kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
OYMAN-TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
DÜŞÜNCE DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
OYMAN - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no: 39856/02)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Şubat 2007

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (39856/02) başvuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaşı Ayşe Oyman'ın (başvuran) 18 Eylül 2002 tarihinde Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.

Adli yardımdan yararlanan başvuran AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından S. Çetinkaya tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

A. Dava Koşulları

Başvuran Ayşe Oyman 1978 doğumlu Türk vatandaşı olup İzmir'de ikamet etmektedir.

29 Nisan 2002 tarihinde İzmir DGM yedek hakimi Cumhuriyet savcısı'nın talebi üzerine, başvuranın temsilcisi olduğu Yedinci Gündem gazetesinin bürosunda arama yapılabilmesi için arama izni çıkarmıştır.

29 Nisan 2002 tarihinde beş polis memuru sözkonusu gazetenin merkez bürosuna giderek gazetenin daha önceden İstanbul DGM tarafından yasaklanmış dokuz sayısına el koymuştur.

6 Mayıs 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'na ifade veren başvuran, sözkonusu yayınların yasaklandığından haberdar olmadığını belirtmiştir.

21 Mayıs 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranı kamu makamlarının emirlerine uymamakla suçlamıştır. İddianame başvurana tebliğ edilmemiştir.

Sulh Ceza Mahkemesi 6 Haziran 2002 tarihinde düzenlediği ceza kararnamesiyle, başvuranıüç ay hapis cezasına çarptırmış ve akabinde bu cezayı 381.682.144 TL (yaklaşık 263 Euro) para cezasına çevirmiştir. Ayrıca Mahekeme yasak yayınlara el koymuştur.

28 Ağustos 2002 tarihinde İzmir Asliye Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı'nın başvurana tebliğ edilmeyen mütalaasına uygun olarak itiraz başvurusunu reddetmiştir.

Başvuran yargılama sürecinin hiçbir aşamasında açık duruşma imkanından yararlanamamıştır.

II. HUKUK VE UYGUN İÇHUKUK UYGULAMALARI

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

Başvuran, yargı mercileri tarafından duruşma yapılmaması nedeniyle davasının adil olarak görülmediği, böylelikle duruşmalara katılma ve savunma hakkını eksiksiz bir biçimde kullanma hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında bilgilendirilmemesi sebebiyle Cumhuriyet Savcısı'nın mütalaasına cevap verme imkanı bulamamaktan şikayetçi olmaktadır.

AİHM, AİHS'nin 6. maddesinin 3. fıkrasında dile getirilen ilkelerin 1. fıkra ile güvence altına alınan adil dava hakkına özgü yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini anımsatmaktadır. AİHM başvuranın şikayetlerinin AİHS'nin 6 § 1. madde yönünden incelenmesinde fayda olduğunu takdir etmektedir.

Bu iddialara karşı çıkan Hükümet ceza kararnamesinin adil bir dava sonucunda verildiğini savunmaktadır. Hükümet'e göre burada, önemsiz olarak adlandırılan davalarla ilgili işlemleri basitleştirerek mahkemelerin iş yükünü azaltmayı amaçlayan bir prosedür sözkonusudur. Hükümet'e göre Türk Hukuku Asliye Ceza Mahkemesi'ne itiraz edilmesi suretiyle ceza kararnamelerine karşı etkili bir başvuru yolunun bulunduğunu dile getirmektedir. İddianamenin ve Cumhuriyet Savcısı'nın mütalaasının başvurana tebliğ edilmemesine ilişkin olarak Hükümet, başvuranın mahkeme kaleminde bulunan sözkonusu belgelere istediği zaman ulaşmasının mümkün olduğunu belirtmektedir. Hükümet, iddianamede suçlama gerekçelerinin dile getirildiğini ve sonuç olarak bu konularda hüküm verme yetkisinin Sulh Ceza Mahkemesinde olduğunu açıklamaktadır. Hükümet'e göre başvuran, Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararına karşı itiraz imkanına sahip olduğundan silahların eşitliği ilkesinin çiğnendiği iddiasında bulunamaz. Hükümet bu konuda ceza kararnamesi usulünün AİHS'nin 6. maddesinin gereklerine uygun olduğu sonucuna varmıştır.

Hükümet 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Kanunu'nun ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle ceza kararnamesi usulünün artık Türk Hukuku'nda yer almadığına dikkat çekmektedir.

Başvuran iddialarını yinelemektedir.

A. Kabuledilebilirliğe dair

AİHM başvurunun AİHS'nin 35 § 3. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca başvuru herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşılaşmamaktadır. Bu nedenle başvuru kabuledilebilirdir.

B. Esasa dair

AİHM duruşmaların aleniliği ikesinin 6 § 1. maddede yer alan en temel ilkelerden biri olduğunu hatırlatmaktadır. Bu ilke kamu denetiminin dışına çıkan gizli adalet karşısında yargılanabilirleri korur ve mahkemelere olan güvenin muhafaza edilmesine katkıda bulunan unsurlardan birini teşkil eder. Adaletin idaresi noktasında temin ettiği şeffaflık vasıtasıyla adil yargılanma gibi demokratik her toplumda bulunması gereken ilkeler arasında yer alan 6 § 1. maddenin amacına ulaşmasına katkıda bulunur (bkz. Gautrin ve diğerleri - Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar, § 42, Stefanelli - San Marino, no: 35396/97, § 19, ve Karahanoğlu - Türkiye, no: 35396/97, § -3539).

6. maddenin 3. fıkrasının a) bendi "iddianamenin" ilgiliye tebliğine son derece büyük önem atfeder. İddianame cezai takibatta belirleyici bir rol oynar. Bu suretle iddianame tebliğedildiği andan itibaren hakkında suçlamada bulunulan kişi kendisine yöneltilen suçlamaların hukuki ve olgusal temeli hakkında bilgilendirilmiş olur (Kamasinski - Avusturya, 19 Aralık 1989 tarihli karar, § 79). 6. maddenin 3. fıkrasının a) bendi sanığa, yalnızca suçlamanın sebebi hakkında, yani aleyhindeki suçlamanın temelini teşkil eden maddi olaylar değil, bu olayların hukuki niteliği hakkında da ayrıntılı bir biçimde bilgi edinme hakkı tanır (Pélissier ve Sassi - Fransa, no: 25444/94, § 51).

Vicahi yargılanma hakkı ilke olarak bir hukuk davasının ya da ceza davasının taraflarına bildirimde bulunulma ve hakime bağımsız bir hakim ya da savcı -mevcut davada olduğu gibi Cumhuriyet Savcısı- tarafından hakimin kararını etkilemek amacıyla sunulan her türlü kanıt ve gözlemi tartışabilme hakkı tanınmasını da kapsar (bkz., diğerleri arasında, Göç - Türkiye, no: 36590/97, §§ 55).

AİHM öncelikle Asliye Ceza Mahkemesi önünde duruşma yapılmaması hususunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından müzakere edilerek bu durumun adil yargılanma hakkı ve savunma hakkıyla bağdaşmadığı kanaatine varıldığını tespit etmektedir. AİHM bu tespitin yanında yeni Ceza Kanunu'nda ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda ceza kararnamelerine dair bir düzenleme bulunmamasını da dikkate almaktadır.

Ayrıca AİHM eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun ilgili hükümlerince davaya bakan hakimin belli tipte suçlar için duruşma yapmadan sadece dosya temelinde bir ceza kararnamesi düzenleyebilme yetkisine sahip olduğunu kaydetmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yapılan itiraz, hafif ya da ağır bir para cezası kararnamesine yahut geçici olarak meslek veya sanatın icrasının tatiline veya müsadere kararnamesine karşı yapıldığında da aynışekilde duruşma yapılmadan görülmekteydi. Asliye Ceza Mahkemeleri yalnızca dosya temelinde karar verebildiği gibi Cumhuriyet Savcısı'nın yazılı mütalaasını alabiliyor ve gerekli gördüğü takdirde de Cumhuriyet Savcısı'nı dinleyebiliyordu.

Başvuran yargılamanın hiçbir aşamasında ulusal mahkemeler önünde bir duruşma imkanından faydalanmamıştır. Başvuran hiçbir surette kendisini yargılamakla görevlendirilen hakimlerin huzuruna çıkmak imkanı bulamamıştır.

Öte yandan, iddianame başvurana tebliğ edilmemiş ve başvuran duruşma yapılmamasısebebiyle sözkonusu iddianamenin içeriğinden haberdar olamamıştır. Başvuran kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi konusunda bir para cezasına çaptırıldığına ilişkin ceza kararnamesi kendisine tebliğ edildiğinde bilgilendirilmiştir. Oysa Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın itham edildiği cezai suçun sabit olduğu kanaatine daha önceden varmıştı. Sonuç olarak başvuran Cumhuriyet Savcısı'nın Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararını etkilemeye matuf olan mütalaasına cevap vermek imkanı bulamamıştır.

Yukarıda ifade edilenlerin ışığında AİHM savunma hakkını tam anlamıyla icra edememesi sebebiyle başvuranın davasının, sözkonusu davaya bakan mahkemelerce adil bir biçimde görülmediği sonucuna varmıştır.

Bu itibarla AİHS'nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS'NİN 9. VE 10. MADDELERİİLE 1 NO'LU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

AİHS'nin 9. ve 10. maddelerine atıfta bulunan başvuran haber alma verme özgürlüğü hakkının ihlal edidildiğinden yakınmaktadır. Başvurana göre hakında verilen mahkumiyet kararıyla birlikte ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilmiştir. 1 no'lu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunan başvuran tartışmalı yayınlara el konulması nedeniyle mal ve mülk özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

AİHM mevcut başvuruyla ortaya konulan temel hukuki sorunun ceza kararnamesinin AİHS'nin 6. maddesi anlamında adil bir yargılama sonucu çıkarılıp çıkarılmadığı meselesi olduğu kanaatindedir.

Daha evvel bulunduğu ihlal tespitini gözönünde bulunduran AİHM bu şikayetleri ayrıca incelemeye yer olmadığını takdir etmektedir.

III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

A. Tazminat

Başvuran 670 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca 20.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.

Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.

AİHM tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağıgöremediğinden bu talebi reddetmektedir. Öte yandan AİHM başvuranın belli bir manevi zarara uğradığını takdir etmektedir. Bu zararın tazmini için ihlal tespiti yeterli olacaktır.

B. Masraf ve harcamalar

Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.387 Euro talep etmektedir. Başvuran bu taleplerini temellendirmek üzere herhangi bir belge sunmamıştır.

Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.

Her ne kadar başvuran talebini gerektiği gibi temellendirmemiş olsa da AİHM, tüzüğünün 60. maddesi uyarınca, elindeki unsurları dikkate almış ve hakkaniyete uygun olarak başvurana 850 Euro'luk kısmı Avrupa Konseyi tarafından sağlanan adli yardım için düşülmek üzere

1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

C. Gecikme faizi

Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığıfaiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1-Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;

2-AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3-Başvuranın diğer şikayetlerinin ayrıca incelenmesine yer olmadığına;

4-Mevcut kararın başvuranın maruz kaldığı manevi zararlar için başlı başına yeterli bir adil tatmin teşkil ettiğine;

5.a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, masraf ve harcamaları için 1.000 Euro'dan Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 850 Euro tutarındaki adli yardımın düşülerek kalan miktarın her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine;

b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;

5-Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 20 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA