kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
DOĞANAY - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İŞKENCE YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DOĞANAY - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 50125 / 99)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
21 Şubat 2006

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (50125/99) başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı Süleyman Doğanay'ın (başvuran) 5 Temmuz 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 34. maddesi uyarınca yapmışolduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

Başvuran 1982 doğumlu olup Mardin'de ikamet etmektedir.

25 Mayıs 1998 tarihinde saat 16.00 sularında, polisler tarafından yakalanarak İstanbul Kumkapı Polis Karakolu'na götürülen başvuran hırsızlık girişiminde bulunma suçu ile itham edilmiştir. Başvuran, geceyarısına kadar karakolda tutulmuştur. Burda itiraf etmesi için kötü muameleye tabi tutulduğunu ifade etmektedir.

26 Mayıs 1998 tarihinde başvuran tekrar Kumkapı Polis Karakolu'na götürülmüştür. Başvuran avukatının huzurunda TCK'nın 135. maddesi uyarınca ifade vermeyi reddetmiştir. Aynı gün İstanbul Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılan başvuran ifadesinde bisiklet çalmaya yeltendiğini fakat aynı gün yakalandığını belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı önünde başvuranın avukatı müvekkilinin sorgulaması sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine 26 Mayıs 1998 tarihinde başvuran İstanbul Adli Tıp Kurumu hekimi tarafından muayene edilmiştir. Hazırlanan raporda başvuranın yaralarının daha önceden oluşmuş olabileceği kaydedilerek hazırlanan raporda bir günlük istirahat verilmesi uygun görülmüştür.

10 Şubat 1999 tarihinde kötü muameleyle suçlanan polisleri dinledikten sonra Cumhuriyet Savcısı, Adli tıp kurumunun raporunda belirtilen bulguların başvuranın bisikletin sahibi ve diğer kişiler tarafından yakalanması esnasında çıkan kavganın bir sonucu olabileceği gerekçesiyle polisler hakkında men-i muhakeme kararı vermiştir. Savcı, sözkonusu polislerin suçlanması için yeterli delilin bulunmadığı sonucuna varmıştır.

Başvuranın avukatı, men-i muhakeme kararına karşı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurmuş, bu talep 23 Mart 1999 tarihinde reddedilmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuran, ceza davasısürecinden bağımsız olarak idare hakkında idari veya hukuk mahkemelerine müracaat edebilirdi.

Başvuran bu savlara karşı çıkmaktadır.

AİHM, Türk Hukuku'nun Devlet'e ve onun görevlililerine yüklenebilecek haksız fiillere karşıidari, hukuki ve cezai başvuru yollarını öngördüğünü not etmektedir.

Anayasa'nın 125. maddesinin kamu görevlililerinin muamelelerinden mağdur bir kişiye idarenin objektif sorumluluğuna dayalı olarak idari yargı sürecini başlatmayı öngördüğü bir gerçektir. Bununla birlikte AİHM, AİHS'nin 2. ve 13. maddelerinin Sözleşmeci Devletlere getirdiği ölümcül güç kullanımından sorumlu kimselerin kimliğinin belirlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik bir soruşturma düzenleme yükümlülüğünün, şayet başvuranın tazminat hükmünden başka bir sonuç veremeyecek idari yargı süreci başlatmasına bağlıolacaksa hayali bir yükümlülük halini alabileceğini hatırlatır. (Yaşa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998, 1998-IV, § 74). Bu mütalaa aynı zamanda, 3. madde çerçevesinde kötü muamelelere de uygulanmalıdır (Bkz. İlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93, § 61, AİHM 2000-VII). Sonuç itibariyle, başvuranın öngörülen idari ve hukuki yargı sürecini başlatma zorunluluğu bulunmamaktaydı. Hükümetin yapmış olduğu ön itiraz kabul edilemez.

AİHM ayrıca, bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun olmadığıtespitini yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe yer almamaktadır. O halde başvuru kabul edilmelidir.

B. Esas hakkında

Başvuran gözaltında polis memurlarının çeşitli şekillerde kötü muamelelerine maruz kaldığınıileri sürmektedir.

Hükümet kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu savunmakta, sağlık raporuna göre başvuranda görülen darp izlerinin gözaltında oluştuğunun kesin olarak belirlenemeyeceğini, bunların başvuran ile kendisine direnen bisiklet sahibi arasında meydana gelen kavgadan da kaynaklanmış olabileceğini savunmaktadır.

AİHM, güvenlik güçlerinin tamamıyla kontrolü altındaki bir tutuklunun yaralanmasının ciddi kuşkuları ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Bu bağlamda Hükümetin başvuranda oluşan yaralanmanın neden ve nasıl meydana geldiğine, başvuran tarafından ortaya konulan iddialara ve raporlara ilişkin makul bir açıklama yapması gerekmektedir. (Bkz. diğerleri arasında, Selmouni-Fransa kararı, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Berktay-Türkiye kararı, no: 22493/93, § 167, 1 Mart 2001; ve Altay-Türkiye kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).

Kötü muamele iddialarının kaynağını tesis edebilmek için iddiaların uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerekmektedir, AİHM bu yönde "her türlü şüphenin ötesinde", yeterince ciddi, kesin ve uygun kanıt ilkesinden yararlanmaktadır (Bkz. son olarak, Labita-İtalya no: 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).

AİHM, başvuranın hırsızlık girişimi hakkında sorgulanmak üzere polis karakoluna götürüldüğü hususunda taraflar arasında bir ihtilafa yer verilmediğini gözlemlemektedir. Başvuran sekiz saat süreyle polislerin gözetiminde bulunmaktaydı. Ayrıca, -özellikle gözaltıöncesinde sağlık kontrolünün olmamasıışığında-bahse konu fiillerin gözaltından önce meydana gelmiş olduğu tespit edilememiştir. Son olarak, AİHM, başvuranın ellerindeki izlerin adı geçenin dile getirdiği kötü muamele iddialarına uyduğunu not etmektedir.

Sunulan kanıtlarların bütünü ve Hükümetin hiçbir makul açıklamada bulunmuş olmasıışığında AİHM, 26 Mayıs 1998 tarihli tıbbi raporda ifşa edilen darp izlerinin kaynağının Hükümetin sorumluluğundaki bir uygulamanın olduğu kanısına varmaktadır.

Öte yandan, başvuranın o dönemde reşit olmadığı ve polis karakolunda bulunduğu süre zarfında avukat bulundurma hakkından yoksun kaldığı, bu durumun kendisinde zayıflık, acizlik ve Devlet görevlileri karşısında korku yarattığı dikkate alındığında (Bkz. sözü edilen İlhan kararı, § 63), başvurana uygulanan muamelenin korku, iç sıkıntısı ve aşağılık duygusu yaratarak fiziki ve ruhsal açıdan direncini kırmak olduğuna itibar etmektedir. Kaldı ki, bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması, sözü edilen kimseye uygulanan her türlü fiziki güç, insanlık onurunu zedelemektedir (Bkz. Ribitsch-Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, seri: A no: 336, § 38). Zira AİHM, Hükümetin bu tür bir uygulamayı haklı gösterir hiçbir neden öne sürmediği tespitini yapmaktadır.
AİHM, başvuranın maruz kaldığı muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğu ve AİHS'nin 3. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır.

II. AİHS'NİN 13. MADDESİYLE BİRLİKTE 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran gözaltında maruz kaldığı kötü muamelelerden şikayetçi olmak için etkili başvuru yolunun bulunmadığını ve AİHS'nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

AİHM, bu şikayeti 13. madde çerçevesinde inceleyecektir.

A. Kabuledilebilirliğe dair

Hükümet bir ihlalin mevcut olduğuna karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın kötü muamele iddialarının Cumhuriyet Savcısı önünde yeterince gerekçelendirilmediğini savunarak, dava dosyasında yer alan tüm kanıt unsurlarının incelenmesinin ardından Cumhuriyet Savcısı'nın başvuranın gözaltında kötü muamele sonucu oluşan darp izleri iddialarında her türlü makul şüphenin ötesinde" ilkesinin oluşmadığı kanısına vardığını ifade etmektedir.

AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayete bağlı olduğunu ve hiçbir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını kaydetmektedir. Bu durumda yapılan şikayet kabuledilebilir bulunmalıdır.

B. Esas hakkında

AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin iç hukukta AİHS'nin öngördüğü temel hak ve özgürlükleri öne sürmeye olanak tanıyan etkili bir başvuru hakkının varlığını güvence altına aldığınıkaydetmektedir. Bu hüküm, iç hukukta sonucu itibariyle AİHS'ye dayalı yapılan "savunulabilir" nitelikteki bir başvurunun incelenmesini ve Savunmacı Devletler bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir payından yararlansalar dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. AİHS'nin 13. maddesinin getirdiği yükümlülük başvuranın Sözleşmeye dayandırdığışikayetin türüne göre işlerlik kazanmaktadır. Bununla birlikte, bu maddede öngörülen başvuru hukukta olduğu kadar uygulama da "etkili" olmalı, özellikle kullanımı Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996, 1996-VI, s. 2286, § 95, Aydın-Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s.1895-1896, § 103, ve Kaya-Türkiye kararı, 19 Şubat 1998 s. 329-330, § 106).

İşkence ve kötü muamelenin yasaklanmasının büyük önemi karşısında AİHS'nin 13. maddesi Savunmacı Devlete sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına götürecek derinlemesine ve etkili soruşturmaların yürütülmesi ve şikayetçi tarafın etkili bir soruşturma sürecine erişiminin sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir (sözü edilen Kaya kararı, § 107).
Mevcut başvuruda, başvuran, polisler hakkında gözaltında kötü muameleden şikayetçi olmuş, bir tahkikat başlatılmış fakat Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin meni muhakeme kararı ile son bulmuştur. Sonucu itibariyle alınan kararda, başvuranın vücudunda cebir izleri tespit edilmiş ancak bunların gözaltında uygulanan kötü muameleden ileri geldiği belirlenememişve sorumluların kimlikleri tespit edilememiştir. Cumhuriyet Savcısı daha derinlemesine tamamlayıcı soruşturmaların yürütülmesini, hatta hazırlanan sağlık raporu sonuçlarını ve başvuranın iddialarını teyit eder bir bilirkişi tayin edilmesini gerekli görmemiştir. Savcıayrıca, ne başvuranın yakalandığında hazır bulunan bisiklet sahibini, ne sağlık raporunu hazırlayan doktoru ne de başvuranın avukatını dinlemiş, böylelikle başvuranda tespit edilen izlerin kaynağının açığa çıkarılması olanağını ortadan kaldırmıştır.

Bu durumda cezai başvuru yolu, hukuki ve idari yargı mercileri karşısında tazminat elde edebilecek hiçbir dayanak sunmamıştır. Zira başvuranın bu merciler önünde de en azından gözaltında kötü muamelenin mağduru olduğunu kanıtlaması gerekmekteydi.

AİHS'nin 13. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI

A. Tazminat

Başvuran 2.000 Euro maddi, 13.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.

AİHM, dile getirilen maddi zararın kaynağı belirtilmediğinden bu talebi reddetmekte, bununla birlikte başvurana manevi tazminat olarak 4.000 Euro verilmesini kararlaştırmaktadır.

B. Masraf ve harcamalar

Başvuran iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalar için 5.000 Euro talep etmektedir.

AİHM'nin yerleşik içtihadına göre ve hakkaniyete uygun olarak başvurana yargı giderleri için Avrupa Konseyi tarafından verilen 630 Euro'luk adli yardım miktarı 1.500 Euro'dan düşülerek kalan kısmın ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığıfaiz oranına 3 puan eklenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1.Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

1. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;

2. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;

3. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf olmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana manevi tazminat olarak 4.000 (dört bin) Euro, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro'dan Avrupa Konseyi tarafından verilen adli yardın miktarı olan 630 (altı yüz otuz) Euro düşülerek kalan kısmınıödemesine;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin uygulanmasına;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 21 Şubat 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA