kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ŞAHİN ÇAĞDAŞ - TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ŞAHİN ÇAĞDAŞ - TÜRKİYE (Başvuru no. 28137/02)

KARAR

Bu metin AİHM İç Tüzüğünün 81.maddesi uyarınca 21 Ağustos 2006 tarihinde düzeltilmiştir.

STRAZBURG
11 Nisan 2006

Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin değişiklik yapılabilir
1 Önceki karar metninde ÇağdaşŞahin olan isim Şahin Çağdaş olarak 21 Ağustos 2006 tarihinde düzeltilmiştir.

USUL

Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Şahin Çağdaş ("başvuran") tarafından, 25 Mart 2002 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurudan (no. 28137/02) kaynaklanmaktadır.

Başvuran, İzmir Barosu'na bağlı avukat S. Çetinkaya tarafından temsil edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVA OLAYLARI

Başvuran 1966 doğumludur ve İzmir'de ikamet etmektedir.

10 Mayıs 2000 tarihinde, başvuran, Mart 1995'te PKK (Kürdistan İşçi Partisi) isimli yasadışı örgüte yardım ve yataklık yapmış olma şüphesi üzerine yakalanmıştır.

12 Mayıs 2000 tarihinde, Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın tutuklu yargılanmasını emretmiştir.

23 Mayıs 2000 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranı, yasadışı bir terör örgütüne yardım ve yataklık yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet Savcısı, başvuranı, Mart 1995'te yasadışı faaliyetlere katılmışolmakla, bilhassa, PKK üyelerini korumak, habercileri olarak hareket etmek ve örgüte yeni üyeler toplamakla suçlamıştır. Suçlamalar, şu anda yürürlükten kaldırılmış olan Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca yapılmıştır.

Cumhuriyet Savcısı, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden, 3713 sayılı Kanun'un (Terörle Mücadele Kanunu) 5. maddesine ve eski Ceza Kanunu'nun 31., 33. ve 40. maddelerine uygun olarak, başvurana verilecek cezanın, yarıyarıya arttırılmasını talep etmiştir.

3 Ağustos 2000 tarihinde, başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir.

2 Kasım 2000 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanunu'nun 102 § 4 ve 104 § 2. maddelerinde ortaya konan beş yıllık zamanaşımı süresinin sona ermiş olduğunu gözönüne alarak, başvuran hakkındaki kovuşturmayı durdurma kararı almıştır. AİHM, sözkonusu suçun Mart 1995'te işlenmiş olduğunun iddia edildiğini, ancak, iddianamenin 23 Mayıs 2000 tarihinde, iddia edilen suçun işlenmesinden beş yıldan fazla bir süre sonra, sunulmuş olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranın bu süre zarfında herhangi bir yasa dışıfaaliyete karışmamış olduğunu tespit etmiştir.

16 Mart 2001 tarihinde, başvuran, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'ne, 466 sayılı Kanun uyarınca Hazine hakkında şikayette bulunmuş ve 10 Mayıs ve 3 Ağustos 2000 tarihleri arasındaki tutukluluğuna karşılık tazminat olarak 10.500.000.000 Türk Lirası (TL) talep etmiştir.

21 Mart 2001 tarihinde, üç hakimden oluşan İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, naip hakimlerden bir tanesini davayı incelemek ve bir rapor düzenlemekle görevlendirmiştir. Aynı tarihte, raportör hakim, Cumhuriyet Başsavcısı'ndan, başvuranın talebine ilişkin yazılıgörüşlerini istemeye karar vermiştir.

21 Mart 2001 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, 466 sayılı Kanun'un gerektirdiği gibi, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'ne görüşünü sunmuştur. Cumhuriyet Başsavcısı, başvuran hakkındaki cezai işlemlerin, Ceza Kanunu'nun 102 § 4 ve 104 § 2. maddelerinin anlamıdahilinde, zamanaşımına uğradığı için durdurulduğunu kaydetmiştir. Cumhuriyet Başsavcısı, başvurana, manevi zarara karşılık tazminat verilmemesi gerektiğini zira 466 sayılı Kanun'un, cezai işlemlerin durdurulmasına ilişkin davalarda tazminat imkanı sağlamadığını ileri sürmüştür. Bu görüş başvurana bildirilmemiştir.

Raportör hakim raporunu İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunmuş ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'nin, başvuranın talebini kabul etmemesi gerektiği tavsiyesinde bulunmuştur.

28 Mart 2001 tarihinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 466 sayılı Kanun uyarınca tazminat hakkı olmadığını gözönünde tutarak başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin tazminat ödenmesini gerektirecek hallerin ayrıntılı bir listesini sunduğunu ve başvuranın durumunun bu kategorilerden hiçbirinin kapsamına girmediğini tespit etmiştir.

Başvuran, 1 Ekim 2001 tarihinde, Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Hem kanuna aykırı olarak tutuklu bulundurulduğunu hem de İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kovuşturmayı durdurma kararı nedeniyle aklanma imkanından yoksun bırakıldığını iddia etmiştir. Bu nedenle, Yargıtay'dan, Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararınıbozmasını ve tazminat ödenmesine karar vermesini talep etmiştir.

2 Ekim 2001 tarihinde, bu nitelikteki davalara ilişkin olarak Yargıtay'ın işleyişini düzenleyen ilgili kurallara göre, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi'nin dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla Yargıtay'ın yetkili birimine havale edilmiştir.

8 Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın temyiz başvurusunun esaslarına ilişkin görüşünü sunmuştur.

Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi'ne tebliğnamesinde, Cumhuriyet Başsavcısı, ilk derece mahkemesindeki işlemleri, toplanan delilleri, iddianın konusunu ve ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini gözönünde tutarak, temyiz başvurusunun asılsız olduğunu ifade etmiştir. Muhakeme usulü kuralları ve kanununa uygun olarak temyiz başvurusunun reddedilmesini ve ilk derece mahkemesi kararının onaylanmasını tavsiye etmiştir.

Bu görüş başvurana iletilmemiştir.

5 Şubat 2002 tarihinde, Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, inter alia, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşünü gözönünde tutarak, 28 Mart 2001 tarihli kararı onamıştır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

Sözkonusu zamandaki ilgili iç hukukun açıklamasıGöç - Türkiye kararında bulunabilir ([BD], no. 36590/97, § 34, AİHM 2002-V).

HUKUK

I. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, AİHS'nin 6 § 1. maddesi uyarınca, adil yargılama hakkının ihlal edilmişolduğundan şikayetçi olmuştur, zira, başvurana, Cumhuriyet Başsavcılarının, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay'a, sırasıyla, başvuranın iddiasının ve temyiz başvurusunun esaslarına ilişkin olarak sundukları yazılı görüşlerine yanıt verme imkanı tanınmamıştır. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ilgili kısmışöyledir:

"Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir."

A. Kabuledilebilirlik

AİHM, bu şikayetin, AİHS'nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez olmadığını kaydeder.

B. Esaslar

Başvuran, ulusal mahkemelerin, kendisine, Cumhuriyet Başsavcılarının görüşlerini bildirmemesinin, onu usule ilişkin eşitlik haklarından ve savunma haklarından yoksun bıraktığını ve sonuçta adil yargılama görmediğini iddia etmiştir.

Hükümet, davanın Yargıtay'a havale edilmesinin ardından, dava taraflarının işlemlerin durumuna ilişkin olarak her türlü bilgiyi mahkemenin yazı işlerinden alabileceğini ileri sürmüştür. Başvuran, Cumhuriyet Başsavcısı'nın hukuki görüşünden haberdar olduğunda, gerekli tüm bilgileri talep edebilir, ek görüşler sunabilir veya Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşüne yanıt verebilirdi.

Ayrıca, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşleri, yalnızca ilk derece mahkemesinin kararını onaylayıp onaylamadığına dair fikrini içermiştir. Dolayısıyla, başvurana, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşlerinin bildirilmemesi "usulde tarafların eşitliği" ilkesini veya başvuranın AİHS'nin 6. maddesi uyarınca olan haklarını ihlal etmemiştir.

AİHM, aynışikayeti geçmişte incelemiş olduğunu ve Göç kararında (yukarıda anılan, § 58) AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder. O kararda, AİHM, Cumhuriyet Başsavcısı'nın görüşlerinin niteliğini ve başvurana yanıt olarak yazılı görüşlerde bulunma imkanının verilmediği gerçeğini gözönünde tutarak, başvuranın karşılıklı takip işlemi hakkının ihlal edilmiş olduğu kararını vermiştir (loc. cit. § 55). Ayrıca, bir başvuranın avukatının inisiyatifi ele almasını ve dava dosyasına yeni unsurların eklenip eklenmediğine dair belli aralıklarla bilgi edinmesini talep etmenin, o kişiye aşırı bir yük yüklemeye varacağını ve sözkonusu görüşe karşılık vermesine dair gerçek bir imkanı kesin olarak sağlamayacağını değerlendirmiştir (loc. cit. § 57).

AİHM, bu davayı incelemiştir ve yukarıda belirtilen davadaki kararlarından sapmasınıgerektirecek özel durumlar olmadığı kararını vermiştir.

Dolayısıyla, Cumhuriyet Başsavcılarının İzmir Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay huzurundaki görüşlerinin başvurana bildirilmemesine ilişkin olarak, AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 5 §§ 1 VE 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, AİHS'nin 5 §§ 1 ve 5. maddesi uyarınca, iki ay yirmi üç gün süreyle özgürlüğünden kanuna aykırı olarak mahrum bırakıldığından ve ulusal makamların, AİHS mağduriyetlerini telafi etmemiş olduğundan şikayetçi olmuştur.

Kabuledilebilirlik

Hükümet, başvuranın yakalanmasının, bir suç işlemiş olduğuna dair makul bir şüphenin varlığına dayandığını iddia etmiştir.

Ayrıca, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın sözde kanuna aykırı olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmasına karşılık tazminat taleplerini, başvuranın davasının şartlarının 466 sayılı Kanun'un 1. maddesince öngörülmemesi sebebiyle reddetmiştir.

Dolayısıyla, başvuranın yakalanması, tutuklanması ve yerel mahkemelerin ona tazminat vermeyi reddetmeleri, AİHS'nin 5 §§ 1 ve 5. maddesi ile uyumludur.

Başvuranın şikayetlerinin ilk bölümü hakkında, AİHM, başvuranın tutukluluğunun 3 Ağustos 2000 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Başvuran, başvurusunu, 25 Mart 2002 tarihinde, altı aydan fazla bir süre sonra sunmuştur. AİHM, bu şikayetin geç yapıldığına ve AİHS'nin 35 § 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.

Başvuranın şikayetlerinin ikinci bölümü hakkında, AİHM, AİHS'nin 5 § 5. maddesi uyarınca tutukluluk sonucu görülen maddi veya manevi zarara karşılık tazminat hakkının, 5. madde paragraflarından birinin ihlaline bağlı olduğunu anımsar (bkz. Wassink - Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, Seri A no. 185-A, s. 14, § 38). Dolayısıyla, AİHM, bir başvuranın yalnızca 5 § 5. maddeye dayalı talebini, 5 §§ 1 ve 4. maddenin doğrudan veya esasta ihlali tespit edilmemiş olduğu sürece değerlendiremez ve AİHS'nin 5 § 5. maddesi başvurana belirli miktarda tazminat hakkı tanımaz. Bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

AİHS'nin 41. maddesi şöyledir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, 4.887 Euro maddi tazminat talep etmiştir.

Hükümet, başvuranın, taleplerini destekleyen herhangi bir delil sunmamış olduğunu ileri sürmüştür.

AİHM, başvuranın, AİHS haklarının ihlal edilmesi sonucu maddi zarar gördüğünü kanıtlayamadığını kaydeder. Dolayısıyla, bu başlık altındaki talebi reddeder.

B. Manevi tazminat

Başvuran, 30.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.

Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmiştir.

AİHM, başvuran tarafından görülen herhangi bir manevi zarara karşılık ihlal tespitinin başlı başına yeterli tazmin oluşturduğunu değerlendirmektedir (bkz. Parsıl - Türkiye, no. 39465/98, § 38, 26 Nisan 2005).

C. Mahkeme masrafları

Başvuran, mahkeme masraflarına karşılık toplam 7.500 Euro talep etmiştir. Kanıtlayıcıherhangi bir belge sunmamıştır.
Hükümet, taleplerin haddinden fazla olduğunu ve makbuz veya benzeri diğer belgelerin olmaması nedeniyle asılsız olduğunu ileri sürmüştür.

Mevcut bilgilere istinaden kendi kararını veren AİHM, başvurana, bu başlık altında 1.000 Euro tazminat ödenmesine karar vermeyi makul değerlendirir.

D. Gecikme faizi

AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.

BU SEBEPLERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE

1. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikayetin kabuledilebilir ve başvurunun kalanının kabuledilmez olduğuna;

2. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. Başvuran tarafından maruz kalınan herhangi bir manevi zarara karşı ihlal tespitinin başlıbaşına yeterli adil tazmin oluşturduğuna;

4.a) Sorumlu Devlet'in, başvurana, AİHS'nin 44 § 2. maddesine göre kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, mahkeme masraflarına karşılık 1.000 Euro (bin Euro) artıtabi olabilecek her türlü vergiyi, ödeme günündeki kur üzerinden sorumlu Devlet'in ulusal para birimine dönüştürmek üzere ödemesine;

b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;

6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine

KARAR VERİR.

İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 11 Nisan 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA