kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MEHMET HÜSEYİN ÇİÇEK TARAFINDAN TÜRKİYE ALEYHİNE YAPILAN 76933/01 SAYILI BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN KARAR

İlgili Kavramlar

HÜRRİYET VE GÜVENLİK YASAĞI
İŞKENCE YASAĞI
YAŞAMA HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
MEHMET HÜSEYİN ÇİÇEK TARAFINDAN TÜRKİYE ALEYHİNE YAPILAN 76933/01 SAYILI BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİNE İLİŞKİN KARAR

Bölüm Zabıt Katibi V. BERGER'in katılımı ile toplanmış, 18 Haziran 2001 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu, AİHS'nin 29 § 3. Maddesi'ni uygulama kararını ve davanın kabuledilebilirliğini ve esaslarını beraber inceleme kararını, Sorumlu Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve yanıt olarak başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak izleyen kararı almıştır:

OLAYLAR

1941 doğumlu ve Diyarbakır'da ikamet etmekte olan başvuran Mehmet Hüseyin Çiçek

T.C. vatandaşı olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Diyarbakır barosuna bağlıavukat A. Demirtaş tarafından temsil edilmektedir.

A. Dava olayları

Tarafların arz ettiği üzere dava olayları, aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Başvuranın oğlu Hasan Çiçek 19 Eylül 1999 tarihinde, arkadaşlarıyla futbol oynamak üzere evden ayrılmıştır ve o tarihten bu yana kayıptır.

Başvuran 20 Eylül 1999 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'na verdiği dilekçede oğlunun ortadan kaybolduğunu bildirmiş ve polis tarafından alıkonulup konulmadığının bildirilmesini talep etmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasıyla ilgili bir soruşturma başlatmış ve başvuranın dilekçesini bölgedeki tüm emniyet müdürlüklerine göndermiştir.

Aynı tarihte, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, başvurana, oğlunun polis nezaretinde tutulmakta olduğunu bildirmiş, kısa süre sonra ise polis nezaretinde tutulan kişinin başvuranın oğlu değil, aynı isme sahip başka bir kişi olduğunu ileri sürmüştür.

Başvuran 24 Eylül 1999 tarihinde Yenişehir Karakolu'nda verdiği ifadede, önceki ifadelerini yinelemiştir. Yenişehir Karakolu da başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasıyla ilgili bir soruşturma başlatmış ve soruşturma dosyasının bir nüshasını Emniyet Müdürlüğü AsayişŞubesi'ne göndermiştir. Aynı tarihte Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi'ne, başvuranın oğlunun Hizbullah örgütüyle olan bağlantıları nedeniyle bir suç dosyası olduğunu bildirmiştir.

15 Ekim 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ve bölgedeki tüm karakollardan başvuranın oğlunun herhangi bir zaman diliminde polis nezaretine alınıp alınmadığını bildirmelerini; alındığı takdirde tutukluluğuyla ilişkili olarak tüm belge ve tıbbi raporları temin etmelerini talep etmiş, ayrıca ülke çapındaki tüm karakollara Hasan Çiçek'in aranması talimatı vermiştir.

22 Ekim 1999 tarihinde Terörle Mücadele Şubesi başvuranın gözaltına alınmadığınıbildirmiştir. Öte yandan aynı isimli başka bir kişinin halen tutuklu yargılandığını kaydetmiştir. Ayrıca İl Jandarma Komutanlığı ertesi gün Cumhuriyet Savcılığı'na, başvuranın oğluna ilişkin kendilerinde herhangi bir tutuklama kaydının bulunmadığını bildirmiştir.

4 Kasım 1999 tarihinde, Diyarbakır Hapishanesi Müdürü, Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine, daha fazla karmaşayı önlemek amacıyla, başvuranın oğluyla aynı isme sahip ve tutuklu yargılanmakta olan Hasan Çiçek'in nüfus kağıdını sunmuştur.

1999 yılının Aralık ayında İnsan Hakları Derneği, başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasıyla ilgili bir rapor yayınlamıştır.

Raporda, başvuranın büyük oğlunun Hizbullah üyesi olduğu kaydedilmektedir. Raporda ayrıca, 20 Ekim 1999 tarihinde yerel bir televizyon kanalının Hizbullah'la ilgili bir program yayınladığı ve burada Hasan Çiçek'in örgütle olan ilişkisinin ortaya konduğu ileri sürülmektedir. Polisin Diyarbakır'da Hizbullah militanlarının kullandığı bir daireye yaptığı baskın sırasında ele geçirdiği eşyalar arasında, başvuranın oğluna muhtemel bir devlet ajanı olarak atıfta bulunulan, el yazısıyla yazılmış bir not ele geçirildiği ifade edilmektedir:

"Raif Çiçek'in erkek kardeşi Hasan polis nezaretine alınmış ve üç gün içinde serbest bırakılmıştı. Gizli servis ajanı olduğu ve gençleri kışkırttığı ortada. Onu ne yapacağız? Vuralım mı?"

Başvuran 6 Ekim 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'ndan dava dosyasının bir nüshasınıtalep etmiştir.

10 Ocak 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı, 15 Ekim 1999 tarihinde Emniyet Müdürlüğü'ne verdiği talimatlarını yinelemiştir.

Ayrıca, şikayetçinin, oğlunun Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı polis memurlarınca gözaltına alınmış olabileceğini düşündüğünü de vurgulamıştır.

14 Ocak 2001 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nce düzenlenen bir raporda, başvuranın oğlunun Hizbullah örgütüyle olan ilişkisi nedeniyle daha önce üç kez tutuklandığıve hakkında halen bir arama emri bulunduğu ortaya konmuştur.

2 Ağustos 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne, başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasıyla ilgili yürütülen soruşturmaya ilişkin kendisine düzenli olarak bilgi verilmesini talep eden bir mektup göndermiştir. Akabinde, 4 Eylül 2001 tarihinde, Terörle Mücadele Şubesi, Hasan Çiçek'le ilgili tüm resmi kayıtların incelendiğini ve aile üyelerinin ifadelerinin alındığını kaydeden bir ilerleme raporu sunmuştur, ayrıca soruşturmanın halen sürdüğünü de bildirmiştir.

23 Ağustos 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı, delil yetersizliğine bağlı olarak takipsizlik kararı vermiştir. Kararında, başvuranın oğlunun ortadan kaybolduğu tarihte gözaltına alınmadığını ve Hasan Çiçek'in kaçırıldığına veya kanuna aykırı bir fiilin kurbanıolduğuna dair hiçbir delilin bulunmadığını kaydetmiştir. Takipsizlik kararı başvurana 22 Ekim 2002 tarihinde bildirilmiştir.

B. İlgili İç Hukuk

Sözkonusu zamanda ilgili iç hukukun açıklamasıTepe - Türkiye kararında bulunabilir (no. 27244/95, §§ 115-122, 9 Mayıs 2003).

ŞİKAYETLER

Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. Maddesi uyarınca oğlunun ortadan kaybolmasıyla ilgili şikayette bulunmuştur. Başvuran, oğlunun muhtemelen ölmüş olduğunu ve Sorumlu Hükümet'in oğlunun canını koruyamadığını ileri sürmüştür. Bunun yanında, AİHS'nin 13. Maddesi ile bağlantılı olarak yine 2. Maddesi uyarınca, yetkili makamların oğlunun ortadan kaybolmasına ilişkin etkili bir soruşturma yürütememesiyle ilgili şikayette bulunmuştur.

Ayrıca AİHS'nin 3. Maddesi uyarınca, oğlunun ortadan kaybolması nedeniyle çektiği derin üzüntüyle ilgili şikayette bulunmuştur.

Son olarak, başvuran, AİHS'nin 5 § 1. Maddesi'ne atıfta bulunarak, oğlunun kanuna aykırı olarak gözaltına alındığını iddia etmiştir.

HUKUK

Başvuran, oğlunun ortadan kaybolması etrafında gelişen olayların AİHS'nin 2. Maddesi'nin ihlaline yol açtığını iddia etmektedir.

Başvuran, oğlunun gözaltına alınmış veya Hizbullah'ın onu öldürmüş olabileceğini, her iki durumun da ulusal makamların sorumluluğu bulunduğunu savunmaktadır. Ayrıca AİHS'nin 13. Maddesi ile bağlantılı olarak yine 2. Maddesi uyarınca, oğlunun ortadan kaybolmasına ilişkin etkili bir soruşturmanın yürütülmediğini iddia etmektedir. Başvuran AİHS'nin 3. Maddesi uyarınca oğlunun ortadan kaybolmasına ilişkin olarak çektiği derin üzüntü sebebiyle şikayetçi olmaktadır. Ayrıca oğlunun AİHS'nin 5 § 1. Maddesi ihlal edilerek kanuna aykırı olarak polis nezaretine alındığını iddia etmektedir.

A. Hükümet'in itirazları

Başvuran başvurusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne sunduğunda, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nın yürüttüğü soruşturma halen sürmekte olduğundan, Hükümet, başvuranın tüm iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, başvuranın, iç hukuktaki başvuru yollarının etkisiz olduğunu iddia ettiği takdirde, oğlunun ortadan kaybolduğu tarihten ya da en azından soruşturma dosyasının bir nüshasını elde ettiği tarih olan 6 Ekim 2001 tarihinden itibaren altı ay içinde AİHM'ye başvurmuş olmasıgerektiğini belirtmiştir.

Başvuran, iç hukuk yollarını etkisiz addettiğinden, bunlara başvurmadığını belirtmiştir. Cumhuriyet Savcılığı'na dilekçe vermesinden yirmi bir ay sonra, yerel makamların oğlunun ortadan kaybolması etrafında gelişen olayları aydınlatamadığını ve sorumluları bulamadığınıgözlemlediğini iddia etmiştir.

AİHM başvuranın tüm iç hukuk yollarına başvurup başvurmadığına karar vermesinin gerekli olmadığını, zira her halükarda, başvurunun aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü kabuledilmez olduğunu kaydetmektedir.

B. Esaslar

a) Başvuran AİHS'nin 2. Maddesi uyarınca oğlunun ortadan kaybolmasından yetkili makamların sorumlu olduğu hususunda şikayetçi olmuştur.

Hükümet, bir Hizbullah militanının yazılı ifadesinden, Hasan Çiçek'in yasadışı örgütün eylemlerine karıştığı anlamı çıkarılabileceğini ifade etmektedir. Öte yandan örgüt, Hasan Çiçek'in polis ajanı olarak çalıştığından şüphelenmekteymiş.

Dolayısıyla Hükümet başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasından Hizbullah'ın sorumlu olabileceği savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, Hizbullah Hasan Çiçek'i tehdit etmiş olsa bile, Hasan Çiçek'in canının tehlikede olduğunu polise hiç bildirmediğini ve bu hususta şikayette bulunmadığını ileri sürmektedir.

Başvuran, polisin bir Hizbullah militanının yazdığı notu bulduğunda, oğlunun canının tehlikede olduğunun farkına varması ve onu koruması gerektiğini ileri sürmüştür.

AİHM, 2. Madde'nin ilk paragrafının, Devlet'e, kasten ve kanuna aykırı adam öldürmekten kaçınmasının yanında, kendi yargı yetkisi içindeki kişilerin canlarını korumasıiçin uygun hareket etmesini de emrettiğini anımsar (bkz. L.C.B. - İngiltere, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Reports of Judgements and Decisions 1998-III, s. 1403, § 36). Bir başka bireyin suç fiili nedeniyle canı tehlikede olan bireyi korumak için önleyici eylemsel tedbirler almak, yetkili makamların pozitif yükümlülüğüdür (Osman - İngiltere, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports of Judgements and Decisions 1998-VIII, s. 3159, § 115).

AİHM, can tehdidine yönelik her iddianın, yetkili makamların böyle bir tehlikenin gerçekleşmesine engel olmak için eylemsel tedbirler almalarını gerektirecek bir AİHS koşuluna sebebiyet vermeyeceğini yineler (bkz. Akkoç - Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93, § …, AİHM 2000-X).

Ayrıca AİHM, AİHS'nin 1. Maddesi uyarınca Devlet'in "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese Sözleşme'de açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma" genel vazifesiyle birlikte okunduğunda, AİHS'nin 2. Maddesi uyarınca yaşama hakkını koruma yükümlülüğünün, bireylerin kuvvete başvurularak öldürülmeleri halinde, etkili bir resmi soruşturma biçiminin var olmasını zımnen gerektirdiğini yineler (bkz. McCann ve diğerleri - İngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar, Seri A, s. 324, § 161).

Soruşturma ayrıca sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasıyla sonuçlanabilmesi bakımından da etkili olmak durumundadır (bkz. Oğur - Türkiye [BD], no. 21954/93, § 88, AİHM 1999-III). Bu bir sonuç değil araç yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar olayla ilgili delil elde etmek için mevcut olan uygun tedbirleri almalıdırlar (bkz. Tanrıkulu - Türkiye [BD], no. 23763/94, § 109, AİHM 1999-IV).

Bu davada, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ve polisin aldığı tedbirlerle ilgili uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dava dosyasındaki deliller, Cumhuriyet Savcılığı'nın, Hasan Çiçek'in ortadan kaybolmasından haberdar olur olmaz soruşturma başlattığını göstermektedir. Cumhuriyet Savcılığı başvuranın dilekçesini bölgedeki tüm emniyet müdürlüklerine iletmiştir. Hasan Çiçek'in ortadan kaybolduğu, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi, AsayişŞubesi, Jandarma Komutanlığı ve bölgedeki tüm karakollara bildirilmiştir.

Cumhuriyet Savcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nden, başvuranın oğlunun herhangi bir zaman diliminde polis nezareti altına alınıp alınmadığını bildirmesini, alındıysa, gözaltına alınmasıyla ilgili tüm belge ve tıbbi raporları talep etmiştir. Ayrıca Hasan Çiçek için bir arama emri çıkarmış ve soruşturmanın gidişatından düzenli olarak haberdar edilmeyi talep etmiştir.

Yetkili makamlar Hasan Çiçek'le ilgili tüm resmi kayıtları incelemiş, aile üyelerini sorguya çekmiştir. Bu soruşturmanın açığa çıkardığı tek gerçek, Hasan Çiçek'in Hizbullah'la bağlantısının olması ve daha önce üç kez polis nezareti atına alınmış olmasıdır.

Soruşturma, Cumhuriyet Savcılığı'nın, başvuranın oğlunun ortadan kaybolduğu esnada gözaltına alınma kaydının bulunmadığı ve kaçırıldığına ya da kanun dışı bir eyleme kurban gittiğine dair hiçbir delilin olmadığını göz önünde bulundurarak takipsizlik kararı vermesiyle sona ermiştir.

Soruşturmanın ilerleyememesi, temelde delil yetersizliğiyle açıklanabilmektedir. Bu gerçek, soruşturmadaki herhangi büyük bir kusura atfedilebilir olarak gösterilemez. Başvuran, oğlunun neden ve nasıl ortadan kaybolmuş olabileceğiyle ilgili herhangi bir neden göstermemiştir. Hasan Çiçek'in ortadan kaybolması etrafındaki gelişen olaylar spekülatif olarak kalmaktadır. Başvuran yalnızca oğlunun gözaltına alınmış olabileceğini ya da Hizbullah'ın onu öldürmüş olabileceğini tahmin etmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, AİHM, başvuranın oğlunun ortadan kaybolması bir yana, davanın tamamının varsayımlar ve spekülasyonlara dayalı olduğuna karar vermiştir. Sonuç olarak AİHM, dava dosyasında bulunan unsurların, herhangi yerinde bir şüpheye yer bırakmaksızın Devlet makamları adına hareket eden herhangi bir Devlet ajanı veya kişinin, başvuranın oğlunun ortadan kaybolmasından sorumlu olduğu ve Sorumlu Hükümet'in başvuranın oğlunun canını koruyamadığı sonucunun çıkarılmasına yetmediğine karar vermiştir.

Ayrıca, bu davadaki soruşturmanın kapsamı ve süresi dikkate alındığında, AİHM, yetkili makamların AİHS'nin 2. Maddesi'nin gerektirdiklerini yerine getirerek, başvuranın oğlunun ortadan kaybolması etrafında gelişen olaylarla ilgili bir soruşturma yürüttüğünü tespit etmiştir.

Sonuç olarak AİHM, başvuranın AİHS'nin 2. Maddesi uyarınca yaptığışikayetlerin, AİHS'nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmesine karar vermiştir.

b) Başvuranın AİHS'nin 3., 5 § 1. ve 13. Maddeleri uyarınca bulunduğu şikayetler hakkında AİHM, bu şikayetlerin başvuranın 2. Madde uyarınca bulunduğu şikayetlerle yakından ilişkili olduğunu ve bu Madde bağlamında incelenmemiş herhangi bir meseleyi ele almadığını kaydetmiştir. Bu davanın olayları AİHS'nin 2. Maddesi uyarınca ihlal teşkil etmediğinden, AİHM, AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. Maddeleri uyarınca, başvurunun bu kısmının da kabuledilmez olduğuna ve açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesine karar vermiştir.

Bu nedenlerle, AİHM oybirliğiyle,

Başvurunun kabuledilmez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA