kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
PAŞA EROL VE ERKAN EROL - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI
İŞKENCE YASAĞI
YAŞAMA HAKKI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
PAŞA EROL VE ERKAN EROL - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no:51358/99)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
28 Şubat 2006

OLAYLAR

Başvuranlar, 1943 doğumlu Paşa Erol ve 1986 doğumlu oğlu Erkan Erol, Türk vatandaşı olup Tunceli'de ikamet etmektedirler. Başvuranlar Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından S. Abdil tarafından temsil edilmişlerdir.

Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

11 Mart 1995 tarihinde Tunceli İli Pertek İlçesi Akdemir Köyünde Jandarma Karakol Komutanlığı, karakolun etrafına mayın döşemiştir. Hükümet'e göre çalışmalar bittikten sonra mayın döşenen alanın her yirmi metre uzağına uyarı panoları konulmuş ve dikenli tellerle çevrilmiştir.

12 Mart 1995 tarihinde, köy muhtarı olan birinci başvuran Paşa Erol'a ve köylülere Jandarma Komutanlığı'nın etrafındaki alana konulan mayınlardan haberdar etmek amacıyla tebligat yapılmış ve sözlü olarak da uyarılmışlardır.

11 Mayıs 1995 tarihinde o tarihte dokuz yaşında olan ikinci başvuran Erkan Erol, diğer çocuklarla birlikte koyun otlatmak için mera alanına gitmiştir. Erkan Erol güvenlik güçlerince yerleştirilen mayınların patlaması üzerine yaralanmıştır. Daha sonra askeri helikopterle Elazığ Devlet Hastanesi'ne götürülen Erkan Erol'ün sol bacağı diz hizasından kesilmiştir. Diğer çocuklarda patlama esnasında yaralanmıştır.

Paşa Erol, 10 Nisan 1996 tarihinde, oğlu adına tazminat almak amacıyla İçişleri Bakanlığı'na başvuruda bulunmuştur.
Paşa Erol, 9 Temmuz 1996 tarihinde sözkonusu Bakanlık aleyhine Anayasa'nın 125. maddesine dayanarak Malatya İdare Mahkemesi'nde dava açmıştır.

İdare Mahkemesi 2 Nisan 1997 tarihinde, dosyada bulunan belgelerin mayınlı alan çevresinde güvenlik tedbirlerinin alındığını ve "işaret" ve uyarı levhaları konulduğunu ortaya koyduğu gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Verilen kararda, köy muhtarı birinci başvurana yazılı tebligatın yapıldığı, köylülerin de sözlü olarak uyarıldığı vurgulanmaktadır. İdare Mahkemesi, başvuranlar özellikle birinci başvuranın kendi ihmallerinden dolayı kazadan sorumlu oldukları için, Devlet'e hiçbir kusurun yüklenemeyeceğine kanaat getirmiştir.

Danıştay, 24 Kasım 1998 tarihinde başvuranların temyiz başvurusu üzerine verilen kararı onamıştır. Danıştay, "Anayasa'nın 125. maddesi gereğince, Devlet görevlilerinin sorumlu tutulabileceği hizmet kusuru bulunmasa bile, Devlet'in objektif sorumluluğu zorunlu olarak tazmin gerektirdiğini ancak, kişi zarara kendi sebep olduğu takdirde ve kendi kişisel sorumluluğu ortaya konulursa, devletin objektif sorumluluğu için gerekli nedensellik bağının ortadan kalktığını" vurgulamaktadır.

Danıştay'ın nihai kararı başvuranlara 19 Mart 1999 tarihinde tebliğ edilmiştir.

ŞİKAYETLER

Başvuranlar, AİHS'nin 2. maddesini ileri sürerek, Devlet'in gerekli güvenlik tedbirlerini almadan mayın döşenmesine izin vererek vatandaşların yaşam hakkını koruma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğinden dolayı yaşam hakkının ihlal edilmesinden şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, sol bacağı kesilen ikinci başvuranın, ölebileceğini ileri sürmektedirler.

Başvuranlar, AİHS'nin 5. maddesini ileri sürerek, makamları, ülkesinde yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamak amacıyla hiçbir önlem almamakla suçlamışlardır.

Başvuranlar AİHS'nin 6. maddesini ileri sürerek, İdare Mahkemesi'nin olay yerine gitmemesinden şikayetçi olmaktadırlar.
Başvuranlar AİHS'nin 13. maddesini ileri sürerek, etkin başvuru yollarının bulunmamasından şikayetçi olmaktadırlar.

HUKUK AÇISINDAN

Başvuranlar, gerekli güvenlik tedbirleri alınmadan mayın yerleştirilmesine izin verilmesinden ve ikinci başvuranın bacağını kaybetmesinden dolayı yaşam hakkının ihlal edilmesinden şikayetçi olmaktadırlar.

Başvuranlar, İdare Mahkemesi'nin olay yerine gitmemesini ve etkin başvuru yollarının bulunmamasını öne sürerek, AİHS'nin 2, 5, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler.

Hükümet, gün içinde vatandaşlardan hiçbir şey gizlemeden Jandarma Komutanlığıçevresine mayın yerleştirildiğini ve her yirmi metrede alanın çevresine uyarı tabelalarıkonulduğunu savunmaktadır. Bu çalışmaların yapıldığı ertesi gün, köylüler sözkonusu alanda ölüm tehlikesi ve risklerinden hem yazılı hem de sözlü olarak tebligat yoluyla bilgilendirilmişlerdir. Hükümet, birinci başvuranın olayların meydana geldiği dönemde köy muhtarı olduğunu ve bu bakımdan muhtarı olduğu köylülere bilgi verme yükümlülüğünün bulunduğuna dikkat çekmektedir. Bunun yanısıra baba olarak, o dönemde daha dokuz yaşında olan çocuğunu gözetimsiz bırakarak babalık görevini yerine getirmemiştir.

Başvuranlar bu sava itiraz etmektedirler. Başvuranlar olayların meydana geldiği dönemde ne uyarı panolarının ne de dikenli tellerin bulunduğunu ve sözkonusu materyallerin ikinci başvuranın geçirdiği kazadan sonra yerleştirildiğini belirtmişlerdir. Mayınlanan bölge, genellikle çocukların koyunlarını otlatmak için götürdükleri köyün merasıdır.

AİHM tarafların argümanlarının tümü ışığında, şikayetlerin, başvurunun incelendiği şu aşamada çözülemeyecek ciddi maddi ve hukuki sorunlara neden olduğuna ancak, esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.

Bu gerekçelerden dolayı AİHM, oybirliğiyle;

Esasa ilişkin şikayetler saklı kalmak üzere başvurunun kabul edilebilir olduğuna,

Karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA