kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
E.O.- TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
YAŞAMA HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
E.O.- TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no: 2 8497/9 5)

NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

İŞLEMLER

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no :2 8497/95) başvuru no'lu davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu E.O. ("Başvuran"), 26 Temmuz 1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin "AİHS" ("Sözleşme") 25. maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne "AİHM" yaptığı başvurudur.

Başvuran avukat yardımından yararlanarak İstanbul'da avukat olan Sn. M.Kozan, G.Yoleri ve F.Ertekin tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVA KOŞULLARI

1942 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran Mart 1995'de ölen H.O.'nun annesidir.

Başvurana göre oğlu 21 Mart 1995 tarihinde kaybolmuştur. Merhumun kız kardeşlerinden biri olan A.O. 25 Mart 1995 tarihinde kardeşinin nerede olduğunu ve göz altına alınıp alınmadığını öğrenmek amacıyla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi "DGM" Cumhuriyet Başsavcısına başvuruda bulunmuştur. Aynı gün savcı A.O.'ya göz alında bulunan kişilerin listesinde kardeşinin ismine rastlanılmadığı konusunda bilgi vermiştir.

Başvuran oğlunun nerede olduğunu öğrenmek amacıyla bir çok defa İstanbul Polisi Antiterör Şubesine gitmiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Antiterör Şubesinde göz altında bulunan iki kişi 23 ve 28 Mart 1995 tarihleri arasında başvuranın oğlunu gördüklerini doğrulamışlardır. Diğer iki kişi, H.O.'nun adının parmak izi alınan kişilerin listesinde bulunduğunu öne sürmüşlerdir.

Başvuran, 28 Mart 1995 tarihinde Küçükçekmece savcılığına oğlunun göz altına alınmasından sorumlu kişiler hakkında şikayette bulunmuştur.

Küçükçekmece savcılığı 18 Mayıs 1995 tarihinde yetkisiz olduğunu belirterek şikayeti Beykoz savcılığına göndermiştir.

Başvuran ve diğer aile üyeleri 2 Nisan 1995 tarihinde H.O.'nun göz altından sorumlu kişiler olan Emniyet Müdürlüğü, Antiterör Şubesi ve Antiterör Şubesi "TIM-3" polisleri hakkında İstanbul savcılığında yeniden şikayette bulunmuştur.

İstanbul İnsan Hakları Demeği temsilcisi 3 Nisan 1995 tarihinde DGM Cumhuriyet Başsavcısına başvuruda bulunmuştur. Temsilci, H.O.'nun Emniyet Müdürlüğü Antiterör Şubesinde göz altında olduğu hususunda tanıklık yapacak kişilerin isimlerini vermiştir.

DGM Cumhuriyet Başsavcısı 4 Nisan 1995 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına göndermiştir.

Başvuran oğlunun akıbetini ve nerede olduğunu öğrenmek için İstanbul Valiliği, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı ve Adalet Bakanlığına başvuruda bulunmuştur.

Başvuranın oğlu 15 Mayıs 1995 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından çekilen fotoğraflardan kardeşini teşhis etmiştir.

H.O.'nun cesedinin 26 Mart 1995 tarihinde Beykoz'da (İstanbul) bulunduğu hakkında başvurana bilgi verilmiştir. Tespit tutanağında jandarma tarafından yapılan araştırmalarda kanıt unsuruna rastlanılmadığı yer almıştır. Aynı gün Beykoz Cumhuriyet Başsavcısı adli tabiple beraber olay mahalline gelmiş ve cesette morlukların bulunduğu ancak kimliğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca dört adli tabip ceset üzerinde otopsi yapmış ve yüzde morlukların bulunduğunu onaylayarak H.O.'nun boğulduğu sonucuna varmışlardır. Doktorlar raporlarını 20 Nisan 1995 tarihinde düzenlemişlerdir.

Başvuranın temsilcisi ve diğer aile fertleri 17 Mayıs 1995 tarihinde Fatih savcılığına başvuruda bulunarak H.O.'nun Emniyet Müdürlüğünde göz altına alındığını onaylayan kişilerin dinlenilmesini talep etmişlerdir.

Başvuran ve diğer aile fertleri 18 ve 22 Mayıs 1995 tarihinde Fatih savcılığına H.O.'nun ölümünden sorumlu kişiler hakkında şikayette bulunmuşlardır.

Başvuran 24 Temmuz 1995 tarihinde Beykoz Cumhuriyet Başsavcısına Beykoz Jandarması hakkında şikayette bulunmuştur. Başvuran, oğlunun vücudunun 26 Mart 1995 tarihinde bulunmasına rağmen yetkililerin 17 Mayıs 1995 tarihine kadar kimliğinin tespiti için parmak izini almadığını belirtmiştir. Başvuran oğlunun parmak izinin daha önceki göz altı sırasında alındığını bunun için Emniyet Müdürlüğü arşivlerinde parmak izinin bulunduğunu belirtmiştir.

Jandarma tarafından düzenlenen bir fişte kimliği belirlenemeyen bir cesede ait parmak izinin 26 Mart 1995 tarihinde alındığı yer almıştır.

Cumhuriyet Başsavcısı 12 Eylül 1995 tarihinde başvuranın 24 Temmuz 1995 tarihinde yaptığı cezai şikayet hakkında muhakemenin men-i karan almıştır.

Başvuran 10 Ekini 1995 tarihinde Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı önünde muhakemenin men-i kararına itiraz etmiş ancak başvurusu 8 Kasım 1995 tarihinde reddedilmiştir.

Bu arada başvuran 26 Temmuz 1995 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcısına Emniyet Müdürlüğü parmak izi araştırma ve kimlik tespiti şubesinde bulunan sorumlu kişiler hakkında şikayette bulunarak 24 Temmuz 1995 tarihli başvurusunda yer alan iddialarını yinelemiştir. Fatih Cumhuriyet Başsavcısı 1 Kasım 1995 tarihinde muhakemenin men-i kararı vermiştir.

Başvuran Adalet Bakanlığına başvuruda bulunarak Fatih ve Beykoz Cumhuriyet Başsavcıları hakkında şikayetçi olmuştur. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü 11 Aralık 1995 tarihinde bu talepleri reddetmiştir.

Başvuran oğlunun ölümüne ilişkin gazete kupürlerini mahkemeye sunmuştur.

AİHM Önündeki Delil Unsurları

Hükümet, başvuranın ve diğer aile fertlerinin şikayeti üzerine İçişleri Bakanlığının yürüttüğü idari soruşturmaya ilişkin belgelerin fotokopilerini ve Cumhuriyet Başsavcısının başlattığı tahkikat dosyasında bulunan belgeleri sunmuştur.

Soruşturma yapan kişi aralarında merhumun babası B.O.'nün, kız kardeşlerinden biri olan A.O.'nün, erkek kardeşi H.O.'nun, İstanbul İnsan Hakları Derneği temsilcileri Suna Yaşar, Asiye Bas, Bilgi Camekan, Baki Düzgün ve Veysel Ceylan'ın, merhumun bir diğer kız kardeşi M.O.'nün tutuklama tutanağım düzenleyen polislerin ve Asiye Bas'ın bulunduğu on dokuz tanığı dinlemiştir. Bu kişiler aleyhlerine yapılan suçlamaları reddederek H.O. ile hiç bir zaman karşılaşmadıklarını belirtmişlerdir.

Soruşturmayı yürüten müfettiş 28 Nisan 1995 tarihinde sunduğu soruşturma raporunda tetkikleri çerçevesinde Emniyet Müdürlüğündeki Sorgulama Bölümü gibi yerlere gittiği ve kayıtlan incelediği yönünde beyanda bulunmuştur. Tanıkların verdiği ifadelerin birbirini tutmadığını ve toplanan belgelere göre H.O.'nun 21 Mart 1995 tarihinde polis tarafından göz altına alınmadığını gözlemlemiştir.

Fatih Cumhuriyet Başsavcısı, H.O.'nun yakınları ve İstanbul İnsan Hakları Derneği temsilcisi tarafından 3 Nisan 1995 tarihinde sunulan başvuruda isimleri yer alan kişileri dinlemiştir.

Üç Avrupa İnsan Hakları Komisyonu temsilcisi 12-16 Nisan 1999 tarihleri arasında ve 2 Haziran 1999 tarihinde Ankara'da, başvuran E.O., H.O.'nun babası B. O., kız kardeşleri M.O. ve A.O., erkek kardeşi H.O, Bilgi Camekan, Asiye Bas, Hasan Polat, Suna Yaşar, Hüseyin Erkan, Mehmet Koçum, Zekai Özbek, Sedat Çakar, Ali Demir, Özcan Özel, Hasan Pelit, Reşat Altay, Bayram Kartal, Algan Hacaloğlu ve Hasan Çankaya'nın sözlü ifadelerini almıştır.

II. TARAFLARIN SUNDUĞU BELGELER

A. Yerel soruşturmaya ilişkin belgeler

Hükümet, jandarmanın, idari müfettişlerin ve yetkili savcılıkların oluşturduğu soruşturma dosyasında bulunan belgeleri sunmuştur.

B. Susurluk Raporu

Başvuran "Susurluk raporuna" atıfta bulunmuştur. Raporun önsözünde söz konusu bu belgenin, ön soruşturmanın ürünü veya soruşturma raporu olmadığı belirtilmiştir. Rapor bilgi amaçlı olup siyasiler, hükümete bağlı kurumlar ve yeraltı örgütleri arasındaki üçlü yasadışı çıkar ilişkilerinin varlığını doğrulayıcı ve Türkiye'nin güney-doğusunda yoğunlaşan bazı olayları ortaya koymaktadır.

Rapor, ölüm emirleri, tanınmış veya kurt yanlısı kişilerin öldürülmesi veya devlet adına çalıştığı ileri sürülen grupların söz konusu bölgedeki terörizmle mücadele ve bundan doğan özellikle uyuşturucu kaçakçılığı alanındaki gizli ilişkiler arasındaki bağı ortaya koyma amacı olan önceden tasarlanmış eylemler gibi gelişen olaylar zincirinin analizini yapmaktadır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHM'nin Delilleri Değerlendirmesi

AİHM, başvuranın iddialarını AİHS'nin özel hükümleri çerçevesinde incelemeden unsurlarının değerlendirilmesinin uygun olacağına karar vermiştir.

AİHM, başvuranın şikayetlerine ilişkin yerel mahkemelerce olay değerlendirmesinin yapılmayışı nedeniyle vermiş olduğu kararları, Komisyon heyetleri önünde verilen sözlü ifadelere ve yargılama süresince yazılı olarak sunulan unsurlara dayandırmıştır. AİHM bu bağlamda söz konusu unsurları değerlendirmek için "kuşku götürmeyen" delil ilkesini benimsemiş ancak bu türden bir kanıtın bir çok ipucu veya yeterince önemli, kesin ve birbiriyle çelişmeyen çürütülmemiş karinelerin sonucu olarak ortaya çıkabileceğini eklemiştir; ayrıca bu durumda kanıtların araştırılmasında tarafların tutumu önem taşımaktadır (Bkz. İrfan Bilgin-Türkiye, no:25659/94, §122, 2001-VIII). Kanıtların değerlendirilmesinde AİHM'nin ikincil bir rolü vardır ve verilen davanın özel koşullan gerektirmediği sürece AİHM, olayları değerlendirmesi gereken mahkemenin rolünü hiç bir şekilde kendisi üstlenemez.

H.O.'nün iddia edilen tutulu durumu hakkında

AİHM, başvuranın iddialarının genel inandırıcılığını inceleyerek iddiaların, sadece göz altında bulundukları sırada Emniyet Müdürlüğünde H.O.'yu gördüklerim belirten kişilerin beyanlarına dayandırıldığı sonucuna varmıştır. Ancak bu beyanlar başka hiç bir delil unsuru tarafından açık bir şekilde desteklenmemiştir. Ayrıca bu beyanlar birbirine uymamakta hatta bazı noktalarda çelişmektedir.

AİHM, H.O.'nun aile fertlerinin verdiği beyanlara ilişkin olarak bu beyanların karinelere dayandığını ve başvuranın iddialarına ilişkin olarak hiç bir ayrıntı vermediklerini kaydetmiştir.

AİHM, ayrıca davada İnsan Haklarından sorumlu devlet bakanının olayların geçtiği dönemde verdiği beyanın güvenlik güçlerinin sorumluluklarını direkt olarak etkilemediğini ortaya koymuştur.

Buradan yola çıkarak, dosyada bulunan unsurlar, AİHM'nin hiç şüphe götürmeksizin H.O.'nun olaylar sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Antiterör Şubesinde tutulu olduğu sonucuna varmasını sağlamamaktadır.

II. AİHS'nin 2. maddesinin iddia edilen ihlali hakkında

Başvuran, oğlunun ölümünden devletin sorumlu olduğunu iddia ederek AİHS'nin 2. maddesini öne sürmüştür.

A. Tarafların İddiaları

1. Başvuran

Başvuran, oğlunun güvenlik güçleri veya anlaşmalı olduğu kişiler tarafından öldürüldüğünü iddia etmiştir. Başvurana göre dava konusu saldırılardan sorumlu kişilerin kimlikleri ortaya çıkmasa bile raporun içinde önemli itiraflar bulunmakta ve herhangi bir grubun üstlenmediği ve "kimliği belirsiz" adı altında yer alan saldırıların güvenlik güçleri tarafından açıkça emir verilerek yapıldığı, bunun da işbu davada açıkça görüldüğü kabul edilmektedir. Başvuran, savcıların güvenlik güçleri hakkında yapılan şikayetleri etkili bir şekilde araştırmaktan uzak olduklarım ortaya koymak amacıyla AİHS organları tarafından belirlenen yasadışı cinayetler üzerine yürütülen soruşturmalardaki boşlukları öne sürmüştür. Bütünüyle ele alındığında, bu unsurlar güvenlik güçlerinin ve kontrolleri altında veya onaylarıyla hareket edenlerin cezalandırılmadığını ortaya çıkarmakta ve başvurana göre bu da adaletin üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Başvuran, Komisyon heyetinin tanıkları dinleyerek hiç şüphesiz güvenlik güçlerinin oğlunun Öldürülmesine karıştığım ortaya koyan yeterli unsurları temin ettiğini savunmuştur.

2. Hükümet

Hükümet, başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve dosyada hangi sebeple güvenlik güçlerinin oğlunun öldürülmesine karışabileceğim kanıtlayacak hiç bir unsurun bulunmadığım savunmuştur.

B. AİHM'nin değerlendirmesi

1. Başvuranın oğlunun ölümü hakkında

AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin sözleşmenin önemli maddeleri arasında yer aldığım ve 3. maddeyle beraber Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumlarının temel değerlerinden birine yer verdiğim hatırlatmıştır (Bkz. Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94, §86, 1999-IV). Aynca AİHM, 2. maddede yer alan korumanın önemini kabul ederek yaşam hakkına ilişkin şikayetleri hassasiyetle inceledikten sonra bir görüş bildirmesi gerekmektedir.

AİHM, H.O.'nun olaylar sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Antiterör Şubesinde tutulu bulunduğu kanaatinin olmadığını hatırlatmıştır.

AİHM, başvuranın iddialarının somut ve kanıtlanabilir olaylara dayanmadığım ve hiç bir tanık ifadesi veya diğer kanıt unsurları tarafından desteklenmediğini ortaya koymuştur.

Aynca AİHM, Yaşa-Türkiye davasında (2 Eylül 1988 tarihli karar, 1998-VI, s. 2437-2438, §95-96) elde bulunan kanıt seviyesiyle, özel bir olaya devlet görevlilerin karıştığını ortaya koymak için Susurluk raporuna dayanılamayacağına karar verdiğini hatırlatmıştır. AİHM, başbakanın emriyle düzenlenen ve kamuoyuna duyurulan bu raporun, terörle mücadele hakkında bilgi vermek ve bu konuya bağlı sorunların genel analizini önermekle birlikte önleyici ve araştırma tedbirlerini ortaya koymak için ciddi bir girişim olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. İşbu dava hakkında AİHM, söz konusu raporun, başvuranın oğlunun ölümüne sebep olan kişi veya kişilerin teşhis edilmesini sağlayan unsurlara yer vermediğini kaydetmiştir.

AİHM, bu koşullarda başvuranın oğlunun cinayetinin devlet görevlileri veya suç ortaklan tarafından işlendiği yönünde varılan sonucun hipotez ve spekülasyon olmaktan çıkarak güvenilir bulgu olarak değerlendirilebileceği kanaatine varmıştır. AİHM, elinde bulunan unsurların böyle bir sonuca ulaşmak için yeterli olmadığı kanaatindedir.

AİHM, dosyada bulunan unsurların H.O.'nun güvenlik güçleri veya anlaşmalı olduğu kişiler tarafından öldürüldüğü sonucuna varmasını sağlamadığı kanaatindedir.

Buradan AİHS'nin 2. maddesinin önemli ölçüde hiç bir ihlalinin bulunmadığı söylenebilir.

2. Yürütülen araştırmaların özelliği

AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin zorunlu kıldığı yaşam hakkının korunması zorunluluğunun 1. madde gereğince devletin üzerine düşen genel göreviyle beraber güce başvurmanın bir insanın ölümüne neden olduğu durumda, etkili soruşturmanın yürütülmesini gerektirdiğini hatırlatmıştır (Bkz. mutatis mutandis, McCann ve diğerleri, 27 Eylül 1995 tarihli karar, seri A no:324, s. 49, §161 ve Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-1, s.329, §105).

AİHM, bu zorunluluğun sadece devlet görevlisinin ölüme yol açtığının ortaya konulduğu durumlar için geçerli olmadığını kaydetmiştir. Sadece yetkililerin ölüm hakkında bilgisinin olması, 2. maddeden doğan bu olayın meydana geldiği koşullar hakkında etkili soruşturma yürütme zorunluluğu ipso facto ortaya çıkarmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, s.1778, §82, Yaşa, s.2438, §100, Hugh Jordan-İngiltere, no:24746/94, §107-109, 2001-III ve Sabuktekin-Türkiye, no:27243/95, §98, 2002-11).

AİHM ayrıca, soruşturmanın minimum etkililiği özelliğine cevap veren incelemenin niteliği ve derecesinin davanın koşullarına bağlı olduğu kanaatine varmıştır ve süregelen olayların tümü temel alınarak ve soruşturma işleminin uygulanmasındaki gerçeklikler göz önünde bulundurularak değerlendirilir. Meydana gelebilecek durumların çeşitliliğini basit bir soruşturma eylemi listesine veya basitleştirilmiş diğer kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz. mutatis mutandis, Velikova-Bulgaristan, no:41488/98, §80, 2000-VI).

AİHM, başvuranın oğlunun iddia edilen göz altına alınması hakkında, dosyada bulunan unsurlardan hukuki ve idari mercilerin başvuranın şikayeti hakkında bilgisi olur olmaz konu hakkında soruşturma başlattıklarını ortaya koymuştur. Müfettiş, yaptığı sorgulamalar çerçevesinde Emniyet Müdürlüğüne giderek kayıtları incelemiş ve on dokuz tanığı dinlemiştir. Ayrıca, H.O.'nün yakınları ve başvuranın başvurusunda sözünü ettiği kişiler Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir.

Başvuranın ölümüne ilişkin soruşturma hakkında dosyada bulunan unsurlardan cesedin bulunmasından sonra 26 Mart 1995 tarihinde jandarmalar olay yeri araştırması yaptığı ancak hiç bir kanıt bulamadıkları anlaşılmaktadır.

Ancak AİHM, soruşturmayı başlatan Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Koçum'un parmak izi karşılaştırılarak cesedin kimliğinin tespit edilmesi için hızlı bir şekilde gerekli adımlan atmadığı ve nüfus kayıtlarına ilişkin hiç bir ayrıntı belirtmediğini kaydetmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı H.O.'nun kayboluşuna ilişkin basında önemli kayıtların olduğunu ve haberlerin gazetelerin baş sayfalarında yer aldığını belirtmiş ancak kimliği belirlenemeyen cesedin bulunmasıyla bir ilişki kuramamıştır. Gerekli araştırmaları savcının yapması gerekirken ancak ailenin girişimiyle H.O.'nun cesedi teşhis edilebilmiştir.

AİHM, dava hakkında üç savcıya başvuruda bulunulduğunu ancak hiç birinin soruşturmanın tümünün sorumluluğunu almadığının altını çizmiştir. Dosyada bulunan unsurlarda soruşturmaya bakan merciler arasındaki işbölümü ve işbirliğinin eksik olduğu, cesedin kimliğinin tespitini kolaylaştıracak olan müteveffaya ait fotoğraflarının yayınlanmadığı ve parmak izlerinin karşılaştırılmasının ancak H.O.'nun yakınlarının girişimleriyle gerçekleştirildiği belirtilmektedir.

AİHM, davada varılan sonuçları göz önünde bulundurarak ve alınan değişik önlemleri inceledikten sonra yetkililerin H.O.'nun ölümüne ilişkin koşullar hakkında yeterli ve etkili soruşturma yapmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla 2. madde gereğince yaşam hakkını koruma yükümlülüğü bulunan devletin zorunlu olduğu yargılama sürecinde eksiklik bulunmaktadır.

III. AİHS'nin 3 ve 5. maddelerinin iddia edilen ihlalleri hakkında

AİHM, hiç kuşku yok ki bir devlet görevlisinin veya devlet makamları adına hareket eden bir kişinin başvuranın oğlunun iddia edilen cinayeti veya tutulu durumda bulundurulmasına karıştığının ortaya çıkarılmadığı sonucuna vardığını hatırlatmış dolayısıyla AİHS'nin 3 ve 5. maddesinin ihlal edilmemiştir.

IV. AİHS'nin 14. maddesinin iddia edilen ihlali hakkında

Başvuran oğlunun siyasi görüşlerinden dolayı hukuk dışı bir faaliyetin kurbanı olduğunu bildirerek AİHS'nin 14. maddesi bağlamında ayrımcılık yapılmasından şikayetçi olmuştur:

AİHM, şikayetine ilişkin başvuranın sunduğu unsurların oğlunun siyasi görüşlerinden dolayı cinayete kurban gittiği yönündeki iddiasını desteklemediğini ortaya koymuş dolayısıyla bu açıdan AİHS ihlal edilmemiştir.

V. AİHS'nin 41. maddesinin uygulanması hakkında

Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,

A. Tazminat

Başvuran maddi tazminat talebinde bulunmamış ve manevi tazminatı ise AİHS'nin takdirine bırakmıştır.

AİHM, vardığı ihlal sonucunun AİHS'nin 2. maddesinde yer alan yargılama zorunluluğuna rağmen yetkililerin başvuranın oğlunun ölümüne ilişkin etkili soruşturma yapmadığı hakkındaki başvuruyla sınırlı olduğunu hatırlatmıştır. Hakkaniyete uygun olarak AİHM başvurana 25 000 euros (EUR) ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran masraf ve harcamalar için rakam belirtmemiştir.

AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurlar ve içtihatlar göz önünde bulundurarak, bu bağlamda başvurana herhangi bir miktarın tahsis edilmesinin gerekmediği kanaatine varmıştır.

C. Temerrüt faizi

Mahkeme, gecikme faizi oranının, %3'lük bir artış uygulanan Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına tabi tutulması hükmüne varmıştır.

BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE

Başvuranın oğlunun güvenlik güçleri veya anlaşmalı olduğu kişiler tarafından öldürüldüğüne ilişkin iddiası konusunda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;

Başvuranın oğlunun öldürülme koşulları hakkında yerel mercilerin yürüttüğü soruşturma konusunda AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;

AİHS'nin 3 ve 5. maddesinin ihlal edilmediğine;

AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;

a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere manevi tazminat için Savunmacı Hükümetin 25 000 EUR'yu ( yirmi beş bin euros) başvurana ödemesine;

b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 15 Temmuz 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA