2000 tarihinde Yargıtay kararı ile sona erdiğini belirtmektedir. Bu süre iki dereceli mahkeme için yaklaşık altı yıl üç ay sürmüştür.

Makul yargı süreci, dava olaylarını takiben ve Mahkeme'nin yerleşik içtihadından doğan kriterleri ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranların ve yetkililerin tutumu ile değerlendirilir (Bkz. diğerleri arasında Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).

AİHM, yargı makamlarının - adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü olduğu bir konumda - başvuranların bütün yargı süreci boyunca tutulu bulunduruldukları tespitinde bulunmaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya kararı, no: 47095/99, § 132, AİHM 2002-VI, ve son olarak, Temel ve Taşkın-Türkiye kararı, no: 40159/98, § 75, 30 Haziran 2005).

Mahkeme'ye sunulan tüm unsurların incelenmesinin ardından ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda, AİHM yargı sürecinin aşırı olduğuna ve "makul süre" zorunluluğunu karşılamadığına itibar etmiştir.

Bu nedenle, AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UGULANMASI

A. Tazminat

Başvuranların her biri uğradıkları manevi zarar için 20.000 Euro talep etmektedirler. Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır. AİHM, hakkaniyete uygun olarak birinci başvurana 8.000, ikinci başvurana 4.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.

B. Masraf ve harcamalar

Başvuranlar iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış oldukları giderler için 3.800 Euro talep etmekte, bu yönde avukatlık ücreti makbuzunu sunmaktadırlar.

Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.

AİHM, mahkemeye sunulan unsurlar ışığında ve makul olarak, yapmış oldukları tüm masraf ve harcamalar için başvuranlara 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1.İlk başvuranın tutuklu yargılanma süresinin ve cezai yargı sürecinin uzunluğuna ilişkin şikayetlerinin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;

2. AİHS'nin 5 §3. maddesinin ilk başvuran açısından ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

4. a) AİHS'nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek suretiyle SavunmacıHükümetin;

i.manevi tazminat için başvuran Abdulcelil Gezici'ye 8.000 (sekiz bin) ve Kutbettin İpek'e 4.000 (dört bin) Euro;
ii.masraf ve harcamalar için başvuranlara birlikte 2.000 (iki bin) Euro ödemesine ;
iii.belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 10 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA