kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
YAKIŞAN-TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
HÜRRİYET VE GÜVENLİK HAKKI
KABUL EDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
YAKIŞAN - TÜRKİYE DAVASI(Başvuru no: 11339/03)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG
6 Mart 2007

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (11339/03) başvuru no'lu davanın nedeni Erdoğan Yakışan'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 10 Mart 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu avukatlarından T.Elçi tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

Başvuran 1970 doğumludur ve halen Diyarbakır cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.

Başvuran 28 Şubat 1994 tarihinde yasadışı terör örgütü PKK'ya yardım etmek ve Tatvan'da meydana gelen kimi şiddet olaylarına karışma suçlamasıyla Tatvan Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır.

Başvuran 17 Mart 1994 tarihinde Tatvan Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş, aynı gün tutuklu yargılanmasına karar veren Tatvan Sulh hakimi karşısına çıkarılmıştır.

Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 28 Mart 1994 tarihli bir iddianame ile başvuranı ve diğer yirmi kişiyi TCK'nın 125. maddesinde yer alan suçlar kapsamında PKK'ya yardım ve yataklık etmekle itham etmiştir.

DGM 18 Haziran 1998 tarihinde başvuranı suçlu bulmuş ve TCK'nın 125. maddesinin uygulanmasına istinaden adı geçeni ölüm cezasına çarptırmış, daha sonra bunu müebbet hapis cezasına çevirmiştir.

Yargıtay 8 Mart 1999 tarihinde DGM'nin kararını bozmuş ve başvuranın davası ile diğer bir sanığın davası arasında bir bağ olduğunu hatırlatmış ve iki dosyanın birleştirilmesine karar vermiştir.

6 Temmuz 1999 tarihinde iki dava birleştirilmiştir.

DGM, 19 Ekim 2000 tarihinde geri gönderilen karara dayalı olarak başvuranı bir kez daha ölüm cezasına çarptırmış ve karar daha sonra müebbet hapis cezasına dönüştürülmüştür.

Yargıtay 13 Haziran 2001 tarihinde temyiz başvurusu üzerine 19 Ekim 2000 tarihli kararıbozmuştur.

16 Haziran 2004 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasını öngören 5190 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş, böylece başvuranın dosyası Diyarbakır Ağır ceza mahkemesine nakledilmiştir.

Ağır ceza mahkemesindeki yargılama halen devam etmektedir. Bu süre boyunca başvuranın temsilcisinin her duruşmada adı geçenin serbest bırakılma talebi özellikle işlenen suçun niteliği ve kanıtların durumu dikkate alınarak reddedilmiştir.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 5 § 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASINA İLİŞKİN

Başvuran tutuklu yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta ve bu bağlamda AİHS'nin 5 § 3. maddesini ileri sürmektedirler.

A. Kabuledilebilirliğe dair

AİHM bu şikayetin AİHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini yapmakta ve şikayetin esastan incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir. Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiştir.

B. Esas hakkında

Hükümet ulusal mahkemelerin başvuranın tutuklu yargılanması kararınıgerekçelendirdiklerini savunmakta, yürütülen soruşturmaların ve kanıt unsurlarının bu talepleri reddetmek için yeterli unsurlar olduğunu ifade etmektedir. Hükümet başvuranın tutuklu olarak yargılanmasının gerekli olduğunu ve iç hukuk mahkemelerinin bu doğrultuda yapılan talepleri reddettiğini dile getirmekte, başvuranın tutukluluk döneminin aşırıolmadığını savunmaktadır. Hükümet ayrıca 466 sayılı Kanun uyarınca başvuran isteseydi mahkum edilmesinden kaynaklanan zararı giderecek tazminat davası açabileceğinin altını çizmektedir.

Başvuran Hükümetin savlarına karşı çıkmaktadır.

AİHM başvuranın tutukluluk süresinin aşırı olduğu ve bu durumdan kaynaklanan zararın giderilmesine tazmin yolunun mevcut olmadığı saptamasını yapmaktadır. Hükümet tarafından dile getirilen başvuru yolu yalnızca 5 § 5. maddesi ile ilgili olsa dahi, başvuranın şikayeti AİHS'nin 5 § 3. maddesine girmektedir (Bkz. Yağcı ve Sargın-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995 ve Tekin ve Baltaş-Türkiye kararı, 7 Şubat 2006).

AİHM, göz önünde bulundurulması gereken son dönemin 5 § 3. maddesince "sanığın ilk derecede esasa dayalı olarak itham edilmesi" olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Wemhoff-Almanya kararı, 27 Haziran 1968 ve Labita-İtalya kararı no: 26772/95).

Bu başvuruda başvuranın tutukluluğuna değin sözkonusu ilk dönem tutuklandığı 28 Şubat 1994 tarihinde başlamış ve mahkum edildiği 18 Haziran 1998 tarihinde son bulmuştur. Bu süre dört yıl üç ay yirmi gündür. Bu tarihten sonra, başvuran "yetkili bir adli merci önüne çıkarılmak amacıyla" değil "yetkili bir mahkeme tarafından mahkumiyetinin ardından" hükümlü olmuştur (Bkz. I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, no: 495/02, 18 Temmuz 2006).

Yargıtay'ın 18 Haziran 1998 tarihinde kararı bozduğu tarihten 8 Mart 1999'dan itibaren dava DGM'de yeniden ele alınmış ve AİHS'nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca ikinci bir tutuklu yargılanma dönemi başlamış, mahkemenin 19 Ekim 2000 tarihinde TCK'nın 125. maddesinin uygulanmasına istinaden verdiği kararla başvuran müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. AİHM bununla birlikte, başvuranın 19 Ekim 2000 tarihinde hali hazırda altı yıl altı ay yirmi gündür mahkum olduğunu not etmektedir.

Yargıtay'ın 19 Ekim 2000 tarihinde kararı bozmasından sonra 13 Haziran 2001'den itibaren dava DGM'de yeniden incelenmiş ve AİHS'nin 5 § 1 c) maddesi uyarınca üçüncü tutuklu yargılanma dönemi başlamış, beş buçuk yıldan fazla bir sürede son bulmamıştır. Başvuran toplamda yaklaşık on bir yıl yedi aydan fazla bir zamanı tutuklu olarak geçirmiştir.

AİHM ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aşılmamasını gözetmek düştüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak AİHM, AİHS'nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığınıtespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).

Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul şüphelerin devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarınıeklemektedir.

Bunların "gerekli" ve "yeterli" olduğu takdirde, AİHM ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 52, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no: 61446/00, 5 Nisan 2005).

Bu çerçevede, ulusal mahkemeler dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında düzenli olarak "işlenen suçun yapısı", "suçun niteliği", "kanıtların durumu", "tutukluluk süresi", "dava dosyasının içeriği" gibi benzer ifadelerle başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmişve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

AİHM'ye göre "delillerin durumu" ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve devam ettiği anlaşılmaktadır.

Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar başvuranın tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı).

Bu koşullar çerçevesinde başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu ışığında AİHM, AİHS'nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

II. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

A. Kabuledilebilirlik hakkında

Başvuran yargı sürecinin uzunluğu ile AİHS'nin 6 § 1. maddesinde öngörülen "makul süre" ilkesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.

Hükümet bu iddiaya karşıçıkmaktadır.

AİHM, öncelikle yargı sürecinin uzunluğu şikayetinin AİHS'nin 35 § 3. maddesi doğrultusunda temelden yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Ayrıca başvurunun kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer almamaktadır.

B. Esas hakkında

Hükümet olayların koşulları dikkate alındığında yargı uzunluğunun aşırı olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetmekte, bu bağlamda birçok sanığın yer aldığı davanın karmaşık yapısının, başvurana isnat edilen suçun niteliğinin altını çizmektedir; sözkonusu ceza davasında derinlemesine, titiz, uzun soluklu ve meşakkatli soruşturmalar yürütülmüştür. Hükümete göre iç mercilere yüklenebilecek hiçbir ihmalkârlık veya etkisiz bir dönem sözkonusu değildir.

Başvuran görüş bildirmemiştir.

AİHM, dikkate alınacak dönemin başvuranın yakalandığı 28 Şubat 1994 tarihinde başladığını not etmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yerini Ağır ceza mahkemesinin aldığı, Yargıtay da dahil üç adli mercide devam eden bu yargı süreci yaklaşık olarak on üç yıldır.

AİHM, bir yargı sürecinin makul yapısının davanın koşullarını müteakip ve yerleşik içtihadından doğan kıstas ışığında özellikle davanın karmaşık yapısı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Pelissier ve Sassi-Fransa kararı).

AİHM, yetkili mahkemelere bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken bütün bu yargı süreci boyunca başvuranın tutukluluk halinin devam ettiğini tespit etmektedir (Bkz. Kalachnikov-Rusya kararı no: 47095/99, Temel ve Taşkın-Türkiye kararı, no: 40159/98, 30 Haziran 2005).

AİHM daha önce de benzer sorunları gündeme getiren birçok davanın ele alındığını ve bunların AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını ifade etmektedir (Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi, Çetin Ağdaş-Türkiye kararları).

Mahkemeye sunulan bütün delil unsurlarının incelenmesinden Hükümetin davanın seyrini farklısonlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı dikkate alındığında AİHM, bu başvuruda sözkonusu sürecin uzunluğunun aşırı olduğu ve "makul süre" zorunluluğunu karşılamadığı neticesine varmaktadır.

Bu nedenle AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

A. Tazminat

Başvuran manevi zarar için 60.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.

AİHM, başvuranın maruz kaldığı zararın yalnızca ihlal kararının tespiti ile giderilemeyeceğini kabul etmekte, hakkaniyete uygun olarak bu doğrultuda adı geçene 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.

B. Masraf ve harcamalar

Başvuran iç hukukta ve AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 7.700 Euro talep etmektedir.

Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.

AİHM mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında, başvurana masraf ve harcamalar içi 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme Faizi

Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığıfaiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,

1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2. AİHS'nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

4. a) AİHS'nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana manevi zarar için 12.000 (on iki bin) Euro, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddelerine uygun olarak 6 Mart 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA