kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
FAHRİYE ÇALIŞKAN - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
İŞKENCE YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
FAHRİYE ÇALIŞKAN - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no:40516/98)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
5 Ocak 2006

OLAYLAR

1952 doğumlu başvuran doktor Fahriye Çalışkan Türk vatandaşı olup, Manisa'da ikamet etmektedir.

Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

1. Başvurunun yapılmasına neden olan olay

Başvuran 11 Ekim 1994 tarihinde, üyesi olduğu Kültür Derneği'ne yapılan mali kontrol konusunda Gölmarmara (Manisa) Polis Karakolu'na çağrılmıştır. Çağrı belgesinde imzası olan Komiser S.Ç. ile aralarında eski bir anlaşmazlığın bulunmasından dolayı, başvuran başka bir memur tarafından dinlenmek istemiştir. Bu talep kabul edilmiştir. Başvuranın söylediklerine göre, komiser yardımcısıyla konuşurken S.Ç. kendisinin üzerine yürümüştür. S.Ç. başvurana hakaret etmiş, tartaklamış, saçlarını çekmiş, kafasına vurmuş, kollarını sıkmış ve yüzüne tükürmüştür.

Hükümet'e göre, yapılan çağrıya rağmen başvuranın polis karakoluna gelmemiştir. Polisler başvuranın muayenehanesine gitmek zorunda kalmışlardır. Karakola getirilen başvuran, S.Ç.'ye sözlü saldırıda bulunmuş, tokat atmış ve karakoldan ayrılmıştır. Daha sonra başvuran karakola zorla getirilmiştir.

Başvuran aynı gün, Gölmarmara Sağlık Ocağı doktoru tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen raporda sağ kolun iç bölgesinde 7-8 cm boyutunda ekimoz ve hematom, omuz hizasında hiperemi ve saç derisinde tahriş bulunduğuna yer verilmiştir. Doktor başvuranın tehlikeli bir durumda olmadığını belirterek saç derisindeki yaranın niteliğinin saptanmasıamacıyla dermatolojik inceleme yapılmasını istemiştir.

Aynı gün komiser S.Ç. aynı sağlık ocağına gitmiştir. Düzenlenen raporda sol gözünün altında 5 cm uzunluğunda hiperemi bulunduğuna yer verilmiştir. Rapora göre S.Ç.

hırpalanmıştır. Buradan yola çıkarak S.Ç., kendisine saldırdığı ve hakaret ettiği gerekçesiyle başvuran aleyhine Karakola şikayette bulunmuştur.

Daha sonra aynı gün başvuran Gölmarmara Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran suçlamaları tamamen reddetmiştir.

2. Başvuran Aleyhine Başlatılan Usul İşlemleri

Bununla birlikte Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 258. maddesi gereğince Devlet memuruna mukavemetten mahkum edilmesini istemiştir. Gölmarmara Asliye Ceza Mahkemesi hakimi ilk oturumda, "suç teşkil eden fiilin kamu hassasiyetine ters düşen nitelikte olduğu" gerekçesiyle başvuranın şartlı salıverilmesine karar vermiştir. Oysa mahkeme veznesi kapalı olduğundan ve Cumhuriyet Savcısı kefalet ücretini almayıreddettiğinden dolayı, başvuran Akhisar Cezaevine konulmuştur.

Başvuran, yine 11 Ekim 1994 tarihinde, fenalık geçirmesi üzerine Akhisar (Manisa) Devlet Hastanesi nöroloğu tarafından tekrar muayene edilmiştir. Doktor mide bulantısı, görme bozukluğu ve kafa travması tespit etmiştir. Doktor, başvuranın acilen Ege Hastanesi nöroşirürji servisinde muayene edilmesi gerektiğini salık vermiştir.

Ertesi gün 12 Ekim 1994 tarihinde, başvuran kefaletini ödedikten sonra serbest bırakılmıştır.

Başvuran 18 Ekim 1994 tarihinde, İzmir İnsan Hakları Vakfı doktoru tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonucunda düzenlenen raporda bir takım yaralara yer verilmiştir. Ertesi gün yapılan psikiyatrik muayenede, başvuranda hafıza kaybı ve uyku bozuklukları tespit edilmiştir. Psikiyatra göre başvuranda, bir hafta önce yaşanan olaylara bağlı travma sonrası nevroz bulunmaktadır. Ancak bu teşhis, semptomlar bir ay boyunca devam ettiği sürece onaylanabilecektir.

Başvuran, 31 Ekim 1994 tarihinde, Komiser S.Ç. ile olan dostluğundan dolayı, Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin tarafsızlığını tartışma konusu yaparak yetkisiz olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran aleyhine yapılan suçlamanın niteliğinin tutuklu yargılanmasınıgerektirmediğini ve böyle bir kararı almak için ileri sürülen, işlediği fiilin kamu hassasiyetiyle ters düştüğü gerekçesinin şartlı salıverilme kararının dayandığı gerekçeye aykırı olduğunu öne sürmektedir.

Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Kasım 1994 tarihli kararla başvuranın başvurusunu reddetmiştir.

6 Ocak 1995 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından re'sen görevlendirilen bilirkişi, davada Tarafların ve tanıkların çelişen ifadelerinin, anlatılan olayların meydana gelişşeklini ortaya koymayı sağlamadıkları yönünde görüş bildirmiştir.

Başvuran 2 Şubat 1995 tarihinde, Ege Üniversitesi Hastanesi nöroşirürji servisinde muayene edilmiştir.

Asliye Ceza Mahkemesi 20 Ocak 1995 tarihli kararla, başvuranı suçlu bulmuştur. Mahkeme, olay günü başvuranın komiser S.Ç.'yi tokatladığını ve izin almadan karakolu terk ettiğini, bundan dolayı da polisler başvuranı karakola zorla geri getirmek zorunda kalmışlardır. Hakime göre S.Ç., başvuranı kışkırtarak görev yetkilerini aşmış ancak bu yapılan fiili haklı gösteremez.

Böylece Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranı memura karşımüessir fiilde bulunduğu gerekçesiyle bir ay hapis ve yasaya muhalefet gerekçesiyle para cezasına çarptırmıştır. Hapis cezası para cezasına çevrilmiştir.

Başvuranın temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay 21 Mayıs 1996 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi kararını yasaya muhalefet suçunu oluşturan unsurların bulunmadığı gerekçesiyle bozmuştur.

2 Temmuz 1996 tarihinde, dosyayı inceledikten sonra Asliye Ceza Mahkemesi başvuranı suçsuz bulmuş ancak S.Ç.'nin hırpalanması konusunda kararını korumuştur.

Sözkonusu karar 27 Kasım 1996 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.

3. Komiser S.Ç. Aleyhine Başlatılan Usul İşlemleri

Başvuran 14 Ekim 1994 tarihinde, Gölmarmara Kaymakamlığı'na kötü muamele yapmakla suçladığı S.Ç. hakkında şikayette bulunmuştur. Talebine dayanak olarak başvuran 11 Ekim 1994 tarihinde düzenlenen sağlık raporlarını sunmuştur.

Başvuran, 19 Ekim 1994 tarihinde, Savcılığa tekrar şikayette bulunmuş ve eksiksiz bir rapor düzenlenmesi için yeniden sağlık muayenesinin yapılmasını istemiştir.

Gülmarmara Savcılığı 18 Kasım 1994 tarihinde, yetkisizlik kararı alarak davayı devlet memurlarının kovuşturulmasına ilişkin kanuna uygun olarak yukarıda adı geçen Kaymakamlığa geri göndermiştir.

Daha sonraki 23 Kasım günü, başvuranın davasına tanık olan polis memurları, müfettiş olarak harekete geçen Manisa Emniyet Müdür Yardımcısı tarafından sorgulanmıştır. S.Ç.'nin altı olan sözkonusu polis memurlarından üçü, olay günü başvuranın kendisinin S.Ç.'ye karşı saldırgan tavırlar sergilediğini ve S.Ç.'yi tokatladığını belirtmişlerdir.

Müfettiş, idari soruşturma raporunda, 11 Ekim 1994 tarihli adli tıp belgesine atıfta bulunmuştur. Müfettiş, sözkonusu belgede "sol kol, baş ve saç derisinde" "tahrişe yer verdiğini vurgulayarak, başvuran gerçekten dövülmüş olsaydı, adli tıp tabiplerinin basit "tahrişler" değil, "ekimozlar" tespit etmelerinin gerektiği sonucunu çıkarmıştır. Daha sonra müfettiş, daha sonra elde edilen adli tıp raporlarında daha önce tespit edilen "tahrişlerin" daha ciddi terimlerle ifade edildiğini ve başka yaraların bunlara eklendiğini, bunun da müfettişe göre doktorların kadın meslektaşlarına karşı olan acıma duygusuyla açıklanabilecek bir durum olduğunu ortaya koymaktadır.

Böylece, 6 Şubat 1995 tarihinde Polis Disiplin Konseyi, delil yetersizliğinden S.Ç.'nin kovuşturulmasına gerek olmadığına karar vermiştir.

Manisa Valiliği İdari Komitesi 21 Haziran 1995 tarihinde, sözkonusu sonucu onaylayarak takipsizlik kararı vermiştir.

Başvuran bu karara itiraz etmiştir. 13 Haziran 1997 tarihinde, Danıştay takipsizlik kararını onamıştır.

ŞİKAYETLER

Başvuran, Karakol'daki görüşmesi sırasında polis memuru tarafından kötü muameleye uğradığı gerekçesiyle, AİHS'nin 13. maddesiyle beraber 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

Başvuran ayrıca, ulusal bir mahkeme önünde şikayetlerini etkili bir şekilde öne süremediğini belirtmektedir.

HUKUK AÇISINDAN

A. Tarafların Argümanları

1. Hükümet

Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmekte ve devlet memurlarının haksız fiillerinden dolayı cezai ve idari yükümlülükleri hakkındaki Türk hukukunda sunulan başvuru yollarını hatırlatmaktadır. Bu bakımdan, Hükümet özellikle Anayasa'nın 125 ve 129. maddelerini ve İdari Muhakeme Usulleri Kanunu'nun 2. maddesi ile beraber kötü muamele fiillerini öngören Türk Ceza Kanunu'nun 243 ve 245. maddelerini ileri sürmektedir. Hükümet, Borçlar Kanunu gereğince başvuranı tazminat davası açmamakla itham etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, benzeri başvuruların etkililiğini destekleyen içtihat örneklerini dile getirmektedir.

Hükümet davanın esası hakkında başvuranın, başvuru formunda "manyak ve psikopat" olarak tanımladığı komiser S.Ç. ile geçmişte bazı kişisel çatışmalar yaşadığına kanaat getirmektedir. Bu da başvuranın, zor kullanılarak sakinleştirilmeden önceki, -tanık ifadeleriyle ve S.Ç.'ye ait sağlık raporuyla doğrulanan- saldırgan tutumunu açıklamaktadır.

Hükümet, başvuranı mahkum etmeden önce, daha önce verilen cezayı indirmek için hakimin, S.Ç. ile tanıklar arasındaki hiyerarşik ilişkiyi ve olayların gidişatındaki S.Ç.'nin hatalı tutumunu gözönünde bulundurduğundan, Asliye Ceza Mahkemesi'nin davaya büyük özen gösterdiğini eklemektedir.

Dolayısıyla Hükümet AİHM'yi iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, aksi takdirde AİHS'nin 35§1 ve 3 maddesi uygulanarak açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez ilan etmeye davet etmektedir.

2. Başvuran

Başvuran esasa ilişkin sorular hakkındaki sınırlı görüşlerinde, Hükümet'in her argümanına eksiksiz cevap vermeye çalışmıştır. Başvuran özellikle hakimin, söyledikleri çelişkili ve bazen kurgudan ibaret olduğundan dolayı, hiçbir şekilde inandırıcı olamayacak polis memurlarının tanık ifadelerine verdiği ağırlıktan üzüntü duymaktadır. Gerçekte birçok polis arasında karakolda bir komisere saldırıp daha sonra kaçmayı düşünmenin hayal edilemeyeceğini, aksi durumda saçma olacağı açıktır.

Başvuran S.Ç.'nin sunduğu sağlık raporu konusunda bir kimsenin kendi kendine hiperemiye neden olabilmesinin kolay olduğunu iddia etmektedir. Başvuran ayrıca aleyhinde verilen kararın keyfi niteliğinden ve dava konusu komiserin faydalandığı takipsizlik kararından şikayetçi olmaktadır.

B. AİHM'nin Takdiri

Hükümet'in iç hukuk yollarının tüketilmesi koşuluna dair argümanları gözönüne alındığında, başvuranın resmi olarak komiser S.Ç. aleyhinde, ilk olarak 14 Ekim 1994 tarihinde Gölmarmara Valiliği'ne ve daha sonra 19 Ekim 1994 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı'na olmak üzere iki kez şikayetçi olduğunu gözlemlemek yeterlidir. Başvuran böylece, kendisininkine benzer şikayetler konusundaki AİHS'nin 3. maddesi amaçlarına uygun ve yeterli başvuru yolunu oluşturan bir yol izlemiştir (Bkz. diğerleri arasında sözüedilen karar Ali Şahmo).

Dolayısıyla Hükümet'in belirttiği başvuru yollarından birinin ya da diğerinin de tüketilmesi gerektiği sorusunu incelemeye gerek yoktur. Zira AİHM, hukuki durumun, bu davadaki durumdan farksız olan birçok davada, aynı soruya bir çok kez olumsuz cevap vermiştir ( Bkz. diğer birçokları arasında, Esat Uçkan-Türkiye (karar), no: 42594/98, 13 Ocak 2005).

Bundan dolayı, Hükümet'in ön itirazı kabul edilemez.

AİHM, dosyaya konulan sağlık belgeleri ve tarafların argümanlarını gözönüne alarak, incelenen şikayetlerin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceğine kanaat getirmektedir. Şikayetler yargılamanın bu aşamasında çözümlenemeyecek ciddi maddi ve hukuki sorunlar ortaya çıkarmaktadır.

Bu gerekçelere dayalı olarak AİHM oybirliğiyle,

Esasa ilişkin şikayetler saklı kalmak üzere başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,

Karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA