kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
DEVRİM TURAN/TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN TATMİN
İŞKENCE YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
DEVRİM TURAN/TÜRKİYE (Başvuru no. 879/02)

KARAR
STRAZBURG
2 Mart 2006

Sözkonusu karar AİHS'nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.

Davanın nedeni, Türk vatandaşı Devrim Turan'ın ("başvuran"), 25 Ekim 2001 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerini Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığıbaşvurudur (başvuru no. 879/02).

Başvuranı, görevini Ankara'da ifa etmekte olan avukat S. Kozağaçlı temsil etmiştir.

OLAYLAR

Başvuran, 1979 doğumlu olup halen Ankara Cezaevi'nde tutuklu bulunmaktadır.

23 Mayıs 1999 tarihinde 15.00 sularında Kurtuluş adlı bir gazete için çalışmakta olan başvuran, Devrimci Halk Kurtulus Partisi-Cephesi (DHKP/C) isimli yasadışı bir örgüte mensup olduğundan şüphelenildiği için Tokat İli'ndeki Almus İlçesi'nde polis tarafından gözaltına alınmıştır.

Aynı gün başvuran, Tokat Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nce sorguya çekilmek üzere Tokat İli'ne gönderilmiştir.

Emniyet Müdürlüğü Binası'na alınmadan önce, 19.45 sularında sağlık muayenesinden geçirilmek üzere Tokat Devlet Hastanesi'ne gönderilmiştir. 20.10 sularında bekaret durumunun tespit edilmesi talebiyle jinekolojik muayene için Tokat Doğumevi'ne gönderilmiştir. Rıza göstermediği için, jinekolojik muayenesi yapılmamıştır. 21.00 sularında bu kez, fiili livata muayenesi için Tokat Devlet Hastanesi'ne götürülmüş ancak reddettiği için muayene edilmemiştir.

30 Mayıs 1999 tarihinde gözaltı süresinin bitiminde, jinekolojik muayene ve fiili livata muayenesi için bir kez daha Tokat Doğumevi'ne gönderilmiştir. Rıza göstermediği için doktorlar muayeneyi gerçekleştirememişlerdir. Müteakiben Tokat Devlet Hastanesi'nde muayene edilmiştir ve doktor raporuna göre, vücudunda kötü muamele izleri bulunmamaktadır.

30 Mayıs 1999 tarihinde Tokat Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkarılmıştır. Kendi aleyhindeki iddiaları reddetmiş ve 29 Mayıs 1999 tarihli ifadesinin baskı altında alınmışolduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu, elektrik şoklarına ve Filistin askısına maruz bırakıldığını belirtmiştir.

Aynı gün başvuran ayrıca, Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadelerini tekrar ettiği Tokat Sulh Ceza Yargıcı huzuruna çıkarılmıştır. Soruşturma hakimi ayrıca dava dosyasındaki delil ve aleyhindeki suçlamalar ışığında başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

31 Mayıs 1999 tarihinde Tokat Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı alarak davayıAnkara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki Cumhuriyet Savcısı'na havale etmiştir.

15 Haziran 1999 tarihli bir iddianamede Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, başvuran aleyhinde cezai kovuşturma başlatmış ve başvuranı, yasadışıbir örgüte mensup olmakla suçlamıştır.

12 Ağustos 1999 tarihinde başvuran, Mahkeme'ye bir mektup göndermiş ve baskı altında alınmış olduğunu ileri sürerek polise vermiş olduğu ifadesini geri almıştır. Bu mektupta, gözaltında tutulduğu sırada maruz kalmış olduğu kötü muamele çeşitlerini detaylıbiçimde açıklamıştır. Özellikle, çırılçıplak soyulduğunu, tecavüzle tehdit edildiğini, dövüldüğünü, üzerine hortumla soğuk su sıkıldığını, elektrik şoklarına maruz bırakıldığını ve kollarından asıldığını iddia etmiştir.

11 Temmuz 2000 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın sürekli olarak sözkonusu yasadışı örgüt için çalışmakta olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla, Ceza Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca, iddia makamının talebine uygun biçimde başvuranı suçlu bulmuş ve on iki yıl, altı ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

4 Nisan 2001 tarihinde, başvuran, Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. İlk derece mahkemesinin kararına itiraz ederken, özellikle gözaltında gördüğü kötü muameleye atıfta bulunuştur. Ayrıca, polis nezaretinde olduğu sürede, jinekolojik muayeneden geçmek üzere iki kez hastaneye götürülmüş olduğunu ifade etmiştir. Bu muayenenin, onur kırıcımuamele oluşturduğunu iddia etmiştir.

25 Nisan 2001 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin delil değerlendirmesini ve muhakemesini onaylayan Yargıtay, başvuranın temyizini reddetmiştir.

HUKUK

I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

A. Jinekolojik muayeneler

Başvuran, jinekolojik muayene için iki kere hastaneye götürülmüş olduğundan şikayetçi olmuştur. Bu, başvurana göre, AİHS'nin 3. maddesi uyarınca, onur kırıcı muamele oluşturmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

Hükümet, ilk olarak, başvuranın, AİHM'ye bu şikayette bulunacak zarar gören kişi durumunda olmadığını ileri sürmüştür, zira, doktorlar, herhangi bir jinekolojik muayene yapmamışlardır. Hükümet, ayrıca, yetkililerin, başvuranı jinekolojik muayene için hastaneye götürmekteki amaçlarının, polis memurları tarafından cinsel tacize ilişkin herhangi bir haksız suçlamayı önlemek olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın, yakalandığı gün polis memurlarından birinin elini ısırmış olduğunu ve daha sonra yakalanmasını protesto etmek için açlık grevi yaptığını ileri sürmüştür. Ayrıca, polis memurlarını, başlarına büyük bela çıkarmakla tehdit etmiştir.

AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin kapsamına girmek için, iddia edilen muamelenin asgari düzeyde şiddete varması gerektiğini anımsar (İrlanda - Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 162).

Bu davada, AİHM, başvuranın, jinekolojik muayene için tutukluluğunun ilk ve sonuncu günlerinde Tokat Doğumevi'ne götürüldüğünü gözlemler. Ancak, başvuran rıza göstermediği için, doktorlar herhangi bir jinekolojik muayene yapmamışlardır.

Taraflar arasında bu konuya ilişkin bir anlaşmazlık yoktur.

AİHM, jinekolojik muayene için hastaneye götürülmüş olmanın, başvurana sıkıntıvermiş olabileceğini kaydeder. Ancak, AİHM içtihadında kabul edildiği gibi (bkz., mutatis mutandis, Y.F. - Türkiye, no. 24209/94, § 43, AİHM 2003-IX), tutukluların adli tabip tarafından tıbbi muayeneye tabi tutulmaları, cinsel taciz veya kötü muameleye ilişkin haksız suçlamalara karşı önemli bir koruma oluşturabilir. Ayrıca, başvuran jinekolojik muayeneden geçmeyi reddettiğinde, ona karşı kuvvet kullanılmadığı ve doktorların sözkonusu muayeneyi yapmaktan kaçındıkları açıktır.

Yukarıda belirtilenlerin karşısında, AİHM, başvuranın gözaltının ilk ve son günlerinde jinekolojik muayene için hastaneye götürüldüğü gerçeğinin, AİHS'nin 3. maddesinin anlamında onur kırıcı muameleye varan asgari düzeyde şiddet içermediğini değerlendirir.

AİHM, başvurunun bu kısmının, AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4. maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.

B. Gözaltındaki muamele

Başvuran, 3. madde uyarınca, ayrıca, nezarette olduğu sürede çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, çırılçıplak soyulduğunu, tecavüzle tehdit edildiğini, dövüldüğünü, üzerine soğuk su sıkıldığını, elektrik şoklarına maruz bırakıldığını ve kollarından asıldığını iddia etmiştir.

1. Kabuledilebilirlik

Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğunun değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür, zira, kötü muamele iddialarına yönelik bir cezai soruşturma başlatmak amacıyla hiçbir zaman Cumhuriyet Savcısı'na resmi bir şikayette bulunmamıştır.

Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş bildirmemiştir.

AİHM, başvuranın, kötü muameleye ilişkin şikayetinin konusunu tekrar tekrar yerel yetkililerin dikkatine sunduğunu gözlemler.

Bu bağlamda, AİHM, 30 Mayıs 1999 tarihinde, başvuranın, Cumhuriyet Savcısı'nın huzurunda, polis ifadesinin baskı altında alınmışolduğunu ifade ettiğini gözlemler. Ayrıca, üzerine soğuk su sıkılmış, elektrik şokuna maruz bırakılmış ve kollarından asılmış olduğunu ifade etmiştir. Aynı günün sonrasında, başvuran, Tokat Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi'nin huzurunda, Savcı tarafından alınan ifadesini yinelemiştir. 12 Ağustos 1999 tarihinde, başvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne bir mektup göndermiş ve baskı altında alındığını iddia ederek polise verdiği ifadeyi geri almıştır. Bu mektupta, nezarette maruz kalmış olduğunu iddia ettiği kötü muamelenin çeşitli şekillerini ayrıntılı olarak açıklamıştır. Özellikle, polis nezaretinde olduğu sürede, çırılçıplak soyulduğunu, tecavüzle tehdit edildiğini, dövüldüğünü, üzerine soğuk su sıkıldığını, elektrik şokuna maruz bırakıldığını ve kollarından asıldığını iddia etmiştir. Son olarak, başvuran, 4 Nisan 2001 tarihli temyiz başvurusunda, kötü muameleye ilişkin iddialarını yinelemiştir.

AİHM, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 153. maddesine uygun olarak, suç işlenmiş olduğu şüphesi uyandıran bir durumdan bir şekilde haberdar olan Cumhuriyet Savcısı'nın, gerekli incelemeleri yürüterek olayları soruşturma yükümlülüğü olduğunu anımsar.

Dolayısıyla, AİHM'nin görüşüne göre, başvuranın girişimleri, yetkilileri, onun şikayetini soruşturmak konusunda harekete geçirecek kadar yeterli olmuş olmalıydı, dolayısıyla, başvuran, bu bağlamda telafiye ilişkin iç hukuk yollarını tüketmek konusunda kendisinden beklenebilecek her şeyi yapmış olarak değerlendirilebilir (Örnek ve Eren - Türkiye (karar), no. 41306/98, 9 Ocak 2003; ve Mahmut Yaşar - Türkiye (karar), no. 46412/99, 31 Mart 2005).

Sonuç olarak, AİHM, Hükümet'in itirazının bu kısmını reddeder.

Hükümet ayrıca, AİHS'nin 35. maddesi uyarınca, ayrıca, başvurunun, altı ay kuralına uymama gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet'in görüşüne göre, başvuranın, kötü muameleye ilişkin iddiasını, AİHM'ye, gözaltı süresinin son gününden itibaren altı ay içinde sunmuş olması gerekirdi.

Başvuran, bu konuya ilişkin herhangi bir görüş bildirmemiştir.

AİHM, iç hukuk yolunun mevcut olmadığı durumda, AİHS'nin 35 § 1. maddesinde belirtilen altı ay zaman sınırının, prensip itibarıyla, başvuruda şikayet konusu olan olayın meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başladığını yineler.

Ancak, başvuranın başlangıçta bir iç hukuk yolundan yararlandığı ve bu hukuk yolunu etkisiz kılan şartların ancak daha sonraki bir aşamada farkına vardığı veya varmış olmasıgerektiği istisnai durumlarda özel yaklaşımlar uygulanabilir. Böyle bir durumda, altı aylık süre, başvuranın bu şartların farkına vardığı veya varmış olması gerektiği zamandan itibaren hesaplanabilir (Ülkü Ekinci - Türkiye (karar), no. 27602/95, 8 Haziran 1999; ve Gülistan Kaya ve Diğerleri - Türkiye (karar), no. 4451/02, 4 Ekim 2005).

Bu davada, başvuranın, kötü muameleye ilişkin iddialarını, sırasıyla, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay'daki işlemler sırasında sunduğu gözükmektedir. Başvuran hakkındaki nihai yerel karar 25 Nisan 2001 tarihinde verilmiş ve başvuran, AİHM'ye, 25 Ekim 2001 tarihinde başvurmuştur. Bu şartlarda, AİHM, başvurunun, altı ay zaman sınırıiçinde yapılmış olduğunu kabul eder. Sonuç olarak, Hükümet'in itirazlarının bu kısmınıreddeder.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 35 § 3. maddesinin anlamı dahilinde, bu şikayetin temelsiz olmadığını kaydeder. AİHM, ayrıca, şikayetin başka açılardan da kabuledilemez olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmelidir.

2. Esaslar

(a) Gözaltında kötü muameleye ilişkin iddia

Başvuran, gözaltında olduğu sürede kötü muameleye maruz kalmış olduğunu iddia etmiştir. Bu hususta, çırılçıplak soyulduğunu, tecavüzle tehdit edildiğini, dövüldüğünü, üzerine soğuk su sıkıldığını ve kollarından asıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, bedenine elektrik şoku uygulandığını ifade etmiştir.

Hükümet, bu iddiaları reddetmiştir. Başvuranın, iddialarını kanıtlayamadığını veya 3. maddeye aykırı muameleye maruz kalmış olduğu iddialarını destekleyecek herhangi bir delil sunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, başvuranın, gözaltının ilk ve son günlerinde iki sefer doktor tarafından muayene edilmiş olduğunu ve adli tıp raporlarının başvuranın bedeninde kötü muamele izi belirtmediğini ifade etmiştir.

3. maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini muhafaza ettiğini yineleyen AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin delil değerlendirmesinde ispat ölçütü olarak "suçun kesin olarak veya her türlü makul şüpheden uzak olarak kanıtlanmış olması" ölçütünü kabul eder (Avşar - Türkiye, no. 25657/94, § 282, AİHM 2001-VII). Böyle bir ispat, yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer nitelikli çürütülmemiş karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (yukarıda anılan, İrlanda - Birleşik Krallık, § 161).

AİHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın şartlarınca kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken dikkatli olması gerektiğinin farkındadır (bkz, örneğin, McKerr - İngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak, bu davada olduğu gibi, AİHS'nin 3. maddesi uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda, AİHM, özellikle tam bir incelemeye başvurmalıdır (bkz., mutatis mutandis, Ribitsch - Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri A no. 336, § 32 ve yukarıda anılan Avşar, § 283).

Sözkonusu davada, başvuranın, hakkında şikayette bulunduğu kötü muamele, çırılçıplak soyulmak, tecavüzle tehdit edilmek, dövülmek, üzerine soğuk su sıkılmak, elektrik şokuna maruz bırakılmak ve kollarından asılmaktan oluşmuştur. Ancak, davadaki bazıunsurlar, başvuranın, polis nezaretinde tutulduğu sırada 3. madde tarafından yasaklanan şekilde muamele görüp görmediğine dair şüpheler uyandırmaktadır.

AİHM, ilk olarak, başvuranın, gözaltına alındığı gün saat 17.00 civarında, tıbbi muayene için Almus Devlet Hastanesi'ne götürüldüğünü gözlemler, burada, bir rapor düzenlenmiştir. Bu rapora göre, sağ gözün altında, tahriş sonucu oluşmuş, 0,5x1 cm. büyüklüğünde bir sıyrık olduğu kaydedilmiştir. Ondan sonra, başvuran, Tokat iline transfer edildiğinde, saat 19.45 civarında başka bir muayene için Tokat Devlet Hastanesi'ne götürülmüştür. Başvuranı muayene eden doktor, başvuranın sağ gözünün altında hiperemi ve burnunun sağ tarafında bir sıyrık olduğunu gözlemlemiştir. Her iki rapor da, başvuranın bedeninde kötü muameleye dair bir iz olmadığını belirtmiştir. Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, her ne kadar 23 Mayıs 1999 tarihli tıbbi raporlarda başvuranın yüzünde yaralar olduğu kaydedilmiş olsa da, bu raporların başvuranın gözaltı süresinin ilk gününde düzenlenmişolduğu, oysa başvuranın kötü muamele iddialarının polis nezaretinde geçirdiği sürede tabi tutulduğu muameleye ilişkin olduğu şeklinde sonucuna varır. Ayrıca, başvuranın, 30 Mayıs 1999 tarihinde de, yani gözaltının son gününde, hastaneye götürüldüğü ve Tokat Devlet Hastanesi'nde hazırlanan tıbbi raporun, başvuranın bedeninde kötü muameleye dair bir iz ortaya koymadığı kaydedilmelidir. AİHM, başvuranın, son belirtilen rapordaki tespitlere dair şüphe uyandırabilecek ve kendi iddialarına destekleyici ağırlık katabilecek bir malzeme sunmadığını kaydeder.

Sonuç itibarıyla, elindeki kanıtlar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığını tespit etmesine imkan vermediğinden dolayı, AİHM, AİHS'nin 3. maddesinin esastan ihlal edildiğinin kanıtlandığını tespit etmemiştir (Talat Tepe - Türkiye, no. 31247/96, § 54, 21 Aralık 2004).

(b)Soruşturmanın yeterliliği

Başvuran, yerel mercilerin, kendisinin kötü muameleye ilişkin şikayetlerine yönelik etkili soruşturma yapmadığını iddia etmiştir. Hükümet buna itiraz etmiştir.

AİHM, başvuranın şikayetinin özünün, sorumlu Devlet'in başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik etkili soruşturma yapmadığışeklinde olduğunu gözlemler. AİHM, ayrıca, 3. maddenin usulen ihlal edildiğinin uygun ya da gerekli olup olmadığını tespit etmenin, davanın şartlarına bağlı olduğuna hükmettiği İlhan - Türkiye ([BD] , no. 22277/93, §§ 92-93, AİHM 2000-VII) davasına da atıfta bulunur.

Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, dava olaylarına verilecek hukuki nitelendirmenin hakimi olduğundan ve kendisini, başvuran ya da bir Hükümet tarafından yapılan nitelendirmeye bağlı görmediğinden bu şikayetleri AİHS'nin 13. maddesi kapsamında incelemenin uygun olduğu kanısındadır bkz. Batı ve Diğerleri - Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00, § 127, AİHM 2004-…); Aksoy - Türkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Reports of Judgments and Decisions 1996-VI, s. 2287, § 98; Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 kararı, Reports 1998-VIII, s 3291, § 107; ve Büyükdağ - Türkiye, no. 28340/95, § 60, 21 Aralık 2000).

II.AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, kendisinin kötü muamele iddialarına ilişkin olarak iç hukukta etkili hukuk yolu bulunmadığını öne sürerek şikayetçi olmuştur. Bunun AİHS'nin 13. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu maddeye göre:

"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."

AİHM, 3. madde ile teminat altına alınan hakkın niteliğinin, 13. madde bağlamında anlamları olduğunu tekrarlar. Bir başvuranın, Devlet görevlileri tarafından işkence gördüğü ya da ciddi bir kötü muameleye maruz bırakıldığışeklinde savunulabilir bir iddiasının bulunduğu hallerde, "etkili hukuk yolu" kavramının, uygun durumlarda tazminat ödenmesine ek olarak, sorumluların belirlenmesi ve yakalanmasını muktedir ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne etkin erişimini içeren, kapsamlı ve etkili bir soruşturma anlamına gelir (yukarıda anılan Aksoy, § 98).

Bu davada sunulan kanıt temelinde, AİHM, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, başvuranın iddia edildiği üzere polisler tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığının kanıtlandığını tespit etmemiştir. Ancak, geçmiş davalarda hükmettiği gibi, bu, 3. maddeye ilişkin şikayetin, 13. maddenin maksatları açısından "savunulabilir" bir şikayet olmasınıengellemez (bkz. Yaşa - Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998 VI, s. 2442, § 112).

AİHM, başvuranın kötü muamele iddialarını, mütemadiyen ulusal yetkililere ilettiğini not eder. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın, 30 Mayıs 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından alınan ifadelerine dayanır. Başvuran, ifadesinde, gözaltındayken üzerine hortumla soğuk su sıkıldığını, elektrik verildiğini ve Filistin askısına bağlandığını açıkça ifade etmiştir.

Başvuran, 12 Ağustos 1999 tarihinde, birinci derece mahkemesine bir yazı yazmış ve baskı ve zorla alındığını ileri sürerek ifadesini geri çekmiştir. Başvuran, yazısında, gözaltındayken maruz bırakıldığını iddia ettiği çeşitli kötü muamele şekillerini ayrıntılarıyla anlatmıştır. Başvuran özellikle, gözaltındayken çırılçıplak soyulduğunu, tecavüzle tehdit edildiğini, dövüldüğünü, hortumla kendisine soğuk su sıkıldığını, elektrik verildiğini ve kollarından asıldığını ileri sürmüştür. Son olarak, 4 Nisan 2001 tarihinde Yargıtay'a yazdığıtemyiz dilekçesinde, başvuran özellikle gözaltında uğradığı kötü muameleye atıfta bulunmuştur.

Sonuç olarak, yetkililerin, başvuranın kötü muamele iddialarından haberdar olduğu açıktır. Ancak, bu iddialara yönelik olarak hiçbir soruşturma başlatılmamıştır.

Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, yetkililerin, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir hukuk yolu sunma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanısındadır.

Dolayısıyla, AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.

III.AİHS'NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

AİHS'nin 41. maddesine göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A.Tazminat

Başvuran, 50.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.

Hükümet, bu meblağın aşırı ve kabuledilmez olduğunu ifade etmiştir.

AİHM, başvuranın, dava şartları içinde sıkıntı ve hayal kırıklığı gibi, yalnızca bir ihlal tespitiyle tazmin edilemeyecek olan manevi zarara uğramış olduğunu kabul eder. Dava şartlarını ve içtihadını dikkate alarak AİHM başvurana 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B.Mahkeme masrafları

Başvuran ayrıca mahkeme masrafları için 1.000 Euro talep etmiştir.

Hükümet, başvuranın bu başlık altındaki talebini reddetmiştir.

Elindeki bilgi ve yerleşik içtihadını dikkate alarak, AİHM, mahkeme masrafları için talep edilen tutarın tamamının ödenmesinin uygun olacağına karar vermiştir.

C.Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,

1. Başvuranın gözaltında kötü muameleye ilişkin şikayetini kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna oyçokluğuyla;

2. Başvuranın gözaltında kötü muamele iddialarına ilişkin olarak AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle;

3. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle;

4.Oybirliğiyle

(a) Sorumlu Devlet'in başvurana, AİHS'nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevrilerek 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) manevi tazminat, mahkeme masrafları için 1.000 Euro (bin Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine,

(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;

4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2 Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

AİHS'nin 45 § 2. maddesi ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 74 § 2. maddesi uyarınca Yargıç J. Hedigan ve Yargıç David Thor Björgvinsson'un ortak kısmi muhalefet şerhleri bu karara eklenmiştir.

YARGIÇ HEDIGAN TARAFINDAN KONULAN, YARGIÇ BJÖRGVINSSON'UN DA KATILDIĞI KISMİ MUHALEFET ŞERHİ

1. Başvuranın gözaltında kötü muameleye dair iddiasına ilişkin olarak AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediği kararı ile ilgili olarak AİHM'nin çoğunluk kararına katılıyorum. Ayrıca, yetkililerin, kötü muamele iddialarına ilişkin olarak başvurana etkili bir hukuk yolu sağlama yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine de katılıyorum.

2. Ancak başvuranın jinekolojik muayene için Tokat Doğumevi'ne iki kere götürülmüş oması sebebiyle 3. madde altındaki şikayeti ile ilgili kısım açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez sayıldığı müddetçe ne yazık ki bu karara katılamam.

Kabuledilebilirlik

Benim görüşüme göre, yetkililerin, bu tıbbi muayeneleri yapmış veya yapmamışolmalarının, başvuranın zarar gören kişi statüsüne bir etkisi yoktur. Başvuranın şikayetinin esası, koruması altında olduğu yetkililer tarafından bekaret durumunun tespit edilmesi talebiyle jinekolojik muayene ve fiili livata muayenesi için iki kez Tokat Doğumevi'ne götürülmüş olmasıdır. Bu bakımdan, olaylara ilişkin bir anlaşmazlık yoktur. Dolayısıyla, başvuranın tartışma konusu olaylardan zarar gören kişi durumunda olduğu görüşündeyim.

Bu şikayetin temelsiz olmadığı kararındayım. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan edilmelidir.

Esaslar

Hükümet'in, başvuranın jinekolojik muayene ve fiili livata muayenesi için hastaneye götürülmesi sırasında polisin amacının, cinsel tacize yönelik yapılacak yanlış bir suçlamayıönlemek olduğuna ilişkin görüşlerini not ediyorum. Ancak yetkili makamların, polis tarafından gözaltında tutulan kişilerin onuruna saygı gösterme yükümlülüğü vardır ve kişilerin gözaltı süresince kaçınılmaz olan sıkıntılarının yoğunluğunu artıracak üzüntülere ve zorluklara maruz kalmalarına neden olabilecek önlemler almamalıdırlar.

Hükümet'in sözkonusu hususta aldığı önlemleri haklı göstermek için sunmuş olduğu nedenlerin, bir kadın tutuklunun jinekolojik muayene için polis tarafından hastaneye götürülmesi hususundaki Y.F./Türkiye (no. 24209/94, AİHM 2003-IX) davasında sunulan nedenlerden daha dar çerçeveli olduğunu belirtirim.

Ne AİHM içtihadında ne de İÖK (İşkenceyi Önleme Komitesi) raporlarında, kadın tutukluların, Hükümet'in öne sürdüğü maksatlar için, tutuklama yetkililerince jinekolojik muayeneye gönderilebileceğini destekleyen hiçbir ifade bulunmadığı görüşündeyim.

Başvuranın hastaneye getirilip böyle bir muayeneyle karşı karşıya bırakılması, Y.F. - Türkiye davasında bulunan maksatlarla aynıdır. Bu davada başvuranın muayeneyi reddedecek kadar güçlü bir özelliğinin kişiliğinin bulunması, bana göre, bu prosedüre hiçbir surette, herhangi bir meşruiyet kazandırmamaktadır.

Bu sebeplerle, başvuranın bu muayenelere götürülerek aşağılayıcı maruz bırakıldığı, çünkü bunun kendisinde korku, ıstırap, aşağılık duygusu, küçük düşme duygusuna sebep olduğu ve bu açıdan 3. maddenin ihlal edildiği kanısındayım (Labita - İtalya).

AİHS'nin 8. maddesi kapsamında bir şikayette bulunulmuş olsa idi, yetkililerin davranışlarının, amaçlanan hedefle orantılı olmadığı kanısına varır ve bu maddenin ihlal edildiğine kanaat getirirdim.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA