kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ALINAK VE ALINAK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
DERNEK KURMA VE TOPLANTI ÖZGÜRLÜĞÜ
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ALINAK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 34520/97)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
4 Mayıs 2006

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (34520/97) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşları olan Mahmut Alınak, Sedat Yurttaş, Sırrı Sakık ve Ahmet Türk'ün (başvuranlar) 25 Aralık 1996 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduklarıbaşvurudur.

Başvuranlar, Ankara Barosu avukatlarından Y. Alataş tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. OLAYIN KOŞULLARI

Alınak, Yurttaş, Türk ve Sakık soyadlı başvuranlar sırasıyla 1952, 1961,1942 ve 1957 doğumludurlar ve Ankara'da ikamet etmektedirler.

Başvuranlar eski parlamenterlerdir. Başvuranlar, 26 Ekim 1991 seçimlerinde SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) listesinden seçilmiş DEP (Demokrasi Partisi) milletvekilleridir.

2 Mart 1994 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) başvuranların da içlerinde bulundukları bazı DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmışlardır.

4 Mart 1994 tarihinde, Türk, Sakık ve Alınak soyadlı başvuranlar yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır.

17 Mart 1994 tarihinde, bu üç başvuran geçici olarak tutuklanmışlardır.

16 Haziran 1994 tarihinde, Anayasa Mahkemesi, DEP'in ülkenin bölünmez bütünlüğünü ve ulusun birliğini tehdit ettiği gerekçesiyle kapatılmasına karar vermiştir.

Bunun yanısıra, Anayasa Mahkemesi, DEP'in kapatılmasıyla bağlantılı olarak başvuranların milletvekilliklerinin de düştüğüne karar vermiştir.

1 Temmuz 1994 tarihinde, Yurttaş soyadlı başvuran avukatıyla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı'na gitmiştir. Başvuran hemen Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltına alınmıştır. Başvuran gözaltının ilk beş gününü bir hücrede geçirmiş ve 12 Temmuz tarihinde geçici olarak tutuklanmıştır.

21 Temmuz 1994 tarihinde, savcı, Ceza Kanunu'nun 125. maddesine göre ölüm cezasına çarptırılması gereken suçlar olan bölücülük ve ülke bütünlüğüne saldırıyla suçladığıbaşvuranlar hakkında iddianameler düzenlemiştir.

Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi 8 Aralık 1994 tarihinde karar vermiştir. Bu tarihte gerçekleşen en son duruşmada, başvuranlar Cumhuriyet Başsavcılığının kendilerine isnat edilen suçlar için yeni bir niteleme öngördüğünü öğrenmişlerdir.

Alınak ve Sakık soyadlı başvuranlar için 3713 no'lu Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi nezdinde bölücülük propagandası yapmak; Türk soyadlı başvuran için Ceza Kanunu'nun 168 § 2 maddesi nezdinde silahlı örgüte üye olmak ve Yurttaş soyadlı başvuran için Ceza Kanunu'nun 169.maddesi nezdinde silahlı bir örgüte yardım ve yataklık yapmak şeklindeki suçlar sıralanmıştır. Başvuranlar, bu duruşmaya kendilerine isnat edilen suçların yeniden nitelendirilmişşekilleri hakkındaki görüşlerini ifade etmeleri için çağrılmışlardır. Başvuranların avukatları Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerinin talep ettiği dava usulünü reddetmesini protesto ederek bu duruşmaya katılmamışlardır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi, yukarıda belirtilen maddeler nezdinde, Sakık ve Alınak soyadlı başvuranları üç yıl, Türk soyadlı başvuranı on beş yıl ve Yurttaş soyadlıbaşvuranı yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırmıştır.

Devlet Güvenlik Mahkemesi, amacı Türkiye'nin Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde bir kürt Devleti kurmak olan bölücü terör örgütü PKK'nın yöneticilerinden aldıkları talimatlar doğrultusunda başvuranların yoğun bir bölücü faaliyet yürüttüklerinin kesin olduğuna hükmetmiştir. Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1991 yılındaki milletvekilleri seçimlerinden önce, "Yaşasın PKK", "Vur gerilla vur, Kürdistan'ı kur" şeklinde sloganların atıldığı gösterilerde başvuranların PKK lehinde konuşmalar yaptıklarını, halk arasında karışıklık çıkardıklarını, Devlet otoritesine zararlı bir ortam oluşturduklarını, TBMM'deki yemin töreninde milletvekili yeminlerini ederken üzerlerinde PKK'nın renklerini taşıdıklarını, partinin kongreleri sırasında göndere Türk bayrağının değil PKK bayrağının çekildiğini, öte yandan Türk Cumhuriyeti'ni işgalci ve düşman olarak nitelendirdiklerini ortaya koymuştur.

Başvuranlar ve Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı 8 Aralık 1994 tarihli karara karşı temyize gitmişlerdir. Savcı, yargılama maddelerinin Ceza Kanunu'nun 125. maddesiyle bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır. Başvuranlar ise kendilerine yöneltilen ceza davasının siyasi bir amacı olduğunu ileri sürmektedirler: kürt davasını savunan milletvekillerinin düşüncelerini bastırmak.

Başvuranlar, kendilerini mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin siyasi nitelikli istisnai bir mahkeme olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedirler. Bunun yanısıra başvuranlar, Cumhuriyet Başsavcılığıyla silahların eşitliği ilkesine uyulmadığından kendilerinin adil yargılanmadıklarından yakınmaktadırlar. Başvuranlar, özellikle aşağıdaki olayları ileri sürmüşlerdir: Başvuranlar gözaltında geçirdikleri on beş gün boyunca avukat yardımından faydalanmamışlardır. Başvuranların temsilcileri ön soruşturma sırasında dosyadaki belgeleri inceleyememişlerdir ve Hükümet tarafından başvuranların temsilcilerine baskı yapılmıştır. Başvuranların savunmaları Devletin gizli servislerinin raporlarına konu olmuş, ve bazen duruşma salonuna girişleri engellenmiştir. Başvuranların temsilcileri tarafından yöneltilen talepler Devlet Güvenlik mahkemesince hiçbir zaman kabul edilmemiştir. Başvuranların temsilcileri, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ne Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ön soruşturma sırasında dinlenen tanıkları ne de Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tayin edilen kişileri sorgulayabilmişlerdir. Başvuranların temsilcilerinin, Cumhuriyet Başsavcılığınca oluşturulan ses ve video bantlarının incelenmesi konusundaki talepleri geçerli bir sebep belirtilmeksizin Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Başvuranların mahkum edilmesine dayanak teşkil eden kanıtlar duruşma sırasında okunmamıştır.

Başvuranların, başka tanıklar dinlenmesi ve karşı keşif yapılmasıkonusundaki talepleri Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından kabul edilmemiştir.

Bununla birlikte, başvuranlar, bazı avukatların ve yabancı temsilcilerin duruşma salonuna girebilme konusunda karşılaştıkları zorlukların tartışmaların aleniyetini etkilediğini savunmaktadırlar. En son olarak da başvuranlar, kürt örgütlerine yakın yasal olan ve olmayan tüm örgütlerin faaliyetlerini Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerine isnat ettiğinden, kendilerine yöneltilen suçlamalara ilişkin hiçbir kanıt niteliği taşımayan siyasi görüşleri dikkate aldığından yakınmaktadırlar.

26 Ekim 1995 tarihinde Yargıtay, Türk ve Yurttaş soyadlı başvuranlar hakkındaki mahkumiyet kararını, bu başvuranların Ceza Kanunu'nun 168 ve 169. maddelerini değil 3713 no'lu Kanun'un 8. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle bozmuştur. Bunun yanısıra, geçici olarak tutuklanmalarında geçen süreyi dikkate alarak, Yargıtay bu iki başvuranın şartlısalıverilmelerine karar vermiştir. Aynı zamanda, Yargıtay, Sakık ve Alınak soyadlı diğer başvuranların cezalarının belirlenmesi sırasında ilk derece mahkemesinin 3506 no'lu Kanunu'nun "katsayıyla arttırma" ilkesini dikkate almadığı gerekçesiyle bu başvuranlar hakkındaki mahkumiyet kararını onamıştır.

11 Nisan 1996 tarihli bir kararla, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim 1995 tarihli kararın gerekçelerine uyarak, başvuranları, 3713 no'lu Kanunun 8 § 1 maddesi çerçevesinde 14 ay hapis ve 116 666 666 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır.

Başvuranlar, bu son karardan sonra tekrar Yargıtay'a temyize gitmişlerdir.

15 Temmuz 1996 tarihinde, Yargıtay söz konusu kararı onamış ve bu kararın kesin olduğuna hükmetmiştir.

Türk Anayasası'nın 76 § 2 maddesi çerçevesinde, başvuranların mahkum edilmesi, ömür boyu seçilme hakkından mahrum olmalarına yol açmıştır.

Avukatlık mesleğine mensup olan Yurttaş ve Alınak soyadlı başvuranlar, avukatlık mesleğine ilişkin kanunun 5/a maddesi çerçevesinde, avukatlık mesleğini icra etme haklarını kaybetmişlerdir.


HUKUK AÇISINDAN

I.AİHS'NİN 10 VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Daha önce başka bir dilekçede bu şikayeti dile getirmiş olan Yurttaş soyadlıbaşvuran dışındaki (Yurttaş-Türkiye davası, 25143/94 ve 27098/95 no'lu davalar) diğer başvuranlar cezai açıdan mahkum edilmelerinin toplantı ve ifade özgürlüklerini engellendiğinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar siyasi fikirleri bağlamındaki ayrımcılığın ulusal mahkemeleri verdikleri kararda etkilediği iddialarının altını çizmektedirler. Bu bağlamda, başvuranlar AİHS'nin 14. maddesiyle bağlantılı olan 10 ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar. Sosyalist Parti ve diğerleri-Türkiye kararında (25 Mayıs 1998 tarihli karar) izlediği muhakemeyi göz önüne alarak ve ayrımcılık iddiasının hiçbir dayanağının olmadığını tespit ederek, AİHM, bu şikayetleri sadece AİHS'nin 10. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.

AİHM, daha önce de söz konusu olaya benzer sorunları konu eden davaları ele almış ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz özellikle Yurttaş, Ceylan-Türkiye, 23556/94 no'lu karar, Öztürk-Türkiye 22479/93 no'lu karar, İbrahim Aksoy-Türkiye, 28635/95, 30171/96 ve 34535/97 no'lu kararlar, Karkın-Türkiye, 43928/98 no'lu karar, ve Kızılyaprak-Türkiye, 27528/95 no'lu karar) AİHM, söz konusu davayı yerleşik içtihadının ışığında incelemiştir ve Hükümetin mevcut olayda başka bir sonuca götürebilecek herhangi bir belge veya argüman sunmadığınıtespit etmiştir. AİHM, bildirilerde ve siyasi konuşmalarda kullanılan terimlere ve bunların hangi koşullarda ifade edildiğine özel bir dikkat göstermiştir. Bu bağlamda, AİHM incelemesine sunulan bu olayı çevreleyen koşulları özellikle terörle mücadeleye bağlızorlukları dikkate almıştır. (bkz. İbrahim Aksoy ve Incal-Türkiye)

Uyuşmazlık konusu olan bildiri ve söylemleri başvuranlar tek başlarına veya siyasi partilerinin diğer milletvekilleriyle ortak olarak, siyasi kişilikleri ve TBMM'deki milletvekili kimlikleriyle yapmışlardır. Bu metinlerde, başvuranlar özellikle kürt kimliğinin tanınmasınıtalep etmekte ve çoğunluğu kürt kökenli vatandaşlardan oluşan bölgelerde SavunmacıDevlet güçleri tarafından uygulanan "şiddet politikası"nı yargılamaktaydılar. Bu bağlamda, AİHM, her birey için çok değerli olan ifade özgürlüğünün halk tarafından seçilmiş bir kişi için özellikle değerli olduğunu hatırlatmaktadır; bu kişi seçmenlerini temsil etmektedir, onların sorunlarını gündeme getirmekte ve menfaatlerini savunmaktadır. Bundan yola çıkarak, milletvekili olan başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler AİHM'i çok daha ciddi bir inceleme yapmaya sevk etmiştir (bkz. mutatis mutandis, Castells-İspanya ve Jerusalem-Avusturya, 26958/95 no'lu karar). Şüphesiz, başvuranlar, olayda Meclis kürsünde konuşmamaktaydılar.

Yine de Hükümeti eleştirmek haklarını kaybetmemekteydiler (Castells).

AİHM, Yargıtay'ın, uyuşmazlık konusu olan söylem ve bildirilerin Türk Devletinin toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik terimler içerdiği kanaatinde olduğunu tespit etmiştir.

AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarında belirtilen ve mevcut şekliyle başvuranların ifade özgürlüğüne müdahale edildiğini doğrulamak için yeterli bir veri olmayan nedenleri incelemiştir (bkz. mutatis mutandis, Yurttaş, ve Sürek-Türkiye 24762/94 no'lu karar) AİHM, söz konusu bildirilerin özellikle sert olan bazı bölümlerinin, Türk Devletince kürt problemiyle ilgili zaman içinde uygulanan siyasetin en olumsuz tablolarından birini oluşturduğunun ve bu şekilde siyasete düşmanca bir yan anlam yüklediğinin gerçek olduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte, AİHM, başvuranların kendilerini siyasi kimlikleriyle, türk siyasi hayatında oynadıkları rol çerçevesinde ifade ettiklerini ve başvuranların ne şiddete başvurmayı, ne silahlı direniş ne de isyan çıkarmayıteşvik ettiklerini, Yargıtay'ın gözünde esas ele alınması gereken veri olan düşmanca bir konuşmanın söz konusu olmadığını vurgulamaktadır (bkz. Sürek-Türkiye, 26682/95 no'lu karar ve Gerger-Türkiye, 24919/94 no'lu karar).
AİHM, müdahalenin derecesini ölçmek için başvuranların çarptırıldığı cezaların yapısının ve katılığının da göz önüne alınması gereken etkenler olduğu kanaatindedir.

Olayda, başvuranların on dört ay hapis cezasına çarptırılmalarının öngörülen hedeflerle orantısız olduğu bundan dolayı demokratik bir toplumda gerekli olmadığıgörünmektedir. Dolayısıyla Alınak, Sakık ve Türk soyadlı başvuranlar için AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 6.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

AİHS'nin 6. maddesi kapsamında, başvuranlar en başta kendilerini mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde askeri hakim bulunduğu için, tarafsız ve bağımsız olmadığından şikayet etmektedirler (AİHS 6 § 1 maddesi). Bunun dışında başvuranlar, dava sonunda savunmalarını hazırlayamadan, suçlamaların dava sürerken yeniden tanımlanması, Yargıtay'daki savcının görüşünün kendilerine tebliğ edilmemiş olması (AİHS'nin 6 §§ 1 ve 3 b maddesi), gözaltı sırasında avukat yardımından mahrum olmaları (AİHS'nin 6 § 3 c maddesi) ve son olarak da aleyhte tanıkları sorgulamaktan alıkonulmuş olmalarından dolayısöz konusu mahkeme önünde adil yargılanmadıklarını ileri sürmektedirler.

1. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında

AİHM, birçok defa söz konusu olaya benzer konuları içeren davalara bakmış ve AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Özel-Türkiye, 42739/98 no'lu karar, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, 59659/00).

AİHM, davayı incelemiş ve Hükümetin mevcut durumda aksi bir sonuca götürebilecek, ikna edici bir belge veya argüman sunmadığını tespit etmiştir. AİHM, Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Yasası'nın suç saydığı ve cezalandırdığı suçlardan yargılanan başvuranların, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde, içlerinde askerlik mesleğinden olan bir hakimin bulunduğu hakimlerin karşısına çıkmaktan korkmalarının anlaşılır olduğu kanaatindedir. Bu sebeple, başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin, davanın özüne yabancı düşünceler tarafından yönlendiriliyor olmasından endişelenme hakkına meşru bir şekilde sahip olmaktaydılar. Dolayısıyla, bu yargılamanın bağımsızlığı ve tarafsızlığıhakkında başvuranlarca beslenen şüpheler objektif olarak doğrulanmış kabul edilebilir. (Incal)

Sonuç itibariyle, AİHM, başvuranları yargıladığı ve mahkum ettiği sırada Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin AİHS'nin 6 § 1 maddesinin öngördüğü anlamda bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına hükmetmiştir.

2. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetler

AİHM, daha önce benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olan bir mahkemenin, hiçbir şekilde, kendi yargılamasına tabi kişilere adil bir yargılanma garanti edemeyeceği kararını verdiğini hatırlatmaktadır.

Başvuranların davalarının kendisi gibi bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesi haklarının ihlal edildiği tesbitini göz önünde bulundurarak AİHM, AİHS'nin 6. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar)

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Zarar

Alınak, Sakık ve Türk soyadlı başvuranlar tutuklanmaları ve mahkum edilmeleri dolayısıyla uğradıkları kazanç kaybının telafisi için maddi tazminat olarak sırayla 152 000Euro, 99 264 11 Euro ve 131 370, 96 Euro talep etmektedirler. Öte yandan, uğradıklarımanevi zararın telafisi için Alınak ve Sakık soyadlı başvuranlar 150 000 Euro ve Türk soyadlı başvuran 400 000 Euro talep etmektedirler.

Hükümet talepleri reddetmek gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, buna ek olarak eğer AİHM, başvuranların ileri sürdüğü maddelerden birinin ihlal edildiğine karar vermiş olsaydı bu tespitin tek başına yeterince adil bir tatmin oluşturacağını vurgulamaktadır.

Başvuranların iddia ettiği kazanç kaybıyla ilgili olarak AİHM, başvuranların maddi zarar konusundaki iddialarını yeterince desteklemediklerini tespit etmekle yetinmiştir. Sonuç olarak, AİHM bu talebi kabul etmemektedir.

Olası manevi zarar için, AİHM, başvuranların davayla ilgili olaylar nedeniyle birtakım sıkıntılar çektikleri kanaatindedir.

AİHS'nin 41.maddesinin öngördüğü şekilde hakkaniyetle hükmederek olarak Alınak, Sakık ve Türk soyadlı başvuranlardan her birine manevi tazminat olarak 7 500 Euro ödenmesine karar vermiştir (Mehdi Zana-Türkiye, 26982/95 no'lu karar ile karşılaştırınız).

B. Masraf ve Harcamalar

Temsil edilmeleri için yapılan harcama ve masraflar için, başvuranlar toplu olarak 34 850 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu miktarı çok aşırı ve haksız bulmaktadır.

AİHM, hakkaniyetle ve yerleşik içtihatlarına göre hükmederek başvuranlara toplu olarak 4 000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. Alınak, Sakık ve Türk soyadlı başvuranlar için AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,

1.Başvuranları mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinde askeri bir hakim bulunması sebebiyle dört başvuran için de AİHS'nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,

2.AİHS'nin 6.maddesine atıfta bulunarak yapılan diğer şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına,

4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından Alınak, Sakık ve Türk soyadlı başvuranların her birine manevi tazminat için 7.500 Euro (yedi bin beş yüz) ve masraf ve harcamalar için dört başvurana toplu olarak 4.000 Euro (dört bin) ödenmesine;

b) bu miktarların, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilerek ödenmesine;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine; karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA