kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
MURAT DEMİR - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İŞKENCE YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
MURAT DEMİR - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no:42579/98)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
2 MART 2006

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42579/98 başvuru no'lu davanın nedeni, Türk vatandaşı Murat Demir'in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 20 Haziran 1997 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

OLAYLAR

1965 doğumlu başvuran Türk vatandaşı olup, olayların meydana geldiği dönemde İstanbul Barosu'na bağlı olarak avukatlık yapmaktaydı. Halihazırda başvuran Düsseldorf'da siyasi ilticacı olarak ikamet etmektedir.

A. Başvuranın Yakalanması ve Gözaltına Alınması

Başvuran, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin General İ.S.'nin Ankara'da 23 Mayıs 1991 tarihinde öldürülmesi nedeniyle yürüttüğü soruşturma çerçevesinde 13 Haziran 1991 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvuran, yasadışı silahlıDevrimci Sol örgüt adına işlenen sözkonusu cinayete karışmakla itham edilmiştir.

Başvuranın avukatının başvuranla görüşme talepleri, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı tarafından reddedilmiştir. Aynışekilde İstanbul Barosu Başkanı'nın görüşme talepleri de Başsavcı tarafından reddedilmiştir.

19 Haziran 1991 tarihinde başvuranla beraber on kişi basın önünde teşhir edilmiş ve kameralar önünde Devrimci Sol örgütünün şiddet eylemlerinin sorumlusu olarak tanıtılmıştır. Televizyon yayını sırasında Emniyet Müdürlüğü İ.S. cinayetinin aydınlatıldığını belirtmiştir. Başvuran ise orada bulunan gazetecilere gözaltı sırasında işkence gördüğünden şikayetçi olmuştur.

Yine 19 Haziran 1991 tarihinde avukat, savcı ve savcı yardımcılarının keyfi olarak uzun süreli gözaltı vermelerinden ve müvekkiline yapılan işkenceleri kabullenmelerinden şikayetçi olmak üzere Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na başvurmuştur. Avukat, başvuranın basına yaptığı açıklamaları ileri sürmüştür. Yapılan bu girişimden hiçbir sonuç çıkmamıştır.

Başvuran, 27 Haziran 1991 tarihinde Adli Tıp Kurumu Tabibi tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonucunda hazırlanan raporda başvuranın vücudunda yara ve izlere yer verilmiştir.

Başvuran 28 Haziran 1991 tarihinde, savcı tarafından dinlenmiştir. Aynı gün başvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi önüne de çıkarılmıştır. DGM hakimi başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.

İstanbul Barosu Başkanı, 5 Temmuz 1991 tarihinde başvuranla görüşmüştür. Ertesi gün Baro Başkanı basına, bizzat kendisinin Murat Demir'in vücudunda kötü muamele izlerini gözlemlediğini ve Murat Demir'i ziyaret etmek üzere heyet göndermesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları Komisyonu'na başvuracağını bildirmiştir.

Sözkonusu Komisyon'un dört heyet üyesi Bayrampaşa Cezaevine gitmişlerdir. Heyet üyeleri, 9 Temmuz tarihli raporlarında başvuranın ayaklarında ve cinsel organlarında ekimoz ve kırmızılıklar tespit ettiklerine yer vermişlerdir.

B. Başvuran Aleyhindeki Ceza Davası ve İkinci Gözaltı

Savcı belirtilmeyen bir tarihte başvuranı, Devrimci Sol bünyesinde Türk Anayasal Rejimini tehlikeye atma amacı güden özel bir görev üstlenmekle itham etmiştir. DGM, 17 Ocak 1992 tarihli ilk duruşmada başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmesine karar vermiştir.

Savcının isteği üzerine başvuran 27 Eylül 1994 tarihinde yeniden yakalanmış ve bürosunda yapılan arama sonucunda polis Devrimci Sol'a ait birçok doküman ele geçirmiştir. Başvuran önce gözaltına alınmış, daha sonra 10 Ekim 1994 tarihinde tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Başvuran, 4 Mayıs 1995 tarihinde salıverilmesine kadar tutuklu bulundurulmuştur. Bu son suçlamaya ilişkin hazırlanan dosya DGM önündeki askıda olan dosyayla birleştirilmiştir.

Başvuran gözaltının sona erdiği 10 Ekim 1994 tarihinde, Adli Tabip tarafından muayene edilmiştir. Aynı gün düzenlenen raporda, adli tabip başvuranın vücudunda hiçbir yara izinin bulunmadığına ancak başvuranın böbrek ve cinsel organlarındaki ağrılardan şikayetçi olduğundan, nihai sağlık raporunun düzenlenmesi amacıyla daha ileri tetkiklerin yapılması için başvuranın hastaneye kaldırılması gerektiğine yer vermiştir. AİHM'nin elinde bu rapor bulunmamaktadır.

Başvuran, 10 Ekim 1994 tarihinde savcı önüne çıkarıldığında, işkence altında alındığıgerekçesiyle polise verdiği ifadesine itiraz etmiştir. Hiçbir yara izine yer vermeyen 10 Ekim 1994 tarihli sağlık raporunun Savcı tarafından okunmasından sonra, başvuran savcı önünde kötü muamele iddiaları üzerinde ısrar etmiştir.

Başvuran, 4 Mayıs 1995 tarihinde DGM kararıyla, tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmiştir.

DGM, 7 Aralık 1995 tarihli duruşmada, sanıkların ifadelerinin alınmasına son vermişve 29 Aralık 1995 tarihinde kararını vermiştir. DGM, bürosunda ele geçirilen yasadışı çeşitli dokümanlara dayanarak ve avukat olarak hapiste bulunan Devrimci Sol üyesi İ.B.'nin dışarıyla olan iletişimini sağladığına ve de örgüt militanlarına silahlı saldırı talimatlarınıilettiğine kanaat getirerek, başvuranı silahlı çeteye mensup olmaktan suçlu bulmuştur. Başvuran on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmış ve aynı gün hakkında yakalama emri çıkarılmıştır. DGM başvuranın ifadesinin gözaltı sırasında zorla alındığı hakkındaki iddialar hakkında karar vermemiştir.

Başvuran, 11 Ekim 1996 tarihinde Almanya'ya kaçmıştır. Bu ülkeye siyasi sığınma talebi, 25 Aralık 1996 tarihinde kabul edilmiştir.

Avukat Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunmuştur. Avukat müvekkilinin DGM önündeki yargılamanın her aşamasında gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ve bu muamelelerin insan haklarının korunması ile ilgili uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu belirttiğine dikkati çekmektedir.

Yargıtay 25 Aralık 1996 tarihinde kararı, kötü muamele iddiaları hakkında hüküm vermeden onamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

Başvuran, 1991 ve 1994 yıllarında gözaltında maruz kaldığı kötü muameleden ve şikayetlerini ileri sürebilmek için başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran özellikle üzerine soğuk su sıkıldığını, normal askı ve "Filistin" adı verilen askıya bağlandığını, testislerinin sıkıldığını ve cinsel organlarından elektrik verildiğini iddia etmektedir. Bu amaçla başvuran AİHS'nin 3. maddesini ileri sürmektedir.

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

Hükümet altı ay kuralına riayet edilmemesine ilişkin kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, AİHM'nin içtihadına (Arzu ve İmam Şahin-Türkiye, no: 25091/94, 30 Haziran 1997 tarihli Komisyon kararı) atıfta bulunarak, altı aylık sürenin, başvuranın savcıönünde şikayetlerini dile getirdiği 10 Ekim 1994 tarihinden itibaren işlemeye başlamasıgerektiğini ileri sürmektedir.

Başvuran Hükümet'in savına itiraz etmektedir. Başvuran, işkence sorumlularına karşıTürkiye'de kamu davalarının açılmasının yavaşlığını ortaya koyan örneklere dayanarak, yaptığı girişimlerin sonucunu yeterince beklediğini ve Strazburg organlarına makul süre içinde başvurduğunu öne sürmektedir.

AİHM, gözaltında maruz kalınan muameleden şikayetçi olmak için, Türk hukukunda öngörülen ceza hukuku yollarının 35§1 maddesi amaçlarına uygun ve yeterli olduklarınıhatırlatmaktadır. Böylelikle yetkili savcılık önünde şikayette bulunmak (Bkz. örneğin Nimet Acar-Türkiye (karar), no: 24940/94, 3 Mayıs 2001) ya da hakim önünde aynı yönde şikayetini dile getirmek (Bkz. örneğin, Mehmet Sıddık Çelepkulu-Türkiye (karar) no: 41975/98, 7 Haziran 2005 ve Özkur-Göksungur-Türkiye (karar), no: 37088/97, 7 Aralık 1999) sözkonusu olabilmektedir.

Bu davada dosyadan, başvuranın gözaltı sona erdiğinde ve yargılama boyunca, hakimler önünde gözaltında kötü muameleye ve baskıya maruz kaldığını birçok defa dile getirdiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Başvuranın avukatı da, esasa bakan hakimler önünde ve temyiz başvurusunda müvekkilinin kötü muamele iddialarını hatırlatmıştır. Bu beyanlar hiç kuşkusuz AİHS'nin 3. maddesinde yer verilen işkence yasağına uymaktadır.

Bu koşullarda, başvuranın başvuru yollarını tükettiği kanısına varmak için temyiz kararını beklemesi makul görünmektedir. Dolayısıyla altı aylık süre temyiz kararının verildiği tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Buradan yola çıkarak, Hükümet'in altı ay kuralına riayet edilmemesine ilişkin itirazı kabul edilemez.

AİHM, şikayetin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ortaya koymamıştır. Dolayısıyla şikayeti kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.

B. Esas Hakkında

Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet 27 Haziran 1991 tarihli sağlık raporunda tespit edilen birkaç hafif yara izinin başvuranın iddiaları ile bağdaşmadığınısavunmaktadır. Bunun yanısıra Hükümet, 10 Ekim 1995 tarihli sağlık raporunun hiçbir kötü muamele izine yer vermediğine dikkati çekmektedir.

Başvuran iddialarını yinelemektedir.

AİHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında meydana gelen her yaralanmanın, güçlü maddi karinelerin doğmasına neden olmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağıhakkında geçerli açıklama getirmek ve mağdurun iddiaları hakkında şüphe uyandıracak olayları ortaya koyan ve özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiş olan kanıtları sunmak Hükümet'in görevidir (Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Berktay-Türkiye, no. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).

AİHM, başvuranın gözaltında olduğu sırada 1991 yılının Haziran ayında meydana gelmiş olan muameleler konusunda, başvuranın on beş gün boyunca avukatla görüştürülmeden tutuklu bulundurulmasının ardından, bu dönemin sonunda sağlık muayenesinden geçirildiğini ortaya koymaktadır. Adli tabibin başvuranın üst dudağında, sağkolunun altında, penisinin üstünde, karında, sağ elin üstünde ve iki ayak taraklarında tespit ettiği lezyonların, başvuranın AİHM önünde dile getirdiği kötü muamele fiilleri ile bağdaştığıortaya çıkmaktadır. Lezyonlar, İstanbul Baro Başkanı'nın beyanları ile, başvuranı gözaltısırasında ve sonrasında ziyaret eden ve başvurana kötü muamele yapıldığını belirten TBMM İnsan Hakları Komisyon üyelerinin tespitlerini doğrulamaktadır.

AİHM, değerlendirmesine sunulan bütün unsurları ve Hükümet tarafından geçerli açıklamaların yapılmadığını gözönüne alarak, bu davada 27 Haziran 1991 tarihli sağlık raporunda tespit edilen yaraların kaynağının 1991 yılı Haziran ayında, gözaltı sırasında kendisine uygulanan ve 3. maddeye aykırı insanlık dışı bir nitelik taşıyan kötü muamele olduğuna ve bu muameleden Devlet'in sorumlu olduğuna kanaat getirmektedir.

AİHM, başvuranın gözaltında olduğu 1991 yılı Haziran ayında maruz kaldığımuameleler konusunda AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Ayrıca başvuranın 1994 yılı Eylül-Ekim aylarında gözaltında olması konusunda ise, AİHM, 10 Ekim 1994 tarihli sağlık raporunun başvuranın iddialarını doğrulamadığınıbelirtmektedir. Ayrıca başvuran kendisini muayene eden doktorlar dışında herhangi başka bir doktora gitmek için girişimde bulunmamıştır. Sonuç olarak, dosyanın kanıt unsurlarına dayanarak AİHM, başvuranın 1994 yılı Ekim ayındaki gözaltı sırasında polisler tarafından uygulanan kötü muameleye maruz kaldığını söyleyemez.

Dolayısıyla AİHM bu noktada 3. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

II. AİHS'NİN 3. MADDESİİLE BİRLİKTE 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

Başvuran ulusal mahkemeler önünde etkili başvuru yolundan faydalanamadığını iddia etmektedir. Başvuran, sayısız yazılışikayetlerinin bir sonuca bağlanmadığını, şikayetlerini doğrulayan sağlık raporlarından ve TBMM heyetinin tespitlerinden savcının yanısıra esasa bakan hakimlerin de haberdar olmasına rağmen iddialarının doğrulanması için kullanılmadıklarını savunmaktadır. Başvuran bu bağlamda AİHS'nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.

AİHM, bu şikayetlerin yukarıda incelenenlere bağlı olduğunu ve dolayısıyla kabul edilebilir ilan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

AİHM, başvuranın 1994 yılı Ekim ayındaki gözaltı konusunda başvuranın iddialarına ilişkin vardığı sonucu gözönüne alarak, şikayetin "savunulabilir" olarak değerlendirilemeyeceğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla AİHM, bu noktada 13. maddenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

AİHM, başvuranın 1991 yılı Haziran ayındaki gözaltı boyunca maruz kaldığımuameleye ilişkin şikayetler konusunda, Savunmacı Devleti 3. madde bakımından sorumlu olduğuna karar vermiştir. Bu şikayet 13. madde bakımından "savunulabilir" bir şikayettir. Böylelikle makamların bu hükmün yaptırımlarına cevap verecek etkili soruşturma açma ve yürütme zorunluluğu bulunmaktaydı (Bkz. özellikle, Batı ve diğerleri-Türkiye, no: 33097/96 ve 57834/00, § 133-137, 3 Haziran 2004, AİHM 2004-IV).

Bu davada AİHM, başvuranın yargılama sırasında DGM Cumhuriyet Başsavcısı'nıDGM ve Yargıtay hakimlerini gözaltındaki sorgulamaları sırasında maruz kaldığı kötü muamelelerden haberdar ettiğini belirtmektedir. Başvuranın iddialarıyla bağdaşan İstanbul Baro Başkanının ve TBMM İnsan Hakları Komisyon üyelerinin beyanlarının basında yer aldığına itiraz edilmemektedir.

Oysa AİHM başvuranın şikayetlerinden bu şekilde haberdar olan adli makamlar tarafından hiçbir soruşturmanın başlatılmadığını tespit etmektedir.

Dolayısıyla AİHS'nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesinin 1991 yılı Haziran ayındaki gözaltına ilişkin başvuranın şikayetleri bakımından ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

A. Mahkemenin Tarafsız ve Bağımsız Olması Hakkında

Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM'nin, bünyesinde askeri hakimin bulunması nedeniyle "tarafsız ve bağımsız" bir mahkeme olmadığını iddia etmektedir. Başvuran AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

1. Kabul edilebilirlik hakkında

AİHM, şikayetin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulmamıştır.

2. Esas hakkında

AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş ve AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. Özel, §§33-34 ve 6 Şubat 2003 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36, 6 Şubat 2003).

AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, sözkonusu durumda farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu gözlemlemektedir. "Milli güvenlik"'e ilişkin suçlar hakkında DGM'ye çıkarılan başvuran, aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağınıbelirtmektedir. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM'nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).

AİHM, başvuranı yargıladığı ve mahkum ettiği sırada DGM'nin, AİHS'nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.

B. Cezai Yargılamanın Süresi Hakkında

Başvuran yargılama süresinin AİHS'nin 6§1 maddesinde öngörüldüğü şekliyle "makul süre" ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.

Hükümet bu sava itiraz etmektedir.

Değerlendirmeye alınacak olan dönem 13 Haziran 1991 tarihinde başlamış ve 25 Aralık 1996 tarihinde sona ermiştir.

Dolayısıyla yargılama iki mahkeme için yaklaşık olarak beş buçuk yıl sürmüştür.

1. Kabul edilebilirlik hakkında

AİHM, şikayetin AİHS'nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulmamıştır.

2. Esas hakkında

AİHM, yargılama süresinin makul yönünün, dava koşullarına göre ve AİHM'nin içtihadı tarafından yer verilen özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumlarını gözönüne alarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa, no: 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).

AİHM kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, özellikle dört buçuk yıl süren ilk derece mahkemelerindeki yargılamada, uzun süre faaliyette bulunulmadığını tespit etmektedir. Sonuç olarak DGM farklı cezaevlerinde tutuklu bulunan sanıkların ifadelerini almak amacıyla yaklaşık dört yıl boyunca (17 Ocak 1992 tarihinden 7 Aralık 1995 tarihine kadar) duruşmaları ertelemiştir. Başvuranın dosyasının çok sayıdaki sanık dosyaları ile birleştirilmesinin adaletin en iyi şekilde işlemesi için gerekli olduğu ortaya konulmamıştır.

AİHM konuya ilişkin içtihadını gözönüne alarak bu davada yargılama süresinin aşırıolduğuna ve "makul süre" gerekliliğine cevap vermediğine kanaat getirmektedir.

Dolayısıyla AİHS'nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran, maddi tazminat olarak 146.200 Euro ve manevi tazminat olarak ise 250.000 Euro istemektedir.

Hükümet AİHM'yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir. Zira talepler dayanaktan yoksun ve aşırıdırlar.

AİHM, tespit edilen ihlallerle iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağıgörmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, AİHM AİHS'nin 3, 13 ve 6. (yargılama süresi) maddelerin ihlal edilmesi nedeniyle uğranılan manevi zarar adı altında başvurana 17.500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Ayrıca AİHM DGM'nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda 6. maddenin ihlal edildiğinin tespit edilmesi, bu konuda uğranılan manevi zarar için kendi başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna kanaat getirmektedir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran, bu konuda hiçbir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla AİHM, bu açıdan herhangi bir tutarın ödenmesine gerek olmadığına kanaat getirmektedir.

C. Gecikme Faizi

Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. 1991 yılı Haziran ayındaki gözaltı sırasında başvurana yapılan muamele konusunda AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

3. 1991 yılı Haziran ayındaki gözaltı sırasında başvurana yapılan muamele konusunda AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;

4. DGM'nin tarafsız ve bağımsız olmaması nedeniyle AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

5. Cezai yargılama süresi nedeniyle AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;

6. a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet'in,

miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak başvurana manevi tazminat için 17.500 (on yedi bin beş yüz ) Euro ödemesine;

b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'nın kredi faiz oranına üç puan eklemek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;

7. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 2 Mart 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA