kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
ATICI-TÜRKİYE

İlgili Kavramlar

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI
İŞKENCE YASAĞI
ZORLA ÇALIŞTIRMA YASAĞI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ATICI - TÜRKİYE (Başvuru no. 19735/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
10 Mayıs 2007

İşbu karar AİHS'nin 44 § 2. Maddesi'nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.

USUL

Davanın nedeni, Hüseyin Atıcı adlı Türk vatandaşının ("başvuran"), İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("AİHS") 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ("AİHM") 17.05.2002 tarihinde yapmış olduğu 19735/02 no'lu başvurudur.

Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.

AİHM, 20.06.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet'e bildirmeye ve AİHS'nin 29 § 3. Maddesi'ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye karar vermiştir.

OLAYLAR

DAVANIN AYRINTILARI

1970 doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.

1. Tutuklu yargılanma süresi

Başvuran, 16.10.1992 tarihinde, yasadışı Dev-Sol (Devrimci Sol) örgütüne üye olduğu şüphesiyle polis memurlarınca yakalanıp, gözaltına alınmıştır.

Tetkik hakimi, 26.10.1992 tarihinde, gözaltında bulunan başvuranın tutuklanıp, Gebze Cezaevi'ne gönderilmesini emretmiştir.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 08.01.1993 tarihinde, başvuran ve diğer 16 sanık hakkında bir iddianame hazırlamış, bu kişileri yasadışı, silahlı örgüt üyesi olmakla ve devletin anayasal düzenini yıkıcı eylemlere katılmakla suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı Türk Ceza Kanunu'nun 146 § 1. Maddesi uyarınca başvuranın idam cezasıyla cezalandırılmasını istemiştir.

Başvuran 11.12.2002 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.

2004 yılında yapılan anayasal düzenlemenin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış, başvuranın davasıİstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne nakledilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 02.05.2005 tarihinde başvuranı suçlu bulmuş, ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. Yargıtay bu kararı bozmuştur. Dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne havale edilmiştir ve burada askıda bulunmaktadır.

2. Başvuranın üstünün arandığı ve hücre hapsi verildiği iddiaları

Başvuran Gebze Cezaevi'nde tutulmuştur. Bazı sağlık sorunları olmuş, ameliyatlar geçirmiştir. Bu yönde tıbbi raporlar sunmuştur.

Başvuran 27.07.2001 tarihinde Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi'ne nakledilmiştir. Cezaevine geldiğinde, güvenlik güçleri ve gardiyanların, başvuranı, tüm giysileri çıkartılarak anal yoklamayla da dahil olmak üzere aradıkları iddia edilmiştir. Başvuran durumu Kandıra Cumhuriyet Savcısı'na şikayet etmiştir.

02.08.2001 tarihinde rutin tıbbi kontrolden geçmek üzere hastaneye götürülecekken, başvuranın, zorla, yine, anal ve oral yoklamadan geçtiği iddia edilmiştir. Başvuran, onur kırıcıolduğunu düşündüğü için aramaya direnmiştir. Bunun ardından güvenlik güçleri başvuranın aranmaya itiraz ettiğini, bu nedenle hastaneye götürülmediğini belirten bir zabıt düzenlemişlerdir. Başvuran bu muameleyle ilgili olarak Kandıra Cumhuriyet Savcısı'na şikayette bulunmuştur.

Başvuranın avukatı, 16.08.2001 tarihinde, 02.08.2001 tarihli olaya ilişkin olarak Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne şikayette bulunmuştur. Avukat müvekkilinin onur kırıcıbir aramaya maruz tutulduğunu, tıbbi muayene için hastaneye götürülmediğini belirtmiştir. Gördüğü muameleden ve nakil ve aramayla ilgili sorunlardan uzaklaşmak için, başvuranın İstanbul Bayrampaşa Cezaevi'ne nakledilmesini talep etmiştir.

Genel Müdürlük, 04.10.2001 tarihli yazısında, bu şikayetin içeriğine itiraz etmiştir. Başvuranın hem Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi'nin revirinde tıbbi muayeneden geçtiğini hem de 06.08.2001 tarihinde Kocaeli Devlet Hastanesi'ne götürüldüğünü belirtmiştir. Cezaevi yetkililerinin başvuranın bir sonraki tıbbi muayenesini ayarlamak için bir hastaneyle yazışmalar yaptığını eklemiştir. Son olarak, başvuranın gerekli olduğu takdirde İstanbul'daki hastaneye getirilip götürülebileceği için cezaevi değişikliğinin gereksiz olduğunu öne sürmüştür.

Başvuranın avukatı 13.02.2002 tarihinde, Kocaeli Ceza Mahkemesi'ne bir şikayet dilekçesi sunmuştur. Müvekkilinin 07.02.2002 tarihinde yapılan arama sırasında onur kırıcımuameleye maruz kaldığını, buna direndiği için de hücre hapsinde tutulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca müvekkilinin, iki kişiyle paylaştığı odasına geri götürülmesini veya avluda diğerleriyle karışabileceği başka bir odaya nakledilmesini talep etmiştir.

Kocaeli Ceza Mahkemesi, 27.02.2002 tarihinde bu talebi reddetmiştir. Oda Seçici Kurulu'nun, başvuranı, cezaevi avlusunun bir kısmını iki kişiyle paylaşabileceği bir odaya yerleştirdiğine karar vermiştir. Cezaevi yetkililerinin yaptıkları muameleye ilişkin şikayet Cumhuriyet Savcısı'nın değerlendirmesine bırakılmıştır.

Cumhuriyet Savcısı, 26.04.2002 tarihinde, 27.07.2001 tarihli olaylara ilişkin olarak, Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi'nin gardiyanları aleyhinde takibat açılmaması gerektiğine karar vermiştir. Takibat açılmaması kararında, Cumhuriyet Savcısı, Gebze Cezaevi'nden F Tipi Cezaevi'ne nakledilmeye direndikleri için, (başvuran da dahil) mahkumları zapt etmek amacıyla güvenlik güçlerinin zor kullanmaya mecbur kaldıklarını belirtmiştir. F Tipi Cezaevi'ne vardıktan sonra, mahkumlar, doktor tarafından muayene edilmiş, doktor tıbbi rapor düzenlemiştir. Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısı askerler ya da gardiyanlar hakkında takibat başlatılması için somut bir delil bulunmadığı kanısındadır.

Başvuranın avukatı 20.05.2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı'nın 26.04.2002 tarihli kararına Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi'nde itiraz etmiştir. Cumhuriyet Savcısı'nın yeterli bir ön soruşturma yapmadan, takibat açmamaya karar verdiğini belirtmiştir.

Ulusal hukuka göre, güvenlik güçlerinin ya da cezaevi görevlilerinin kötü muamele iddialarından sorumlu olabileceklerini gösteren yeterli delilin bulunduğu durumlarda, Cumhuriyet Savcılarının, cezai takibat başlatmalarının zorunlu olduğunu savunmuştur.

Başvuran, 04.12.2002 tarihinde, Gebze Özel Tip Cezaevi'ne nakledilmiştir. Bu cezaevinden 11.12.2002 tarihinde salıverilmiştir.
Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi Müdürü, 02.09.2005 tarihli yazıda, Kocaeli Cumhuriyet Savcısı'na, başvuranın 07.02.2002 ile 15.05.2002 tarihleri arasında tek odada tutulduğunu, ancak bunun disiplin cezası amaçlı olmadığını bildirmiştir. Başvuranın avluyu diğer tutuklularla paylaştığını belirtmiştir. Cezaevi müdürü, başvuranın örgütten arkadaşlarıyla ters düştüğü ve bu yüzden odayı paylaşacak kimse kalmadığı için başka bir cezaevine gönderilmesini tavsiye eden psiko-sosyal hizmet birimlerinin hazırladığı rapora dayanmıştır. Başvuran yazıda bahsi geçen "tek oda"nın, avluyu başkalarıyla paylaşamadığı bir hücre olduğunu öne sürmüştür.

HUKUKA İLİŞKİN I. AİHS'NİN 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, AİHS'nin 3. Maddesi uyarınca, cezaevleri arasında ve cezaevinden hastaneye nakli sırasında, tüm giysileri çıkarttırılarak arandığından, anal yoldan yoklandığından ve bunun insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye eşdeğer olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca bu tedbirleri reddettiği için hücre hapsiyle cezalandırıldığını ve bunun hem fiziksel hem de ruhsal durumunun bozulmasına yol açtığını iddia etmiştir. AİHS'nin 3. Maddesi aşağıdaki gibidir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

A. Kabuledilebilirliğine ilişkin

Hükümet, başvuranın, AİHS'nin 35 § 1. Maddesi'nin gerektirdiği gibi iç hukuk yollarınıtüketmediğini belirtmiştir. Bu bağlamda, başvuranın şikayette bulunabileceği, cezaevi müdürü, cezaevi cumhuriyet savcısı, ceza infaz hakimi, bağımsız izleme kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarınıİzleme Komisyonu ve Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü gibi pek çok yetkili makam bulunduğunu ifade etmiştir. Ancak başvuran bu yola başvurmamıştır.

Başvuran, kendisine kötü muamelede bulunulduğunu ulusal makamlara defalarca şikayet ettiğini iddia etmiştir. Ancak bu makamlar kendisine etkili bir çözüm sağlamamışlardır.

Hükümet, başvuranın şikayetinin, altı aylık süre aşımı kuralıyla da örtüşmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'nün 04.10.2001 tarihli yazısının, başvuranın kötü muamele iddiasına kesin bir yanıt olarak addedilmesi gerektiğini, altı aylık süre aşımının da bu tarihten itibaren hesaplanmasıgerektiğini savunmuştur.
Başvuran, Genel Müdürlüğe yazdığı mektupta, esas olarak, başka bir cezaevine nakledilmek istediğini, böylece daha uygun bir tıbbi muayeneden geçebileceğini belirtmiştir. Ayrıca Genel Müdürlüğün hukuki bir merci olarak addedilemeyeceğini öne sürmüştür. Bu bağlamda, Kocaeli Cumhuriyet Savcısı'na 17.08.2001 tarihinde yapmış olduğu, kötü muameleden bahsettiği ve sorumluların cezalandırılmasını talep ettiği şikayete göndermede bulunmuştur. Bu şikayetine hiçbir yanıt alamadığını iddia etmiştir. Kötü muameleye ilişkin ikinci şikayeti 13.02.2002 tarihinde Kocaeli Ceza Mahkemesi'ne yapmış, şikayetin içindeki talepler bu mahkeme tarafından 27.02.2002 tarihli kararla reddedilmiştir.

AİHM, başvuranın, aslında, hukuki mercilere, maruz kaldığını iddia ettiği aramalarışikayet ettiğini kaydeder. Ancak bu merciler bu şikayetlerin bazılarına yanıt vermemiş, yanıt verdikleri şikayetlerin de soruşturmalarını tamamlamamışlardır. Ayrıca başvuranın, sorumluların cezalandırılması ve koşullarının iyileştirilmesi talebi, yerel makamların kararlarıyla reddedilmiş, son ret kararı Kocaeli Ceza Mahkemesi tarafından 27.02.2002 tarihinde verilmiştir. Başvuran AİHM'ye başvurusunu 17.05.2002 tarihinde, başka bir deyişle ulusal mahkemenin nihai kararının ardından altı ay içinde yapmıştır.

Bu koşullarda, AİHM, Hükümet'in ön itirazlarını reddeder. AİHM ayrıca bu şikayetlerin AİHS'nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadıklarını kaydeder. Ayrıca şikayetlerin başka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmek durumundadır.

B. Esaslara ilişkin

1. Tarafların savları

Hükümet öncelikle şikayetlerin kabuledilebilirliği ile ilgili sundukları savlara başvurmuştur. Başvurana gerekli tıbbi muayenenin sağlandığını eklemiştir. Ayrıca, cezaevleri arasında ve cezaevinden hastaneye nakli sırasında kötü muameleye maruz kaldığı iddia edilen başvuranın, iddialarını destekleyici tıbbi raporlar sunması veya bir doktora durumu hakkında şikayette bulunması gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak böyle bir delil ortaya konmamıştır.

Başvuran iddialarını sürdürmüştür.

2. AİHM'nin değerlendirmesi

a) Başvuranın üstünün arandığı ve hücre hapsi verildiği iddiaları

AİHM, kötü muamelenin AİHS'nin 3. Maddesi kapsamına girmesi için, asgari düzeyde şiddet içermesi gerektiğini yineler. Asgari düzeyde şiddet kavramının değerlendirilmesi görecelidir; muamelenin süresi, fiziksel ve zihinsel etkileri, bazı durumlarda ise mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm ayrıntılarına bağlı olarak değişir. AİHM, belirli bir muamelenin 3. Madde çerçevesinde "onur kırıcı" olup olmadığına karar verirken, amacın sözkonusu kişiyi aşağılamak ve küçük düşürmek mi olduğu ve yol açtığı sonuçlar ile ilgili olarak muamelenin başvuranın kişiliğini 3. Madde ile uyuşmayan, kötü bir biçimde etkileyip etkilemediğini göz önünde bulundurur. Öte yandan, böyle bir amacın bulunmamasının, ihlal tespitini kesin olarak ortadan kaldırmadığı da not edilmelidir (Peers - Yunanistan, 28524/95). Ayrıca, ıstırap ve aşağılanma, her durumda, bir kimseyi hürriyetinden yoksun bırakacak bir tedbir gibi belirli bir meşru muamele ya da cezanın kaçınılmaz olarak ötesine geçmek durumundadır (bkz. Kudla - Polonya [BD], 30210/96, Valašinas - Litvanya, 44558/98), Jalloh - Almanya [BD], 54810/00).

AİHM, başvuranın elbiselerinin çıkartılıp mahremiyeti aşan bir biçimde vücudunun yoklanarak aranması bağlamında bu ilkeleri uygulama olanağı bulmuştur. AİHM, elbiselerin çıkartılarak arama yapılmasının, cezaevi güvenliğini sağlama ve kargaşa ortamını ya da suçu önleme gibi durumlarda gerekli olsa da, uygun bir biçimde yerine getirilmesi gerektiği kanısındadır. Yalnız uygun bir biçimde insanlık onuruna gerekli saygı gösterilerek ve meşru bir amaçla yerine getirilen aramalar 3. Madde ile uyumlu olabilir (bkz. Wainwright - İngiltere, 12350/04).

Öte yandan, aramanın yapılış biçimi, böyle bir işlemin kaçınılmaz olarak yol açtığıküçültmeyi önemli ölçüde ağırlaştıran alçaltıcı unsurlar taşıyorsa, 3. Madde'nin korunmasıgündeme gelir: örneğin, mahkumla alay eden ve onu sözle taciz eden dört gardiyanın önünde arama gerçekleştirilmiştir (Iwa?czuk - Polonya, 25196/94). Benzer biçimde, aramanın, cezaevi güvenliğinin korunması ve suç ve karmaşanın önlenmesiyle ilgili sağlam bir ilişkisi bulunmadığından, bu durum sorun teşkil edebilir (bkz. örneğin, Iwa?czuk davasında, yeniden mahkemeye çıkmak üzere tutuklu bulunan örnek başvuran, oy kullanma hakkını kullanmak istediğinde aranmıştı; Van der Ven - Hollanda (50901/99) davasında elbiseleri çıkartılarak gerçekleştirilen arama, sistematik bir biçimde ve uzun vadede ikna edici güvenlik ihtiyacının bulunmadığı durumlarda gerçekleştirilmişti). Son olarak, bir tutuklu için gelen ziyaretçilerin elbiselerinin çıkarılarak aranmalarının meşru bir amacı olduğu fakat bazı kuralları ihlal ettiği bir davada, AİHM, bu muamelenin, 3. Madde'nin men ettiği asgari düzeyde şiddete ulaşmadığı fakat AİHS'nin 8 § 2.

Maddesi'nin koşullarını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

AİHM, yukarıda bahsedilen davalarda, başvuranların onur kırıcı aramalarla ilgili iddialarını incelerken, elinde, başvuran ya da her iki tarafın da sunduğu, arama sırasında yapılan kayıtlar ve görgü şahitlerinin tanık ifadeleri gibi olayların ispatını sağlayan deliler bulunduğunu kaydeder. Ancak bu davada bu amaca yönelik hiçbir bilgi ve belge sunulmamıştır.

Sonuç olarak, sunulan delil başvuranın kötü muameleye maruz kaldığını makul şüphelerden uzak bir biçimde saptamayı sağlamıyorsa, AİHM, bu nedenden ötürü, AİHS'nin 3. Maddesi'nin ihlalinin bulunduğunun kanıtlandığı sonucuna varamaz.
Hücre hapsi cezasıyla ilgili şikayete geldiğimizde, AİHM, Kandıra/Kocaeli F Tipi Cezaevi yetkililerinin, başvuranın örgütünün üyeleriyle anlaşmazlık yaşadığı için bir süre tek odada yalnız tutulduğunu bildiren belgeler sunduklarını kaydeder. Sonunda, 2002 yılının Aralık ayında, başvuran Gebze Özel Tip Cezaevi'ne nakledilmiştir. Ayrıca yetkililer başvuranın sözkonusu süre içerisinde diğer tutuklularla avluyu paylaşabildiğini de belirtmişlerdir.

Başvuranın bu unsurları kabul etmemesine rağmen, AİHM, yine de iddialarının yeterli belgelenmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla AİHM bu davayla ilgili AİHS'nin 3. Maddesi'nin esastan ihlal edilmediği sonucuna varır.

b) Etkili soruşturma yapılmaması

Öte yandan AİHM, bir kimsenin Devlet tarafından 3. Madde'nin ihlal edildiği bir muameleye maruz kaldığı yönünde güvenilir bir iddiada bulunması halinde, bu hükmün, AİHS'nin 1. Maddesi uyarınca Devletin genel "… kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme'de … açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma" görevi ile bağlantılı olarak okunduğunda, ima yoluyla, etkili bir resmi soruşturma gerektirdiği kanısındadır.

Özellikle, AİHM yetkili makamların ilgili tarihte bu şikayetleri etkili bir biçimde yanıtlamamaları nedeniyle AİHS'nin 3. Maddesi tarafından men edilen bir muamelenin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bir sonuca ulaşamıyorsa, 3. Madde'nin usulüne ilişkin sorular ortaya çıkmaktadır (bkz. Khashiyev ve Akayeva - Rusya, 57942/00 ve 57945/00).

AİHM, başvuranın Kandıran Cumhuriyet Savcısı'na 27.07.2001 ile 02.08.2001 tarihlerinde meydana gelen olaylar ile ilgili yaptığı başvuru ile 13.02.2002 tarihinde Kocaeli Ceza Mahkemesi'ne yaptığışikayetin, beraber göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın 3. Madde'ye aykırı bir muameleye maruz kaldığı gibi makul bir şüpheye yol açtığını gözlemler (Labita - İtalya [BD], 26772/95, Kazım Gündoğan - Türkiye, 29/02).

AİHM, başvuranın aslında ulusal makamlara birçok kereler, elbiselerinin çıkartılarak, makat bölgesinin yoklanması da dahil onur kırıcı biçimde arandığı iddiasıyla ilgili şikayette bulunduğunu kaydeder. İlk başvuru, iki cezaevi arasında 27.07.2001 tarihinde nakledilmesi sırasında meydana gelen olayla ilgili Kandıra Cumhuriyet Savcısı'na yapılmıştır. Cumhuriyet Savcısı, 26.04.2002 tarihinde sözkonusu cezaevi görevlileri hakkında dava açılmamasına karar vermiştir. Başvuran Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi'nde bu karara itiraz etmiştir. Dava dosyası bu itirazın sonucuna ilişkin hiçbir bilgi içermemektedir. Başvuran, 02.08.2001 tarihinde cezaevinden hastaneye nakli sırasında gerçekleştirilen aramaya ilişkin bir şikayette daha bulunmuştur.

Dava dosyasında Kandıra Cumhuriyet Savcısı'nın bu şikayete ilişkin soruşturma başlattığını gösteren bir emare bulunmamaktadır. Başvuran ayrıca Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü'ne 16.08.2001 tarihinde kötü muamele iddialarıyla ilgili bir şikayet dilekçesi vermiştir. Buna ilişkin de bir şey yapılmadığı gözlemlenmektedir. Aynı konuyla ilgili son başvuru 13.02.2002 tarihinde Kocaeli Ceza Mahkemesi'ne yapılmıştır. Dava dosyasıbaşvuranın iddialarına ilişkin herhangi bir soruşturma hakkında bilgi içermemektedir.

AİHM ayrıca, Hükümet'in, yetkili makamların başvuranın iddialarına ilişkin bir girişimde bulunduklarını gösteren bir bilgi sağlamadığını kaydeder. AİHM, hukuki mercilerin, olayların herhangi birisiyle ilgili olarak, başvurandan kötü muamele iddialarına ilişkin ifade almamasının özellikle dikkat çekici olduğu sonucuna varmıştır. Hukuki merciler, başvuranın şikayetçi olduğu muameleye karışmakla suçladığı cezaevi görevlilerinin de ifadesini almamışlardır.

Bu koşullarda, AİHM, bu davada, yetkili makamların, 3. Madde'nin gerektirdiği üzere başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanısındadır.

Buna göre, bu hüküm usul yönünden ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 5 § 3. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, tutuklu olarak yargılanma süresinin, AİHS'nin 5 § 3. Maddesinin gerektirdiği "makul süre"yi aştığından şikayetçi olmuştur. Bu Madde'nin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:

"Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes … kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."

Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.

A. Kabuledilebilirliğine ilişkin

AİHM, bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca şikayetin başka bir gerekçe altında da kabuledilmez olarak değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir olarak ilan edilmek durumundadır.

B. Esaslara ilişkin

AİHM, bu davada göz önünde bulundurulacak sürenin 16.10.1992 tarihinde başlayıp, 11.12.2002 tarihinde sona erdiğini gözlemler. Dolayısıyla süreç on yıldan fazla bir süreyi kapsar.

AİHM, bu başvurudaki soruna benzer meseleleri konu alan davalarda sıklıkla AİHS'nin 5 § 3. Maddesi'nin ihlal edildiğine kara vermiştir (bkz. örneğin Dereci - Türkiye, 77845/01 ve Taciroğlu - Türkiye, 25324/02).

AİHM, sunulan tüm bilgi ve belgeleri incelemiş, Hükümet'in bu davada farklı bir karar vermesini sağlayacak bir delil ya da argüman ileri sürmediği kanısına varmıştır. Konunun içtihadını göz önünde tutarak, AİHM, bu davada yargılanma öncesi tutukluluk süresinin haddinden fazla olduğu ve AİHS'nin 5 § 3. Maddesi'ne karşı gelindiği kararına varmıştır.

Dolayısıyla bu Madde ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 13. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, ayrıca AİHS'nin 13. Maddesi çerçevesinde mağduriyetiyle ilgili etkili başvuru yollarından yoksun bırakıldığını iddia etmiştir. Bu Madde'ye göre:

"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmışda olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir."

AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen hususlarla bağlantılı olduğunu, bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmesi gerektiğini kaydeder. Öte yandan AİHS'nin 3. ve 5 § 3. Maddeleri kapsamında tespit edilen ihlallerle ilgili olarak, AİHM, başvuranın bu başlık altındaki iddialarının ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır.

IV. AİHS'NİN 14. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Son olarak, başvuran, AİHS'nin 14. Maddesi uyarınca kötü muameleye maruz bırakıldığını ve siyasi görüşleri nedeniyle haddinden uzun tutuklu kaldığını ileri sürmüştür. AİHS'nin 14. Maddesi'ne göre:

"Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır."

Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.

Öte yandan, AİHM'ye sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde, bu Madde'nin ihlal edildiğine ilişkin bir emare ortaya çıkmamaktadır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve AİHS'nin 35 §§ 3. ve 4. Maddesi'ne göre reddedilmelidir.

AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

AİHS'nin 41. Maddesi'ne göre:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."

A. Tazminat

Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin haddinden uzun olmasının sonucu olarak maddi zarar gördüğünü iddia etmiş, tazminatın miktarını AİHS'nin takdirine bırakmıştır. Ayrıca manevi tazminat olarak 25.000 Euro talep etmiştir.

Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir. Başvuranın meydana geldiği iddia edilen maddi zararı belgeleyemediğini, manevi tazminat talebinin de haddinden fazla ve kabul edilemez olduğunu belirtmiştir.

AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi zarar arasında nedensellik ilişkisi görmemekte, dolayısıyla bu başlık altındaki talebi reddetmektedir. Ancak, meseleyi tarafsızlık esasıyla değerlendirdiğinde, başvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

B. Mahkeme masrafları

Başvuran ayrıca, AİHM önünde meydana gelen mahkeme masrafları için 6.500 Yeni Türk Lirası (4.060 Euro karşılığı) talep etmiştir. Bu meblağın hem avukat ücreti, hem de çeviri, kırtasiye ve posta masraflarını içerdiğini belirtmiştir.

Hükümet, başvuranın bu harcamayı kanıtlayamadığını savunarak, bu talebe itiraz etmiştir.

AİHM'nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığıve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir. Bu davada, AİHM, sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler ışığında, AİHM'de açılan takibatlar için 1.500 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıştır.

C. Gecikme Faizi

AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığımarjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.

BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. AİHS'nin 3., 5 § 3. ve 13. Maddeleri uyarınca yapılan şikayetlerin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;

2. Arama iddiaları ve tutukluluk koşullarıyla ilgili olarak AİHS'nin 3. Maddesi'nin esastan ihlal edilmediğine;

3. Yetkili makamların, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yapmamaları nedeniyle AİHS'nin 3. Maddesi'nin ihlal edildiğine;

4. AİHS'nin 13. Maddesi'yle ilgili şikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;

5. (a) Sorumlu Devlet'in, aşağıdaki meblağları, AİHS'nin 44 § 2. Maddesi'ne göre nihai kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası'na çevirerek, başvurana ödemesine:

(i) 10.000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat;
(ii) mahkeme masrafları için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro);
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;

(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.

5. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanınıreddetmiştir.

İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77. Maddesi'nin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 10.05 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA