kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
İRFAN BAYRAK - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İRFAN BAYRAK- TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:39429/98)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
3 Mayıs 2007

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (39429/98) başvuru no'lu davanın nedeni, Türk vatandaşı olan İrfan Bayrak'ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (Komisyon) 1 Aralık 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Şanlıurfa Barosu avukatlarından M. Toprak tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVA KOŞULLARI

Başvuran 1971 doğumlu olup Türkiye'de ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Türk ordusunda Uzman Çavuş olarak görev yapmaktadır.

25 Mayıs 1997 tarihinde Irak sınırında PKK üyelerine karşı düzenlenen bir operasyon sırasında gözcülük yapmak üzere görevlendirilmiştir.

Tutanaklara göre 28 ve 31 Mayıs 1997 tarihlerinde yapılan denetlemeler sırasında başvuranın, kızılötesi bir kamera ile çevreyi gözetlemesi gerekiyorken uyuyakaldığı tespit edilmiştir. Denetlemeyi yapan kişiler kameranın kapalı olduğunu gözlemlemişlerdir.

Başvuran aleyhinde iki disiplin davası açılmıştır. Bunlar, yukarıda belirtilen tarihlerde gece nöbeti tuttuğu sırada uyumak suretiyle birliği tehlikeye atarak askeri disipline aykırıtutum ve davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle açılmıştır.

28 Mayıs 1997 tarihinde nöbet emrini veren birlik komutanına verdiği ifadesinde başvuran, o gece ile ilgili olarak yapılan suçlamayı reddetmiştir. Başvuran görevi sırasında uyumadığı hususunda ısrar etmiş ve bunu kanıtlayacak tanıkların olduğunu belirtmiştir. Başvuran denetleme birliği tarafından yapılan denetleme ile ilgili olarak, kameranın aküsünün zayıfladığını ve sabaha kadar çalışabilmesi için belirli aralıklarla kamerayı kapatmak zorunda kaldığını belirtmiştir. 31 Mayıs 1997 gecesi ile ilgili olarak başvuran, 1 Haziran 1997 tarihinde verdiği ifadesinde başvuran yorgun olduğunu ve iki gündür uyumadığını belirtmekle yetinmiştir.

Başvuran tarafından isimleri verilen tanıkların ifadeleri birlik komutanı tarafından alınmıştır. Bu tanıklardan iki tanesi başvuranın uyuduğunu doğrulamıştır.

11 Temmuz 1997 tarihli iki iddianameyle 3. Hudut Alay Komutanı K.B., iki defa nöbet düzenini ihlal ettiği gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiştir.

Üç askerden oluşan Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi, 22 Temmuz 1997 tarihinde, 28 ve 31 Mayıs 1997 tarihlerinde görevlerinden doğan zorunluluklarını yerine getirmediği gerekçesiyle başvuran aleyhinde ayrı ayrı olarak dile getirilen iki şikayetle ilgili olarak bir duruşma gerçekleştirmiştir.

Mahkeme önünde birinci suçlama ile ilgili olarak başvuran, alay komutanı önünde verdiği ifadesini yinelemiştir. Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi, tanıkların ifadesine başvurduktan sonra nöbetle ilgili kurallara uymaması sebebiyle başvuranı suçlu bulmuş ve 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve CezalarıHakkındaki Kanun uyarınca başvuranın otuz gün süreyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karar vermiştir.

31 Mayıs 1997 gecesi ile ilgili olarak dile getirilen ikinci suçlama ile ilgili olarak başvuran o gece nöbet tuttuğu sırada uyuduğunu kabul etmiştir. Başvuran yer olmamasısebebiyle gün içinde dinlenme imkanı bulamadığını belirtmiştir. Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi bu suçla ilgili olarak aynı Kanun'un aynı maddesi uyarınca başvuranın kırk beşgün süreyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karar vermiştir.

Başvuran iki mahkumiyet kararı aleyhinde aynışekilde üç askerden oluşan 20. ZırhlıTugay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi nezdinde itirazda bulunmuştur. Bu mahkeme üyeleri arasından en rütbeli olanı binbaşı olan üyedir.

Disiplin konularına bakmakla yükümlü olan Disiplin Subayı, başvuranın gün içerisinde askerlerin hizmetine sunulan çadırlardan birinde dinlenebileceği gerekçesiyle başvuranın itirazının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini sunmuştur.

Duruşma düzenlemeden dosyaları inceleyen Disiplin Mahkemesi, 30 Temmuz 1997 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiş ve başvurana verilen cezaları onamıştır. Bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunulamadığından bu kararlar kesinleşmiştir.

HUKUK AÇISINDAN AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, AİHS'nin 6 § 1. maddesi uyarınca davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmediğini iddia etmektedir. Başvuran, Askeri Disiplin Mahkemesi'nde görev yapan subayların hukuk alanında deneyimi ve sıfatı bulunmayan kişiler olduğunu ve özellikle de bu kişilerin üstlerine bağlı olarak çalıştıklarını ileri sürmektedir.

A. Kabuledilebilirlik Hakkında

Hükümet, başvurana verilen cezanın Türk Hukuk Sisteminde disiplin hukuku alanına girdiğinden, AİHS'nin 6. maddesinin mevcut davaya uygulanamayacağını belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak disiplin hukukunun yanı sıra Türkiye'de askeri ceza hukukunun da var olduğunu hatırlatmaktadır.

Hükümet ayrıca dava olaylarını ve kişinin tutum ve davranışları ile bunun sonuçlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet'e göre olay ya da tutum, yalnızca suçlu olan kişinin mesleki sıfatı sebebiyle topluluk bilincine aykırı düşerse bu durumda disiplin cezasının niteliği üzerinde durmak gerekmektedir.

Başvuranların ordudan ihraç edilmelerinin, yalnızca özel bir statüye sahip bir gruba yönelik olduğu gerekçesiyle cezai müeyyide olarak değerlendirilmediği Engel ve diğerleri-Hollanda kararına (23 Kasım 1976 tarihli karar, A serisi no: 22) ve aynışekilde AİHM'nin diğer kararlarına (diğerleri arasında, Katı-Türkiye (karar), no: 39323/98, 9 Temmuz 2002, ve Çevik-Türkiye (karar) 39443/98, 9 Temmuz 2002) atıfta bulunan Hükümet AİHS'nin 6. maddesinin mevcut davada uygulanamayacağını belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili olarak izleyen argümanları sunmaktadır.

Başvurana uygulanan cezai müeyyidenin amacı ve ciddiyeti ile ilgili olarak Hükümet, disiplin cezalarının infazının, askeri ceza mahkemeleri tarafından verilen cezalarla aynı yerde gerçekleştirilemeyeceğinin altını çizmektedir. Hükümet, disiplin cezası alan astsubayların eğitimlerinin devam ettiğini ve bu kişilerin cezaların infazı sırasında haftada birkaç kez yakınları tarafından ziyaret edilebileceklerini ilave etmektedir. Hükümet disiplin cezalarının ilgili kişilerin adli sicil kayıtlarına geçmediğini belirtmektedir.

Mevcut davada verilen cezanın ciddiyeti ile ilgili olarak Hükümet, Askeri Mahkeme'nin başvurana, işlediği suç için kanunda iki yıl hapis cezasını öngören azami cezayıvermediğini belirtmektedir.

AİHM, verilen cezanın disiplin alanına mı yoksa ceza alanına mı girip girmediği ortaya koyabilmek amacıyla içtihadında yer alan kriterleri hatırlatmaktadır. Bununla ilgili olarak AİHM suçun türünün bile ciddi bir değerlendirme unsuru teşkil ettiğini not etmektedir. Askeri bir personel silahlı kuvvetlerin çalışmasını düzenleyen hukuki bir kuralı çiğneyecek bir harekette bulunmakla itham edildiğinde Devlet ilke olarak bu kişiye karşı ceza hukuku yerine disiplin hukukunu uygulayabilir.

Bununla birlikte AİHM'nin denetimi burada sona ermemektedir. Bu denetim, ilgili kişinin maruz kalabileceği cezai müeyyidenin türünü ve ciddiyetini dikkate almadığında genel olarak aldatıcı nitelikte olacaktır. Hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı bir toplumda, türleri, süreleri ve infaz şekilleri itibariyle önemli olarak değerlendirilebilecek bir zarara yol açmayanlar hariç, baskı adı altında uygulanabilecek özgürlükten mahrum bırakan cezalar, "ceza alanı" kapsamına girmektedir. Davanın ciddiyeti, taraf Devletlerin gelenekleri ve AİHS'nin kişinin fiziksel özgürlüğüne atfettiği önem bunu gerektirmektedir (Engel ve diğerleri kararı).
AİHM özellikle de bu son kriterden yola çıkarak başvuranın, AİHS'nin 6 § 1. maddesi bakımından "ceza alanında bir suçlamaya" maruz kalıp kalmadığını inceleyecektir.

AİHM başvurana verilen cezanın ciddiyetini not etmektedir: toplamda yetmiş beş gün özgürlüğünden mahrum bırakılmış ve bu ceza, mahkumiyet cezası ile aynı koşullarda infaz edilmiştir.

AİHM, ciddiyeti ve kişiyi özgürlüğünden yoksun bıraktığı dikkate alındığında başvurana verilen cezanın itiraza yer vermeksizin ceza alanına girdiğini tespit etmektedir. bu nedenle Hükümet'in itirazını reddetmekte ve AİHS'nin 6 § 1. maddesinin mevcut davada uygulanabileceğini belirtmektedir.

Ayrıca AİHM, şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM başvuruda başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.

B. Esas Hakkında

Hükümet, Disiplin Mahkemesi üyelerinin silahlı kuvvetler mensubu olmaya devam ettiklerini ve silahlı kuvvetlere bağlı olduklarını kabul etmektedir. Bununla birlikte Hükümet'e göre, üyelerin bir yıllık görev süreleri boyunca görevlerinden alınamamaları, görevlendirme şekilleri ve yasada ifade edilen diğer güvenceler, askeri mahkemelerin bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını ortaya koymaktadır. Hükümet bununla ilgili olarak 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu ve Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve CezalarıKanunu ile öngörülen güvencelerin altını çizmektedir.

Başvuran, başvurusunu yaptığı sırada dile getirdiği argümanlardan farklı olarak yeni argümanlar sunmamıştır.

AİHM öncelikle, başvuranın yargının "öznel tarafsızlığı" konusunda herhangi bir itirazının bulunmadığını not etmektedir. O halde şikayet, askeri mahkemenin "nesnel" tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile ilgili bulunmaktadır. Bu nedenle AİHM, öncelikle mevcut davada, Askeri Disiplin Yönetmeliği'ne aykırı bir suç işlediği gerekçesiyle kadrolu bir astsubayın askeri mahkemede yargılandığı davanın sözkonusu olduğunu gözlemlemektedir (Bkz., a contrario, Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-IV, ve Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye, 25 Mart 1996).

AİHM, güvenlik güçleri üyelerini yargılamak amacıyla kısmen ya da tamamen askeri üyeden oluşan mahkemelerin kurulması uygulamasının, çok sayıda üye Devlet'in hukuk sisteminde mevcut bir uygulama olduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte askeri mahkemeler, ancak bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını güvence altına alacak yeterli koruma tedbirlerinin bulunması halinde AİHS uyarınca uygunluk arz etmektedirler (Bkz., diğerleri arasında, Morris-Birleşik Krallık, no: 38784/97).

AİHM, bir mahkemenin özellikle de taraflara ve yürütme gücüne karşı "bağımsız" olup olmadığını tespit etmek amacıyla atama şekillerini ve üyelerin görev sürelerini, dışbaskılar karşısında güvencelerin var olup olmadığını dikkate aldığı içtihadını hatırlatmaktadır.

AİHM mevcut davada Askeri Disiplin Mahkemesi üyelerinin, hakim statüsü bulunmayan ve hukuk eğitimi almamış subaylar olduğunu tespit etmektedir. Askeri Disiplin Mahkemesi üyeleri, askeri birlik komutanı tarafından ya da mahkemenin kurulduğu askeri kurumun amiri tarafından seçilmektedir. Bu nedenle bu hakimlerin tamamı, askeri hiyerarşinin emirlerine bağlıdır.

AİHM mevcut davada, ne ilk derece mahkemesi üyelerinin ne de temyiz incelemesi yapan üst merci üyelerinin meslek hayatlarının sonuna yaklaşmış subaylar olduğunun altınıçizmektedir (Bkz., a contrario, Engel ve diğerleri). O halde bu üyeler, yargı görevi görürken üst makamlara bağlı olmakta ve eylemlerinden ötürü askeri hiyerarşiye hesap verme zorunluluğundan bağışık tutulmalarını sağlayacak hiçbir özel güvenceden yararlanmamaktadırlar.

AİHM ayrıca başvuranı iki ayrı disiplinsizlik eyleminden dolayı suçlayan alay komutanının, Askeri Disiplin Mahkemesi'nde yer alan subaylardan rütbe olarak üstün olduğunu not etmektedir (Bkz., mutatis mutandis, Findlay-Birleşik Krallık, 25 Şubat 1997).
Hakimlerin görev sürelerinin sağlayabileceği güvence ile ilgili olarak AİHM, Askeri Disiplin Mahkemesi üyelerinin görev sürelerinin bir yıl ile sınırlı olduğunu gözlemlemektedir. Karşılaştırma yapılmasını sağlayabilmek amacıyla AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görev yapan hakimlerin dört yıllık görev süresinin kısa olduğuna kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır.

AİHM hakimlerin görev sürelerinin, genel anlamda bağımsızlıklarının doğal bir sonucu olarak değerlendirilse dahi, gerekli olan diğer koşulların bulunması durumunda bu sürenin kısa oluşunun, hakimlerin bağımsız olmadığı yönünde bir değerlendirilmenin yapılabilmesi için başlı başına yeterli olmadığını yinelemektedir (mutatis mutandis, Morris, ve Campbell ve Fell-Birleşik Krallık, 28 Haziran 1984 tarihli karar).

Mevcut davada bağımsızlık için gerekli olan diğer koşulların bir arada olduğuna kanaat getirilmemektedir.

Yukarıda ifade edilen gerekçelerin tamamı için başvuranın Askeri Disiplin Mahkemesi'nin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin nesnel olarak ortaya konulduğu kanaatindedir (Bkz., aynı zamanda, mutatis mutandis, A.D.-Türkiye, (karar), no: 29986/96, 22 Aralık 2005). AİHM ayrıca üst mahkemenin bu durumun telafi edilmesine imkan verecek güvenceler sunmadığını tespit etmektedir.

Sonuç olarak Askeri Disiplin Mahkemesi'nin, tarafsız ve bağımsızlıktan yoksun olduğuna ilişkin şikayetle ilgili olarak AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

AİHM daha önce buna benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğuna kanaat getirilen bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve hakkaniyet uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatmaktadır. Bu husustaki ihlal tespiti ışığında AİHM, başvuranın davasının adil olarak görülmediğine ilişkin diğer şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir (Bkz., diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998, ve Okutan-Türkiye, no: 43995/98, 29 Temmuz 2004).

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran maddi tazminat olarak 3.000 Euro talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda hapsedilmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın tazmini için 20.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve bu iddiaların hiçbir belge ile desteklenmediğini belirtmektedir.

AİHM maddi tazminat talebinin desteklenmediğini tespit etmekte ve bu talebi reddetmektedir. AİHM, manevi tazminatla ilgili olarak mevcut davada verilen ihlal kararının, adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran AİHM ve yerel mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu talebin gerekçelendirilmediğini belirtmektedir.

AİHM'nin içtihadına göre ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada ve elindeki mevcut unsurlar ve yukarıda ifade edilen kriterler dikkate alındığında AİHM, başvurana tüm masraflarla birlikte 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;

2. Askeri Disiplin Mahkemesi'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasısebebiyle AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına;

1.İhlal kararının başvuranın uğradığı manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;

2. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine:

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet'in, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;

6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA