kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
TUNCEL VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
TUNCEL VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 42738/98)

NİHAİ KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
27 Kasım 2003

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 42738/98 başvuru no'lu davanın nedeni, Metin Tuncel, Şükrü Topkan, Kudbettin Çimen, ve Ahmet Yavuz 'un (başvuranlar) Avrupa İnsan Haklan Komisyonuna 3 Temmuz 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Temel İnsan Haklarını güvence altına alan eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

M. Tuncel ve S. Topkan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından M. işeri tarafından temsil edilmektedirler.

OLAYLAR

Sırasıyla 1965, 1954, 1968 ve 1960 doğumlu başvuranlar, başvurunun yapıldığı sırada, M.Tuncel ve S.Topkan Aydın Cezaevinde tutuklu bulunmaktadırlar ve K.Çimen ve A. Yavuz ise Antalya'da ikamet etmektedirler.

PKK'ya karşı yürütülen bir operasyon kapsamında, başvuranlar Antalya Emniyet Müdürlüğü tarafından (M.Tuncel ve S: Topkan 7 Mayıs, K. Çimen 9 Mayıs ve A. Yavuz 10 Mayıs 1994 tarihlerinde) yakalanarak 19 Mayıs 1994 tarihinde tutuklanmışlardır.

21 Haziran 1994 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 5. maddesi ve Türk Ceza Kanunun (TCK) 168§1 maddesine dayanarak M.Tuncel'i PKK örgütünün özel görevlerinden sorumlu bir üyesi olma ithamı ile, S. Topkan'ı3713 sayılı Kanunun 5 maddesi ile TCK'nın 168§2 maddesi uyarınca PKK örgütüne üye olma suçuyla ve diğer başvuranlar hakkında ise 3713 SayılıKanunun 5. maddesi ve TCK'nın 169 maddesi uyarınca adıgeçen yasadışıörgüte yardım ve yataklık yapma suçlarıyla itham etmiş ve mahkumiyetlerini istemiştir.

Başvuranlar hakim karşısında çıktıklarında suçsuz olduklarını, Cumhuriyet Savcısının suçlamalarını kabul etmediklerini belirterek gözaltında iken kötü muameleye maruz kaldıkları gerekçesiyle ifade tutanaklarına itirazda bulunmuşlardır.

31 Ekim 1995 tarihli karar ile İzmir DGM başvuranları itham edildikleri suçlardan suçlu bularak M Tuncel'i TCK'nın 168§1 maddesi uyarınca 22 yıl ve 6 ay, S. Topkan'ı TCK'nın 168§2 maddesi uyarınca 12 yıl ve 6 ay ve diğer başvuranları ise TCK'nın 169 maddesi uyarınca 3 yıl ve 9 ay ağır hapis cezasına mahkum etmiştir.

Başvuranlar Yargıtay'da temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, dava ilgi mütalaa sunmuştur ancak söz konusu mütalaa başvuranlara tebliğ edilmemiştir.

Yargıtay, başvuranların ve temsilcilerinin bulunmadığı, 16 Aralık 1997 tarihinde aldığı ve 24 Aralık 1997 tarihinde tefhim edilen kararında ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

14 Ocak 1998 tarihinde, Yargıtay'ın karar metnini DGM'nin kalemine göndermesi ve dava dosyasına eklenmesiyle karar tarafların bilgisine sunulmuş ve böylelikle kesinleşmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 6 §§ 1 ve 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN

Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden DGM'nin bünyesinde askeri hakim bulundurması nedeniyle "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmişlerdir.

Ayrıca, başvuranlar, yargılamanın hakkaniyete uygun gerçekleşmediğini, mahkumiyet kararının gözaltı sırasında alınan ifadelere göre gerekçelendirildiğini ve gözaltına alındıkları sırada avukat bulundurma hakkından yararlanamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının mütalaasının kendilerine tebliği edilmediği gerekçesiyle silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu savunmuşlardır.

Bu bağlamda, başvuranlar AİHS'nin 6 §§ l ve 3 b) ve c) maddelerine atıfta bulunmuşlardır.

A. Kabul edilebilirlik üzerine

Hükümet, AİHM'den DGM'nin yapısıyla ilgili şikayeti AİHS'nin 35. maddesinde öngörülen altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddetmesi talebinde bulunmaktadır. Hükümetin söz konusu ön itirazı iki açıdan incelenecektir.

İlk önce, Hükümet, 16 Aralık 1997 tarihli Yargıtay kararının nihai karar olduğunu belirterek başvuranların söz konusu tarihten altı ay içerisinde başvurmaları gerekirken 3 Temmuz 1998 tarihinde başvurularını yaptıklarınıifade etmektedir.

AİHM, 24 Aralık 1997 tarihinde tefhim edilen 16 Aralık 1997 tarihli Yargıtay kararın verildiği sırada başvuranların ve yasal temsilcilerinin hazır bulunmadığını ve 14 Ocak 1998 tarihinde söz konusu karar metninin İzmir DGM'nin kalemine sevk edilerek dava dosyasına eklendiğini altını çizmektedir.

AİHM, Türk Hukukunun Yargıtay kararlarının tebliğini öngörmediğini, bu nedenle başvuranların söz konusu kararın içeriğinden ancak 14 Ocak 1998 tarihinde haberdar olduklarını hatırlatmaktadır (Bkz, Papachelas-Yunanistan kararı, n: 31423/96, §§ 30-31 ve Haralambidis ve diğerleri-Yunanistan kararı,n: 36706/97, Seher Karataş-Türkiye kararı, n: 33179/96, ve Z.Y.-Türkiye kararı, n: 27532/95) Başvuru, söz konusu tarihten itibaren altı ay içeririnde başka bir deyişle 3 Temmuz 1998 tarihinde yapılmıştır.

Sonuçta AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmiştir.

Ön itirazın ikinci unsura gelince Hükümet, Yargıtay'ın DGM'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına ilişkin şikayet hakkında hüküm verme yetkisine sahip olmadığı gibi dile getirilen şikayetin tazmini için etkili bir başvuru yolu sayılmadığını vurgulamıştır. Hükümet başvuranların iç hukuk yollarının etkisiz kaldığı andan itibaren başka bir deyişle DGM'nin 31 Ekim 1995 tarihli kararına müteakiben altı ay içerisinde başvurularını yapmalarıgerektiğini belirtmiştir. Oysa, başvuru 3 Temmuz 1998 tarihinde yapılmıştır. Bu bağlamda, AİHM ilgili içtihatlarına müracaat etmektedir (Bkz, 2 Ekim 2001 tarihli İrfan Kâlan-Türkiye kararı).

AİHM, benzer şikayetlerin Özdemir-Türkiye davasında da dile getirildiğini hatırlatarak, (sözü edilen karar, § 26) bu neticeyi değiştirecek hiçbir unsur bulamadığı sonucuna varmış ve dolayısıyla Hükümetin yapmış olduğu itiraz reddetmiştir.
AİHM, mahkemenin bu yöndeki içtihatları (Bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VII) ve mahkemeye sunulan unsurlar ışığında başvurunun esas bakımından incelenmesi gerektiğine itibar etmekte ve başvuruyu kabuledilemez bulmak için bir gerekçe, bulunmadığını ifade etmektedir.

B. Esasa ilişkin

1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin

AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır. (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).

AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklışekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanısıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısına varmaktadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığıyönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen Incal karan s. 1573, § 72 ).

AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmaktadır.

2. Cezai yargılama sürecine ilişkin

Hükümet bir ihlalin olduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.

AİHM, benzer olaylarda tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına alamayacağını hatırlatmaktadır.

Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma haklarının ihlal edildiğinin tespiti ışığında AİHM mevcut şikayeti incelemeye gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.

A. Maddi ve manevi tazminat

Başvuranlar uğramış oldukları maddi zarar için M Tuncel 62.371.960.842 TL, S. Topkan 18.451.210.523 TL, K.Çimen ve A.Yavuz her biri 226.035.897 TL talep etmişlerdir.

Manevi zarara gelince M Tuncel 50.000 Euro, S. Topkan 40.000, K Çimen ve A. Yavuz ise 30.000'er Euro talep etmişlerdir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.

İddia edilen maddi tazminata ilişkin AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki sürecin Sözleşmenin ihlali ile sonuçlanmadığı haller üzerinde durmadığını kaydederek başvuranlara bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığını ifade etmektedir (Bkz, Findlay-İngiltere kararı, 25 Şubat 1997, s.284, § 85).

Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, mevcut davanın koşulları dikkate alındığında ihlal kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna karar vermiştir, (söz edilen Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).

B. Masraf ve harcamalar

Başvuranlar, AİHM nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalara ilişkin 8.150 Euro talep etmekte olup bu yönde bir kanıt sunmamışlardır.

Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.

Mahkemenin bu konudaki içtihadı doğrultusunda ve elindeki unsurlar ışığında, AİHM, başvuranlara hakkaniyete uygun olarak 2.000 Euro'dan Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 630 (altı yüz otuz ) Euro'yu düşülerek ödenmesini kararlaştırmıştır.

C. Temerrüt Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı %3 'lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.

BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna ;

1.İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine ;

2. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına ;

3. Mevcut kararın iddia edilen manevi zarar için başlı başına yeterli bir karar olduğuna ;

4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara toplam masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro'dan Avrupa Konseyi tarafından ödenen 630 (altı yüz otuz) Euro'luk adli yardım payını düşerek ödemesine;

b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;

6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine uygun olarak 27 Kasım 2003 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA